Bir kez daha tekrarın zararı olmaz*: PKK, geldiği bugününü bölge ve batı ülkelerine borçludur. Bu borcuna karşılık çeşitli hizmetlerde bulundu ve bulunmaya da devam ediyor. Bu nedenle iradesiyle karar verme yeterliliği ve yetkinliği üzerinde kendi dışından gelen etkiler bulunmaktadır. Bölge ve Batı ülkelerinin kendisinden olan beklentileri nedeniyle iki arada kalmış durumdadır. Silahlı faaliyeti “Avrupalılaşmasını” (Europeanisation) isteyen Batı için artık gereksizdir. Buna karşılık bölge ülkeleri için ise silahı bırakması mümkün değildir.

 

Silah dün de bugün de ve yarın da PKK’nın yegâne güç kaynağıdır. Silahsız PKK, evlatlarını dağda öldürüp kaybettiği Kürt ailelere bile yetmez. Suriye’de sokağa bile çıkamaz. BARZANİ, Kandil’de bir gün bile barındırmaz. Batı’nın çıkarları için olumlu sonuçlar getirebilir ancak ŞAM, TAHRAN ve BAĞDAT için gerekliliğini yitirmiş bir örgüttür, sınırlarının dışına atarlar.

 

Silah bırakmamanın PKK’nın kendi dinamiğinden kaynaklanan gerekçelerini de hesaba katmak gerekmektedir. İmralı ile görüşme haberlerinden önce ve hemen sonrasında PKK’nın üst perdeden seslendirdiği açıklamalar tereddüde yer bırakmıyor. Kandil’den, Avrupa’dan ve yurt içinden birbiri ardına yapılan ve özellikle seçilen ifadelerle birbirini tekrarlayan açıklamalarda, PKK’nın yenilmediği, Kürtlerin yurdundan bir yere gitmeyecekleri, silah bırakmanın tasfiye demek olduğu öne sürülüyor.

 

Ayrıca sözde Türk milliyetçilerinin saldırılarına karşı Kürt halkını korumak amacıyla silaha muhtaç oldukları propagandası yapılıyor. Örgütün propaganda organlarının kullandıkları üslup, Kürtlerin mağduriyetlerinden savunma durumuna geçtikleri, kendilerini milliyetçi-ırkçı saldırılardan korumaya çalıştıkları şeklinde özenle seçiliyor. Olayların tek sorumlusu Türkler olarak gösterilerek, çatışan iki tarafın bulunduğu izlenimi yaratılmaya çalışılıyor. PKK’da bugüne kadar değişmeyen tek hedef; bizzat ÖCALAN’ın ifadesiyle bu “Yirmi altıncı isyan”dır. Temeli ise silah-siyaset-sivil ayaklanmadır. Provokasyon suçlamasında bulunurlarken bilinçli bir şekilde provokasyon yapıyorlar. Bu çaba son derece tehlikelidir. Sorumluluğu başkasına yıkma şeytanlığıdır.

 

Bugünlere İmralı’da sözde toplumdan soyutlanmış elebaşı ile Kandil’de inlerinde yaşayan narko-terör ağalarının işbirliğiyle gelindi. ÖCALAN’ın tapınılır bir lider olarak kalması Kandil’in elindeki silah sayesindedir. Kandil ise hâlâ elinde tuttuğu silahı ÖCALAN’a borçludur.

 

İlk günlerdeki heyecanın yatışmasından sonra yapılan açıklamalarda ÖCALAN’ın mahkûmiyeti öne çıkarılmaya başlandı.PKK cephesi yekvücut olarak ÖCALAN’ın “cezaevi koşullarının iyileştirilmesi” isteği üzerinde vurgu yapıyor. Bu isteklerindeki ısrarlarının nedenini de önceki sürecin boşa çıkmasında ÖCALAN’ın cezaevinden süreci yeterince iyi yürütemediği olarak açıklıyorlar. Güvensizlik duyuyoruz, görüşmeler durduğunda elimizde ÖCALAN’ın serbest kalmasıyla elde edeceğimiz bir kazanç olsun demekten kaçınıyorlar. Böyle bir sonucun öyle ya da böyle PKK’nın yasal ve toplumsal sisteme dahil edilmesini büyük ölçüde kolaylaştıracağının bilincindeler.

 

Bir önceki “müzakere” koşullarından vazgeçememekte kararlı olduklarını öne sürüyorlar. ÖCALAN’ı İmralı’da kontrol altında olması nedeniyle olabilecek hataların sorumlusu görmeme eğilimi içerisindeler. Tek muhatap “Başkan Apo” diyorlar; ama böyle bir durumda harekete geçme yetkisine sahip sadece KARAYILAN’ı görüyorlar.

 

Açlık grevlerinin bitirilişi sırasında ÖCALAN’ın örgüt üzerindeki tartışılmaz etkisinin hiç eksilmeden devam ettiği kanıtlandı. Bu durumdan silah bırakılması görüşmelerinin taraflarının memnun olduklarından kuşku yok. Karşılıklı olarak duyulan güvensizlik atılan küçük ancak başlangıç için büyük olan bu adımla sınanmış oldu. İki taraf için de sonuç olumluydu. ÖCALAN açısından öteden beri bulunduğu isteğinde ne kadar haklı olduğu kanıtlanmış oldu. Bulunduğum yerden fazla bir şey yapamam, örgütle iletişim kurmamın sağlanması zorunlu diyordu. Açlık grevinin bitirilmesi sırasında bu isteğinin önemini herkese gösterdi. Gösterdiği taraflardan birisi de Kandil yönetimiydi. Aslında kaderlerinin birbirine bağladığı İmralı ile Kandil’in birbirlerinin aksine bir tutum almayacakları gün gibi aydınlıktır. Biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir. Bu gerçek bugüne kadar hiç değişmedi.

