Türkiye’de ve Dünya’da ekonomik kalkınmanın en temel ağırlıklı enerji girdisi olan petrole, gün geçtikçe daha fazla gereksinim duyulmaktadır. Dünya nüfusunun artması ve teknolojinin gelişimi ile birlikte enerji tüketiminin de artışı, petrol sektöründe yaşanan gelişme ve değişimlerin yakından izlenmesini zorunlu hale getirmektedir.
Petrol günümüz dünya ekonomi ve siyasetinde tartışılmaz bir öneme sahiptir. Kullanım alanının yaygınlığı arz-talep dengesi içinde bu ürüne bağımlılığı arttırmış ve sonuçta petrol, dünyadaki diğer enerji kaynaklarından ayrılarak stratejik bir konuma gelmiştir. Üretici ve tüketici ülkeler petrolün bu stratejik önemini kısa sürede kavramış ve dünyada ekonomik kalkınma ve büyüme petrole dayalı hale gelmiştir.
Çalışmada petrol sektörü ve bu sektörün Türkiye’deki mevcut durumu incelenmiştir.
Anahtar Kelimeler:
Petrol, Petrol Ekonomisi, Petrol Fiyatları
ABSTRACT
The need for petroleum, which is the most fundamental energy input for economic development, increases day by day in both the world and Turkey.
The increase in energy consumption due to the increase in world population and technological developments requires close attention to the developments and changes in petroleum sector.
Petroleum has an undisputed importance in the world economy and politics. The widespread use has increased the dependency to this product, given the demand and supply balance. As a result, Petroleum has differentiated from other energy resources and gained a strategic position. Both producing and consuming countries have perceived the strategic importance of petroleum as the economic development and growth have depended on it.
This study analyzes petroleum sector and changes caused by this sector on Turkish economy.
Key words: Petrol, Petroleum Economics, Petroleum Prices
GİRİŞ
Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında temel ihtiyaçlar arasında yer alan enerji kaynakları içerisinde petrol, günümüzde gündemdeki yer ve önemini korumakta ve gelecekte de bunu sürdüreceği beklenmektedir. Ekonomide üretimden tüketime kadar, pek çok sektörde kullanılan petrol ve ürünleri, ülke enerji ihtiyacının çok önemli bir kısmını karşılamaktadır.
Bu çalışmada petrol piyasanın genel özellikleri ele alındıktan sonra, Dünya’da ve Türkiye’de petrol rezervleri, üretim, tüketim, ithalat ve ihracat düzeyleri, arama faaliyetleri ve daha sonra da, petrol fiyatlarının oluşumu ve artışlarının yapısal analizi yapılacaktır.
1. Petrol Piyasasının Genel Özellikleri
Petrol metan, etan, propan, bütan gibi çeşitli hidrokarbonların bileşiminden oluşan, koyu renkli, yapışkan, yanıcı ve sıvı özelliklere sahip bir fosil enerji kaynağıdır. Petrol milyonlarca yıl önce deniz diplerine çöken hayvan ve bitkilerin üzerine, doğal olaylarla yer tabakalarının yığılması ve meydana gelen bu havasız ortamda, uygun ısı ve basınç altında bakterilerinde yardımı ile oluşmuştur (Bayraç, 1999, 85).
Petrol piyasası; petrol aramacılığından başlayıp, taşımacılığı, işlenmesi, pazarlaması ve petrokimya sanayisini de içeren çok geniş bir yapıya sahiptir. Petrolün arama ve çıkarma işlemleri “yukarı pazarlar (upstream markets)”, rafinaj, dağıtım ve pazarlamadan oluşan kısım da “aşağı pazarlar (downstream markets)” olarak adlandırılmaktadır (Soysal, 2003, 13).
Dünyada üretilen petrolün sınıflandırmasında dikkate alınan en önemli faktörler; petrolün özgül ağırlığı, viskozitesi ve içerdiği kükürt miktarı gibi özelliklerdir. API (Amerikan Petrol Enstitüsü) tarafından çıkarılan ve özgül ağırlığa bağlı API gravite tanımı, tüm dünyada petrolün sınıflandırılmasında kullanılan temel ölçü birimlerinden birisidir (Bayraç, 2005, 7).
Gravite büyüdükçe yoğunluk küçülmekte ve petrolün kalitesi yükselmektedir. Kolay üretilmesi, taşınması ve işlenmesi nedeniyle, günümüzde dünya petrol talebinin % 90’ı hafif ve orta petrol ile karşılanmaktadır. Hafif petroller (yüksek graviteli) açık kahve, sarı veya yeşil renkli, ağır (düşük graviteli) petroller ise, koyu kahve veya siyah renklidir. Yüksek graviteli petrolün rafinajından çoğunlukla jet yakıtı, benzin, gazyağı ve motorin gibi hafif ve beyaz ürünler, düşük graviteli petrolün rafinajından ise, daha çok fuel oil, kalorifer yakıtı ve asfalt gibi ağır ve siyah ürünler elde edilmektedir (DPT, 2006, 12).
Ham petrolün üretim ve rafinerisinde önemli olan diğer bir faktör de, akmaya karşı direnç olarak tanımlanan viskozitedir. Düşük viskoziteli petrollerin üretimi, taşınması ve işlenmesi kolay ve ekonomik olduğundan dünya ticaretinde bu tür petroller tercih edilmektedir.
Ham petrolün rafine edilmesiyle; rafineri yakıt gazı, sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG), nafta, normal benzin, süper benzin, kurşunsuz benzin, parafin, solvent, jet yakıtı, gaz yağı, motorin, kalorifer yakıtı, fuel oil, asfalt, madeni yağ vb. ürünler elde edilmektedir (PİGM, 2000, 53). Ayrıca yukarıda sayılan ürünlerin bir kısmı, petrokimya sanayiinde hammadde olarak da kullanılmaktadır.
2005 yılında küresel enerji üretiminde petrolün payı % 34.3, kömürün payı % 25.1, doğal gazın payı % 20.9, nükleer enerjinin payı % 6.5, hidrolik enerjinin payı % 2.2 ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payı % 10.6 olarak gerçekleşmiştir. Buna göre dünya enerji üretiminin halen % 87 gibi büyük bir bölümü fosil kökenli enerji kaynaklarından sağlanmaktadır.
IEA’nın Dünya Enerji Bakışı 2005’de hazırladığı 2005-2050 dönemini kapsayan enerji projeksiyonuna göre; dünyada enerji tüketiminin sürekli bir biçimde artacağı, fosil yakıtların enerji kaynakları arasında baskın bir konumda olmaya devam edeceği öngörülmektedir.
Günümüzdeki rezerv miktarları dikkate alındığında, petrolün 41, doğal gazın 65, kömürün ise, 155 yıl daha kullanımının mümkün olduğu tahmin edilmektedir (WEC, 2006, 7). Yeni aramalarla bulunan ve bugüne kadar ekonomik olmadığı gerekçesiyle değerlendirilmeyen sahaların kullanıma açılması gibi değişiklikler de dikkate alındığında, mevcut rezervlerin hızla sonuna yaklaşıldığı artık herkes tarafından kabul edilmektedir.
