Üye Girişi | Yeni Üyelik
   09 Eylül 2010 Perşembe
Enerji Enstitüsü
Terör Enstitüsü
Ermeni Enstitüsü
Göç Araştırmaları
Türk Dünyası Enstitüsü
Ekonomi Enstitüsü
Silahsızlanma Çalışmaları
Hakkımızda
Başkan
Yönetim Kurulu
Danışma Kurulu
Bilim Kurulu
Kadromuz
Temsilcilerimiz
TÜRKSAM'da Staj
Bağlantılar
E-Kitap
TÜRKSAM
Adres : Oğuzlar Mahallesi, Türkocağı Cad. 1388. Sok (eski 32. Sok), No: 52
Balgat / ANKARA

T :  0090. 312. 285 31 00 - T: 0090. 312. 285 00 66
F : 0090. 312. 285 00 71
‘Güvenlik’ Kavramının Çok Boyutlu Yeni Anlamları
21 Nisan 2010 Güvenlik Stratejileri [10] [12] [14] [16]
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü
Hakkında - Arşivi

Yakın bir döneme kadar (Sovyetler Birliği çökünceye kadar), ülkelerin “Güvenlik”le ilgili hassasiyetleri genellikle toprak ve beşeri bütünlüğüne yönelik tehditlerle sınırlıydı. Bu ülke şayet Batı ittifakı içerisinde bir ülke ise, güvenliği ile ilgili en dayanağı, Doğu ittifakından gelebilecek konvansiyonel ya da nükleer saldırılara karşı kendi ittifakının savunma şemsiyesinden yararlanmaktı. Bu maksatla hem milli, hem de ittifak içerisindeki fiili ve plan tatbikatlarıyla, ülkenin bekası ve milli birliğinin devamı için çaba içerisindeydi.
 
Soğuk savaş sonrasında güvenlikle ilgili kavramlarda yeni ilaveler, mevcut kavramlarda ise “zayıflama”lar meydana geldi. Daha doğrusu ülkelerin güvenlikle ilgili öncelikleri değişmeye başladı. Bu değişimde pek çok ülkenin inisiyatifi dışında yaşanan “küreselleşme”nin etkisi büyüktü… Bu yazıda ülkelerin güvenlik kavramıyla ilgili yeni endişelerine değinilmeye çalışıldı.
 
Soğuk Savaş Sonrası Zirveye Tırmanan ‘İç Güvenlik’ Sorunları
 
Soğuk savaşın sona ermesiyle ittifak içerisinde güçlü bir hasıma karşı savunma sistemine çok daha az ihtiyaç duyulmaya başlandı. Hatta ülkeleri bölgesel ve küresel boyuttaki terör örgütleri daha fazla hırpalamaya, bu sebeple de sınırları savunma bağlamındaki “Savunma” kavramının yerine, “İç Güvenlik”le ilgili endişeler daha ağırlık kazanmaya başladı. Bu gelişmeden soğuk savaş döneminin iki büyük devleti olan ABD ve Rusya (Sovyetlerin mirasçısı sıfatıyla) bile etkilendi.
 
Rusya, çöken Sovyet coğrafyasında kurularak bağımsızlığını ilan eden yeni devletlere “Ne oluyor?” bile diyemez iken, Rusya topraklarındaki ayrılıkçılık hareketleriyle uğraşmaya başladı. Bunlardan en büyük uğraşı gerektiren Çeçenistan’dı kuşkusuz. Zira 1994-1996 ve 1999-2002 dönemlerinde iki kez Çeçenistan’da kanlı savaşlar verildi. Ama netice itibariyle bu durum, tüm dünya Çeçenistan’ın bağımsızlığına onay veriyormuş gibi görünse de, sonuçta bu durum Rusya’nın bir iç güvenlik sorunuydu.
 
Sovyetlerin yıkılmasından sonra, otorite boşluğundan istifadeyle pek çok konvansiyonel silahların dünyanın çeşitli ülkelerine atıldılar. Bu kontrolsüz silah satışları kuşkusuz toplumsal çatışmaların yaşandığı Üçüncü Dünya Ülkelerinde yeni güvenlik kaygılarının doğmasına sebebiyet verdi. Ama en çok korkulanı ise, gene otorite boşluğundan istifadeyle ele geçirilen zenginleştirilmiş uranyumun terör örgütlerinin ellerine geçebileceği endişesiydi.
 
