Orta Asya hidrokarbon kaynakları big power game’in (büyük enerji oyununun) yapı taşları elbette. Özellikle Türk Cumhuriyetlerinin elinde bulunan petrol ve doğalgaz kaynakları, bu kaynaklar bakımından zengin olsa da, hidrokarbonların oligopol piyasasında payını büyütmeye çalışan Rusya’nın, dünya enerji merkezlerini silah zoruyla alma cüreti gösteren dünyanın en büyük hidrokarbon ithalatçısı Amerika Birleşik Devletleri’nin, piyasa koşullarında da olsa, bu kaynaklarla enerji güvenliğini pekiştirmeye çalışan Avrupa Birliği’nin, yeni güç odakları olarak ortaya çıkan Çin’in ve Hindistan’ın iştahını kabartıyor. Şimdilik Orta Asya’nın doğalgaz ve petrolü, ABD, Rusya ve Çin’in taktik savaşlarına konu oluyor. Sovyetler Birliği döneminde Orta Asya’yı tarla tarımı bölgesi olarak gören Rusya, bugün ayrı ayrı cumhuriyetlere bölünmüş olsa da, bir enerji deposu olarak elinin altında tutma gayreti içinde.
Geçmişte ABD’nin desteği ile Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nı gerçekleştirerek, Rusya’nın CPC hattına karşı rekabeti kazanmış olan Türkiye, aynı desteğe rağmen Türkmenistan gazı (Trans Hazar Doğalgaz Boru Hattı) projesinde başarısızlığa uğrayıp açığı Mavi Akım ile kapatınca, rövanşı Rusya almış oldu. Türkiye Orta Asya, Hazar ve Avrasya, Ortadoğu, Kuzeydoğu Afrika hidrokarbon kaynaklarının Batıya ulaştırılıp pazarlanmasında bir enerji koridoru ve enerji terminali olma projeleriyle bölgenin doğal ve önemli aktörlerinden birisidir, ama bunların gerçekleşebilmesi Türkiye’nin uluslararası ortamda göstereceği politik başarılara bağlıdır.
PUTİN’İN ATAKLARI
Rusya Devlet Başkanı Putin, 10-11 Şubat 2007 tarihlerinde Münih’te yapılan bir konferansta, “Rusya artık kurallara uyan değil, kuralları belirleyen ülke olmak istemektedir” diyordu. Belirlenecek kurallar, kuşkusuz big power game’in kurallarıydı. Nitekim, Rusya 2007’nin ilk yarısında Avrasya hidrokarbon kaynaklarının dünya pazarlarına hangi yollardan, kimin eliyle ve hangi fiyatlardan çıkacağının kurallarını koymaya başladı. Bizde bu konuda Türkiye’nin Rusya ile rekabet içinde olduğunu söyleyenlere karşı, rakip tanımaz ataklar yaptı.
Putin’in Hazar Yanı Gaz Boru Hattı
Mayıs ayının ikinci yarısında basınımızda çıkan haber ve yorumlar, “Türkiye Hazar kartını kaybetti mi?” sorusuyla özetlenebilir. Rusya’da 2008 Mart ayında yapılacak seçimlerde Devlet Başkanlığına aday olmayacağını açıklayan Putin, iktidarının son yılında big power game’de atağa kalkmıştı. Mayıs’ın ikinci haftası, Hazar’da ABD ve Türkiye politikalarına karşı, adeta bu iki ülkeye rağmen dedirtircesine, ABD ve AB tarafından desteklenen Türkiye projelerinin önünü kesmek amacıyla, Kazakistan ve Türkmenistan ile doğalgaz anlaşması üzerinde ön uzlaşma sağladı. Türkmenistan’dan başlayan, Hazar’ın kenarından geçen, Kazakistan üzerinden Rusya’ya uzanan 20 milyar metreküplük yeni bir doğalgaz boru hattı için mutabakata vardılar. Özbekistan’ın da bu hatta gaz vereceği söyleniyor. Bu güzergâhta şimdilik mevcut olan 2 milyar metreküplük hattın kapasitesi de 10.5 milyar metreküpe çıkarılacak.
Rusya’nın Türkmenistan ve Kazakistan ile imzalanması için görüş birliği sağladığı anlaşmaya göre Türkmen gazı, Kazakistan ve Rusya üzerinden Avrupa’ya ihraç edilecek. Türkmen gazını Kazakistan ve Rusya üzerinden Avrupa’ya ulaştıracak 510 km uzunluktaki Prikaspiyskiy (Hazar Yanı) adı verilen boru hattının 360 km’si Türkmenistan’dan, 150 km’si de Kazakistan topraklarından geçecek. Bu hat Rusya’nın var olan Orta Asya Merkez Boru Hattı’na bağlanacak. Özbekistan’ın bu hatta gaz verecek olması Putin’in başarısını katladı. Tablo 1’den görüleceği gibi ispatlanmış doğalgaz rezervi Türkmenistan ve Özbekistan’dan büyük olan Kazakistan da bu hatta gaz verecektir.
Tablo 1. 2006 verileriyle dünyada ispatlanmış doğalgaz rezervleri
|
Ülke /
Bölge
|
Trilyon
feetküp
|
Trilyon
metreküp
|
Dünyadaki
Payı (%)
|
|
Rusya
|
1682.07
|
47.65
|
26.3
|
|
Kazakistan
|
105.90
|
3.00
|
1.7
|
|
Türkmenistan
|
100.96
|
2.86
|
1.6
|
|
Özbekistan
|
66.01
|
1.87
|
1.0
|
|
Azerbaycan
|
47.66
|
1.35
|
0.8
|
|
5 ülkeli Avrasya toplamı
|
2002.06
|
56.73
|
31.4
|
|
İran
|
992.99
|
28.13
|
15.5
|
|
Katar
|
895.24
|
25.36
|
14.0
|
|
Suudi Arabistan
|
249.68
|
7,07
|
3.9
|
|
Birleşik Arap Emirlikleri
|
213.95
|
6.09
|
3.3
|
|
Irak
|
111.90
|
3.17
|
1.7
|
|
5 ülkeli Ortadoğu toplamı
|
2463.76
|
69.82
|
38.4
|
|
Toplam Ortadoğu
|
2593.53
|
73.47
|
40.5
|
|
Cezayir
|
159.00
|
4.50
|
2.5
|
|
Mısır
|
68.48
|
1. 94
|
1.1
|
|
DÜNYA TOPLAMI
|
6405.48
|
181.46
|
100.0
|
Kaynak: BP Statistical Review of World / 2007
Putin’in Avrasya Atakları Hangi Projelerin Önünü kesiyor?
Putin’in Kazakistan ve Türkmenistan’ı kendi yanına iyice çekmesi, Orta Asya hidrokarbon kaynakları üzerindeki big power game’de önemli bir aşama ve yeni bir strateji kazanmak oluyor. Kazakistan Bağımsız Devletler Topluluğu’nun faal bir üyesidir, ama Türkmenbaşı 2005 yılında Türkmenistan’ı, Rusya’nın lideri olduğu Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan çıkartarak gerçek bağımsız yapmıştı. Yerine alan Berdimuhammedov şimdilik aksini söylemese de, Türkmenbaşı’nın heykellerini kaldırmakla işe başladığına göre, yarınlarda bu kararını da kaldırabilir. Putin’in başarısı ABD’ye karşı, “burada sen değil ben hakimim” anlamına gelirken, AB’ye karşı ve üstelik enerji AB pazarında elini güçlendiriyor, alternatif kanalları ortadan kaldırarak, “benden başka gaz alabileceğin tedarikçi yok” anlamına geliyor.
Orta Asya-Ukrayna-Avrupa Doğalgaz Boru Hattı projesi Rusya’nın öncelikle Türkiye’yi bypass etme projesidir. Bu gelişme, Türkiye’den Avusturya’ya uzanacak Nabucco Hattı Projesi (Türkiye-Bulgaristan-Romanya-Macaristan-Avusturya Doğalgaz Boru Hattı) için Hazar’dan ve Türkmenistan’dan gelecek gazın önünü kesmeyi amaçlamakla da kalmıyor, Türkmenistan’dan Afganistan ve Pakistan’a uzanacak doğalgaz boru hattının önünü de, kaynağı başka yöne saptırmış olmakla kesiyor. Gerçi, gerek Nabucco ve gerekse diğer projeler için tam kesemese bile, bu projeleri geciktirecek bir etken oluyor. Yine, Türkmenistan’dan Çin’e uzanacak hattı da olumsuz etkileyeceği bir gerçek.
Putin Gaz OPEC’i ONGEC’e Doğru Gidebilir mi?
Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ı doğalgazda yanına alacak bir Rusya, doğal gaz OPEC’ini, bize göre daha doğru bir deyişle, tutar ya da tutmaz, ama isim önerisini de biz yapmış olalım, Organization of the Natural Gas Exporting Countries (ONGEC) oluşturabilir. Azerbaycan da böyle bir örgüte katılır. Rusya’nın etkisinden epeyce soyutlanmış Azerbaycan, doğalgazda Rusya’nın taktiklerinden etkilenerek Şahdeniz Projesinden Türkiye’ye gaz vermeyi başka bahanelere sığınarak erteleme yoluna gitmedi mi?