2. Dünya’da Petrol Sektörü (Rezerv, Üretim ve Tüketim)
Dünyada petrol rezervlerinin 2005 yılı sonunda 163.6 milyar ton (1200.7 milyar varil) olduğu tahmin edilmektedir. Bu rezervlerin bölgesel dağılımında Orta Doğu Bölgesi 101.2 milyar ton (ve % 62’lik pay ile) ile ilk sırada iken, ikinci 19.2 milyar ton (% 11.7) ile Avrupa ve Avrasya Bölgesi, üçüncü 15.2 milyar ton(% 9) ile Afrika Bölgesi, dördüncü 14.8 milyar ton (% 9) ile Orta ve Güney Amerika, beşinci 7.8 milyar ton (% 5) ile Kuzey Amerika Bölgesi ve son olarak da, 5.4 milyar ton (% 3) ile Asya-Pasifik Bölgesi yer almaktadır (BP, 2006, 8).
Petrol rezervlerinin ülke bazında dağılımına bakıldığında, Suudi Arabistan % 22 ile birinci sırada yer almaktadır. Bu ülkeyi sırasıyla, İran % 11.5, Irak % 9.6, Kuveyt % 8.5, Birleşik Arap Emirlikleri % 8.1 ve Venezuella % 6.6 takip etmektedir (WEC, 2006, 7).
Dünyadaki ham petrol üretiminin bölgeler bazındaki 1998-2005 yılları arasındaki gelişimi Tablo 1’de yer almaktadır. Dünya toplam petrol üretimi rezervlerdeki gelişmelere bağlı olarak artış göstermiş ve 2005 yılında toplam üretim 3895.0 milyon ton olarak gerçekleşmiştir.
Tablo: 1. Dünya Toplam Ham Petrol Üretimi (Milyon Ton)
|
Bölgenin Adı
|
1998
|
1999
|
2000
|
2001
|
2002
|
2003
|
2004
|
2005
|
|
Kuzey Amerika
|
666.7
|
638.8
|
650.8
|
653.3
|
659.2
|
671.8
|
667.4
|
642.5
|
|
Güney-Orta Amerika
|
351.5
|
344.6
|
349.8
|
344.1
|
350.2
|
339.5
|
341.3
|
350.6
|
|
Avrupa-Avrasya
|
686.0
|
699.2
|
724.4
|
746.6
|
785.5
|
818.0
|
850.2
|
845.0
|
|
Orta Doğu
|
1102.3
|
1059.2
|
1125.8
|
1090.0
|
1010.1
|
1093.7
|
1187.3
|
1208.1
|
|
Afrika
|
363.6
|
359.8
|
371.2
|
373.2
|
377.3
|
398.3
|
441.0
|
467.1
|
|
Asya-Pasifik
|
370.0
|
366.4
|
382.6
|
378.6
|
379.5
|
375.8
|
378.1
|
381.7
|
|
Toplam Dünya
|
3540.0
|
3468.0
|
3604.4
|
3585.7
|
3561,7
|
3697.0
|
3865.3
|
3895.0
|
Kaynak:BP Statistical Review of World Energy June 2006, s.11.
2005 yılında en fazla üretim, Orta Doğu (% 31) bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Bu bölgeyi, Avrupa-Avrasya (% 21.7), Kuzey Amerika (% 16.5), Güney-Orta Amerika (% 9), Asya-Pasifik (% 9.8) ve Afrika (% 12) bölgeleri izlemektedir. 2005 yılında dünya petrol üretiminin % 42’si OPEC ülkeleri tarafından gerçekleştirilmiştir. OPEC üyesi ülkeler içinde Suudi Arabistan % 13.5 pay ile ve OPEC dışı ülkeler arasında da, Rusya Federasyonu % 12.1 pay ile geçmiş yıllarda olduğu gibi 2005 yılında da, üretimdeki liderliklerini sürdürmüşlerdir.
Petrolün tüketimi; ülkelerin nüfus ve toprak genişliğinden çok, ekonomileri ile yakından ilgilidir. Bu nedenle, dünya petrol tüketiminde OECD grubu ülkelerin ve bunun içinde de, G-7 olarak bilinen sanayileşmiş yedi ülke (ABD, Kanada, Fransa, İtalya, İngiltere, Almanya, Japonya) ve Rusya Federasyonunun önemli payı mevcuttur. Aşağıdaki Tablo 2’de bölgeler bazında, dünya ham petrol tüketimlerinin 1998-2005 yılları arasındaki gelişimi yer almaktadır.
Petrol tüketimi açısından, 2005 yılı rakamlarına göre, ABD 944.6 milyon ton ve % 24.6 pay ile birinci sırada yer almaktadır. Bu ülkeyi sırasıyla 327.3 milyon ton ve % 8.5 payla Çin, 244.2 milyon ton ve % 6.4 payla Japonya, 121.5 milyon ton ve % 3.2 payla Almanya, 130.0 milyon ton % 3.4 payla Rusya Federasyonu ve 105.5 milyon ton % 2.7 payla Güney Kore izlemektedir.
Tablo: 2. Dünya Toplam Ham Petrol Tüketimi (Milyon Ton)
|
Bölgenin Adı
|
1998
|
1999
|
2000
|
2001
|
2002
|
2003
|
2004
|
2005
|
|
Kuzey Amerika
|
1033.4
|
1058.5
|
1071.4
|
1071.5
|
1071.0
|
1093.2
|
1134.6
|
1132.6
|
|
Güney-Orta Amerika
|
219.6
|
219.0
|
218.2
|
221.5
|
219.2
|
216.6
|
217.9
|
223.3
|
|
Avrupa-Avrasya
|
942.7
|
937.4
|
929.4
|
934.9
|
933.1
|
942.3
|
957.6
|
963.3
|
|
Orta Doğu
|
202.1
|
206.8
|
208.1
|
209.7
|
213.1
|
214.9
|
260.7
|
271.3
|
|
Afrika
|
112.4
|
115.1
|
115.7
|
116.3
|
117.9
|
120.5
|
124.2
|
129.3
|
|
Asya-Pasifik
|
906.6
|
948.3
|
983.3
|
984.3
|
1008.3
|
1049.1
|
1103.6
|
1106.9
|
|
Toplam Dünya
|
3416.9
|
3485.1
|
3526.1
|
3538.2
|
3562.6
|
3636.6
|
3798.6
|
3836.8
|
Kaynak:BP Statistical Review of World Energy June 2006, s. 14.
Günümüzde ulaştırma sektörünün dünya genel enerji tüketimindeki payının % 20 olduğu bunun da, 3/4’ünün karayolu taşımacılığına gittiği görülmektedir (Pala, 2003, 9). Karayollarında seyahat eden taşıtların temel yakıt olarak hala petrol kullandıkları dikkate alınırsa, petrolü ikame edecek ekonomik bir alternatif yakıt bulunamadığı sürece, en azından bu yüzyılın ilk yarısında petrol önemini sürdürmeye devam edeceği beklenmektedir.
Petrol ithal eden ülkelerin 2020’ye kadar temel arz kaynağı olarak Orta Doğu’ya bağımlılıkları sürdürmeleri beklenmektedir. Fiyatların 2010 yılına kadar önemli bir değişiklik göstermeyeceği, 2010 yılından sonra konvansiyonel olmayan kaynaklardan sıvılaştırılmış yakıtın (petrollü şist, petrollü kum ile kömür, biokütle veya biogazdan dönüştürülen kaynaklar vb.) önem kazanmasıyla 2010-2015 döneminde fiyatların yükseleceği tahmin edilmektedir (Pala, 2003, 11).
