SORU: Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan ve Türkiye dahil bir çok Avrupa ülkesini tehdit eden doğalgaz anlaşmazlığının ardından hafta başında “Nabucco Zirvesi” yapıldı. Nabucco projesinin canlandırılmaya çalışılmasında tek etken Rusya ile anlaşmazlıkların AB ülkelerini daha fazla tehdit etmesi mi?
CEVAP: Elbette tek etken bu değil, ancak şu an ön planda olan etkenin bu husus olduğunu söyleyebiliriz. Avrupa Birliği’nin orta ve uzun vadede, 2030 yılında doğalgaz ihtiyacı bugünkü tüketimden yüzde 70-80 daha fazla olacaktır. Bu sebeple de AB ihtiyacını karşılayabilmek için Nabucco gibi birkaç hatta daha ihtiyaç duymaktadır. Bu husus Rusya tarafından da sık sık ifade edilmektedir.
Diğer taraftan AB’nin tüketimi hızla artarken kendi petrol ve doğalgaz rezervleri de hızla tükeniyor. Üretim ve tüketim trendi bu şekilde devam ederse yaklaşık 10 – 15 yıldan yıldan daha az bir sürede kaynaklar tükenecek ve AB, Rusya, Ortadoğu, Cezayir ve Norveç’e giderek daha bağımlı hale gelecektir. AB, 2007’de tükettiği veya stokladığı doğalgazın yüzde 61.5’ini ithalat etmiştir. AB’nin 2030 yılında, birlik üyesi olmayan ülkelerden ithal edeceği gaz miktarı toplam talebinin yüze 80’ine çıkacak ve Rusya’nın şu an yüzde 25 olan payı da yüzde 30’a yükselecektir. Dolayısıyla da Rusya istese de tek başına AB’nin tüm ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Hem Rusya’nın kendi tüketimi artmakta ve hem de Rusya Çin ve Japonya’ya da gaz satmak istemektedir. Buna rağmen Rusya’nın doğalgaz alanlarına yaptığı yatırımların yeterli olmadığı düşünülmektedir. Bunlar diğer etkenlerdir. Ancak Rusya ile Ukrayna arasında son üç yıldır yaşanan çatışmalar ve 8 Ağustos 2008 tarihinde Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan savaş ve genelde Rusya’nın doğalgazı etkin bir dış politika aracı olarak kullanması AB’yi farklı ve alternatif kaynaklar bulmaya yöneltmektedir.
SORU: 2002 yılında Nabucco’nun inşa edilmesi için anlaşma imzalanmasının üzerinden uzun zaman geçti. Projenin başlamasını mali nedenlerin yanı sıra engelleyen başlıca sebepler nelerdi?
CEVAP: Nabucco için nihai anlaşmalar daha imzalanmadı. Projeye ilişkin ilk çalışmalar Şubat 2002’de BOTAŞ’ın girişimi ve Bulgargaz (Bulgaristan, Transgaz (Romanya) ve OMV Erdgas (Avusturya) şirketleri ile yaptığı görüşmeler sonucunda 11 Ekim 2002 tarihinde imzalanan İşbirliği Anlaşması ile başlamış olup, Alman RWE firması Şubat 2008’de 6. eşit ortak olarak projeye katılmıştır. Nabucco Projesi 2002 yılından beri gündemdedir ve konuşulmaktadır. Bu projeye Nabucco isminin verilmesi de ilginçtir ve 2003 yılında olmuştur. AB Enerji Bakanlarının 2003 tarihinde Viyana'daki toplantısında ilk temsili 1842 yılında Milano’daki Scala Tiyatrosu’nda gösterilen “Nabucco Operası”nı izlemeleri “Enerji Güvenliği” konusunda sıkıntılı olan ve yeni arayışlar içerisinde olan AB Enerji Bakanlarının yeni kaynak arayışlarında verilecek isme ilham kaynağı olur. AB’ye doğal gaz getirecek olan boru hattına Nabucco Doğal Gaz Boru Hattı ismi verilmiştir.
Proje ifade ettiğim gibi 2002 yaklaşık son 10 yıldır konuşulmasına rağmen bu konuda hala bir netice alınabilmiş değildir. Bunun birçok sebebi vardır. Bunlardan birisi AB’nin net ve ortak bir enerji politikasının olmayışıdır. AB bir yandan Nabucco Projesi’ni yapalım derken, diğer taraftan bu projenin gerçekleşmesini istemeyen Rusya ile çeşitli anlaşmalar yapmak için sıraya girmişlerdir. Hatta bu projenin en büyük rakibi olan Rusya kaynaklı Karadeniz’in dibinden geçen Güney Akım projesinin ortakları arasında yer almak için adeta sıraya girmişlerdir. Dolayısıyla AB’nin tutumu başlıca sorundur.