Zenginleştirilmiş uranyumun silah haline dönüştürülerek, ne zaman ve nerede kullanılacağının bilinmemesi, bir zamanlar elinde sayısız nükleer başlıklı silah bulunan, ancak karşılıklı “caydırıcılık” sebebiyle, nispeten kontrol edilebilen Sovyet nükleer başlıklı balistik füzelerinden bile daha büyük tehdit teşkil edebiliyordu.
 
Bu arada Türkiye’de 1980’li yılların başında ortaya çıkan PKK terörü gibi, uzun yıllardır İngiltere’de mevcut IRA, İspanya’da ETA, Cezayir’de FİS gibi yasa dışı-terörist guruplar sebebiyle anılan ülkelerin iç güvenlik endişeleri oldukça belirgindi. O yıllarda tüm dünyayı ayağa kaldırmaya yeten en önemli terör saldırısı, 1993’te New York’ta Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı idi.
 
1990’lı yılların ikinci yarısında ABD’nin çeşitli güvenlik endişelerinin arttığı görüldü. Bunlar önce ABD’nin dış temsilciliklerine ve yabancı ülke limanlarındaki ABD askeri gemilerine yapılan terör saldırıları ile kendisini gösterdi. Adı yeni duyulan bir örgüt “el-Kaide” ve bunun lideri Usame bin Laden, ABD’ye “cihat” ilan etmiş gibiydi. Hem bu tehdit, hem de bazı ticaret gemilerine terörist saldırılarla “küresel ticaretin zarar gördüğü” endişesiyle ABD, el-Kaide’yi sıkıştırmak üzere Somali-sudan ve Afganistan’la sorun yaşamaya başladı. Ama bir türlü bu yeni ve aynı anda pek çok bölgede (küresel anlamda) var olan el-Kadie, ABD’nin canını yakamasa da, prestijini sarsmaya başladı.
 
El-Kaide’nin en büyük darbesi 11 Eylül 2001’de ABD’de yaşandı. İkiz kulelerle saldırısı ile belki 3.000 kişi öldürülmesiyle tüm insanlık için büyük acılara sebebiyet verildi. Buna karşılık “güvenlik” açısından çok daha vahim olanı, ABD’nin bağımsızlığını kazandığı yılların ertesinde topraklarında uğradığı tek saldırı (Meksika’nın Teksas’ta Alamo Kalesi’ni düşürdüğü zaman) dışında, ilk kez topraklarına saldırıda bulunulmasıydı. Üstelik bundan dünyanın en ünlü binalarından ABD Savunma Bakanlığı binası “Pentagon” da nasibini almıştı. ABD için “İç Güvenlik” birden bire en önemli güvenlik sorunu haline geldi. İç güvenliği, hariçten yönlendirilen tehdide karşı da, tehdidin var olduğu yerde imhası yoluna gidildi. Yani, el-Kaide’yi barındıran Afganistan’a müdahaleye…
 
El-Kaide’nin saldırıları 11 Eylül’le sona ermedi. Kasım 2003’te İstanbul (HSBC Bankası ve sinagoglar) da bu saldırıdan zarar gördü. Keza 2004’te Madrit’te tren bombalandı, bunu 2005’te Londra’daki metro istasyonlarının terör saldırıları izledi. Son ve ürkütücü terör saldırılarından biri de Pakistanlı teröristlerin 2008 yılı sonlarına doğru Hindistan’ın Mumbai şehrindeki bir otelde yaptıkları idi. Bu arada Rusya’da, Çeçen savaşçılarına “terörist” nitelemesine sebebiyet veren ilkokuldaki çocuklara yönelik Beslan saldırısı, Tokyo’daki metro istasyonunda hardal gazı saldırısı gibi terör olayları da yaşanmıştı. Özellikle gelişmiş ülkeler olmak üzere, tüm dünyada terör, en önemli “İç güvenlik” sorunu haline geliyordu.
 
Terör saldırıları, NATO’da da strateji değişikliğine neden oldu. Soğuk Savaş sonrasında NATO’nun öncelikleri arasında küresel terörle mücadele en ön sıraya oturdu.
 
