Konunun güncel olması sebebiyle, 7 Temmuz 2010 tarihinde Yeniçağ Gazetesi’nde TÜRKSAM Başkanı Dr. Sinan OĞAN ile yapılan röportajı sitemizde tekrar yayınlamaktayız.

 

Yeni Çağ Gazetesi’den Sümeyra Yılmaz, Önsel Önal, Fatih Erboz ve Macit Soydan Türkiye’den çeşitli uzman ve kesimlerle röportajlar yaparak terör konusunda bir yazı dizisi hazırlamıştır. “Kanlı Terörle Yüzleşme” isimli yazı dizisinin 7 Haziran 2010 ve 8 Haziran 2010 tarihlerinde iki bölüm halinde TÜRKSAM Başkanı Sinan OĞAN ile de bir röportaj yapmış ve yazı dizisinin 15. ve 16. bölümlerinde yayınlanmıştır. Şimdi aşağıda TÜRKSAM Başkanı Sinan OĞAN ile yapılan terör konulu röportajı yayınlamaktayız.

 

Kanlı Terörle Yüzleşme 15

 

TÜRKSAM Başkanı Sinan Oğan, terörün tırmandığı bir süreçte açılım yapılamayacağını belirterek, “Nitekim terör örgütü, Habur’dan girişte psikolojik üstünlüğü ele geçirdi” dedi. Türkiye’nin 30 yıldır mücadele ettiği ve tam bitiriliyor derken “açılım” politikalarıyla azan terör ile mücadele konusunda yeni stratejiler tartışılmaya başlandı. Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM) Başkanı Sinan Oğan, terörle mücadelede yeni bir anlayışa ihtiyaç olduğunu söyleyerek, bu anlayışın ne olması gerektiğini, önerilerini, iç ve dış politikada yapılan yanlışları değerlendirdi.

 

Artan terör saldırılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Terörün bu derece artmasının nedeni nedir?

 

Bunu tek bir sebebe bağlamak doğru değil. Terör saldırıları hem bölgesel, hem küresel hem de konjonktürel gelişmeleri her zaman dikkate alır. O gelişmelere göre hareket eder. PKK terör örgütünün bu saldırıları, dün karar alınıp bugün artırılmış değil. Ez az bir senedir hazırlığı yapılan bununla ilgili çalışmaları sürdürülen bugünlerde de arttırılması planlanan bir hadiseydi. PKK terör örgütü eylemlerinin dördüncü fazına geçmiş durumdadır. Terör eylemlerini olabildiğince artırmak, bunu yaparken de askeri hedeflere daha çok saldırmak, sivil hedeflere mümkün olduğunca doğruda saldırmak yerine halk nezdinde terörist kimliğini gizleyebilmek amacındalar. Türkiye’ye mümkün olduğunca can kaybı ve teknolojik kayıp verdirmek (helikopter, uçak düşürmek önemli tesislere saldırmak gibi) amaçlanmaktadır. Öte taraftan da PKK’nın taşeron olarak kullandığı şehir yapılanmaları, bazı sol eylemci örgütler ve hatta bazı radikal dini örgütleri kullanarak sivil hedeflere saldırma planları yapılmaktadır.

 

Peki, AKP hükümetinin başlattığı açılım sürecinin bu meseleye olumlu-olumsuz etkisi ne oldu sizce?

 

Dünyanın hiçbir yerinde terörün tırmanışta olduğu bir süreçte bu şekilde açılımlar olmaz. Bu terörü daha da cesaretlendirir. ’bakın biz vurdukça alıyoruz’ hissine kapılır. Bölgedeki halkı terör örgütünün arkasına iter. Dolayısıyla da terör örgütü psikolojik üstünlüğü bu açılımlarla ele geçirir. Nitekim terör örgütünün Habur’dan girişte psikolojik üstünlüğü nasıl ele geçirdiğini çok net bir şekilde gördük. Dolayısıyla da başbakanın ifade ettiği gibi ’açılımın karşısında olmak vatana ihanettir’ gibi bir yaklaşımı kabul etmek mümkün değildir. Bu şekildeki bir yaklaşım son derece tehlikeli. Bu ülke demokratik bir ülkedir. Elbette herkes fikrini söyleyecek. Birisi ’açılım doğru’ der öteki karşı çıkar. Bunun bu şekilde ifade etmek, yargılamak son derece yanlıştır. Sürecin kendisine en başta zarar veren husustur.