 

ÖCALAN’ın bugün göze aldığı bu oyun nedeniyle uykularının kaçtığını söylemek yanlış olmasa gerek. Sadece devletle irade mücadelesinde olsaydı belki o kadar huzuru kaçmayabilirdi. Ancak hep arkasında olduğunu belirtse bile Kandil’in küçük bir hatada tüm inisiyatifi ele alacağından korkuyor. Böyle bir sonuç onun İmralı’da kaderine terk edilmesi anlamına gelecektir. Bu nedenle Kandil, ÖCALAN’ın tek muhataplığında ısrarcı olduğu kadar ÖCALAN da tüm sürece Kandil’in dahil olmasını istiyor. Tek muhatap kendisi; ama Kandil de günahlara, sevaplara ortak olsun istiyor.

 

 Murat KARAYILAN, belki de örgüt tarihinde ilk kez bu kadar sıklıkta açıklama yapmış oldu. Onun bıraktığı zamanları Cemil BAYIK ile Duran KALKAN doldurdu. Açıklamalar dikkatle incelendiğinde ilk bakışta sözlerin hedefi devlet gibi görünse de satır aralarında ÖCALAN’a da göndermeler barındırdığı görülecektir. Öncekinin aksine bütün sürecin halkın bilgisi dahilinde yürütülmesi uyarısının bir muhatabı devletse diğeri de ÖCALAN’dır.

 

KARAYILAN açısından temel amaç; “demokratik cumhuriyet ve demokratik özerk Kürdistan” olmalıdır. Bu sözlerin karşılığında şu soruyu sormak özellikle Kürtler için hak olmaktadır. PKK demokratlıktan ne anlıyor ki Türkiye’den demokratik cumhuriyet talep ediyor? Sırf muhalif oldukları ve örgütü terk etmek istedikleri için binlerce militanı öldürdüğünü nasıl açıklayacaktır? Aslında demokratlık sorgusuna PKK’nın elinden canını BARZANİ’ye sığınarak kurtaran “başkan Apo” nun kardeşi Osman ÖCALAN’dan başlanmalıdır.

 

“Demokratik Özerk Kürdistan” sözleri ilk günlerin aksine daha az tekrarlanır oldu. Bu konuda da belirleyici rolünü oynayan KARAYILAN; adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemiyle yapılacak seçimi kazananın bölgeyi yönetmesine taraf olduklarını bildiriyor. Açıklamanın sahibi açık ifadelerle dile getirmese de seçim ve demokrasi kavramlarıyla süslenmiş bu istekte silahın bırakılması mümkün değildir. Çünkü Yerel Yönetimler Yasasındaki böyle bir değişiklik ancak silahlı bir PKK’nın işine yarar. Silahtan arındırılmış PKK yerel yönetimin oluşturulmasında ikinci hatta üçüncü derece oyuncu durumuna düşebilir. Silahsız PKK, köklü bir geleneği bulunan siyasi Kürtçü muhalefetin karşısında zayıf düşecektir. Israrla saldırdığı Hakkâri üçgeninde BARZANİ’nin belirleyici rolü öne çıkacaktır. Bunun üzerine bir de kan davalı olduğu Kürtleri koyduğumuzda PKK’nın karşısındaki cephenin yapabilirlik gücü hiç de yabana atılmayacak bir yaptırıma dönüşür.

 

Aynı şekilde görüşme konularından birisi olan kurmay kadro yurt dışına gitmeyi kabul etse bile silahlı biriminden, para kaynaklarından mahrum kalarak gücünün en önemli kaynağını kurutmuş olacaktır. Önemli bir husus olarak, terör örgütünün bugüne kadar ayakta kalmasının önemli nedenlerinden birisinin de sıkı örgüt disiplini olduğunu hatırda tutmak lazım. Avrupa’ya gidecek örgüt kurmayları PKK üzerindeki sevk ve idare yetkilerinden olacaklardır. Bir örgüt için hayati önemi olan hızlı ve güvenli haberleşme imkânlarını yitireceklerdir.

 

Ülkemizin bölünmesine, düşmanlığın, husumetin yaratılmasına giden yolun tersine döndürülmesi hiç şüphesiz hepimizin dileğidir. Ne var ki, kan ve kinden beslenen PKK’nın bu kaynaklarını kurutacak her türlü girişimi lehine çevirmekten başka hedefinin olmadığı da bir gerçektir. Bütün çabasıyla bu süreci silahlanma, siyaset ve diplomasi cephesinde kazanca dönüştürme planları hep olacaktır. Hiç zaman geçirilmeden düzenlenmesine girişilen uluslararası konferanslar, toplumu yoğun örgüt baskısı altına alan propaganda yarının emarelerini taşımaktadır. 

 

 * Bu konuların daha önce ele alındığı yazılar:

 

– Arap Devrimi ve Türkiye’nin Terörle Mücadelesi http://www.turksam.org/tr/a2319.html

 

– Avrupalılaşmaya Zorlanan Kürtçülük http://www.turksam.org/tr/a2328.html