Türkiye’nin bulunduğu ve etkili olduğu coğrafya’da, ilişkili olduğu ülkeler kapsamında Rusya, Avrasya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin doğalgaz rezervlerinin verildiği tablo 1’den görüleceği gibi, Rusya’nın önderlik edeceği ONGEC gibi bir örgütte Avrasya ülkeleri, dünya rezervlerinin üçte biri ile dünya doğalgaz piyasasının fiyat dikte ettirebilecek satıcıları olurlar. Rusya’nın anlaşması bu yolu açmış oluyor. Elbette, büyük oynayan Putin’e göre bir iş bu ve gerçekleşme yolunda. Bu gidişle Putin’in Rusya Devlet Başkanlığı’ndan sonra Gazprom’un Başkanlığına oturması çok olası. Boşu boşuna demiyorlar, “Rusya’nın sınırları, Gazprom’un sınırlarının bittiği yerde biter” diye. Big power game’in önemli bir taktik sorusu, acaba Gazprom’un sınırları nerelere kadar uzanıyor ki?...
İkinci Mavi Akım ve Nabucco
Gazprom’un sınırlarını genişletmek niyetinde ve atağında olan Putin, Türkiye’ye Nabucco hattını doldurmak için İkinci Mavi Akım hattını önerdi, ama bu önerisi Türkiye’den beklediği karşılığı göremedi. Nedeni, geçen dönem AK Parti iktidarının konuya olumsuz yaklaşması değildi. Kaldı ki, AK Parti iktidarı öneriyi duyar duymaz projeye sarılıverdi. Nedeni, Türkiye’nin çıkarlarının korunması arzusu da değildi. İşin altında iktidara yakın olan, Başbakan’ın damadı tarafından yönetilen bir şirketin çıkarlarını korumak yatıyordu.
Gerçekte Rusya’nın bu önerisi, Nabucco’nun ortaya çıkış amacına aykırıydı. Çünkü, Nabucco Avrupa’ya gaz arzını artırmaktan öte, Avrupa’yı Rus gazı bağımlılığından kurtarmayı hedefleyen, Avrupa’nın tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek için ortaya atılmış projeydi. Aslında, AK Parti yönetiminin Rus önerisine sıcak yaklaşması, Nabucco’yu amacından yoksun kılarak, projenin ruhunu öldürmekten başka bir şey değildi. Zaten Eski Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder’in danışmanlığında Baltıklar üzerinden Kuzey Avrupa pazarını kapatmaya çalışan Gazprom, Putin’in desteği ile alternatifi Nabucco’yu da kendi hattı yapmak isteyebilirdi de, bu Türkiye’nin çıkarlarına uyar mıydı ya da Rusya rekabeti karşısında Türkiye’nin teslim olması anlamına gelmez miydi?...
Samsun-Ceyhan ve Burgaz Dedeağaç
AK Parti yönetimi İkinci Mavi Akım projesinin yanısıra Putin’den Samsun-Ceyhan’ı dolduracak petrol istiyordu. Putin buna yanaşmayıp, Karadeniz’e çıkan Avrasya petrolü için Bulgaristan-Yunanistan (Burgas – Alexandroupolis / Dedeağaç) hattına destek verdi. İkinci Mavi Akım projesi de boşlukta kalıverdi, ama Putin’in Türkiye’yi zora sokacak, bir başka projesi ve planlanan atağı daha gerçekleşiyordu. Burgas – Alexandroupolis ile Putin big power game’de Türkiye’yi dışlayan ileri bir hamle daha yapmış oluyordu.
Türkiye, Kazakistan’ın Tengiz bölgesinden üretilen petrolün aşağıya, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattına inmesini beklerken ve bu hattın kapasitesini 50 milyon tondan 100 milyon tona çıkarmayı tasarlarken, bu petrol CPC hattından Karadeniz’e ve tankerlerle Samsun’un yanından bile geçmeksizin Burgas limanına gidecek, Burgas - Alexandroupolis hattından Ege ve Akdeniz’e, oradan dünya pazarlarına ulaşacak görünüyor. Çünkü, Kazakistan’ın Burgas - Alexandroupolis hattına petrol vermek için imzalı taahhüdü var. Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattı için ise sadece sözü var. O söze uymak isteseydi, zaten Aktau’dan bu hatta bağlanabilirdi.
AK Parti iktidarı, Başbakan Erdoğan’ın damadı tarafından yönetilen şirketin hatırı için onay verdiği, throughput (doluluk) garantisi olmadan Enerji Bakanı Güler’in temelini attığı Samsun-Ceyhan hattına petrol arayadursun, Mavi Akım hattını İsrail’e kadar uzatmanın, Rus gazına yeni pazar bulmanın, Ceyhan’ı bir petrol boru hattı ile İsrail’in Elyat limanına bağlamanın peşinde koşuyordu. Ama nasıl? Türkiye ile İsrail arasında imzalanan Samsun-Ceyhan-Aşkelon-Eylat boru hattı mutabakat zaptında, bu hattın fizibilitesinin ve yapımının Başbakan Erdoğan’ın damadı tarafından yönetilen şirkete verilmesini istendiği iddiasına ilişkin olarak, seçim öncesi ana muhalefet partisi CHP elinde belge olduğunu söylüyordu.
Karadeniz Zirvesi ve Güney Akım
Putin’in son atağı 25 Haziran 2007 tarihinde İstanbul’da yapılan ve 15’inci yıl toplantısı olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) Zirvesi’nden kamuoyuna yansıdı. Putin’in Türkiye’ye üçüncü gelişiydi. Bu zirvenin olgularına ve Putin’in sürprizlerine değinmeden önce, Karadeniz’in küreselleşmenin kıskacında olduğunu vurgulamak gerekiyor. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Karadeniz’de önemli limanlarını yitiren Rusya, yine de Karadeniz’in jeopolitik avantajlarından ve enerji geçiş güzergâhlarından en iyi şekilde yararlanmaya çalışıyor ve bunu başarıyor. ABD ve AB’nin de Karadeniz ve yöresinde etkin olma istekleri, Türkiye’nin önderliği ile kurulmuş bulunan 12 üyeli ve 14 gözlemcili Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün önemini artırıyor. Bu yıl Karadeniz Ekonomik İşbirliği Zirvesi, yoğun diplomasi görüşmelerinin yanısıra, Türkiye-Rusya arasında enerji koridoru tartışmalarına da sahne oldu. 26 Haziran tarihli gazetelerde, “Karadeniz Sofrasında Enerji Masa’ya Yatırıldı, Enerjide İkinci Bypass” manşetleri dikkat çekiyordu.
Rusya’nın Mavi Akım’ın başladığı Novorissisk limanındanbaşlayıp Karadeniz'i alttan geçerek Bulgaristan üzerinden güney ve orta Avrupa'ya uzanacak "Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı Projesi” KEİ Zirvesi nedeniyle kamuoyuna yansıdı. Türkiye, Rusların İkinci Mavi Akım Projesine yanıt vermeyip zımnen reddedince, Güney Akım Projesi’nin ortaya çıktığı yorumları da yapıldı. Gazprom ile İtalyan ENI şirketinin anlaştığı Güney Akım Projesi’ne Yunanistan da destek sinyali veriyordu. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, kısaca Güney Akım denilen bu projeye Yunanistan’ın katılacağını İstanbul’da önce açıklıyor, sonra da bu açıklamanın Putin’in ısrarı üzerine planladığı zamandan önce yapıldığı öne sürülüyordu. Arkasından da Putin’in Karamanlis’e böyle bir açıklama yaptırarak Hazar, Mısır, İran, Irak gazlarını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıma projelerinin (Nabucco ve Şah Denizi - Avrupa Güney Ringi) zayıflatılmak istendiği yorumları yapılıyordu. Ancak, bu yorumlarda sap-saman birbirine karıştırılıyordu.
Örneğin, gazetelerde Güney Akım Projesi’nin Nabucco projesini geri plana ittiği haber yorumları çokça yapıldıysa da, bu proje Nabucco’dan çok Azerbaycan-Türkiye-Güney Avrupa ringine rakip oluyordu. Nitekim, Güney Akım projesinin ortaklarından ENI’nin Strateji ve Gelişim Başkan Yardımcısı Leonardo Maugeri, Güney Akım’ın Nabucco’ya alternatif olmadığını açıklarken, “Putin’in Türkiye’yi bölgedeki potansiyel müttefiki olarak gördüğünü” de söylüyordu. Putin ise, Karadeniz’in gelişme potansiyelini tam olarak gösteremediğini vurguluyor, Karadeniz’i bir enerji halkası haline getirecek projelere destek olmaya devam edeceklerini belirterek, Rusya’nın arz kaynaklarının çeşitlendirilmesine de yardımcı olacağını söylüyordu. Putin bir temel gerçeğin de altını çiziyordu, “Bölgemiz için birçok projeler konuşuluyor. Ancak bunların başarılı olabilmesi için ekonomilerinin iyi hesaplanması ve finansmanlarının güçlü olması gerekir” diyordu. Bu açıklama gelecekte proje rekabeti yaşanacağını gösteriyordu.