Dünya petrol arzını ve dolayısıyla fiyat oluşumunu etkileyen faktörler; ülkelerin stratejik petrol rezervleri, üretici ülkelerin ellerindeki stok durumu, üretim ve taşıma maliyetleri ile mevsim koşulları yer almaktadır. Ayrıca OPEC, IEA, ABD, Büyük Petrol Şirketlerinin strateji ve yatırım politikaları da arz üzerine etki yapmaktadır.
Fiyatın oluşmasında talep yönünden etki eden faktörler arasında; ekonomik gelişme, bölgesel ekonomik-siyasal-askeri faaliyetlerdeki karışıklıklar, enerji sağlama güvenliğindeki beklentiler ve ulaştırma sektöründe daha kaliteli petrol ürünlerine olan gereksinimin artması yer almaktadır. Son yıllarda ABD, Çin ve Hindistan’ın sürekli büyüyen ekonomisinin yanı sıra, Irak ve Suudi Arabistan’daki savaş ve terör olayları, önemli bir talep artışını da beraberinde getirmiştir.
Petrol piyasası etkileyen diğer önemli faktörler arasında (Erdoğan, 2006, 21);
i. İthalatçı ülkelerin halihazırdaki uzun vadeli alım bağlantıları,
ii. İthalatçıların üretici ülkelerin petrol sahalarında bulunan yatırımları ve hisseleri,
iii. Üretici ülkelerin ithalatçı ülke rafinerilerindeki hisseleri,
iv. Petrol şirketlerinin bölgede ürettikleri petrolleri sahibi oldukları ya da hisseleri bulunan rafinerilerde işlemeleri,
v. Bölge ülkelerindeki rafinerilerin tankerlerin yanaşabileceği limanlarla bağlantılarının olup olmaması vb. yer almaktadır.
Petrol fiyatları, ülke ekonomik performansını etkileyen faktörlerin başında yer almaktadır. Fiyatlarındaki artışın yüksek ve uzun süreli olması, uluslararası ekonomide aşağıdaki değişmelere neden olmaktadır.
i. Petrol ithal eden ülkelerin ödemeler dengesi bozulmaktadır,
ii. Petrol ithalatçısı konumundaki ülkelerde enflasyon ve girdi maliyetlerini arttırmakta bu durum da, işsizlik ve dolayısıyla ekonomik krize neden olmaktadır,
iii. Petrol ithalatçısı ülkelerin uluslararası rezerv gereksinimi de artmaktadır,
iv. Petrol fiyatında meydana gelen artış sonucu ortaya çıkan ticaret kayması, petrol ithal eden ülkelerden, petrol ihraç eden ülkelere doğru bir gelir transferi yaratmaktadır.
Fiyat artışının ekonomi üzerindeki doğrudan etkisinin büyüklüğü genel olarak; petrol maliyetinin milli gelir içindeki payı, nihai kullanıcıların tüketimde tasarruf etme ve verimli kullanma becerisi ile alternatif enerji kaynaklarının kullanımına bağlıdır.
Birincil enerji tüketimindeki trendleri belirleyen petrol fiyatı, 2005 yılında varili ortalama 70 dolara ulaşarak rekor düzeye ulaşmıştır, petrol fiyatlarındaki hızlı yükselmenin başlıca nedenleri arasında (Bayraç, 2005, 17);
i. 2004 yılı başından itibaren Royal Dutch/Shell grubunun ispatlanmış petrol rezervlerinde dört kez revizyona giderek azaldığını açıklaması (revizyon sonucu Shell kendi petrol ve gaz rezevlerini % 23 aşağıya çekmiştir),
ii. ABD Başkanı Bush’un enerji danışmanı ve dünyanın en büyük enerji yatırım bankerlerinden olan Matt Simmons’un Suudi Arabistan’ın petrol rezervlerinin tahmin edilenden çok daha önce tükeneceğini belirtmesi,
iii. Irak’ın petrol ihracatının, savaş ve boru hatlarına yönelik sabotajlar nedeniyle sürekli kesintiye uğraması gibi şiddet olayları petrol piyasalarında endişe yaratmaktadır,
iv. Ham petrol arzının zayıflayacağına yönelik endişeler, ABD petrol stoklarındaki azalma ve Ortadoğu’da yeni bir terörist saldırı yaşanacağına ilişkin beklenti,
v. Venezuella’da yaşanan siyasi istikrarsızlık nedeniyle üretimin aksaması ve en son ABD’de ortaya çıkan Katrina Tayfunu’nun etkisi,
vi. Başta ABD, Çin ve Hindistan olmak üzere gelişmiş ülkelerin ve gelişmekte olan ülkelerin petrole olan bağımlılıklarının giderek artması, yer almaktadır.
Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artış, dünya ekonomisinin büyüme hızını % 1 oranında düşürmektedir. Fiyat artışlarının etkisi ortalama 3 yıl sürmektedir. Varil başına petrol fiyatlarındaki 1 dolar’lık artış, petrol ihraç eden ülkelerin milli gelirlerinin 5 milyar dolar artmasına neden olmaktadır (http://
www.tutevostim.org/index.php?id=0,45,0,0,1,0, Erişim Tarihi: 03.01.2007).
3. Türkiye’de Petrol Sektörü
Türkiye’de petrol arama amacıyla açılan ilk derin kuyu 20 Mayıs 1933’de, 2189 sayılı yasa ile kurulan “Petrol Arama ve İşletme İdaresi” tarafından delinen ve 1351 metre derinlikte kuru olarak bitirilen Baspirin-1 arama kuyusudur. İlk ticari petrol keşfi 20 Nisan 1940’da Raman sahasındaki Raman-1 kuyusunda 1048 metre’de yapılmıştır.
Türkiye’de petrol arama çalışmaları 1942-1958 yılları arasında MTA ve TPAO’nun kurulmasıyla birlikte giderek hızlanmış ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Raman ve Garzan sahaları keşfedilmiştir. Bu keşiflerden sonra 7 Mart 1954 tarihinde, 6326 sayılı Petrol Yasası çıkarılarak yerli ve yabancı firmaları da petrol arama ve üretim çalışmaları yapmalarına olanak sağlanmıştır (DPT, 2001, 54).
Petrol Yasasının yürürlüğe girmesiyle, Türkiye’de petrol aramaları 18 bölgeye ayrılmıştır. Arama faaliyetleri başlangıçta X. Bölge Siirt, XI. Bölge Diyarbakır, XII. Bölge Gaziantep üzerinde yoğunlaştırılmış, daha sonra I. Bölge Marmara, XIII. Bölge Hatay, XIV. Bölge Konya, XVI. Bölge Antalya yörelerinde sürdürülmüştür. II. Bölge Bolu, III. Bölge Ankara ve XVII. Bölge İzmir’de de sınırlı aramalar gerçekleştirilmiştir. Bu bölgelerin yeterince detaylı arandığını belirtmek mümkün değildir. Öncelikle Güneydoğu Anadolu, Batı Toroslar, Batı Karadeniz, İç Anadolu ve denizlerde yapılacak yeni aramalarla bilinen petrol rezervlerinin artması olasıdır (Kaya, 2004, 121).