Ayrıca bu projenin en önemli sorunlarından birisi projeye doğalgaz temin edilmesi noktasında yaşanmaktadır. Rusya’nın bu projeye asıl kaynak olabilecek Türkmenistan ve Kazakistan ile uzun vadeli doğalgaz anlaşmalar yapması, AB’nin zengin doğalgaz kaynakları olmasına rağmen Özbekistan’ı doğalgaz temin edebilecek ülkeler içerisinde saymaması, Hazar’ın statüsü ve Rusya’nın Azerbaycan’a cazip tekliflerde bulunması gibi konular burada boru hattından ziyade bu boruya nereden gaz bulunacağı sorununu gündeme getirmektedir. Elbette ki, Irak’ın istikrarsız durumu ve İran’ın politik sebeplerle devre dışına itilmesi de ayrıca irdelenmesi gereken sorunlardandır.
SORU: Bu yıl ekonomik krizin daha da derinleşeceği söyleniyor ancak mali nedenlere de bağlı olarak başlayamayan Nabucco projesinin yılın ilk yarısında temelinin atılabileceğinden de bahsediliyor. Bu gerçekçi bir beklenti mi?
CEVAP: Nabucco Projesi’nin başlaması için AB ülkelerinin her şeyden önce siyasi irade ortaya koymaları gerekmektedir. Macaristan’da 27 Ocak’ta yapılan toplantıya çok sayıda devlet ve hükümet başkanı davet edilmişti ve bunların çoğunun katılması bekleniyordu. Bu sebeple de bu toplantıya “Zirve” denmişti. Ancak bu toplantıya beklenen ilgi olmadı ve sadece 3 başkan ve/veya başbakan katıldı. Toplantının ismi de zirve yerine konferans olarak değiştirildi. Bu da bize şunu göstermektedir ki, Nabucco’ya taraf ülkelerden beklenen ilgi gösterilmemiştir. 2009 yılının ilk yarısında bu projenin temelinin atılabileceği hususu gerçekçi bir beklenti değildir. Çözülmesi gereken çok sorun vardır. 2009 yılında bu projenin anlaşmalarının imzalanması bile başarı sayılmalıdır.
SORU: Türkiye'nin Nabucco Projesi'ne Rusya'yı da dahil etme girişimleri oldu ancak Rusya’ya bağımlılığı azaltmaya çalışan AB ülkeleri de gerçekten bunu istiyor muydu sizce? Siz Rusya’nın projeye dahil edilmesini önemli görürken başka uzmanlar da Rusya katılırsa Nabucco Nabucco olmaz diyor.
CEVAP: Nabucco’ya Rusya ve İran’ın katılımı olmadan başarı şansının zayıf olacağı muhakkak. Zaten Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Vladimiz İvanovsky, Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM) tarafından düzenlenen 'Türkiye ile Rusya Federasyonu Arasında Enerji Alanında Çok Boyutlu İlişkiler' konulu panelde bunu açık bir şekilde ifa etti. İvanovsky konuşmasında Rusya’nın Nabucco’ya dahil olması durumunda bu projenin felsefesinin anlamını yitireceğini açıklamıştır. Zira Nabucco Rusya’ya alternatif bir hat olarak kurgulanmıştır. Burada bizim daha önce TÜRKSAM olarak gündeme getirdiğimiz bir teklifi yeniden açıklamak istiyorum. Rusya’nın Mavi Akım 2 hattı olarak gündeme getirdiği bir projenin hayata geçirilmesi ve bu hattın Türkiye’de Nabucco hattı ile birleştirilerek daha geniş bir kapasiteli boru hattı olarak Avrupa’ya gönderilmesi gibi yeni bir sistem üzerinde çalışılmalıdır. Kanaatimizce bunun gerçekleşmesi durumunda hem Rusya’nın ve hem de Hazar bölgesinin doğalgazı daha büyük bir boru hattı ile Avrupa’ya aktarılmış olunacaktır. Bununla hem de rakip boru hatları birleştirilerek hem Güney Akım’ın yapımı önlenecek ve hem de rakip projeleri birleştirilerek rekabet yerine işbirliği getirilmiş olacaktır. Rusya’nın Nabucco’ya dahil olması onun o proje üzerinde söz sahibi olacağı anlamına gelmeyeceği için bu AB’nin de işine gelecektir.