TÜRKİYE’NİN SON DAKİKA HAMLESİ Mİ?
15 Temmuz 2007 Pazar günü, yani 22 Temmuz Milletvekili Seçimi’ne tam bir hafta kala, seçim öncesi başarılı iş yaptık dercesine, “Tahran’la Gece Yarısı Sürprizi” başlıklı haber Türkiye’nin en büyük tirajlı gazetesi Hürriyet’te Erdal Sağlam imzası ile yer aldı. Gazeteci Sağlam, soyadına uygun biçimde sağlam haber ve yorumları ile tanınır, üstelik geçmişte yanlış uygulamaları nedeni ile Enerji Bakanlığı’nı, benim de köşe yazarlığı yaptığım bir dönemde, benim görüşlerime de koşut ve haklı biçimde eleştirmiş sağlam bir gazetecidir. Ancak, Reuters kanalından dünyaya da duyurulmaya çalışılan bu haberin kendisine özel olarak verildiği anlaşılıyor. Sağlam’ın haberine göre, “İran mevcut doğalgaz ihtiyacının yarısını karşılayacak büyüklükte üç doğalgaz sahasını Türkiye’ye ihalesiz vermeyi kabul etmiş. Türkiye 20 milyar metreküp gazı kendisi çıkarıp taşıyacakmış. Türkmenistan gazının İran üzerinden Türkiye’ye gelmesi de kabul edilmiş. Off Shore alanı olan Güney Pars sahasından üretimi TPAO yapacakmış”.
Sağlam şöyle bir yorum getirerek, “AB uzmanları enerjide Rusya’ya bağımlı olmaktan çıkaracak Nabucco projesinin hayata geçirilmesinin şart olduğunu söylüyorlardı. Anlaşmayla bu hem Türkiye hem Avrupa için büyük ölçüde sağlanmış olacak. Reuters’in dün dünyaya duyurduğu bu sürpriz anlaşma, en çok da Rusya lideri Putin için şok oldu” diyor. Yani Putin’den rövanş mı alındı? Yok öyle bir şey. Hem İranlıların gaz sözlerine ve hatta kontratlarına inanılmayacağını, en iyi Türkiye’nin bilmesi gerekir. Kışın Türkiye’ye gelen gazı kesen Rusya değil, İran’dı ve tahkim adına davalık olduğumuz ülke de İran’dı. Neredeyse 40 yıl önce, 1968 yılında Ankara’da toplanan Türkiye İkinci Genel enerji Kongresi’nde, İran ve Irak’tan, Türkiye üzerinden köşegenlemesine geçecek bir hatla Avrupa’ya gaz iletme konusunun gündeme geldiği, Avrupalıların güven duymadıkları için bunu istemedikleri tartışılmıştı. O zaman Şah rejimine güven duymayan Avrupa, şimdi molla rejimine ve Ahmedinejad’a mı güven duyar, yoksa globalleşen Rusya’ya mı? Hele İran ile ABD’nin anlaşmazlığı bitmeden, İran’dan Batıya uzanacak gaz boru hattına Batıdan destek bulunabilir mi?
Ankara’ya gizlice geldiği söylenen İran Petrol Bakanı Kazım Veziri Hamaneh ile Enerji Bakanı Hilmi Güler’in 48 saatlik çalışma sonu imzaladıkları söylenen anlaşma, Putin’in hamlesine karşı şah çekmiş olmak anlamına değil de, seçim yatırımı anlamına geliyor.
TÜRKİYE NEDEN KAYBETTİ
2000 yılına kadar Asya, özellikle Hazar yöresi ve Batı arasında, Enerji Koridoru ve Uluslararası Enerji Terminali olma projesini çok iyi geliştiren Türkiye, ne oldu da Bakü-Tiflis-Ceyhan’dan sonra duralayıp kaldı?
Yönetim Hataları
Olumsuz gelişmeleri, dünya konjonktüründeki değişikliklerden çok, Türkiye’nin kendi yönetiminde ve dış politikadaki aksaklıklarda aramak gerekir. 8’inci Cumhurbaşkanı Rahmetli Özal ve 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından gergef işlenircesine, birebir devlet başkanları seviyesinde yürütülüp geliştirilen ilişkiler, 10’uncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer döneminde sıcaklığını kaybediyor, yerini diplomasinin mesafeli soğuk kurallarına bırakıyordu.
ABD Başkanı Clinton’dan sonra Başkan Bush, Orta Asya ve Avrasya politikasında Türkiye’nin arkasında ve yanında olmak yerine, Afganistan zaferinin ardından, ben istediğimi tek başıma yaparım dercesine, bölgede tek başına hareket ediyor, ama kazanamıyordu. Bush’un Irak politikası ise, yönetime gelmesini desteklediği AK Parti iktidarına karşın, Türkiye ile ilişkileri, önce şeker renge, sonra giderek Çuval Olayı’ndaki gibi düşmanlık boyutuna sokuyordu. AK Parti iktidarı güvencesini Avrupa Birliği’nde görüyor, bu nedenle yüzünü Avrupa’ya dönüyor, Avrasya ve Asya’ya cafcaflı dış gezilerin dışında pek bakmıyordu. Bunlar Rusya’ya arka bahçesi olarak gördüğü Türk Cumhuriyetlerine tekrar yaklaşma fırsatı yarattı.
Enerji Bakanlığı, dünya konjonktürüne uyan, Dışişleri Bakanlığı ve hatta Milli Güvenlik Kurulu ile koordineli stratejik enerji politikalarına sahip olmadığı için Rusya’nın ne yapmak istediğini, adımlarını öncesinden kestirebilmiş değil. Yine bu nedenle Enerji Koridoru ve Enerji Terminali Türkiye projeleri de yürütülebilmiş değil. Oysa, enerji konusunda Yüksek Lisans Tezi olduğu bilinen Putin, big power game’in kurallarını iyi biliyor ve oyunu global dünya ve piyasa kurallarına göre oynuyor.
Türkiye Rusya ile rekabet halinde yürüteceği politikalarda ABD’yi ve AB’yi yanına almak zorundadır. Bunun yerine, örneğin ABD’nin ve AB’nin haz etmediği İran ile Nabucco kotarmaya kalkışmak düşünceleri çıkar yol değildir. Kaldı ki, bulunduğu coğrafyada tarih boyunca Türkiye ile liderlik rekabeti yapan İran’la işbirliğinde, çok dikkatli olmak gerektiği ortada. Öte yandan Rusya ile rekabet yapılacak projeler olduğu gibi işbirliği yapılacak ve iki ülke arasında çıkar dengesi oluşturabilecek projeler de var. Bunlar kullanılarak hasmane tutumların silinmesi uygun olur. Türkiye enerji diplomasisini bu yönde de geliştiremedi. Doğalgaz ve petrolden günde 500-600 milyon dolar gelir sağlayan bir Rusya ile rekabete giriştiğinizde, uluslararası ilişkilerinizin bu rekabeti destekleyecek boyutta olması gerekir.
Türkmen, Azeri, Mısır Gazında Hatalar
Türkmenistan’da gelecek gaz projesi, 2000 öncesinde Türkmenbaşı’nın TransCaspian Gas Pipeline - PSG Konsorsiyumu’ndan karşılıksız isteği ve dengesiz tutumu olmasaydı çoktan gerçekleşecek ve Nabucco’ya gereken 30 milyar metreküp gaz da temin edilmiş olacaktı. Yine de Türkmen gazı daha sonra kazanılabilirdi. Yeni bir politika ve yeni bir konsorsiyumla çözüm aranabilirdi. Ancak, bu projenin peşinden koşacak devlet adamı yoktu.
Ayrıca Türkiye’de gazın geleceğini, önemini göremeyen, değerini anlayamayanlar, “Neden bu kadar doğalgaz bağlantısı yapılmak isteniyor, Türkiye’yi gaza boğuyorsunuz, bu kadar gaza ihtiyacımız yok” yaygaraları arasında, Türkmenistan gazından sonra bir an önce bağlantısı yapılması gereken Mısır gazını da, Doğalgaz Piyasası Kanunu’nun geçici maddesi ile erteletmeye neden oldular. Aynı ters düşüncelerin etkisi altında, neredeyse Rus gazının yarı fiyatına kontrata bağlanan Azerbaycan Şah Denizi gazının başlangıç tarihi ötelendi, plato değeri düşük tutuldu.
Bu ötelemeye rağmen Azerbaycan Şah Denizi gazı, geçen yıl Türkiye’ye gelmeliydi ve bu yıl 2 milyar metreküp, 2008’de 3 milyar metreküp, 2009’da 5 milyar metreküp ve 2010’dan itibaren plato değeri olan 6.6 milyar metreküp gaz alınması gerekiyordu. Ama, bu miktarlar gaz akımı başlamadığı için değişmiş bulunuyor. Şimdi gazın Temmuz başında sınırdaki Gürcistan ölçüm istasyonundan girdiği söyleniyor, ama fiyat konusunda hâlâ anlaşmazlık var. Anlaşma çerçevesinde Türkiye’nin bu yıl sonuna kadar 1.5 milyar metreküp gaz satın alacağı, bu rakamın gelecek yıl 5 milyar metreküpe ulaşacağı belirtiliyor.