Türkiye’de aramacılık çalışmalarının % 70’den fazlasını TPAO yürütmektedir. TPAO yurtiçinde deniz alanları ve karadaki petrol aramalarını yabancı ortaklarla birlikte gerçekleştirmektedir. TPAO, 1954 yılında 6327 sayılı kanunla kamu adına petrol faaliyetlerini yürütmek üzere kurulmuştur. 1983 ve 1984 yıllarında kamu petrol sektöründe yapılan reorganizasyon çalışmaları sonucunda TPAO petrol, doğal gaz ve jeotermal enerji kaynaklarının aranması ve üretimi alanlarında bizzat, rafinaj, dağıtım ve pazarlama konularında ise dört bağlı ortaklığı (BOTAŞ, DİTAŞ, TÜPRAŞ, POAŞ) ile faaliyetlerini sürdüren bir kuruluş haline gelmiştir. Daha sonra İGSAŞ’da TPAO’nun bağlı ortaklığı konumuna gelmiştir. Ancak 1990 yılından itibaren bağlı ortaklıklar birer birer özelleştirme kapsamına alınmış ve TPAO entegre yapısını kaybederek sadece arama ve üretim yapar bir şirket konumuna gelmiştir. Şirket 2004 yılında ortak üretim yaptığı sahalar da dahil olmak üzere 55 petrol sahasından 10.535.834 varil ham petrol üretmiştir.
2004 yılında Türkiye’de, 13 adet yerli ve 20 adet yabancı olmak üzere toplam 33 adet şirket, 322 adet arama ve 70 adet işletme ruhsatında faaliyet göstermiştir. Türkiye’de petrol aramacılığının yapılmaya başladığından günümüze kadar geçen sürede 1187 arama kuyusu, 498 tespit kuyusu, 1344 üretim kuyusu, 30 enjeksiyon kuyusu ve 81 jeolojik inkişaf kuyusu olmak üzere toplam 3140 adet kuyu açılmış olup, toplam 6.139.920 metre sondaj yapılmıştır.
Türkiye’de petrol giderek daha derin kuyularda bulunabilmektedir. Geçmişte MTA tarafından bulgulanan Raman ve Garzan’da ortalama derinlik 1450 metre’yi geçmezken, TPAO’nun bulguladığı alanlarda 1000-3250 metre arasında N.V.Turkse Shell tarafından bulunan sahalarda 1439-2531 metre, diğer firmalarca saptanan alanlarda 1040-3030 metre arasında değişmektedir.
Petrol konusunda günümüze kadar yapılan araştırmalar, Türkiye’nin yeterli rezerv kaynağına sahip olmadığını ortaya çıkarmıştır. Anadolu’nun tektonik evrimine bağlı olarak çok kıvrımlı ve kırıklı, engebeli, karmaşık bir jeolojik yapıya sahip olması, Türkiye’deki petrol arama çalışmalarını oldukça zorlaştırmakta ve arama yatırımları maliyetlerini yükseltmektedir. Ancak yapılan arama çalışmaları son derece yetersizdir. Açılan toplam kuyu sayısı Türkiye’den çok daha küçük toprağı olan ve sermaye birikimi çok az olan ülkelerde bir yılda açılan kuyu sayısından daha azdır. Bu nedenle arama çalışmalarının hızlandırılması gerekmektedir.
Tablo 3’de, 1954’den 2005 yılına kadar geçen sürede Türkiye’deki petrol sahalarından toplam 121.9 milyon ton üretim yapıldığı ve üretilebilir rezervlerin 40.9 milyon ton olduğu görülmektedir.
Tablo: 3. Türkiye Ham Petrol Rezervleri (2005 Yılı) (Milyon Ton)
|
Firma Adı
|
Üretilebilir Toplam Petrol
|
Kümülatif Petrol Üretimi
|
Kalan Üretilebilir Petrol
|
|
TPAO
|
94602095
|
65666381
|
28935714
|
|
N.V. Turkse Perenco
|
48198213
|
40199921
|
8078292
|
|
Petrom E.M.I.+Dorchester
|
12746190
|
11028199
|
1717991
|
|
Madison Oil Turkey Inc.+TPAO
|
2569940
|
2232150
|
337790
|
|
N.V.Turkse Perenco+TPAO
|
2374786
|
1492065
|
882721
|
|
Ersan+Alaaddin+Trans Med.
|
923506
|
758101
|
165405
|
|
Ersan+Alaaddin M.E.
|
425450
|
362667
|
62783
|
|
Alaaddin Madison (Turkey) Inc.
|
900085
|
241856
|
658229
|
|
Alaaddin+Transmed
|
73933
|
3057
|
70876
|
|
Amity Oil+TPAO
|
10562
|
9173
|
1398
|
|
Diğer
|
5462
|
5462
|
|
|
Toplam
|
162830222
|
121919032
|
40911190
|
Kaynak: WEC, 2006, 45.
Son yıllarda Türkiye’de petrol aramaları giderek azaldığından, rezerv rakamları küçülmekte ve yapılan üretime karşılık yeterli yeni rezerv artışı sağlanamamaktadır. Bu olumsuz gelişimi ortaya çıkaran nedenleri arasında; TPAO’ya tanınan aşırı ruhsat hakkı ile olası petrol sahalarının kapatılarak bekletilmesi, TPAO’nun ise, arama çalışmalarını yurtdışına kaydırması ve yurtiçinde aramaların zayıflatılması, yabancı petrol şirketlerine gerekli kolaylığın sağlanmaması olarak belirlemek mümkündür.
3.1. Türkiye’de Petrol Üretim ve Tüketimi
Petrol üretiminin yaklaşık % 70 TPAO, geri kalanının büyük bir kısmı N.V.Turkse Perenco, Alaaddin Middle East ve Petroleum Exp. Med Şirketi olmak üzere, diğer Türk ve yabancı firmalar tarafından gerçekleştirilmektedir (Üşümezsoy ve Şen, 2003, 198).
Tablo 4’de görüldüğü gibi, Türkiye’de petrol üretimi 1993 döneminde 3.9 milyon ton iken, üretim değerleri 2003 yılına kadar geçen sürede azalma eğilimi göstererek 2.3 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’de ham petrolün büyük bir bölümü Güneydoğu Anadolu bölgesinde üretilmekte olup, bir miktar üretim de Trakya bölgesinden elde edilmektedir. Halen üretimde kullanılan rezervlerin tükenmesi nedeniyle, yeni rezerv sahalarının bulunmaması durumunda önümüzdeki yıllarda üretimin giderek düşmesi beklenmektedir.
