El Cezire televizyonundan Suriye ile ilgili haberleri izleyenlerin dikkatini şöyle bir alt yazı çekmiş olabilir “İsrail’in eski istihbarat başkanına göre, Amerika Suriye’de Esad rejiminin daha önce kullanmış olduğu kimyasal silahları tespit etmesine rağmen sessiz kaldı”. Bunun ne anlama geldiğini iyi analiz etmek gerekir.

 

Kimyasal silah kullanımı ABD Başkanı Obama tarafından “kırmızı çizgi” olarak belirtilmiş ve gerçekleşmesi halinde gerekli müdahaleye yol açacağı ilan edilmiştir. Ancak, ABD’nin Suriye üzerindeki ulusal çıkarlarını birinci öncelikle ihlal eden bir durum söz konusu değildir. ABD geri planda kalarak, muhaliflerle, Esad rejimini birbirine kırdırarak istediği sonucu er veya geç elde edecek pozisyondadır. Diğer bir değişle, kardeşi, kardeşe kırdırarak bu meseleyi sonuçlandırma imkanına sahiptir. Bu durumda bir tarafın kullanmış olduğu kimyasal silah saldırısını ortaya çıkartıp ABD’nin kendisini ön plana sürmesi ve büyük maliyetlere neden olacak askeri seçenekleri ortaya koyması o aşamada uygun bir seçenek olmadığı için sessiz kaldığı söylenebilir. Bu şekilde davranmak realist teori bakışı ile ulusal çıkarların ne kadar etken rol oynadığını göstermesi açısından son derece önemlidir.

 

Suriye’de geçen hafta kullanılan kimyasal ajanların sivil halk üzerinde büyük zayiata neden olması ve bunun bütün dünya kamuoyuna yayılması ABD Başkanı Obama’nın istemeyerek de olsa tepki ortaya koymasını zorunluluk haline getirmiştir. Dünya liderliğini sürdüren ABD’nin ortaya koyduğu kuralların ihlalinin mutlaka bir karşılık bulması gerekiyor ki, bundan sonra bu gibi davranışlara yönelenlere karşı önleyici bir örnek olsun. Bu zorunluluktan hareketle ABD kendisini destekleyen İngiltere, Fransa ve Türkiye ile birlikte son derece sınırlı bir askeri harekatta bulunacağını dünyaya ilan etmiştir. Peki diğer ülkelerin Suriye’ye karşı tepkisi nereden gelmektedir. Kanaatimizce “insani müdahale” kavramı bu saldırının makul kabul edilmesi için süslü takdim ifadeleridir. Batı eğer bu tür bir kimyasal veya biyolojik silah kullanımını dikkate almaz, kullananı şiddetle cezalandırmazsa aynı uygulamaların yarın kendisi üzerine olabileceğini düşünerek ciddi bir korku içindedir. Çünkü bu ajanlar bir taraftan toplu ölüm ve yaralanmalara sebep olurken, diğer taraftan üretimleri oldukça kolaydır. Bu bakımdan bu tür bir harekete yönelen terörist, devlet, grup veya her kim ise şiddetle cezalandırılması gerekir.

 

Suriye’de ana mesele Esad rejiminin devrilmesi ve yeni bir yapının kurulmasıdır. Bu doğrultuda ABD ve Batı muhaliflere gerekli her türlü desteği örtülü ve açık olarak vermektedir. Hatta konvansiyonel silah ve mühimmat yardımı dahi gündemdedir. Suriye oyuna bu şekilde devam edecekse ABD ve Batı için hiç bir mahsuru yoktur. Ancak, oyunun sınırları dışına çıkılır ve yaramazlık yapılarak konulan kurallar ihlal edilirse, yaramazlık yapanın kulağı çekilir ve ağzına biber sürülür. Şu anda Suriye üzerinde oynanan oyun aynen budur. Yapılan açıklamalarda ana hedef Esad rejiminin devrilmesi değil, yaptığı yaramazlık için cezalandırılmasıdır. Bu cezalandırma da ABD ve Batı’nın en az rahatsız olacağı ve kolay şekilde yapılacaktır. Cezalandırma sonrası Esad rejimi ve muhalifler arasındaki savaş oyunu devam edecek ve yine birbirlerini konvansiyonel silahlarla yemelerine müsaade edilecektir. ABD, AB ve Bazı Körfez ülkeleri muhalifleri desteklerken, Rusya, Çin ve İran Esad’ı desteklemeye devam edecek bu mücadele bir taraf pes edene kadar devam edip gidecektir. Suriye bir yerde Batı Bloku ile yeni oluşmaya başlayan Doğu Bloku arasında yine BM ve Ortadoğu’da mücadele alanı olarak gündemde tarihi yerini almaktadır.