Yunanistan’a Ucuz Gaz Satmak Başarı Olur mu?
Azerbaycan gazı 10 Ağustos’ta açılacağı söylenen Türkiye-Yunanistan hattına ulaştırılacak. Çünkü, Yunanistan’a gaz satışı, Azerbaycan gazına bağlı olarak fiyatlandırılmış bulunuyor. BOTAŞ Türkiye iç piyasasına 1000 metreküpü 300 dolarlardan gaz verirken, Yunanistan’a 200 doların altında 100 dolarlardan vermeyi kabul etmiş bulunmakta. Şimdilik bir milyar metreküpten az ve 750 milyon metreküp gibi küçük bir rakamla başlayacak olsa bile, bu satıştan kazancımız, daha ilk gününden mali zarar olacak da, Avrupa’ya gaz satışına başladık demeyi kazanç mı sayacağız? O gaz satışının bir politik getirisi var mı ki? Yunanistan onun hatırı için Burgaz-Dedeağaç projesinden mi vazgeçecek, yoksa Rusya-İtalya Güney Akım Projesine destek olmaktan mı?
Yanlış Proje: Samsun-Ceyhan
Burgaz-Dedeağaç Projesi, Ak Parti iktidarının Başbakan’ın damadının Yönetimine getirildiği şirketin hatırı için Samsun-Ceyhan Projesi diye yersiz ısrardan hayat bulmuş bir projedir. Samsun-Ceyhan Projesi’nden bir yıl önce Bakanlar Kurulu gündemine girmiş, Türk topraklarından geçecek olan Karadeniz’de Kıyıköy ile Ege Saroz Körfezi’nde İbrikbaba arasında uzanacak Transtrakya Projesine izin verilseydi, hadi tek bir projeye izin verilmesini de bir yana bırakın, Samsun-Ceyhan ile birlikte ikisine izin verilseydi, elbette Samsun-Ceyhan bir yanda kalır, Transtrakya bugüne kadar yapılırdı, ama Burgas-Alexandroupolis (Dedeağaç) Projesi gündemden düşer, Burgas-Vlore ve Constanta –Trieste gibi Karadeniz çıkışlı diğer projelerde ötelenir, hem Türkiye boğazlarını kurtarmış, hem de Karadeniz’den çıkan petrolü kendi üzerinden akıtarak gelir sağlayan, bu akımı yine kontrol edebilen ülke konumuna gelmiş olur, şimdiki gibi kaybetmezdi.
Samsun-Ceyhan’ı savunanlar Transtrakya Projesini kötülemek için çevre sorunu ortaya atıp Ege’yi Saroz Körfezi’ni kirleteceğini iddia ettiler. Bu iddia asılsızdı, çünkü boru hattı Dünya Bankası’nın öngördüğü çevre koşullarına göre yapılacaktı. Ne yazık ki AK Parti yönetimindeki Enerji Bakanlığı’nın raporları yüzünden olsa gerek Cumhurbaşkanı Sezer, Putin’in İstanbul ziyaretinde “Rusya Ege’yi kirletecek projeden vazgeçmeli” diyordu. Herhalde zamanında Sayın Sezer’e Samsun-Ceyhan projesini, Transtrakya Ege’yi kirletir gerekçesiyle onaylatmış olmalılar, ama bu doğru değil. Bakınız, Burgaz-Dedeağaç Ege’yi kirletmeyecek, ne yazık ki Türkiye’ye çok şey kaybettirecek.
Samsun-Ceyhan Projesi, doğduğu günden itibaren Türkiye’nin çıkarlarına ters düşen bir proje olmuştur. Samsun-Ceyhan projesi, Kazak petrollerinin Bakü-Tiflis-Ceyhan’a yönelme yerine CPC hattından Karadeniz’e çıkışını sürdürecek, Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattının kapasitesinin büyütülmesini engelleyecek bir projedir.
Üstelik AK Parti iktidarının istediği gibi, Rusya’nın Ceyhan’a petrol taşıması, Ceyhan’da oluşacak petrol piyasasına Rusların müdahale etmesine olanak sağlar ki, bu Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın destekçisi ve koruyucusu Amerika Birleşik Devletleri’nin kabul edemeyeceği bir durum olduğu gibi, Türkiye’nin çıkarları ile de bağdaşmaz. Ceyhan Petrol Borsası oluşuncaya kadar, Rusya’nın bu bölgeye inmesini sağlayıcı bir proje düşünmemek, Türkiye’nin çıkarınadır. Başbakan Erdoğan’ın İstanbul’da Putin’den, Rus ve Kazak petrollerinin Samsun Ceyhan’a akıtılması talebi karşısında, Putin’in yanıtı İkinci Mavi Akım ortaklığından başka, Samsun-Ceyhan için de projeye ortak olunması koşulunda petrol verilebileceği şeklinde olmuş. Rusya’nın böyle bir projeye ortak edilmesinin sakıncaları ise ortada.
Türkiye’nin Açılmadık Kartı Kaldı mı?
Karadeniz Zirvesinin ardından Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK)ve Cambridge Enerji Araştırma Kuruluşu (CERA) tarafından yine İstanbul’da düzenlenen ve Putin’inde katıldığı enerji konferansında Putin’in zeki ve bizim kendi işimize baktığımızı söyleyen Enerji Bakanı Güler, “Erdoğan-Putin zirvesinde Rus tarafının kartları açık oynadığını, Türkiye’nin sürekli değişen kartları açık etmek istemediğini” belirtiyordu. Bir gazetemiz de 27 Haziran’da, “Daha kartlarımızı açmadık” manşetini atıverdi, ama Türkiye’nin açılmamış kartı kalmış mıydı? Aynı gazete 11 Temmuz tarihinde, “Enerjide Türkmen kartı” manşeti altında, Rusya’nın sessizliğe gömüldüğünü, Türkiye’nin ise Türkmenistan, İran ve Azerbaycan ile bazı enerji projelerini hayata geçirmek için çalışmalara başladığını yazıyordu. Oysa, Enerji Bakanı Güler CERA-DEİK enerji konferansında, kart manşeti atan gazeteye göre, “Türkmen gazının Hazar geçişi komediye dönüşmüştür” diyordu. Açılmayan kartın ne olduğu 15 Temmuz 2007 tahinde Hürriyet gazetesinde ilan olundu ve Reuters kanalından dünyaya duyuruldu. İran gazı ve İran üzerinden gelmesi kabul olunan Türkmen gazı. İran Petrol Bakanı Kazım Veziri Hamaneh ile Enerji Bakanı Hilmi Güler tarafından bir anlaşma imzalanmış olsa da, bu proje için bir benzetmeyle, “bu pilav daha çok su götürür” demek daha doğru. Gerçekleşmesi çok kuşkulu ve göstermelik kalacak bir proje gibi görünüyor.
Putin’in atakları Türkiye’nin projelerine olumsuz etki yapmıştı. Ancak, Avrasya ve Hazar’dan hidrokarbon çıkışının çoklu boru hatları ile olabileceği tezini ilk günden beri savunan Türkiye’nin, Samsun-Ceyhan gibi yanlış projesi bile olsa, hiçbir projesinin öldüğünü söylemek doğru olmaz. Türkiye’nin açılmamış kartları var da, bunu dünkü hatalı yönetimin açması beklenemez. Bugün için ölmüş gibi gözüken proje, yarın için tekrar canlandırılabilir. Ancak, projelerin gerçekleşme tarihi ötelenmiştir, bunda kuşku yok. 2020 yılında gaz talebi 750 milyar metreküpe çıkacak Avrupa güvenli göreceği çok kanaldan gaz alacaktır. Dünya petrol talebinin de aynı yıl için günde 110 milyon varile yaklaşması sadece petrol değil, doğalgaz boru hatlarının önemini daha çok artıracak, pazarı büyütecektir. Dolayısıyla, zaman içinde zaten Türkiye’nin uluslararası enerji projelerinin önü açıktır, ama önemli olan bir an evvel gerçekleştirip, 2020 yılına kadar kümülatif kazancı artırabilmektir.
Nabucco Projesi’nin ise Ali Baba Projesine dönüşmesi söz konusu. “Bu da nereden çıktı?” demeyin. Nabucco Hazar gazını taşıyacak bir proje idi. Trans Hazar gazı ve Azeri gazı sorunlu olacağı için bu hat yarınlarda Mısır gazı, Katar gazı gibi gazla gerçekleştirilebilir. İran sorunu çözülürse, İran gazı da bu yolla Avrupa’ya akabilir. Eğer Kuzey Irak meselesi kangrene ve çatışmaya dönüşmez, Irak tarafı ve kuzeydeki peşmerge yönetimi aklını başına devşirirse, Irak gazı da bu yolla Avrupa’ya gidebilir. Türkiye’den Avusturya’ya, bir zamanlar kapısına dayandığımız Viyana’ya uzanacak gaz boru hattına verilecek adın, Orta Doğu gazını taşıyacağı için artık değişmesi gerekmez mi? Nabucco projesi, adını Giuseppe Verdi’nin ünlü “Nabucco” operasından aldığına göre, şimdi yeni projeye gazın kökenine de uyan bir Türk operası, Selman Ada’nın “Ali Baba ve Kırk Haramiler” Operası’ndan esinlenerek “Ali Baba Projesi” demek daha doğru olmaz mı?