Tablo: 4. Türkiye’de Petrol Üretim ve Tüketimi (Bin Ton)
|
Yıllar
|
Üretim (Bin Ton)
|
Tüketim (Bin Ton)
|
|
1993
|
3892
|
27037
|
|
1994
|
3687
|
25859
|
|
1995
|
3516
|
27918
|
|
1996
|
3500
|
29604
|
|
1997
|
3457
|
29176
|
|
1998
|
3224
|
29022
|
|
1999
|
2940
|
28862
|
|
2000
|
2749
|
31072
|
|
2001
|
2551
|
29661
|
|
2002
|
2420
|
29776
|
|
2003
|
2375
|
30669
|
Kaynak: http//www.enerji.gov.tr/ petrolarztalep.htm, Erişim Tarihi: 15.07.2005
Üretim yapılan petrol sahalarının ortalama rezerv derinliği 2000-2500 metre dolaylarındadır. Keşfedilen rezervlerin derinlikleri en fazla 3500 metredir. Buna göre, Türkiye’de petrol aramaları çok derin seviyelerde yapılmamaktadır. Ayrıca bu sahalardan üretilen petrollerin API graviteleri incelendiğinde; API gravitesi 30 ve daha yüksek hafif petrollerin üretildiği petrol sahalarının sayısı 53’dür ve bu sahalarda mevcut olan yerinde petrol miktarı da çok azdır. 10-25 API graviteli ağır ve orta petrollerin üretildiği saha sayısı 47’dir ve bu sahalarda mevcut üretilebilir petrol miktarı çok fazladır (http://mail.aso.org.tr/asomedya/haziran2003/incelemehaziran 2003.html, Erişim Tarihi: 18.01.2005). Sahalar ekonomik ömürlerini tamamlamaya başladıkları halde, % 70’lere varan miktarlarda petrol rezervlerde üretilemeden kalmaktadır. Bu kalan petrolün ikinci ve üçüncül üretim yöntemleriyle üretilmesi gereklidir.
Petrol tüketiminde ise, ekonomik gelişmeye bağlı olarak sürekli bir yükselme eğilimi görülmektedir. Türkiye'de yılda yaklaşık 30 milyon ton ham petrol tüketilmekte ve bu rakamın önümüzdeki beş yıl içinde 41 milyon tona ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Türkiye’nin petrol tüketimi, % 44 ile toplam enerji tüketiminde en büyük paya sahiptir ve gelecekte de petrol ürünleri tüketiminin, hızlı büyümesini sürdüreceği beklenmektedir. Türkiye’de petrol üretiminin tüketimi karşılama oranı, yıldan yıla düşme sürekli göstererek 1993 yılında % 14.4 seviyesinden 2003 yılında % 7.74’e düşmüştür. Bu durum petrolde dışa olan bağımlılığı açıkça ortaya koymaktadır.
Türkiye’de ham petrolün işlenmesi ile petrol ürünleri üretimi ağırlıklı olarak, Tüpraş’ın sahip olduğu rafinerilerde yapılmaktadır. Bunlar, yılda 11.5 milyon ton kapasiteli İzmit, yılda 10 milyon ton kapasiteli İzmir Aliağa, yılda 5 milyon ton kapasiteli Kırıkkale Orta Doğu ve yılda 1.1 milyon ton kapasiteli Batman rafinerileridir. Türkiye’de Petrol Kanunu’na göre yabancı sermaye ile kurulan tek rafineri yılda 4.4 milyon ton kapasite ile çalışan Mersin’deki Ataş rafinerisidir.
Tüpraş’a ait İzmit ve İzmir rafinerilerinin, toplam rafinaj kapasitesinin yaklaşık % 70’ini elinde bulundurduğu görülmektedir. Buna karşın Batman rafinerisi, % 3’lük düşük bir paya sahiptir.
3.2. Türkiye’nin Petrol İthalat ve İhracatı
Net petrol ithalatçısı konumunda olan Türkiye’nin ithal ettiği petrolün miktarı ve değeri, genel olarak uluslararası petrol fiyatlarına bağlı olarak değişmeler göstermektedir. Türkiye’nin toplam enerji ihtiyacının yaklaşık % 44’ü petrolden sağlanmaktadır. Ancak son yıllarda doğalgaz kullanımının artması bu oranın biraz düşmesine neden olmuştur.
Türkiye’nin petrol ihtiyacının % 90’ı ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Türkiye’nin toplam ithalatının yaklaşık % 9’unu ham petrol oluştururken, GSMH’nın % 2.27’si petrol ithalatı için harcanmaktadır.
Tablo 5: Türkiye Ham Petrol İthalat Miktarı (Bin Ton)
|
Ülkeler
|
2000
|
2001
|
2002
|
2003
|
2004
|
2005
|
|
İran
|
4.314
|
4.218
|
5.321
|
6.513
|
5.778
|
6.979
|
|
S.Arabistan
|
3.736
|
3.534
|
3.872
|
3.875
|
3.456
|
3.502
|
|
Libya
|
3.528
|
4.567
|
3.913
|
4.687
|
4.849
|
4.560
|
|
Irak (Boru Hattı)
|
2.583
|
0
|
1.135
|
890
|
1.205
|
939
|
|
Suriye
|
1.370
|
1.036
|
1.051
|
700
|
401
|
325
|
|
Cezayir
|
0
|
0
|
269
|
240
|
399
|
-
|
|
Rusya Fed.
|
0
|
0
|
85
|
2.778
|
4.717
|
6.800
|
|
Diğer Anlaşmalı
|
2.319
|
4.322
|
3.680
|
1.279
|
1.462
|
396
|
|
TOPLAM
|
21.945
|
23.010
|
24.521
|
23.676
|
23.466
|
23.500
|
Kaynak: PİGM, DPT, 2006, 51.
Tablo 5’den izlenebileceği gibi, Türkiye petrol ithalatını, büyük ölçüde Suudi Arabistan, İran, Irak, Libya gibi çevresindeki petrol üretimi yapan ülkelerden yapmaktadır. Son yıllarda Rusya Federasyonu ve Türk Cumhuriyetler’den petrol ithalatı konusunda büyük gelişmeler yaşanmaktadır. Son yıllarda Türkiye’de, ithal edilen petrol miktarı biraz dalgalanma göstermekle birlikte, ortalama olarak 23-24 milyon ton dolayında gerçekleşmiştir.
Türkiye’nin petrol ithalatının değeri petrol fiyatlarıyla doğru orantılı olarak değişmesine rağmen, ithalatın metrik ton olarak tersi bir seyir izlemiştir. Diğer bir ifadeyle; petrol fiyatları yükseldiğinde daha az, düştüğünde daha fazla petrol ithal edilmiş, ancak petrol talebi fiyatlara karşı esnek olmadığı için ithalatın değeri fiyatlara bağlı olarak değişmiştir (Yıldırım, 2003, 31).
Türkiye’de ham petrol ihracatı üretimin çok kısıtlı olması nedeniyle, çok düşük düzeyde, tek seferlik anlaşmalar sonucu gerçekleştirilmekte ve süreklilik göstermemektedir.
Türkiye’nin çok düşük seviyede olan petrol ihracatı 1999 yılında İtalya’ya 4.3 milyon dolar değerinde petrol ihracatı sonucu, 5 milyon doların üzerine çıkmıştır. Hollanda’ya 1998 yılında 2.6 ve 2000 yılında 4.7 milyon dolarlık petrol ihraç edilmiştir. 2001 ve 2002 yıllarında ABD’ye yıllık 3 milyon dolar düzeyinde petrol ihraç edilmiştir. ABD’nin enerji arzını çeşitlendirme politikasına bağlı olarak Suudi Arabistan, Meksika, Kanada gibi önemli ham petrol tedarikçilerinin yanında, ikincil olarak başvurduğu ülkeler arasına Türkiye’yi de katmıştır (Yıldırım, 2003, 34).