 

Türkiye’de gerek siyasi gerek askeri açıdan baktığımızda terörle mücadelede temel sorun nedir?

 

Yaklaşım tarzı yanlış. Birincisi, terörün demokratikleşme ile çözüleceği fikri yanlış. İkincisi terörle mücadele usulü yanlış. Dünyanın her yerinde terörle İçişleri Bakanlığı’na bağlı özel birlikler mücadele eder. Nitekim Türkiye’de bunun örnekleri yaşanmış ve son derece de başarılı sonuçlar alınmıştır. Ancak Türkiye’de kurumlar birbiri ile savaştırıldığı, kurumlar birbiri ile mücadele halinde olduğu için, 28 Şubat’ta Özel Harekat Timleri’ni rakip olarak görmeye başlamışlar ve bunları lağvetmişlerdir. Son derece yanlış bir uygulama. Terörle mücadelede zafiyet yaratan bir uygulamadır. Düzenli ordularla terörle mücadele edilemez. Profesyonel orduya geçseniz bile bu değişmez. Çünkü ordu, düşman ülkenin düzenli orduları ile mücadele etmek için eğitilmiştir. Onun yeniden reorganizasyonu öyle üç günde yapılacak bir iş değildir. Türkiye, 30 senedir terörle mücadele ettiği halde, 30 senedir terörle mücadele edebilecek ayrı bir kurumu, yapıyı hala oluşturamamıştır. Hala biz bu işi orduya havale etmişiz ondan sonra da bir şey olduğu zaman ’Genelkurmay’dan açıklama bekliyoruz’ diye nutuklar atıyoruz. Halbuki, terörle mücadele siyasi sorumluluk gerektiren bir iştir.

 

Siz terörle mücadelede yeni anlayıştan bahsediyorsunuz. Bu yeni anlayışla neyi kastediyorsunuz?

 

Artık kurumlar, birbiriyle değil teröristle mücadele eder hale gelmelidir bu birincisi. İkinci olarak ise terörle mücadele edecek insanların bir güvenceye kavuşturulması lazım. Adam terörle mücadelede istihbarat toplamaya ihtiyaç duyuyor. İstihbarat toplamak için belli örgütlerin içine girecek. Belli örgütlerin, belli grupların, kesimlerin içine girecek. Adamı yarın bir operasyonla ’sen örgüt üyesisin, senin bunların içinde ne işin var’ diye alıp Silivri’ye koyarsanız, kimse terörle mücadelede elini taşın altına koymaz. Dolayısıyla terörle mücadele eden kişiye de ayrı bir bakış açısı getirilmeli. Siz kepçeyle dağlarda sürekli kazı yaparsanız, bir koyun kemiği buldunuz diye gazetelere manşet yaparsanız, terörle mücadele edemezsiniz. Terörle mücadele sadece bire bir yapılır. Sadece size kurşun sıkan teröristle mücadele etmezsiniz. Gidersiniz, gerekirse Avrupa’da, gerekirse Irak’ta gerekirse Suriye’de terörist neredeyse orada onu bulup imha edersiniz. Öncelikle terörist nerede olursa olsun bulunup imha edilmelidir. Orada teröristi bulup imha edene de dava açmaya kalkarsanız, terörle mücadele edemezsiniz. Terörü imha ettikten sonra da kepçeleri dağa gönderip dağı taşı kazmamanız lazım. Ama bu şu anlama da gelmemelidir. Birileri kanunsuz iş yapsın, birileri haraç toplasın, bu birimleri başka iş için kullansın anlamına gelmiyor. Devlet onun tedbirini de almalıdır.