Önemi Artan Diğer ‘Güvenlik’le İlgili Alanlar
 
İç güvenlik dışında ülkelerin ayrıca diğer yeni güvenlik endişeleri de ortaya çıktı. Bunlardan başlıcaları şöyle özetlenebilir:
 
     a. Çevre Güvenliği (Yani iklim değişikliği endişesi): Bu konuya en büyük önemi veren ülkeler Avrupa’nın kuzey ve orta bölgesindeki ülkeleridir. Bir süredir bu sorunu “Güvenlik” sorunu kabul etmeyen ABD bile, Barack Obama ile birlikte kabullendi. Bu sorunun büyümesi, özellikle Afrika olmak üzere, pek çok yerde daha da artan kuraklıklara neden olabilecektir. Sonucunda önlenemeyen göçler ve sosyal patlamalar, insanlığı rahatsız edecektir.
     b. Enerji Güvenliği: Bu güvenlik sorunu aslında 1973 Arap-İsrail savaşlarının ardından petrol fiyatlarındaki aşırı artışla ortaya çıkmışsa da, özellikle soğuk savaş sonrasında yeni şekillenen dünya düzeni içerisinde, Basra Körfezi ve Hazar havzasındaki petrol-doğalgaz kaynaklarının tüketici Batı ülkelerine ulaştırılmasıyla ilgili olarak ortaya atıldı. Arz güvenliği ağırlıklıdır. Bunun için de enerji tedarik ve temin yollarının çeşitlendirilmesi, depolama, elektrik alışverişinde ülkeler arası entegrasyonu sağlama, yenilenebilir enerjiye ağırlık verme, uluslararası ortaklıklarla boru hatları inşası gibi hususlardır. Tabii ki, gelecekte çatışma olasılıkları da dikkate alınarak, bu enerji hammaddelerinin gerektiğinde silah kullanarak ya da silahların “caydırıcı” etkisinden yararlanmak da enerji güvenliği içerisine dahildir.
     c. İş Güvenliği: Soğuk savaşın sona ermesinin ardından ve Çin, Hindistan, Brezilya gibi nüfusu kalabalık ülkelerdeki dev büyüme hamleleri ile gelişmiş ülkelerdeki üretim tesisleri bu ülkelere ve gelişmekte olan ülkelere kaydırıldı. Bu gelişme, gelişmiş ülkelerdeki işsizlik oranını yükselterek, hem devletin sırtına yeni maddi yükler bindirdi, hem de sosyal huzursuzluklar arttı. Sendikaların etkisi azaldı ve insan hakları bundan büyük zararlar görmeye başladı. Dolayısıyla “İş Güvenliği” dünyanın en ciddi sosyal sorunlarından biri haline geldi. İşsizlik oranı yükseldikçe büyük kentlerde hırsızlık, kap-kaç, soygun olayları ivme kazandı.
     d. Küresel Ticaretin Güvenliği: Bu kavram da aslında terör ve enerji güvenliği ile yakından ilgilidir. Enerji güvenliğinin sağlanamadığı hallerde tüm dünyada finans ve borsa çevrelerinde ani dalgalanmalar yaşanmakta, bu durum dünya küresel ticaretini olumsuz etkilemektedir. Benzer şekilde herhangi bir ticaret gemisine veya deniz ticaret hattına yapılabilecek bir terör saldırısı, gemilerin sigorta ücretini yükseltmekte, ya da tehdit altındaki deniz ticaret yolunda büyük maliyetlere sebebiyet veren donanma unsurları gönderilmektedir. Buna verilecek en önemli örneklerden biri, 2008 yılı sonlarından itibaren bir Türk firkateyninin de katkı sağladığı, Somali sahilleri-Aden Körfezi’ndeki deniz haydutluğu-korsanlığa karşı uluslararası kuvvetlerin mevcudiyetidir.