Petrol ve Doğalgaz Hatları Karmaşasıyla Türkiye Kaybedebilir mi?
Araştırma Dosyamızı uzman görüşleri ve siyasi görüşlerle genişletmek için, yukarıdaki sorumuzu temel alarak yaptığımız ve aşağıda sunduğumuz çeşitli röportajlarımız oldu:, Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM) Başkanı Sinan Oğan, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın, BOTAŞ Eski Genel Müdürlerinden, ENEDA Ceo’su ve İzmirGaz Genel Müdürü Gökhan Bildacı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Eski Müsteşarı Doç. Dr. Yurdakul Yiğitgüden ve T.C. 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in konuya ilişkin görüşlerini aldık.
Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM) Başkanı Sinan Oğan Diyor ki:
Putin’in peşinden nal toplamak
Ültanır: Rusya Orta Asya’yı daima arka bahçesi gibi görür, ancak biz buna 2000 öncesinde karşı çıkıyor ve o yörede rekabette Rusya’yı geçiyorduk. Ne oldu da durum tersine döndü ve Rusya Devlet Başkanı Putin, Orta Asya’yı tam değil, ama büyük ölçüde arka bahçesi haline getiriverdi. İşte son örneği, Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev ve Türkmenistan’ın yeni Devlet Başkanı Berdimuhammedov ile yeni bir doğalgaz boru hattı için geçtiğimiz Mayıs ayında, beklenmedik şekilde ön anlaşma yaptı. Düne kadar Bakü-Tiflis-Ceyhan hattına Aktau’dan petrol vereceğim diyen Nazarbayev, bu sözünü kontrata bağlamazken, Bulgaristan ve Yunanistan’a ait Burgaz-Dedeağaç hattına petrol vermeyi kabul ediverdi? Orta Asya’da neler oluyor, Türkiye giderek dışlanıyor mu?
Oğan: Orta Asya’daki küresel mücadeleyi ve özellikle Rusya’nın son hamlelerini anlayabilmek için, belki de bu son projeden işe başlamak gerekiyor. Polonya’da 11-13 Mayıs tarihleri arasında Rusya’yı devre dışı bırakan, Rusya dışı hatları ön plana çıkarma amacı taşıyan ve bölgede Rusya muhalifi diye bilinen ülkelerce bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya Azerbaycan ve Kazakistan da davet olunmuştu. Azerbaycan Devlet Başkanı katıldı, Kazakistan Devlet Başkanı ise, Putin’in o ülkeye gitmesi nedeniyle katılmadığı gibi, Rusya’nın baskısıyla düşük bir katılım gerçekleştirdi, Enerji Bakan Yardımcısını gönderdi.
Putin’in Orta Asya’ya gidişi aslında sürprizdi. Böyle bir projeyi kimse beklemiyordu. Putin’in üzerinde uzun süredir çalıştığı belli olan bir projeydi ve gizli yürüttüğü bir proje olduğu da şimdilerde belli oluyor. Orta Asya ülkelerinin bu projeye bu kadar kısa sürede niye evet dediklerini anlamak biraz güç. Zira Putin, kişisel çabalarıyla bu projeyi hayata geçirdi, ama Putin önümüzdeki sene fiili siyasetten ayrılıyor. Devlet başkanlığı süresi doluyor ve üçüncü defa aday olmayacağını açıklamış durumda. Zaten anayasa da buna izin vermiyor.
2008 Mart ayında Rusya’da seçim var ve Putin’in üçüncü dönem için Devlet Başkanı olmayacağı da çok açık. Dolayısıyla, böyle bir ortamda Rusya’da kimin iktidar olacağı çok belli değil. Rusya’nın yeni gelecek insanla beraber dış politikasının ne yön alacağı çok belli değilken, Orta Asya ülkelerinin bir de bu işleri sürüncemede bırakma konusunda çok uzman olduklarını da biliyoruz. Mesela Kazakistan’ın Bakü-Tiflis-Ceyhan için yıllardır katılacağını söyleyip bizi yıllardır sürüncemede bırakmışken, böylesi bir ortamda, acaba 2008’e kadar niye beklemediler sorusunu çok iyi düşünmek gerekiyor. Burada da zannedersem, Putin birtakım kişisel becerilerini ortaya koydu. Belki de bu ülkelerde kamuoyuna yansımayan ve kısa vadelerde yansımayacak, o ülkelerdeki iktidar mücadelesinde Moskova’nın desteği gibi, birtakım başka kozların devreye girdiği kanaatindeyim.
Tabii, bir defa Orta Asya ülkelerinin enerjide bir üretim fazlası potansiyeli var ve bu giderek artıyor. Bu üretimlerini bir an önce yurt dışına çıkarmak istiyorlar. Alternatif hatlara baktığınız zaman, bugün Rusya’nın önerdiği hattın hem Nabucco’dan, hem Trans Hazar’dan, hem Trans Afgan hattından, hem Çin’e gidecek hatlardan, hem de İran’a inecek hatlardan daha çabuk hayata geçebilecek bir proje olduğu görülüyor. Neticesini çabuk alabileceği bir proje. Dolayısıyla, bu açıdan da baktığımızda elinde net ve hazır projesi ile giden ülkenin kazançlı çıkacağı, Putin’in de zaten net bir proje ile gidip netice aldığını görüyoruz. Ama, bölge dengeleri açısından Orta Asya ülkelerinin tabiri caizse, bütün yumurtaları aynı sepete koymaları ve böyle bir işe girmelerinin çok mantıklı olmadığını belirtmek gerekiyor.
Orta Asya’da siyaset Rusya’ya doğru kayıyor. Amerika Birleşik Devletleri 11 Eylül’den sonra Orta Asya’ya hızlı girmişti, askeri üsler edinmişti, siyasi nüfuz kazanmıştı. Ancak, Balkanlardan başlattığı, Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan ile devam eden Turuncu devrimlerin bu ülke rejimlerini biraz ürküttüğünü görüyoruz. Bu ülke rejimleri de diktatörlük veya yarı diktatörlük veyahut da sert rejimler olduğu için, ya da en basit ifadeyle zaman zaman demokrasiyi göz ardı edebildikleri için, kaldı ki genellikle göz ardı edebiliyorlar, Amerika ile işbirliğinin kendi rejimleri için tehlikeli olacağını düşündüler ve Özbekistan Amerika ile ilişkilerini tamamen kesme noktasına getirdi, Amerikan üssünü ülkesinden çıkardı, Kırgızistan şimdi Amerikan üslerinin geleceğini tartışıyor, muhtemelen çıkarma eğilimine girecektir, böyle bir ortamda bir de Amerika’nın Irak’ta bataklığa saplandığını göz önüne alırsak, bölgedeki iki güç unsurundan Amerika tüm gücünü Irak’a çevirdiği için Amerika burada kaybeden taraf, Rusya’nın bölgede giderek kazanan taraf olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, Orta Asya ülkeleri her zaman kazanan tarafın yanında olmak isterler ve son bu hadisede de gördük ki, onlar kazanan tarafın yanında. 2008 ABD seçimlerinde muhtemel demokrat iktidarı, ABD’nin bu bölgede demokrasi eleştirilerini yeniden yoğunlaştırabilir.
Ültanır: Sinan Bey, bu hadise ne yazık ki Türkiye’nin kaybeden tarafta kaldığını gösteriyor. Bunu Türkiye’nin ABD ve AB yandaşlığına bağlı anlamda söylemiyorum. Orta Asya’ya ilişkin yaptığım röportajların birinde Sayın Demirel, “Rusya buraya giriyorsa biz çıkıyoruz demektir” demişti. Nitekim, bizim taraf olduğumuz Trans Hazar ve, Nabucco gibi tam kesinleşmemiş projelerinin önüne kesen bir proje ile Rusya tabir yerindeyse, malı aldı götürdü. Ben Türkmenistan’ın Türkmenbaşı Niyazov’un ölümünden sonra, “hatta öldü mü yoksa..?” sorusu hâlâ önemini korurken, Türkmenistan’ın yeni Devlet Başkanı Berdimuhammedov’un konumuna değinmek istiyorum. Türkmenbaşı tarafından konulan tarafsızlık politikasına bağlı olduğunu açıkladı, ama Ruslara yakın görünen bir kişi, iktidara gelişinde de bu yakınlığının etkisi oldu. Bu konuda ne dersiniz?