SORU: Rusya Federasyonu Türkiye Büyükelçisi Vladimir Ivanovskiy, sizin düzenlediğiniz panelde Nabucco’ya katılmayacaklarını söyledi. Bunu bekliyor muydunuz?
CEVAP: Rusya’nın şimdiye kadarki tavrı bu projeyi “küçümsemek” şeklindeydi ve siz istediğiniz kadar boru döşeyin, içini dolduramadıktan sonra ne işe yarar şeklinde bir tavır sergilemekte ve bu yönde üst düzey açıklamalarda bulunulmaktaydı. Hatta küresel krizin en çok vurduğu ülkelerin başında Rusya gelmesine rağmen Rusya’nın Güney Akım projesinden vazgeçmeyeceği de açıklanmıştır. Tüm bu gelişmeler yaşanırken Rusya’dan bir başka açıklama gelmiş ve bu ülkenin Nabucco Projesi’ne karşı olmadığı açıklanmıştır. Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı ve Gazprom Direktörler Konseyi Başkanı Viktor Zubkov, Rusya’nın Nabucco projesine karşı olmadığını açıklamıştır. Zubkov açıklamasının devamında şu cümlelere de yer vermiştir: “Nabucco projesinin hayata geçmesi durumunda önceden düşünülmemiş ve aniden alınmış kararlara iyi bir örnek olacaktır.” Zubkov’un açıklamalarında bir yandan işbirliği mesajı sezilirken diğer yandan da bu projenin küçümsendiği ve başarı şansının olmadığına dair izleri de bulmak mümkündür. Büyükelçi İvanovski de Nabucco’ya karşı olmadıklarını, ancak proje içerisinde yer almayacaklarını açıklamıştır. Doğrusu Rusya’nın son zamanlardaki tutumu sebebiyle küçük bir ihtimal bile olsa Nabucco’ya ortak olabileceğini düşünüyorduk. Gerçi bu konuda son sözü söyleyecek kişinin Putin olması sebebiyle gelişen şartlar karşısında Rusya’nın tutum değiştirebileceğini hala mümkün görüyorum. Rusya’nın önümüzdeki günlerde Mavi Akım 2 hattı önerisini yeniden gündeme getireceğini düşünüyorum.
SORU: Büyükelçisi Ivanovskiy Nabucco’ya karşı olmadığını söylerken ülkesindeki siyasi gerçekleri ne kadar yansıttı sizce? Zira bu arada Gürcistan Nabucco doğal gaz boru hattı projesinin ülkesinin Avrupa ile olan bağlarını daha da güçlü kılacağını düşünüyor ve projenin hayata geçmesini istiyor. Bu Rusya’yı rahatsız etmez mi? Nabucco projesi hayata geçerse Türkiye-Rusya ilişkileri nasıl etkilenir?
CEVAP: Bu sorunun yanıtını kısmen yukarıda verdiğimi düşünüyorum. Gürcistan konusunda gelince; Nabucco’nun Gürcistan ile beraber Ermenistan’dan geçme ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir. Eğer Nisan ayında Amerika’da Obama yönetimi 1915 yılında yaşanan olayları “soykırım” olarak değerlendirip, Türkiye’nin Ermenistan açılımını kazaya uğratmazsa ve Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile sorunları çözüm yoluna girerse bu hattın Ermenistan’dan geçmesi ihtimali hayli yüksektir. Rusya’nın bu aşamada genel olarak projeye karşı duruş sergilemesi sebebiyle onun Gürcistan’dan mı, yoksa Ermenistan’dan mı geçmesinin çok fazla önemi olmayacaktır. Rusya’nın projeye dahil olması sonrasında bu hatlar konuşulabilir.
SORU: OMV ile Gazprom arasında giderek derinleşen ortaklığın da ayrıca ele alınması gereken bir konu olduğunu belirtmekte fayda olduğunu vurguluyorsunuz. Bunun önemini anlatır mısınız?