     e. İnsanlığın ‘Gelecek’ Güvencesi: Dünyanın bir doğa olayı sonunda (büyük bir meteor düşmesi gibi), önlenemeyen bir nükleer savaş sonunda, ya da insanlardan daha üstün uzaylı varlıklar tarafından yaşanmaz hale gelebileceği kaygısı her zaman mevcuttur. Bu ve diğer maksatlarla bazı ülkeler uzay çalışmaları yapmaktadırlar.
     f. Uluslararası Suç Örgütlerine Karşı Güvenlik: Doğrudan bağlantılı olamasalar da, hemen tüm dünyada herkesle bağlantılı kurabilen uluslararası suç örgütleri, genç neslin yozlaşıp çürümesine sebebiyet veren uyuşturucu kaçakçılığı ve satışı yanında, iç istikrarı bozacak silah kaçakçılığı ile gerektiğinde teröristlere bile nükleer silah ya da kitle imha silahı temin etmekten geri kalmayan kuruluşlardır. Bu tür örgütlere karşı da mutlaka ülkeler arasında işbirliği ve karşılıklı dayanışmanın yanında, ihtisas sahibi özel kurumlara da ihtiyaç vardır.
     g. Etnik Çatışma Riskine Karşı Güvenlik: Nasıl ki Fransız İhtilali tüm dünyada imparatorlukların kabusu haline gelmiş ve isyan ya da bağımsızlık savaşlarının çıkmasına neden olmuşsa, soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte yeni etnik çatışma riskleri ortaya çıkmıştır. Etnik çatışmalar, Ruanda’da tipik bir örneği yaşandığı gibi, dağılan Yugoslavya’nın ardından Bosna ve Kosova krizlerinde görüldüğü gibi, Dağlık Karabağ’da “soykırımı” andıran bir katliama sebebiyet verdiği gibi, Fergana Vadisi’nde ve Temmuz 2009’da Doğu Türkistan’ın Urumçi kentinde Han Çinlilerinin Uygur Türklerine yaptığı gibi, dünya yeni bir güvenlik sorunuyla daha fazla karşı karşıya kalmaya başlamıştır. Asında bu olaylar daha önce de vardı. Tipik örneklerinden biri Kıbrıs’ta Türklere karşı yapılan etnik temizlikti. Sovyetlerde Ahıska Türklerine, Bulgaristan’da Türk azınlığına, Yunanistan’da Batı Trakya Türklerine, vb. Ama soğuk savaş sonunda tek kutuplu dünyada “düzen” kurmak çok daha güçleşti. Bu otorite boşluğu dil, din, mezhep vb sebeplerle kendilerini “farklı” görenlerle “diğerleri” arasındaki çatışmayı gün yüzüne çıkardı. Bu gelişmeler iç istikrarı olduğu gibi, çevre ülkelerdeki güvenliği de olumsuz etkiledi. En büyük hasarı ise “ulus devlet” (milli devlet) almaya başladı. Zira küreselleşme önündeki en büyük direncin “ulus devlet”ten kaynaklandığını görenler, bu devleti alt etmek için adı “asimetrik savaş” da denilen yöntemlerle etnik, din ve mezhep ayrımcılığını körüklemeye başladılar.
     h. Siber Terör (Sanal Sistemlerle Finans-Savunma Sistemlerine Yönelik Terör)  ve Kişilik Hakları Güvenliği: 1990’lı yıllarda internet ortamının kullanılmasıyla birlikte sadece ülkeler “e-devlet” haline gelmedi, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkeler adeta bir “e-dünya” haline geldi. Bu internet ortamı üzerinden tüm dünyaya erişim, iletişim ve finans sektöründe çağ ötesi bir atılımı gerçekleştirdi. Buna karşılık, yeni sistem her türlü sahtekarlık, hırsızlık gibi olaylarda da çağ ötesini atattı. Öyle ki, bir üniversite öğrencisi, sınava gireceği hocanın bilgisayarındaki bilgilerine dünyanın herhangi bir yerindeki “hacker”e 20-30 doları sanal ortamda ödeyerek erişme imkanına kavuştu. Bankalardan sanal yolla “yolunanların” sayısı artık bilinemiyor.
 