2003 yılı şubat ayında ihracat rakamı 2.8 milyon dolara ulaşmıştır. Bu artış Irak operasyonundan önce ABD’de stoklama amacıyla petrol talebinin artmasından kaynaklanmıştır. Irak operasyonundan sonraki aylarda petrol ihracatı, Türkiye’nin Irak petrollerinin dünya piyasalarına açılmasında etkin rol oynamasına bağlıdır.
Uluslararası petrol ticaretinde el değiştirme çoğu kez, kıtalararası ve denizaşırı nitelikte olduğundan, taşıma güzergahları gittikçe önem kazanmaktadır. Türkiye gerek Orta Doğu gerekse, Orta Asya (Kuzey Kafkasya ve Hazar Bölgesi) petrollerinin dünya piyasalarına ulaştırılması konusunda kritik ve stratejik bir konuma sahiptir. Bu konumun getirdiği avantajı çok iyi bir şekilde kullanarak Türkiye’nin bu sektörde önemli bir oyuncu konumuna gelmesi mümkündür. Transit ülke olma avantajının yanı sıra, transit taşınan petrolden Türkiye’nin ihtiyacının daha ucuza karşılaması olasılığı da mevcuttur.
Bakü-Tiflis-Ceyhan, Irak-Ceyhan ve Güney Doğu Anadolu (Pirinçlik-Dörtyol) ham petrol boru hatlarının yanında Samsun-Ceyhan boru hattının inşa edilmesi halinde, Ceyhan Terminali dünyaya arz edilen petrolün belirli bir yüzdesini kontrol edecek konuma gelebilecektir.
Irak petrollerinin Türkiye üzerinden batıya taşınmasını sağlayan 965 km uzunluğundaki Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı, Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Günde 1.1 milyon ton petrol taşıma kapasitesi olan boru hattı ile 1. Körfez Savaşı öncesinde 700 bin varil petrol pompalanmakta iken, 2002 yılında 1.135 bin ton, 2003 yılında 890 bin ton, 2004 yılında 1.295 bin ton ve 2005 yılında 939 bin ton petrol taşınabilmiştir. Irak’ta 2003 yılı başında gerçekleştirilen ve halen devam eden operasyon, boru hattı yoluyla taşınan petrolde önemli ölçüde azalmaya neden olmuştur.
SSCB’nin dağılmasından sonra, yeni kurulan Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetlerinin kalkınmalarında katkıda bulunacak hidrokarbon rezervlerinin işletilmesi ve bunların batı pazarlarına ulaştırılması amacıyla, Doğu-Batı Koridoru Projesi geliştirilmiştir. Proje, Trans-Hazar ve Trans-Kafkasya petrol ve doğalgaz boru hatlarının yapımına dayanmakta ve Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Hampetrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı ile Hazar Geçişli (Türkmenistan-Türkiye-Avrupa) Doğalgaz Boru Hattı tasarılarını kapsamaktadır (
http://mfa.gov.tr/TurkiyeninEnerjiPolitikası, Erişim Tarihi: 20.06.2005).
Hazar petrollerini batı piyasalarına taşıyacak Bakü-Tiflis-Ceyhan Hampetrol Boru Hattı Projesi, Azerbaycan ACG (Azeri-Çıralı-Güneşli) ve diğer projelerden üretilen petrollerin dünya piyasalarına taşınmasını hedeflemektedir. BTC Projesi Azerbaycan-Bakü’den başlamak üzere, Gürcistan-Tiflis yakınlarından geçerek Türkiye-Ceyhan’da sonlanan 50 milyon ton/yıl kapasiteli yaklaşık 1.750 km. uzunluğundaki boru hattında petrol sevkiyatı yapılmaya başlanmıştır. BTC hattı günlük 1 milyon varillik kapasitesi ile dünya üretiminin önemli bir bölümünü taşıyacağı ifade edilmektedir (
http://www.ntvmsnbc.com/news/325392.asp, Erişim Tarihi: 28. 08. 2005).
Diğer taraftan Doğu-Batı Enerji Koridorunun önemli bir parçasını oluşturan ve Azerbaycan’ın Şahdeniz sahasında keşfedilen doğalgazın Gürcistan üzerinden Türkiye’ye taşınmasını amaçlayan Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı tamamlanarak devreye alınmıştır. Bu hatlar bugün ikisi de hızla ilerleyen Türkiye-Yunanistan-İtalya ve Türkiye-Bulgaristan-Romanya-Macaristan-Avusturya Doğalgaz Botu Hattı Projelerine bağlandığında koridor tamamlanacaktır.
Türkiye Doğu-Batı Enerji Koridorunun yanı sıra, Kuzey-Güney Ekseni çerçevesindeki işbirliğine de önem verilmektedir. BOTAŞ’ın önümüzdeki yıllarda 30 milyar m3 Rus doğalgazı alması öngörülmektedir. Bu gazın 14 milyar m3’ü Ukrayna-Romanya-Bulgaristan’dan geçen ve kapasitesi arttırılan mevcut Batı Hattı üzerinden, 16 milyar m3’ü Şubat 2003’de devreye giren Mavi Akım Boru Hattı üzerinden alınacaktır. İran’dan gaz alımına ise Aralık 2001’de başlanmıştır.
Doğu-Batı ve Kuzey-Güney eksenli koridorlar aracılığı ile Türkiye, gerek petrol ve gerekse doğalgazın Orta Doğu ve Hazar Bölgelerinden batı piyasalarına aktarımı açısından tam anlamıyla bir enerji köprüsü niteliğine ulaşmış olacaktır.
3.3. Türkiye’de Petrol Fiyatları
Petrol fiyatlarında son yıllarda gözlenen artışlar, Türkiye’nin petrol faturasını arttırmaktadır. Enerji güvenliğinin, ekonomik ve giderek ulusal güvenliğin ayrılmaz bir unsuru haline gelmesinden dolayı, petrol fiyatlarının geleceğe yönelik seyri, herkes tarafından yakından izlenmektedir. Ancak diğer bir yönden bakıldığında, yüksek petrol fiyatları yabancı yatırımcıların daha fazla risk alarak, daha fazla yatırım yapması ihtimalini de ortaya çıkarmaktadır. Türkiye bu ortamı kendine çevirecek önlemleri hemen almak zorundadır.
Petrol üretim maliyeti, dünya kara ortalaması 5.62 dolar/varil, deniz ortalaması ise 7.55 dolar/varil’dir. Türkiye’de petrol üretim maliyetleri varil başına 2001 yılında 22.48 dolar/varil iken, sürekli artarak 2004 yılında 31.75 dolar/varil ve 2005 yılında 43.81 dolar/varil olarak gerçekleşmiştir (DPT, 2006, 68). Bu durum Türkiye’de üretim maliyetlerinin dünyaya göre çok daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Türkiye’de petrol fiyatlarının oluşumunda ve artışında, dünya petrol fiyatları ve döviz kurlarının yanı sıra hükümetin müdahalesi de önem taşımaktadır. Tablo 6’da, petrol ürünlerinin İzmit rafinerisi satış fiyatları yer almaktadır. Türkiye’de hükümetler akaryakıt ürünlerinin rafineri çıkış fiyatları üzerinden ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) ve KDV (Katma Değer Vergisi) almaktadırlar.