CEVAP: Bu projeye koordinatör ülke olarak atanan Avusturya ve onun OMV şirketi bu konuda pasif bir tutum içerisindedir. OMV’nin Gazprom ile ciddi ortaklık girişimleri sözkonusudur. Dolayısıyla da Nabucco Projesi’ninin gerçekleşmesine herhangi bir katkısı olmayacak OMV ve Avusturya yerine Türkiye’nin koordinatör ülke atanmaması bu projenin en büyük talihsizliklerinden birisidir. OMV’nin Gazprom ile ortaklığı bu projenin başarısında OMV’nin ne kadar istekli çalışacağının bir göstergesi durumundadır. Daha birkaç hafta önce Gazprom Central European Gas Hub’ın %50 hissesini alma ve yeni dağıtım ve depolama tesisleri kurma konusunda anlaştılar. Dolayısıyla iki şirket arasında hızla gelişen ilişkilere bakıldığında OMV’nin gazprom’un istemediği Nabucco’ya ne kadar sıcak bakacağı hususu tartışmalı olacaktır.
SORU: İran ve Irak gazı olmadan Avrupa'ya yetecek kadar gaz verilemez mi gerçekten?
CEVAP: Nabucco Projesi’nin gerçekleşmesi için öncelikle Türkiye’nin, AB ülkelerinin ve ABD’nin başta Türkmenistan olmak üzere Kazakistan, Özbekistan ve Azerbaycan’ın doğalgaz sahalarına yatırım yapması gerekmektedir. Zira bu ülkelerde zengin kaynaklar mevcuttur. Ancak bu ülkeler ellerindeki hazır gazı uzun vadeli anlaşmalarla Rusya, Çin ve İran’a satmış durumdalar. İran ise Rusya’dan sonra en büyük rezervlere sahiptir. İran şimdilik batıya giden hatların dışında tutulmaktadır. Oysa Barack Obama’nın yeni İran açılımı hele ki birkaç ay sonra İran’da yapılacak seçimleri bir reformistin kazanması durumunda İran – ABD ilişkilerini tahmin dahi edemeyeceğimiz bir noktada görebiliriz. İran gazı her durumda mutlaka Nabucco içinde yer almalıdır. Keza benzer durum Irak için de geçerlidir. Irak’a istikrarın gelmesi durumunda zengin Irak gaz rezervlerinin de Nabucco’yu beslemesi gerekmektedir. Nabucco başlangıçta 8 milyar metreküp doğalgazla çalışabilir ancak ilerleyen zamanlarda yaklaşık 30 milyar m3 doğalgaz bulmak gerekecektir. Mevcut şartlarda bu pek kolay değildir ve İran ile Irak gazı bu durumda elzem konumdadır.
SORU: Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye Nabucco’da sadece geçiş ülkesi olarak yer vermek istemelerini neye bağlıyorsunuz? Türkiye ne olmak istiyor? Neden?
CEVAP: Bugün Türkiye ile AB arasındaki en büyük anlaşmazlık konularından birisi Nabucco’da Türkiye’nin sadece geçiş ülkesi mi olacağı, yoksa Türkiye’nin bu projede söz sahibi de olup olmayacağı hususudur. BOTAŞ, Nabucco Uluslararası Şirketi (NIC) te eşit paya sahip hissedar olarak yer almaktadır. Nabucco Doğal Gaz Boru Hattı Projesi, boru hattı güzergahının geçtiği Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya ulusal taşımacılık şirketlerinin eşit hak/eşit sorumluluk ilkesi ile Orta Doğu ve Hazar Bölgesi doğal gaz kaynaklarının öncelikle Türkiye’ye ve ardından Avrupa’ya taşınması ve ticaretinin yapılması amacıyla BOTAŞ’ın da öncülüğüyle geliştirilmiş bir projedir. Yaklaşık 3,300 km uzunluğunda bir doğal gaz boru hattı sisteminin inşaası ve işletimini öngören Projeye, bilahare Alman RWE şirketi de eşit hissedar olarak katılım sağlamıştır. NIC tarafından gerçekleştirilecek proje yatırımlarına BOTAŞ’ın katılımı sadece %16.67’lik hissesi oranında gerçekleşecek olup, bu kapsamda son yaklaşık maliyet çalışması baz alındığında ülkemiz sınırları içerisinde yapılacak 4,766 milyar Avro tutarındaki yatırımın % 83,33’ü yabancı yatırım olacaktır.
Türkiye bu projede Avustur’ya sınırında teslim alınan gaz fiyatından gaz satın almak istemiyor. Ayrıca Türkiye’nin ihtiyacı olan gazın bir kısmını da bu hattan almak istemektedir.