 

Açılımlarla Terörün Biteceği Yalan

 

TÜRKSAM Başkanı Sinan Oğan, terörle mücadelede yapılan yanlışlıkları şöyle sıraladı: “En başından beri Türkiye’de bir yanlışlık yapılıyor; meselenin ismi doğru konulmuyor. Kimisi buna demokratikleşme çalışması diyor, kimisi çıkıp ’Kürtlere hak verilmiyor’ diyor. Bunların hiçbirisi değil. Demokratikleşme ise Türkiye’de bütün kesimlerin demokratikleşme ihtiyacı var. Ankara’da oturanın da demokrasiye ihtiyacı var, Rize’de oturanın da, Iğdır da oturanın da. Demokrasiden herkes eşit pay almalıdır. Bir coğrafi bölümünü demokratikleştir diğer tarafa siz burada durun demek olmaz. Bu ’demokratikleşme’ bazılarının ağzına sakız oldu. İşte neymiş efendim ’demokratikleşme çalışmalarını sürdürürseniz terör örgütü faaliyetlerine son verir.’ Yok öyle bir şey! ’açılım yaparsanız terör biter’ yok öyle bir şey. “

Amaçları ülkeyi bölmek

 

“Açılım ile terör bitseydi bunun şimdiye kadar çoktan bitmesi gerekirdi” diyen Oğan, “TRT Kürtçe kanal açtı, birkaç yer ismi değişti falan. İyi de dağa çıkanlar birkaç yer ismi değişsin, Kürtçe kanal açılsın diye dağa çıkmadılar ki. Bunların amacı ülkeyi bölmektir. Bunun adını çok net koymak lazım. Hiç kimse karnından konuşmasın. Türkiye’de çoğu kesim karnından konuşuyor. Olayı tarif ediyor, tasvir ediyor ama bu sorunun ismini koymuyor. Bu sorunun ismi bölücü terör hareketidir. Bunu net bir şekilde ortaya koymak lazım. Bölücü terör hareketini önlemenin de yolu bellidir; bu öncelikle silahlı mücadele ile mümkündür. Dolayısıyla kimse ülkeyi bölmek için dağa çıkmış insana birtakım demokratik açılımlarla dağdan indirebileceği gibi boş bir hülyaya kapılmasın. Terör örgütüyle de silahlı mücadele olmazsa olmazdır” şeklinde konuştu.

 

Özel Harekat Timleri ve Korucular Aktif Rol Almalı

 

Terörle mücadelede korucuların tartışılmaya başlandığını hatırlatan Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TÜRKSAM) Başkanı Sinan Oğan, şunları kaydetti: “Korucuların terörle mücadelede daha aktif bir şekilde kullanılması lazımdır. Korucular bugün iz sürme, yol gösterme gibi görevlerde kullanılıyor. Tam tersine terörle bire bir çatışabilecek özel korucu birlikleri oluşturulmalıdır. Özel timlerle beraber bu korucu timleri de terörle mücadelede daha aktif bir şekilde görev almalıdır. Tesadüfü değil ki, terör örgütünün en çok karşı çıktığı, rahatsız olduğu şey koruculuk sistemidir. Çünkü en çok zararı oradan göreceğini bilmektedir. Eğer PKK terör örgütü koruculuk sistemine bu kadar karşı çıkıyorsa burada bir şey var. Bunun üzerine gitmek lazım, korucuları kaldırmak değil yeniden dizayn edip daha aktif kullanarak üzerine gitmek lazım.

 

İstihbarat Zafiyeti Var

 

Son zamanlarda artan bölücü terör olaylarında istihbarat zafiyetinin olduğu iddialarının sorulması üzerine Sinan Oğan, “Evet var. Ben Türkiye’nin istihbarat zafiyeti olduğunu düşünüyorum. Biraz önce bahsettiğim sebep bunlardan birisidir. İnsanlar istihbarat toplamak için araziye indiğinde, örgütün içine karıştığında değişik guruplara girdiğinde yarın örgüt üyesi olmaktan tutuklanmayacağı garantisi verilmelidir. Diğer taraftan Türkiye’de istihbarat kurumları birbiri ile uğraşmaktadır. İstihbarat birlikleri sıradan vatandaşın konuşmalarını dinlemekten teröristi dinlemeye vakit bulamıyor. Derhal Türkiye’deki istihbarat kurumları birbirini, vatandaşı dinlemekten vazgeçip teröristi dinlemek üzere yeniden yapılandırılmalıdır. Terör örgütünü destekleyenleri, başbakanın ifade ettiği o teröre destek veren taşeron devletleri dinlemelidir. Onlarla ilgili istihbarat toplamalıdır” şeklinde konuştu. Sinan Oğan, bölücü terörün ekonomik bağları ile de siyasi bağları ile de ve hatta dış bağlantıları ile mücadele edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