Tablo: 6. Petrol Ürünleri İzmit Rafinerisi Çıkış Fiyatları
|
Ana Mallar
|
2000
|
2001
|
2002
|
2003
|
2004
|
2005*
|
|
LPG (TL/ton)
|
251.6
|
336.0
|
606.8
|
508.9
|
678.9
|
814.9
|
|
K.Benzin (TL/m3)
|
141.6
|
199.8
|
343.8
|
346.9
|
394.1
|
517.6
|
|
S.Benzin (TL/m3)
|
137.1
|
194.3
|
332.9
|
335.7
|
383.2
|
511.6
|
|
Gazyağı (TL/m3)
|
142.3
|
201.7
|
325.4
|
362.9
|
497.2
|
622.3
|
|
Motorin (TL/m3)
|
149.6
|
199.0
|
375.0
|
344.2
|
529.7
|
608.7
|
|
Fueloil 4 (TL/ton)
|
125.3
|
176.2
|
334.6
|
334.6
|
352.4
|
481.2
|
* Tahmini Rakamlar.
Kaynak: DPT, 2006, 68.
Günümüzde ürün pompa satış fiyatlarının % 70-75 kadarı ÖTV ve KDV olarak devlete kalırken, yaklaşık % 22’i rafineri fiyatı olmakta ve % 8’i dağıtım payı olarak bayilere ve ana dağıtım şirketlerine kalmaktadır. Ancak vergi miktarı dünya fiyatlarındaki gelişmelere göre, Bakanlar Kurulu tarafından genellikle haftalık olarak revize edilmekte ve bu dağılımdaki oranlar sabit kalmamaktadır (Yıldırım, 2003, 45).
2000 yılına kadar Türkiye’de, petrol ürünlerinde fiyata dahil edilen ve nispi (%) olarak uygulanan çok sayıda vergi ve fon bulunurken, Ocak 2000 tarihinden itibaren sabit (maktu) vergi sistemine geçilerek, AB ülkelerinde uygulanan KDV hariç, maktu vergi sistemi ile paralellik sağlanmıştır. Daha önce ülke içinde petrol fiyatlarındaki dalgalanmaları azaltan ve bir yandan da gelir sağlayan Akaryakıt Fiyat İstikrar Fonu, fonların kaldırılması ile birlikte işlevini maktu bir vergi olan ÖTV’ye devretmiş, Akaryakıt Tüketim Vergisi de bu verginin kapsamına girmiştir.
4. AB Katılım Sürecinin Sektör Üzerindeki Etkileri
Petrol sektöründe ülkeler, arama faaliyetlerini kendi ülkelerine çekmek için bir rekabet ortamı içindedirler. Arama yatırımlarının gerektirdiği teknoloji ve bilgi birikimini kendi ülkelerine çekmek isteyen ülkeler, politik ve jeolojik riskleri, hukuk düzenine saygınlığı ve yatırımcıların diğer beklentilerini dikkate alarak belirli teşvikler getirmekte, belirli tedbirleri almaktadırlar. Jeolojik riskin azaldığı oranda, bu ülkeler devletin petrol üretiminde aldığı payı arttırmakta, arama faaliyetlerini teşvik etmek isteyen ülkeler ise, petrol şirketlerine daha fazla pay vererek uluslararası rekabet ortamı yaratmaya çalışmaktadırlar.
Türkiye, başta AB normları olmak üzere, küresel ekonomi ile bütünleşme ve ekonomik gelişmenin gereği olarak enerji sektöründe rekabeti öngören yeni bir yapılanmaya gitmektedir. Bu çalışmalara önce 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 4646 Sayılı Doğal gaz Piyasası Kanunu’nun 2001 yılında yürürlüğe girmesiyle başlanmıştır.
Petrol ve petrol ürünleri ile ilgili olarak, LPG dışında kalan piyasa faaliyetlerini düzenleyen 5015 Sayılı Petrol Yasası Kanunu 2003 yılında yürürlüğe girerek akaryakıt sektöründe liberasyon için gerekli adımlar atılmıştır. Böylece akaryakıt ürün fiyatlarının hesaplanmasında daha önce kullanılan 98/10745 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı yürürlükten kaldırılarak rafineriler, dağıtım şirketleri ve bayilerin ürün fiyatları tespitini serbest bırakmıştır.
Türkiye’nin petrol ihtiyacının mümkün olduğu ölçüde yerli üretimle karşılanması için, petrol arama faaliyetlerine hız verilmesinin yanı sıra, yatırımcılar için istikrarlı ve güvenli bir ortamın sağlanması ve Petrol Kanunundan günümüz koşullarına uymayan hükümlerin çıkarılması amacıyla hazırlanan Yeni Petrol Kanunu üzerindeki çalışmalar TBMM’de sürmektedir.
AB’nin petrol sektöründe uyguladığı politikalar, Birliğin enerji arz güvenliğini sürdürülebilir bir şekilde sağlamaya yöneliktir. IEA gibi AB’de üye ülkelere petrol ve petrol ürünleri için stok tutma zorunluluğu getirmiştir. AB petrol müktesebatının en önemli direktifini (98/93/EC) oluşturan, mecburi petrol stokları konusunda AB mevzuatına uyum sağlanması hedefi çerçevesinde petrol piyasasının serbestleştirilmesini sağlayacak, yerli/yabancı yatırımcıları güvenli, istikrarlı ve şeffaf piyasa koşulları altında faaliyet göstermelerine uygun ortamın hazırlanmasını amaçlayan Petrol Yasası Kanunun 20 Aralık 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Buna bağlı olarak doğrudan yükümlülük empoze eden 4 adet mevzuata da (Petrol Güvenlik Stoklarının Tutulmasına İlişkin Direktife (98/93/EC), Petrol Arzının Kesintiye Uğraması Anında alınacak Önlemlere İlişkin Direktife (73/238/EEC), Ham Petrol Arz Maliyetleri ve Petrol Ürünlerinin Tüketici Fiyatlarına İlişkin Bilgilendirme ve Danışma Prosedürleri Direktifine (1999/280/EC) ve Ham Petrol Arz Maliyetleri ve Petrol Ürünleri Tüketici Fiyatlarına İlişkin Danışma ve Enformasyona Yönelik Bir Prosedür Oluşturulması Direktifine (1999/566/EC) uyum sağlamış bulunmaktadır.
Halen TBMM tarafından düzeltmeleri yapılan Yeni Petrol Kanunu Tasarısı Hidrokarbonların keşfi, aranması ve üretimine ilişkin yetki verilmesi hususlarını kapsamakta olup (94/22/EC) Direktifi hükümleri ile uyumlu olarak hazırlanmıştır. Müzakere sürecinde (DPT, 2006b, 101).
i. Petrol stoklarının sürekliliğinin sağlanması, düzenli olarak denetlenmesi ve izlenmesi,
ii. Petrol arzında kesintilerle karşılaşıldığı durumlarda ve kriz anlarında stokların kullanımına ilişkin aksiyon planlarının hazırlanması ve piyasadaki değişimler göz önünde bulundurularak düzenli olarak revize edilmesi,
iii. Akaryakıt kaçakçılığının önlenmesi hususları önem arz etmektedir.