Oğan: Tabii hem kendisi ve hem de onun kadroları Rusya’ya yakın insanlar olarak tanınıyor. Özellikle de onun iktidara gelmesinde önemli roller oynayan istihbarat ve güvenlik kurumlarından sorumlu Akmurat Recepov gibi kişilerin Rusya ile çok yakın ilişkileri olduğu, eski KGB generali olduğu ve birçok kanallardan Rusya ile sıkı ilişkiler içerisinde bulunduğu bilinmektedir. Ancak, Berdimuhammedov’un bu eski ekibi tasfiye etmeye başladığını ve Akmurat Recepov’u azlederek hapse attığını gördük. Hatta şu yorumlara da sebep oluyor; bu çok güçlü bir ekipti, Berdimuhammedov’u getiren ekipti, getiren ekip aynı zamanda götüren ekip de olabilir, ama Berdimuhammedov’un bu gaz anlaşmasını, bu güçlü ekibi Rusya’nın yardımı ile tasfiye etmek için pazarlık konusu yaptığı bölge basınındaki güçlü iddialar arasında.
Ültanır: Peki, bugünkü Türkmen yönetiminin Türkiye’ye bakışı nasıl?
Oğan: Tabii bugünkü Türkmen yönetiminin Türkiye ile sıcak ilişkiler içerisinde olduğunu söylemek doğru değil. Ama Türkiye’ye mesafeli olduğunu da söyleyemeyiz, hatta bu bütün bölge için geçerli. Eğer, siz onlarla sıcak ilişkiler kurma gayreti içerisine girerseniz, onlardan bunun cevabını bir şekilde alıyorsunuz. Ama hiç arayıp sormadığınız, hiçbir şekilde ilişkilerin geliştirilmesine yönelik herhangi bir adım atmadığınız bir ortamda tabii ki olacak netice budur.
Ültanır: Bu son hadisenin bir diğer aktörü olan Kazakistan’ın da Rusya’ya bir yakınlığı var. Ülkesinde etkili bir Rus nüfus bulunuyor. Kazakistan Rusya’ya karşı daima sıcak davranıyor ve zamanı gelince de Rusya’nın istekleri karşısında boyun eğiyor. Değinmek istediğim konu, Hazar kıyısından gelip Kazakistan’dan geçecek doğalgaz boru hattından öte, Nazarbayev’in Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattına Aktau’dan ham petrol verme vaadini unutup, Rusya’nın desteklediği Rus-Bulgar-Yunan Trans Trakyası diyebileceğimiz Burgas-Alexandroupolis (Dedeağaç) hattına petrol vermeyi kabul etmesi. Türk işçilerine karşı Kazakistan’daki ters davranışları da düşünürsek, Türkiye için Kazakistan da mı kayboluyor?
Oğan: Şimdi Kazakistan Devlet Başkanını son derece iyi incelemek ve tahlil etmek gerekiyor. Kazakistan Devlet Başkanı Nur Sultan Nazarbayev bölge liderliğine oynayan bir isim. Orta Asya cumhuriyetleri arasında bir birlik kurup onun liderliğini yapabilecek potansiyele sahip bir kişi olduğunu unutmamak gerekiyor.
Ültanır: Bu birliğe Türkiye’yi de çağırıyordu, ama Türkiye pek istekli davranmadı sanırım.
Oğan: Çağırıyordu, ama ben de sanıyorum ki, bu birlik zaman içinde Türkiyesiz oluşacak. Türkiye’nin maalesef son dönemde, özellikle son beş yıllık iktidar döneminde…
Ültanır: Bence yedi yıl
Oğan: Evet, belki öyle de ifade edilebilir, ama net olarak son beş yıl içerisinde, bölgeyle ilişkileri gelişmedi, kaldı ki Türkiye’nin ilgisini yitirmiş olduğunu görüyoruz. Öyle bir bölge ki, yeni kurulan sürekli dinamik ilişkiyi gerektiren bir bölge. İlgi zayıflayınca hemen kaybedebileceğiniz bir yer. Çünkü ilişkiler tam oturmamış. Yeni kurulan bir sistem var. Sizin ilginiz kaybolduğu zaman, yerinizi bir başkası hemen doldurabiliyor. Nitekim, Rusya da bunu gayet güzel doldurdu. Burada liderler arası ilişkiler son derece önemli ve bizim ne Cumhurbaşkanımız, ne de Başbakanımız Türk cumhuriyetleri ile liderler düzeyinde bir ilişki kurabilmiş değil.
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, Kazakistan içindeki Rus nüfusu elbette ki Nazarbayev’i düşündüren konulardan birisi. Kazakistan adeta çok kolay bir şekilde Rus nüfusu ithal eder duruma geldi. Eski Sovyet cumhuriyetleri içerisindeki Ruslar o ülkeleri terk edip Rusya’ya yerleşiyorlarken, Kazakistan’dan da ciddi bir Rus göçü mevcuttu, ama şimdiki ekonomik gelişmeler öylesine iyi düzeyde ki, Kazakistan’a geri nüfus akımı da başlamış durumda. Tabii burada Putin’in kişisel ilişkilerini göz ardı etmemek lazım. Putin birebir diplomasiyi son derece iyi götüren bir isim. Özellikle Orta Asya cumhuriyetleri ile bunu çok iyi götürüyor.
Bakü-Tiflis-Ceyhan’a petrol vermesi için 15 senedir ikna edemediğimiz Nur Sultan Nazarbayev’i, adeta bir gidişinde kendi hatları için ikna ettiğini görüyorsunuz. Bu tabii Bakü-Tiflis-Ceyhan’ı biraz da olsa etkiler, Bakü-Tiflis-Ceyhan’a mevzii kaybettirdi, ama başka bir şey daha yaptı, Samsun-Ceyhan’ın ölü doğmasına sebep oldu. Çünkü, Kazak petrolü Bakü-Tiflis-Ceyhan’ı güçlendirir, ama Samsun-Ceyhan’ı yaşatırdı. Kazak petrolleri sadece Burgaz-Dedeağaç hattına giderse, Samsun-Ceyhan’ın yaşama şansı kalmaz. Dolayısıyla, burada öylesine ciddi bir kaybımız var. Ancak, ben bu kaybı kısa vadeli görüyorum. Orta vadede alternatif hatlara petrol ve gaz vermek zorundalar. Tamamiyle Rusya’ya bağlı kalamazlar. Zaten hedeflerine baktığınız zaman da, giderek artan oranda petrol ve gaz çıkarımına şahit oluyorsunuz.
Ültanır: Bir de şimdiye kadar diğer Orta Asya ülkeleri kadar bu konuda öne çıkmayan, ama önemli rezervleri bulunduğu anlaşılan Özbekistan’a değinelim istiyorum. Biliyorsunuz, Putin’in Kazakistan ve Türkmenistan ile bu son anlaşmasında, yeni oluşturulacak hata Özbek gazının da ekleneceği söylendi.
Oğan: Dediğiniz gibi, Özbekistan bölgedeki enerji oyunu içinde çok da kendi varlığını hissettirmeyen bir ülke. Ama tam o kadar olmasa bile, Türkmenistan’ın gaz rezervlerine yakın gaz rezervine sahip. Özbek lider açıkça, “ben bu zirveye katılmamış olsam da, bu zirveyi ve bu projeyi destekliyorum, bilhassa bu projeye katılabilirim” dedi. Ama Türkmen lider, “bizim herkese verecek çok gazımız var” diyerek ortaya çıktı.
Türkmenistan kaynaklarına baktığınız zaman, önümüzdeki 35-40 sene içerisinde yıllık 200-250 milyar metreküp gaz üretimine çıkmayı hedefliyorlar. Yıllık 250 milyar metre küp gaz, dünya enerji pazarı için son derece büyük bir rakam. Türkiye’nin 2005 senesine kadar Rusya’dan aldığı gazın kümülatif toplam miktarı, biliyorsunuz 1987’de batı hattından Bulgaristan üzerinden alınmaya başlanmıştı, 130 milyar metre küp. 2010’dan sonra Rusya’dan alacağımız gaz yıllık 30 milyar metreküp olacak. Türkmenistan’ın tek başına yılda 250 milyar metreküp gaz üretmesi demek, sadece Türkiye açısından değil, Avrupa açısından da ciddiyetle takip edilmesi gereken bir miktar. Çünkü, ancak bu miktar Avrupa’yı Rusya’ya bağımlılıktan kurtarabilir.
Ültanır: Türkmenistan şu anda Türkiye’ye soğuk davranıyorsa, Özbekistan ondan daha soğuk biliyorsunuz.
Oğan: Özbekistan’ın Türkiye’ye soğuk olmasının tabii birtakım sebepleri var. Aslında bölgede Türkiye’ye en sıcak ülke Türkmenistan’dı. Çünkü Türk yatırımları orada son derece fazlaydı, hâlâ da fazla. Türkmenistan’ın yeniden inşasında Türkiye ve Türk müteahhitleri yer aldı. İşte orada Bakan Yardımcılığı’na, Devlet Başkanı Danışmalığı’na kadar yükselen Türkler vardı. Özbekistan’da Kerimov’un biraz farklı bir bakışı var. O da bölge liderliği peşinde.
Ültanır: Ama, kendisine yapılan bir suikasttan maalesef Türkiye’yi sorumlu görüyor.