 

Kanlı Terörle Yüzleşme 16

 

Macit SOYDAN

Fatih ERBOZ

Önsel ÜNAL

Sümeyra YILMAZ

 

ABD’ye Bağımlılık Bitmeli

 

PKK’nın kökünün kazınması için dış desteğin şart olduğunu ifade eden TURKSAM Başkanı Sinan Oğan, “Ancak, terörle mücadelede istihbaratımızın tamamen ABD’ye bağımlı hale getirilmemesi lazım” dedi

 

Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi (TURKSAM) Başkanı Sinan Oğan’ın terör konusundaki değerlendirmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

Bölücü terörle mücadelede Türkiye’nin dış politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Terörle mücadele etmek istiyorsanız, öncelikle terörün dış bağlantılarını kesmek durumundasınız. İkinci olarak da terörle mücadelede dış destek sağlamak durumundasınız. Karşınızdaki terör örgütü lokal bir terör örgütü değil. Artık küreselleşmiş bir terör örgütünden bahsediyoruz. İçinde Iraklısı var, Suriyelisi var, İranlısı var, Ermenisi var, Türkiye’den insanlar var. İçinde başka istihbarat örgütleri, başka devletler var. Dolayısıyla böyle bir örgütle mücadele etmek istiyorsanız önce dış destek sağlamak durumundasınız. Bunu da ABD ile istihbarat paylaşımı ile sağlarsınız, başka ülkelerle benzer paylaşımlarla sağlarsınız. Ama istihbaratınızı tamamen ABD’ye bağımlı hale getirmemeniz lazım. Bugün İsrail ile adeta savaşın eşiğine gelmişsiniz ama İsrail’den alacağınız Heronlar olmadan terörle mücadele edemiyorsunuz. Dolayısıyla terörle mücadelede dışa bağımlılığı asgariye indirmek zorundasınız. Biz terörle mücadelede dışa bağımlı durumdayız. İstihbaratta ABD’ye bağımlıyız, teknolojide İsrail’e bağımlıyız ama hem ABD’ye kafa tutuyoruz hem İsrail’le savaşın eşiğine geliyoruz. Dolayısıyla gerek istihbarat paylaşımında gerek teknoloji kullanımında bu sorunlar ortaya çıkıyor.

 

Bu sorunların çözümlenmesi için sizce neler yapılmalı?

 

Türkiye’nin öncelikle evinin içindeki ateşi söndürmeye odaklanması lazım. Türkiye eğer dünyaya parmak sallıyorsa, dünyaya kafa tutuyorsa bu İran yüzünden olmamalıdır, bu Gazze yüzünden de olmamalıdır. Kendi terör sorunu yüzünden olmalıdır. Halk dilinde ’bir atımlık barut’ derler. Türkiye’nin bir atımlık barutu vardı onu da İran ve Gazze için harcadı. Şimdi PKK terör örgütü ile mücadelede Türkiye’nin artık dış destek istemeye yüzü kalmamıştır. Çünkü dünyayı karşısına almıştır. Ama dünyayı karşısına konjonktür çok uygun iken terörle mücadelede alması gerekiyordu. Karşına aldığın taktirde onlar senin yanına gelecekti. Çünkü terörle mücadele, artık dünyada en yasal, en çok destek gören işlerden biri. Dünyada bu kadar uygun bir konjonktür varken PKK ile mücadelede dünyayı yanımıza almamak gibi bir dış politika zafiyetini anlamak mümkün değil. Bugün aslında bütün dünyanın yanımızda olması lazım. Ama buna uygun stratejiler üretmeniz lazım. Terörle mücadele bugün dünyanın ortak sorunudur.