SORU: Erdoğan'la görüşen Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, enerji güvenliğiyle üyelik müzakereleri arasında bağ kurulmaması gerektiğini söyledi. Ancak AB ya da sadece Fransa bile üyelik müzakereleri ile Kıbrıs sorunu arasında bağ kurup Türkiye’nin üyelik müzakereleri sürecinde pek çok başlığın açılmasını engelleyebiliyor.
Türkiye de böyle bir bağ kurmasında AB’nin tavrının etkisi olabilir mi, var mı?
CEVAP: Nabucco Projesi aslında ekonomik olarak Türkiye’nin leyhine bir proje değildir. Türkiye normal şartlarda Nabucco dışında başka bir hat inşa ederek kendi ihtiyaçlarını Türk cumhuriyetlerinden daha uygun şartlarla temin edebilir. Burada bu hattın stratejik önemi vardır. Başta Rusya olmak üzere artık bir çok ülke doğalgazı ve genelde bir bütün olarak enerjiyi dış politika aracı olarak kullanmaktadır. İşte bu noktada Nabucco Projesi’nin stratejik önemi ortaya çıkmaktadır. Başbakan Erdoğan’ın AB’deki görüşmelerinde Nabucco Projesi’ne bu anlamda vurgu yapması da Türkiye’nin doğalgazı bir dış politika aracı olarak kullanabileceğinin işareti olmuştur.
SORU: Türkiye bu projenin asıl ortaklarından birisi olmayı başarmak için ne yapabilir? Belli bir stratejisi var mı?
CEVAP: Türkiye’nin bu projedeki asıl gücü Türk Cumhuriyetleri, İran, Irak ve Mısır ile olan diyalogları ve coğrafi konumudur. Ayrıca bu ülkelerin Nabucco Projesi’ne katılımı konusunda da Türkiye’nin telkini etkili olabilir. Türkiye biraz bunu kullanmalı ve ön plana çıkarmalıdır. Ancak her şey Nabucco Projesi’nden ibaret değil ve Türkiye diğer alternatif hatları da gündeminde her an hazır tutmalıdır.
SORU: Nabucco projesi Tr’nin AB’ye üyelik sürecinde yol açıcı bir rol oynayabilir mi?
CEVAP: Nabucco Projesi ve enerji konusu Türkiye’nin AB karşısındaki en önemli kozlarından birisidir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde ve bu birliğe üyelik sürecinde başta Nabucco Projesi olmak üzere enerji konusu elimizin en kuvvetli olduğu alandır.
SORU: Uzmanlar Avrupa’nın enerji ihtiyacının 2030 yılına kadar en az yüzde 70 oranında artacağına dikkat çekiyor. Nabucco’nun kapasitesi geniş olacak ancak bu gidişle Nabucco bile Avrupa’nın enerji ihtiyacını karşılamaya yetmeyebilir. Bu bağlamda Pazartesi günü Bonn da yapılan kuruluş toplantısında Türkiye dahil 75 ülkenin Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansının (IRENA) tüzüğünü imzalaması ne kadar anlamlı acaba? IRENA yenilenebilir enerji çağına geciste bir donum noktası olabilir mi?
CEVAP: Türkiye’nin enerji alanındaki tek kozu Nabucco Projesi değildir. Yukarıda da ifade ettiğim gibi AB’nin doğalgaz açığını kapatmak için Nabucco gibi belki 10 projenin daha devreye sokulması gerekmektedir. Bunun için de sadece hazar bölgesinin değil, Rusya’nın, İran’ın, Irak’ın ve Mısır ile bölgedeki diğer ülkelerin de bu anlamda değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunu yapabilecek ülke Türkiye’dir. Türkiye’nin bir diğer önemli yanı rüzgar, güneş ve termal gibi alanlarda da zengin potansiyele sahip olmasıdır. Bu sebeple Türkiye bütün bunlarla beraber yenilenebilir enerji kaynaklarına da yönelmeli ve bu alana yatırım yapmalıdır. Obama’nın kabinesinde enerji bakanının kimliğine baktığınız zaman yeni yönetimin bu hususa verdiği önem görülecektir. Bütün dünyada enerji sorunu gündeme geldikçe yenilenebilir enerji kaynakları daha fazla gündeme gelecektir. Türkiye de buna göre kendini konumlandırmalıdır.
Bu röportaj Yonca Poyraz Doğan tarafından TÜRKSAM Başkanı Sinan OĞAN ile Today’s Zaman Gazetesi için yapılmış ve 2 Şubat 2009 tarihinde yayınlanmış söyleşinin Türkçe metnidir.