Oğan: Evet tamamiyle öyle. Kerimov, bölge liderliğine oynayan bir kişi. Bölgede en büyük askeri güç ve homojen nüfus yapısı Özbeklerde. Ayrıca Özbek lider ülkeyi “demir yumruklarıyla” yönetiyor. Hal böyle olunca insanlar biraz daha temkinli oluyor, her yapılan hareketi kendisine karşı yapılmış addediyor.
Şöyle bir ilginç tablo da var. O ülkelerin hepsinin muhalifleri Moskova’da kümelenmiştir, faaliyetlerini Moskova’dan yürütürler ve yönetirler, ama o ülke liderlerinin hiçbirisi Moskova’ya, “muhaliflerimiz sizde, sizi düşman ilân ediyoruz, ilişkilerimizi kesiyoruz, öğrencilerimizi geri çekiyoruz” demiyorlar.
Ültanır: Belki de diyemiyorlar.
Oğan: Ama, herhangi bir muhalif lider Türkiye’ye geldiği zaman, işte hemen Türkiye’ye notalar gönderiliyor. Türkiye’den bunların derhal sınır dışı edilmesi isteniyor, Muhammed Salih örneğinde olduğu gibi.
Ültanır: Bu davranışlarını Türkiye’yi kendilerine çok yakın görmelerine bağlamanın diplomaside yeri olacağını sanmıyorum. İktidarları Türkiye’den kaynaklanan bir terslik istemiyorlar, bizim iktidarımızı da kendilerine hizmet etsin istiyorlar, ama dostlukların gelişimi sadece iktidarlara değil, yarın iktidar olabilecek muhalefetle ilişkilere de bağlıdır.
Oğan: Bu tutum tabii, Türkiye’nin o ülke muhaliflerini kullanmadığının da çok güzel bir örneği. Ben de bölgede uzun yıllar resmi görevlerde çalıştım. Bizim oraya giden devlet adamlarımız, sadece iktidardan iktidara görüşme yapıyor, ama bizim dışımızda her giden iktidarı ve muhalefeti ile görüşüyor ki, elindeki demokrasi silahını yeri geldiğinde kullanabilsin.
Ültanır: Sinan Bey, Orta Asya’daki son duruma ilişkin ufuk turumuzda Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan’a bakmışken, Kafkasya’daki Azerbaycan’a da değinelim. Oradan da Avrupa’ya göndermeyi tasarladığımız Azeri gazını alacaktık, ama henüz Şah Denizi gazı Türkiye’ye geldi mi gelmedi mi belli değil. 2 Temmuzda Gürcistan sınırından girdiği söylendi, ama bu 22 Temmuz seçimi için kullanılmak istenen bir argüman gibi görünüyor. Çünkü, teknik, ekonomik ve politik sorunları olan bir gaz.
Oğan: Evet, Şah Denizi gazı projesi de çok ilginçtir. Biliyorsunuz, Şah Denizi gazı petrol için açılan kuyudan çıktı.
Ültanır: Biz enerjide petrol ve gazı nihai kullanım şekli dışında ayırmıyoruz. Her ikisi de arama yöntemleri aynı olan hidrokarbon kaynakları. Hatta bazen petrol kelimesi gazı da ifade eder şekilde kullanılabilir. Tabii, üretimi, taşınması kullanımı gaz ve sıvı akışkana göre farklılık gösteriyor.
Oğan: Ancak, hiç beklenmedik bir projeydi. Bu kuyudan petrol çıkacağı tahmin ediliyordu. O dönemde dış yatırımların çok da ilgisini çekmeyen bir projeydi. Böylesine bir ortamda, Türkiye’nin boru hattı projesine girmesiyle, geçerlilik kazandı. O dönem Şah Denizi gazı 120 dolar gibi, bugün için son derece elverişli bir fiyattan bu anlaşma imzalandı.
Ültanır: Evet, 1000 metreküp başına 120 dolarla, Rus gazının neredeyse üçte biri fiyatına olan bu gaz en ucuz. Ancak, bugün bu ucuz fiyattan satımını bizim dışımızda istemeyen çok. Projenin gerçekleştiricisi ve işleticisi BP de, Azerbaycan da fiyatın ucuzluğu karşısında tedirgin görünüyorlar. Rusya da engelleme peşinde. Son yıllarda artan petrol fiyatları sonucu, artık bu fiyattan gaz bulmak neredeyse mümkün değil.
Oğan: Tabii, bugünkü gaz fiyatlarına baktığımız zaman 295 dolarlara, hatta zaman zaman 300 dolarların üzerine çıktığı böylesi bir ortamda 120 dolara gaz vermek istemiyorlar. Bunun için her türlü geciktirici bahaneleri, kuyudan gaz çıkmadığı da dahil olmak üzere ileri sürüyorlar. Ama burada Azeri gazının gelmemesinin tek sebebi o değil.
Türkiye’de maalesef yanlış bilinen bir şey var. Zannediliyor ki, Şah Deniz boru hattı projesi tamamlandı. Tamamlanmadı. Bugün Enerji Bakanlığı’nın resmi açıklamalarına baktığınız zaman, Şah Deniz gaz projesi tamamlanmış gibi gözüküyor, ama gidin Gürcistan sınırına bu gaz projesi üzerinde hâlâ çalışıldığını ve altı aydan daha erken bir sürede de tamamlanamayacağını görürsünüz. Gürcistan’a kadar tamam, ama Türkiye hattı eksik. BOTAŞ’ın yapması gereken inşaat kısmının tam olarak bitmediği görülüyor. Taşeron firmalar daha işlerini tam olarak teslim etmiş değil. Bu konuda Enerji Bakanlığı’nın kamuoyu ile paylaşmadığı ciddi bir sıkıntısı var. Bir diğer sebep de, bildiğiniz gibi, Türkiye gaz alım hakkının bir kısmını Gürcistan’a kışın devretmişti.
Ültanır: Bu gaz Yunanistan’a gaz satışında da kullanılacaktı. Hatta geliştirilip Nabucco projesine de eklenecekti. Anlaşılan, Türkiye artık Hazar’dan kolay gaz getiremeyecek.
Oğan: Çok ilginçtir, bugün eski arşivlerimden bir şey ararken, Enerji Bakanı Hilmi Güler’in bir dergideki açıklamasına rastladım. Orada diyor ki, “2007 senesinde Nabucco projesinin inşasına başlıyoruz. Ne erken ne geç”. İfadesi aynen bu şekilde. Yani bu sene içinde Nabucco hattının inşasına başlanacaktı. Oysa şimdi bakıyoruz, olup olmayacağı daha ortada yok.
Ancak, ben bu konuda biraz daha iyimser olmaya çalışıyorum. Ben eninde sonunda Nabucco hattının gerçekleşeceği kanaatindeyim. Bu sene Eylül ayında anlaşması imzalanacak Orta Asya Gaz Kemeri projesinin ve yine Putin tarafından KEİ zirvesi öncesi Balkan Enerji Konferansında açıkladığı Güney Akım Projesinin Nabucco hattını sadece geciktireceğini düşünüyorum. Putin’in bu seneki ziyareti sonucu ortaya çıkan bu projenin önümüzdeki sene inşaatına başlanacak. Zaten mevcut bir Orta Asya Merkezi Gaz Kemeri var. Bu yeni hat, o merkezi gaz kemerine paralel çekilecek bir hat olacak. O dahi bölgedeki gaz kaynağını Batıya ya da dış pazarlara taşımaya yetmeyecek. Özbekistan kaynaklarını açmış değil, Kazakistan yeni yeni kaynaklar buluyor. Daha önce söylediğim gibi Türkmenistan 30-40 senelik bir periyotta gaz üretimini 250 milyar metreküpe çıkarmayı planlıyor. Böylesi bir ortamda Türkmenistan Devlet Başkanı Berdimuhammedov’un ifade ettiği gibi herkese yetecek gaz var.
Nabucco hattı uzun vadede gerçekleşecek, ama burada Batının çifte standardı ve iki yüzlülüğü ile karşı karşıyayız. Uzun yıllar ne Trans Hazar projesinin gerçekleştirilmesinde, ne de Türkmen gazının Türkiye’ye getirilmesinde Batı Türkiye’yi tam olarak desteklemedi. Sadece destekliyor göründü. Hazar’ın statüsünün çözülmesi konusunda da Batı Türkiye’yi desteklemedi. Batı derken Amerika ve Avrupa’yı kastediyorum. Özellikle büyük petrol ve gaz şirketlerinin bu konuda samimi olmadığını düşünüyorum. Aslında Hazar’ın statüsü neredeyse çözülme aşamasına gelmiş durumda. Azerbaycan-Türkmenistan arasındaki sorunlar giderilme aşamasında. Söz konusu olan Batının desteğini, Türkiye burada hiçbir zaman hissetmedi. Batılı ülkeler ve özellikle de AB üyesi ülkeler, Türkiye’yi bu konuda desteklemediği gibi, her birisi ayrı ayrı Rusya ile enerji anlaşmaları yaparak, AB’nin ortak enerji politikası olmadığını gösterdiler. Macaristan, Almanya, İtalya, Yunanistan, Bulgaristan, Avusturya gibi ülkeler Rusya ile ayrı ayrı enerji anlaşmaları yapmış durumdadır.