Savunma ve istihbarat sistemleri bile sanal ortama emanet edildiğinden, ülkeler “Savunma Güvenliği”nde bile çaresiz kalmaya başladılar. Birçok NATO ülkesi, Çin’den yönlendirilen siber saldırılardan rahatsız olduklarını açıkladılar. Hatta bu maksatla Estonya’nın başkenti Tallin’deki bir “Siber Savunma Merkezi” kurulmasına bile karar verildi. 6 NATO üyesi (Almanya, İtalya, İspanya, Slovakya, Litvanya ve Letonya) ile Estonya arasında imzalanan anlaşmayla yeni bir “NATO Mükemmeliyet Merkezi” daha kurulmasına başlandı.
 
Yukarıdaki “Siber Terör”e karşı güvenlik yanında, insanların kişisel bilgilerinin ve haberleşme güvenliğinin de tehdit altında olduğu son yıllarda daha sık dikkati çekmektedir. İnsanların cep ya da sabit hatlı telefonlarla görüşmeleri, sanal oramdaki yazışmaları illegal yollarla izlenerek, gerektiğinde bu kişi/kurumlar aleyhine kullanılabilecek malzeme haline gelebildiği gibi, en önemli kişilik haklarından “Haberleşmenin Gizliliği” ilkesi de tehdit altındadır. Hele de çeşitli teknolojilerle insan sesinin, “Konuşmadığı bir konuda” dahi, konuşmuş gibi değiştirilebiliyor olması, ıslak imzaların teknoloji sayesinde taklit edilebiliyor olması gibi hususlar dikkate alındığında, insanlığın önüne yeni bireysel ve kitlesel güvenlik algılamaları da çıkmaktadır.
 
Sonuç
 
Dünyada yeni bir çağa (belki de buna Siberçağ bile denilebilir) girerken ve dünya eski iki kutuplu ancak karşılıklı caydırıcılıkla korunan düzenden, düzensiz bir ortama sürüklenirken, eski güvenlik algılamaları da değişime uğramıştır. Bu yeni güvenlik algılamaları ya da kavramları içerisinde, etnik çatışma, terörizm, iklim değişikliği, enerji arzının devamlılığı, dünya ticaretinin sürekliliği, iş güvenliği, sanal ortamdaki tehditler, haberleşme güvenliği sorunları vb pek çok alandaki yeni güvenlik endişeleri, bir zamanların “Ülkenin toprak bütünlüğünün güvenliği” kavramının üzerine çıkmıştır. Çünkü artık yeni güvenlik algılamalarında “görünmeyen” hasımlar ortaya çıkmıştır. 
 
Bu yeni güvenlik sorunlarıyla başa çıkabilmek için, eskiden olduğu gibi ve hatta artan ölçüde ülkelerin birbirleriyle güvenilir, süratli ve karşılıklı güvene dayanan işbirliğine ihtiyaçları vardır. Aksi halde teknolojinin nimetlerinden alabildiğince yararlanmayı bilen yeni “görünmez” tehditler, gün gelecek tüm ülkeleri tehdit edecektir.
 
Artık çağımızın “Güvenlik Politikası” uzmanları sadece silahlı kuvvetlerle ilgili değil, insanlığı, toplumları, ülkeleri ve dünyayı, velhasıl küresel nitelik kazanan tüm unsurları tehdit eden her türlü güvenlik sorunlarını yakından izlemek ve çözüm yolları göstermek mecburiyetindedirler.


http://www.turksam.org/tr/a1997.html
Arkadaşına Gönder 730 kez okundu Yazdır
Paylaş: Google Yahoo FaceBook Mixx
Digg StumbleUpon Del.icio.us reddit Twitter
 
Yorumlar
   Başlık : 
  Yorum : 
(Yorum larınızı yaparken '<' ve '>' işaretlerini kesinlikle kullanamazsınız.) 

* Yorum yapabilmeniz için 'Üye Girişi' yapmanız gerekmektedir.

  
Bu sitede yer alan bilgiler TÜRKSAM adresi kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Tüm hakları Telif Hakları Yasası'nca korunmaktadır. Kâr amacı güdülmez. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Sitede Ençok Okunanlar
Osmanlı Devletinde Ermeni Sorunu Ve Avrupa Devletlerinin Ermeni Politikaları
39319 kez okundu.
Türklerde Yeni Yıl: Nevruz Bayramı ve Törenleri
24873 kez okundu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi Yetmiş Yaşında
15023 kez okundu.
İran’ın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar
14698 kez okundu.
Yeni Global Oyun ve Hazar’ın Statüsü
13362 kez okundu.
Sitede Ençok Yorumlananlar
Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı!
9 defa yorumlandı.
PKK Terör Örgütü’nün Dağdan İnmesi ve Karşılanmasındaki Sorunlu Süreç
6 defa yorumlandı.
Ermenistan ile İmzalanan Protokoller ve Bundan Sonraki Riskli Sürecin Analizi
5 defa yorumlandı.
Gazze’ye Yardım Girişimi ve İsrail Saldırısının Soğukkanlı Analizi
5 defa yorumlandı.
Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı
4 defa yorumlandı.
Copyright © 2004 - 2010 TÜRKSAM - Tüm Hakları Saklıdır.
Şu an sitemizde gezinen 448 ziyaretçi, 0 üyemiz bulunmaktadır.
Tasarım ve Programlama TÜRKSAM - Bilişim Teknolojileri Merkezi (BTM)
En iyi 1024x768 görüntülenir.