 

Terörün uluslararası boyutundan söz açılmışken, ‘arkasında İsrail mi var?’ tartışmaları çıktı. Bu söylemler hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ’bazı ülkeler’ diyor ama terörü destekleyen ülkeleri açıkça ortaya koymak lazım. Varsa bildiğiniz bir şey ortaya koyacaksınız. Millet olarak da gereğini yapacağız. O ülkenin malını tüketmeyeceğiz, o ülkeye gitmeyeceğiz, vatandaş olarak da o ülkeye tepkimizi koyacağız. Karnımızdan konuşmayı bir tarafa bırakmamız lazım. Eğer o ülkenin arkasında İsrail varsa ki, -ben eminim İsrail’in terör örgütlerinin hem içinde hem arkasında olduğuna- bu terör örgütlerinin arkasında başka Avrupa ülkelerin de olduğu çok açık. Danimarka hala Roj TV’yi kapatmamış. Halbuki biz, Danimarka başbakanını NATO Genel Sekreteri yaptık. Karşı çıkamadık. Bunun pazarlığını yapamadık. Belçika’da operasyon yapıldı, Yunanistan’da hala terör kampları olduğu ortaya çıktı. PKK terör örgütünün kampları olduğu ortaya çıktı. Biz geçenlerde gidip Yunanistan’a gidip ’Komşu krizden seni çıkarmak için her şeyi yapmaya hazırız’ demedik mi? Neden diyoruz bunu. Önce ’git terör kamplarını kapat’ diyeceksin. Ondan sonra çıkıp Yunan açılımı yapıyoruz, Patrik’i Ekümenik ilan ediyoruz. Bunları neden yapıyoruz, bu açılımdan ne alıyoruz? Bunların hesabını yapmamız lazım. Türkiye küçük bir devlet değil, Türkiye’ye karşı terör kozunu kullananlar bunun neticesine katlanmayı bilecekler. Biz de açık bir şekilde bunları itham etmemiz lazım, ’terörün arkasındasın, derhal bundan vazgeç yoksa gereğini yaparız’ demek durumundayız. Öyle karnınızdan konuşup ’biz kimin arkasında ne var biliyoruz’ demekle olmaz.

                           

OHAL ve idam tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Dünyanın en ağır suçları, devlete ihanet, vatana ihanet ve bölücülüktür. Bunun cezası da en ağır şekilde verilmelidir. Gerekirse bunun cezası idam olmalıdır. Türkiye’de OHAL tartışması yapılıyor. Bugün Türkiye’de olağanüstü bir durum var ve bu olağanüstü durumun da gereği yapılmalıdır. Bunu için ilgili bütün anayasal kurumlar işletilmelidir. OHAL de bir anayasal kurumdur. Eğer bir bölgede olağanüstü bir durum yaşanıyorsa, gerekirse OHAL uygulanmalıdır. Ne zamana kadar? Sorun çözülene kadar. Ben eminim ki, Türkiye iyi organize olduğu taktirde, bir sene içerisinde terörün dış bağlantılarını, terörün ekonomik bağlarını kesebilir ve terörle mücadeleyi bir yıl içinde belli bir noktaya getirebilir ve Türkiye yeniden normalleşir. Terör bittikten sonra, Türkiye normalleştikten sonra da oturur demokratikleşmeyi tartışırız ama önce terör bitmelidir. Önce terör bitirilmelidir.

 

Obama Maç Seyrediyor Biz Bekliyoruz

 

TURKSAM Başkanı Sinan Oğan, dış politikada bir denge kaybını söz konusu belirterek, şunları kaydetti: “Dış politikada Türkiye öyle bir strateji üretmelidir ki, her şey öncelikle terör örgütü ile mücadele üzerine kurulmalıdır. Sovyetler Birliği’nin son Ankara Büyükelçisi Albert Chernishev’in bir sözü vardı, Chernishev; ’Camdan evi olanlar komşularının bahçesine taş atmasınlar’ diyordu. Ben Türkiye’nin camdan evi olduğu kanaatinde değilim. Türkiye’nin harcının sağlam olduğunu düşünüyorum. Ama her evin bir penceresi olur. Türkiye’nin de çok büyük pencereleri olan bir ev olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla pencereler camdan olduğuna göre eviniz camdan olmasa da kırılabilecek camlarınız vardır ve birileri o camlara taş atabilir. Onun için siyasetinizi öyle kurmalısınız ki, sizin pencerenize kimse taş atmasın. “