Türkiye, eğer batının desteğini almış olsaydı, şimdiye kadar bu hatlar gerçekleşir duruma gelirdi. Aslında, batı Türkiye’yi sevdiği için desteklemek durumunda değil. Batı kendi çıkarı için buna mecbur. Rusya bugün enerjiyi dış politika aracı olarak kullanarak, bölgede bir enerji süper gücü olmuş durumda. Eğer batı alternatif hatları devreye sokamazsa ki, Nabucco bunun çok önemli bir ayağıdır, Trans Hazar projesi bunun çok önemli bir ayağıdır, Rusya giderek bölgede güçlenmeye devam edecek, batı da enerji konusunda Rusya’nın bütün manipülasyonlarına daha açık hale gelecektir. Türkiye ciddi bir enerji politikasından yoksundur. Yeni iktidarın ilk yapması gereken iş, Türkiye için bir an önce ciddi bir enerji politikası hazırlamak olmalıdır.
Ültanır: Sinan Bey, Haziran’ın son haftası Karadeniz Ekonomik İşbirliği toplantısında Putin, bize hodri meydan der gibiydi. DEİK ve CERA Enerji Konferansına Rusya’nın Novorissisk limanından sonra Karadeniz altından Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya gidecek Güney Akım Doğalgaz Hattı Projesi şok damgasını vurdu. Enerji satrancında Putin “Şah” dedi ve bizim “Enerji Koridoru” projemiz “mat” oldu mu? Yoksa, Türkiye’nin hâlâ rekabet şansı var mı?
Oğan: Evet Putin ciddi bir hamle yaptı. Bu hamle aslında bütün batı cephesine yapıldı. Ancak, bundan en çok etkilenen ülke Türkiye olacak. Rusya’nın son 6 ay içerisindeki enerji hamlelerine kısaca bir bakacak olursak, karşımıza şöyle bir manzara çıkmaktadır: Önce Samsun Ceyhan hattına alternatif olan Burgaz Dedeağaç konusunda Bulgaristan ve Yunanistan ile anlaştı. Ardından Türkmen ve Kazak liderlerle Orta Asya doğal gazını almak üzere uzun vadeli niyet protokolü imzaladı. Şimdi ise Güney Akım Projesini yapmak üzere İtalya, Bulgaristan ve Yunanistan ile anlaştığını açıklamıştır.
Eğer bu saydığımız projelerin tamamı gerçekleşirse Türkiye tam anlamıyla “mat” olur ve Türkiye’nin enerji stratejisi tamamıyla çöker. Ancak biz Güney Akım projesinin, Türkiye’ye İkinci Mavi Akım (Mavi Akım II) hattını çekmesi ve Nabucco’dan vazgeçmesi için bir baskı unsuru olduğu kanaatindeyiz. En azından öyle düşünmek istiyoruz. Rusya ile enerji alanında iyi giden ilişkilerin neden bu kadar kısa bir sürede bu hale geldiğini sorgulamak gerekiyor.
Doksanlı yıllar boyunca Türkiye ile Rusya arasında enerji temeli ciddi bir rekabet yaşanmış ve sonunda 2001 tarihinde ABD’de Türk ve Rus Dışişleri Bakanlarının imzaladıkları Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı ile rekabet sonlandırılmış ve işbirliği alanları daha ön plana çıkarılmaya çalışılmıştı. Bu dönemden sonra Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında özellikle enerji alanında ciddi bir işbirliği söz konusu olmuştur. Ancak, son birkaç ay içerisinde yaşanan gelişmelere baktığımızda enerji bağlamında, Türkiye ile Rusya’nın bir çıkar çatışması içerisinde olduğu görülmektedir.
Ciddi bir enerji politikasından yoksun olan Türk Enerji Bakanlığı Rusya’nın enerjide ne yapmak istediğini tam olarak algılayamamaktadır. Bunda elbette Rusya’yı tam olarak analiz etme yeteneğinden mahrum olmasının da rolü bulunmaktadır. Enerji konusunda Yüksek Lisans Tezi sahibi Putin’i iyi analiz etmek ve algılamak gerekir. Rusya bir süreden beri, Türkiye’ye enerji alanında çeşitli ortaklıklar ve projeler önermekteydi. İlk önerdiği proje Nabucco Hattına katılım olmuştu. Burada tam anlaşma sağlanamadı.
Rusya Federasyonu ikinci olarak Türkiye’ye İkinci Mavi Akım olarak bilinen ve Mavi Akım hattına paralel çekilecek bir hatla Rus gazının güneye aşağı indirilerek, İsrail ve yukarıdan Batı pazarlarına aktarılmasını Türkiye ile beraber yapmak istedi. Ancak, Enerji Bakanlığı’ndan bu konuda ciddi hiçbir cevap alamadı. Enerji Bakanlığı yapmış olduğu analizlerde, bunun Türkiye’nin rekabet şansını azaltacağı değerlendirildi. Nabucco hattına bunun alternatif olabileceği hususu doğruydu ve biliniyordu. Bilinmeyen husus, Rusya’nın bu konuda taviz vermediği ve birisi olmazsa, başka birisiyle yola devam etmekteki kararlılığıydı. Nitekim öyle de oldu.
Bir başka projede Rusya Samsun – Ceyhan’a destek için Türkiye’den bazı adımlar bekledi. Örneğin ATAK Projesi çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetlerini ihtiyacı olan 145 adet saldırı helikopteri ihalesi bizzat Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından takip edilmekteydi. Ancak, geçtiğimiz aylarda neticelenen ihaleden Rusya’nın elenmesi sonrasında yaşanan hadiseler, Türk-Rus ilişkilerini özellikle enerji alanında rekabete sokabilecek hal almaya başlamıştır.
Her şeyden önce Rusya’nın enerjiyi bir dış politika aracı olarak kullandığı, enerji diplomasisinde son derece başarılı olduğu ve bütün atılan adımların bir büyük projenin parçaları olarak önceden planlanmış ve adeta satranç hamleleri gibi yapıldığı unutulmamalıdır. Daha önce Rusya’ya bu alanda enerji işbirliği konusunda sorun çıkaran Baltıkların “Kuzey Hattı” vasıtasıyla, Ukrayna ve Polonya’nın ise önce Mavi Akım, ardından da şimdi Karadeniz’in dibinden geçerek Bulgaristan’a ulaşacak “Güney Akım” projesiyle devre dışına çıkardı. Enerji Konferansı’nda Putin’in açıkladığı Güney Akım Projesi, işte bu bağımlılıktan kurtulma amacıyla yapılan bir girişimdi. Son dönemde enerjide bütün yumurtaları aynı sepete koymayan Rusya, önce İstanbul boğazını by-pass ederken bu daha sonra Türkiye’yi by-passa dönüşü ve Burgaz (Bulgaristan)-Dedeağaç (Yunanistan) vasıtasıyla Türkiye by-pass edilmiş oldu. Şimdi ise Türkiye’nin doğalgazda batının enerji tedarikçisi olma rolü, şimdilik elinden alınmış durumdadır.
Zira Rusya önce Türkmenistan ve Kazakistan’la doğalgaz anlaşmaları imzaladı, ardından ise Güney Akım Projesi’ni devreye sokacağını açıkladı. Bütün bu yaşanan gelişmeler enerji stratejisinden yoksun hükümeti telaşlandırdı. Enerji Bakanı adeta Putin’in peşinde koşarak (nal toplayarak) Orta Asya’ya gitti. Ancak “atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti” ve Hilmi Güler Putin’in ardından gittiği Orta Asya’dan eli boş döndü. Putin’in son hamlesinden sonra Enerji Bakanı Hilmi Güler tam bir “strateji örneği” açıklama yaptı ve şöyle dedi: “Rusya elini açık oynuyor, oysa biz elimizi gösteremeyiz.” Ancak bu açıklama kötü bir poker oyuncusunun blöfünden öteye geçemedi. Şimdi Burgaz-Dedeağaç Ham Petrol Boru Hattı ve Güney Akım Doğal Gaz Hattından sonra, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Zirvesinde Putin’den Samsun-Ceyhan için destek istedi. Ayrıca kinci Mavi Akım için de hazır olduklarını ifade ettiler. Ancak enerji diplomasisinin bir stratejiye dayandırılmadan perakende yapılamayacağı da o kadar çok açık ki!
Türkiye dışında enerjide hayati önemde gelişmeler olurken, Türkiye suni krizlerle boğuşmakta, adeta seçim derdine düşmektedir. Bu gelişmeler karşısında ne Başbakanın ve ne de Cumhurbaşkanının ciddi bir girişimine şahit olunmamaktadır. Dışişleri Bakanı ise hâlâ Cumhurbaşkanlığı kulisleri atmaktadır. Tamamıyla tribünlere yönelik Enerji Bakanının Orta Asya ziyareti ise tam bir fiyasko ile neticelenmiştir. İçeride seçim kazanırsınız veya kaybedersiniz. Bu defa olmazsa, gelecek dönem için şansınızı denersiniz ve belki de kazanırsınız. Ancak, dış politika hata ve kaçan fırsatları asla affetmez ve dış politikadaki hataların ve kaçan fırsatların telafisi pek olmaz.