SONUÇ
Dünya ekonomisinde birçok ülkenin kesintisiz enerji türlerinden birisi olan petrole sahip olma ve/veya kontrol etmek istemeleri, petrolün siyasi açıdan vazgeçilemez bir kaynak olduğunu göstermektedir.
IX. Beş Yıllık Kalkınma Planında; dünyada nüfus artışı, sanayileşme ve kentleşme ile birlikte, küreselleşme sonucu artan ticaret ve üretim imkanlarına bağlı olarak, doğal kaynak ve enerjiye olan talebin gittikçe artmakta olduğu ifade edilmektedir. Bununla birlikte başta petrol olmak üzere, toplam enerji kaynaklarının temininde net ithalatçı konumda olan ülkeler açısından kapsamlı enerji politikalarının oluşturulması ve enerji güvenliği öncelikli konular haline gelmiştir.
Petrol fiyatları, dünya ve ülke ekonomik performansını etkileyen faktörlerin başında yer almaktadır. Fiyatlarındaki artışın yüksek ve uzun süreli olması, makro değişkenler üzerinde önemli değişmelere neden olmaktadır. Fiyat artışının ekonomi üzerindeki doğrudan etkisinin büyüklüğü genel olarak; petrol maliyetinin milli gelir içindeki payı, nihai kullanıcıların tüketimde tasarruf etme ve verimli kullanma becerisi ile alternatif enerji kaynaklarının kullanımına bağlıdır.
Türkiye’de petrol fiyatlarının oluşumunda ve artışında, dünya petrol fiyatları ve döviz kurlarının yanı sıra hükümetin müdahalesi de önem taşımaktadır. Son yıllarda petrol fiyatlarının artması, net petrol ithalatçısı konumundaki Türkiye’nin enerji faturasını 4 milyar dolar arttırmıştır. Varil başına 65 doların üzerinde seyreden petrol fiyatlarının, son yıllarda yüksek bir büyüme performansı yakalayan Türkiye’nin büyüme hızını % 2’ye varan oranda azaltacağı tahmin edilmektedir.
Türkiye’nin enerji kullanım yapısı incelendiğinde petrol kullanımının dünya ortalamasına yakın olduğu görülmektedir. Türkiye petrol kaynakları yönünden zengin bir ülke değildir. Toplam enerji tüketiminin yaklaşık yarısını kapsayan petrolün öncelikle kendi öz kaynaklarımızdan sağlanması petrol arama stratejimizin ana hedefi olmalıdır.
Bu hedefe ulaşmak için; petrol arama ve üretim yatırımlarının arttırılması, risk paylaşımı, know-how teknolojileri, yabancı sermaye transferi amaçlanmalı daha geniş ve derin alanlarda arama yapılmalı keşfi yapılmamış sahaların yanı sıra etrafımızı çevreleyen denizlerde de arama faaliyetlerinin devam ettirilmesi gereklidir.
Daha önceki yıllara keşfedilmiş petrol sahalarındaki üretimi arttırmak için yeni üretim kuyularının açılması ve bunların üretim performanslarının arttırılması için çalışmalar yapılmalıdır. Türkiye’de halen üretim yapılan petrol sahalarının % 80’i ağır petrol içermekte ve bu petrollerin çoğu üretilmeden rezervde kalmaktadır. Üretimi arttırıcı yöntemlerin uygulanması ve varili 10-15 dolara mal olabilecek olan bu petrollerin üretimiyle ekonomimize büyük katkı sağlanmış olacaktır. Buna ek olarak, petrol kullanımında verimliliğe ve tasarrufa da gereken önemin verilmesi gereklidir.
Türkiye bir yandan siyasi ve ekonomik açıdan büyük önem taşıyan uluslararası enerji projelerini gerçekleştirirken, diğer yandan Ortadoğu ve Hazar Havzası ile Batı arasında doğal bir enerji köprüsü olma rolü gereğini yerine getirmek için AB mevzuatına uyumu sağlayacak kanunları çıkarmıştır.
Türkiye coğrafi konumu nedeniyle petrol rezervleri zengin üretici ülkelerle, enerji tüketimi yoğun sanayileşmiş batı ülkeleri arasında ve Asya-Avrupa yolu üzerinde yer almaktadır. Türkiye’nin öncelikli hedefleri arasında, bu potansiyelin değerlendirilerek “21. yüzyılın Avrasya Enerji Koridoru” konumuna getirilmesi yer almalıdır.
Yrd. Doç. Dr. H. Naci BAYRAÇ
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü
KAYNAKLAR
Atlaş Macide, Hanife Özkan, Emel Çelebi (2003), DEKTMK Türkiye 9. Enerji Kongresi, Enerji İstatistikleri, İstanbul.
Bayraç H. Naci (1999) Uluslararası Doğalgaz Piyasasının Ekonomik Analizi, Türkiye’deki Gelişimi ve Eskişehir Uygulaması, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi.
Bayraç H. Naci (2005) “Uluslararası Petrol Piyasasının Ekonomik Analizi”, Finans-Politik ve Ekonomik Yorumlar, Ankara: Yıl: 42, Sayı: 499, Ekim 2005.
BP (2004), Statistical Review of World Energy June.
BP (2006), Statistical Review of World Energy June.
DPT (2001), VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Madencilik Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Enerji Hammaddeleri Alt Komisyonu Petrol-Doğalgaz Çalışma Grubu, Ankara: DPT Ya. No: 2606-ÖİK: 620.
DPT (2006), IX. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Petrol ve Petrol Ürünleri Sanayi Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara.
DPT (2006b) IX. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Enerji Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara.
Ercan M. Kamil (1996), Uluslararası Petrol Arama ve Üretim Yatırımlarının Yapısı ve Finansal Yönden İncelenmesi, Ankara: Turkısh Petroleum International Company Limited Ya., Eğitim Ya. No:1.
Erdoğan Latif Turan (2006), Kıyametin Gözyaşları Petrol ve Nükleer Enerji, Elips Kitap No: 251, Ankara.
Pala Cenk (2003), 21. Yüzyıl Dünya Enerji Dengesinde Petrol ve Doğalgazın Yeri ve Önemi, “Hazar Boru Hatlarının Kesişme Noktasında Türkiye”, Ankara: Avrasya Dosyası, Enerji Özel Sayısı, Cilt: 9, Sayı: 1.
PİGM (2000), “2000 Yılı Petrol Faaliyetleri”, Ankara: T.C. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü Dergisi, Sayı No: 45.
Soysal Cengiz (2003), Rekabet Perspektifinden Türkiye Akaryakıt Sektörü, Ankara: Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi.
Kaya Ercan (2004), “Türkiye’de Uygulanan Enerji Politikaları ve Sonuçları”, Ankara: Kara Harp Okulu Bilim Dergisi, Yıl:2004-1, Cilt: 14.
Üşümezsoy Şener, Şamil Şen (2003), Yeni Dünya Petrol Düzeni ve Körfez Savaşları, İstanbul: İnkilap Ya.
WEC (2006), World Energy Council Turkish National Committee, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi, Türkiye Enerji Raporu 2003-2004, Ankara.
Yıldırım Sevil (2003), Dünyada ve Türkiyede Petrol, Ankara: T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Ekonomik Araştırmalar ve Değerlendirme Genel Müdürlüğü Ya.
http//www.enerji.gov.tr/ petrolarztalep.htm, Erişim Tarihi: 15.08.2005