 

Türkiye’ye Verilmiş Net Mesaj

 

Oğan, şöyle devam etti: “Bu şu demek değildir; ’çekilelim içimize, dış dünyadan kendimizi soyutlayalım’ bu anlama gelmiyor. Başka ülkelerin damarına basarken dikkatli basmamız lazım. İçimizi bir sağlama almamız lazım. Zayıf yönlerimizi, yumuşak karnımızı sağlama alalım ondan sonra kalkalım hangi konuda kime ne diyeceksek ondan sonra diyelim. Biz içimizdeki sorunları çözmeden kalkıp sağ sola adeta kafa tutuyoruz, neticesini de görüyoruz. Sonra da İngiltere başbakanı ile Obama maç seyrediyor biz de oturup onların kapısında maçın bitmesini bekliyoruz. Bu Türkiye’ye çok net verilmiş bir mesajdır. Türk başbakanı da oraya davet edilemez miydi? Hem de eski bir futbolcu olarak. Edilebilirdi ama edilmiyor. Biz kendimizi neden böyle bir duruma düşürüyoruz? Yani öyle politika izlemeliyiz ki, bu durumlara düşmeyelim.”

 

Barzani Türkiye’ye Destek Vermek Zorundadır

 

Türkiye ile Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim arasındaki işbirliğine de değinen TURKSAM Başkanı Sinan Oğan, peşmerge lideri Mesut Barzani’nin Türkiye’ye destek vermek zorunda olduğunu kaydetti. Oğan, “Taşeronlardan birisinin İsrail olduğu söyleniyor. Peki, ’Kak Mesut’ deyip, kırmızı halılar serip, bağrımıza bastığımız peşmerge Mesut Barzani’nin İsrail ile ilişkilerini biliyor muyuz? İsrail’in Irak’ın kuzeyine nasıl yerleştiğini biliyor muyuz? Bunları bilmemiz lazım. Mesut Barzani’nin Türkiye’de onlarca yatırımı, onlarca şirketi var. Türkiye’nin Irak’ın Kuzeyinde milyarlarca dolarlık yatırımı var. Bunun karşısında Barzani, teröre destek konusunda gereken desteği veriyor mu? Vermiyor. Vermediği gibi zaman zaman da küstahça açıklamalarda bulunuyor. ’Türkiye’nin Irak’ın toprak bütünlüğüne müdahale ettiği’ gibi açıklamalar yapıyor. Türkiye teröristi kovaladığı zaman Irak’ın toprak bütünlüğü akıllarına geliyor. “

 

Paylaşmazsa Düşmanlık Yapar

 

Oğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye’nin dostuna da düşmanına da mesajını net vermesi lazım. Barzani’ye burada her türlü ihtimamı gösteriyorsak, o da bize terörle mücadelede gereken des6teği vermek durumundadır. Ya yapacaktır, ya yapacaktır, İkinci bir şansı yok. Sınırı kontrol edemiyorsa, biz gideceğiz oraya, bizi oraya davet edecek. Barzani’nin peşmergeleri PKK’nın nerede ne yaptığını gayet iyi biliyor. Bunun haberini Türkiye’ye vermek durumundadır. Paylaşmıyorsa Türkiye’ye düşmanlık ediyor demektir. Bunu net şekilde ortaya koymak lazım. Konjonktür Türkiye’den yanadır. ABD Irak’tan çekildikten sonra Şii ve Sünni Araplar Barzani’yi bir kaşık suda boğmaya hazırlar. Barzani’yi koruyacak tek güç Türkiye’dir. Bunun net bir şekilde hatırlatılması gerekir.”

 

Macit SOYDAN

Fatih ERBOZ

Önsel ÜNAL

Sümeyra YILMAZ

 

http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=37175