 

Yapılması planlanan darbenin neden Esad’ı devirmeye yönelik olmadığı açık bir şekilde belirlidir. Çünkü ABD, İngiltere ve Fransa Akdeniz’de konuşlandırdıkları deniz üzerindeki platformlardan, Kıbrıs’taki ve Körfez ülkelerindeki üslerden kullandıkları füzeler ve savaş uçakları vasıtasıyla önceden belirlenmiş hedefleri ateş altına alacaklardır. Bu askeri tabirle mahdut hedefli bir saldırı olacaktır. Zaten davul zurna çalınarak darbenin nasıl olacağı medyada ilan edilmektedir. Bu durumda Esad gerekli güvenli bölgeye çekilerek harekat süresince saklanacak ve sonra yeniden ortaya çıkacaktır. Bu şekildeki bir darbenin askeri anlamdaki doğal neticesi Esad’a nihai darbeye vuramayacak kadar sınırlıdır. Bu nedenle darbenin Esad’a yönelik olmadığı önceden ilan ediliyor. Bu harekat gerçekte ABD’nin yasakladığı kuralı bozan bir oyuncunun cezalandırılması uygulamasıdır. Darbenin tabii sonucu olarak, belirli askeri imkanları tahrip edilen Esad zayıf duruma düşecek ve bu hassasiyet muhaliflerin başarılı olmasına yardım edecektir.

 

Dikkat edilirse ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye ile müşterek sınırı yoktur. Onlar Akdeniz ve Ortadoğu’nun üslerinden istifade ile uzaktan Suriye’yi ateş altına alarak çekip gideceklerdir. Kendi ana kıtaları Suriye’nin herhangi bir tehdidine maruz kalmayacaktır. Suriye’nin böyle bir imkanı ancak orta menzilli balistik füze kullanımıyla gerçekleşebilir. Ancak, Türkiye açısından durumun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. 910 km.lik kontrolü son derece güç, en uzun sınırla ülkemizin koalisyonda yer alacağını en üst düzeyde yetkililerden öğreniyoruz. Esad basın ve yayın organlarından yapılacak saldırılara karşı konulacağını açık bir şekilde ilan etmiştir. Bu durumda kendi halkı üzerine gözünü kırpmadan kimyasal ajan kullanan Esad Türkiye sınırına yakın türk nüfus yoğunluğu olan meskun mahallere kimyasal saldırıda bulunursa bunun meydana getireceği yüksek zayiat nasıl önlenecektir? Bunu önlemenin Türkiye açısından en uygun hal tarzı ABD harekâtı başladığında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kara harekatı ile tehdide maruz kalacağı değerlendirilen bölgelerden Suriye içine 20-30 km. kadar girerek tampon bölge oluşturması olarak değerlendirilebilir. Giren kuvvetlerinde kimyasal ajanlara karşı gerekli maske ve emprenye elbiselerle teçhiz edilmiş olmaları ve ikaz için sensör sistemlerine sahip olması zorunluluk olarak görülmektedir. Peki buna ABD ve Batı müsaade edecek mi? Aksi takdirde sıkıntılı bir bekleyiş hakim olacaktır. Muhtemelen sınırda kritik meskun mahallerdeki halkın tahliyesi gerekecektir.

 

Diğer taraftan darbe için ortak hareket etme iradesine rağmen ABD ve Batı’nın bu darbe ile ulaşmak istediği hedef ile Türkiye’nin hedefi farklı görülmektedir. Türkiye Esad’ın devrilmesini istemektedir. Yapılması planlanan bu harekat ise belirtilen talebi karşılamaktan uzaktır. Bu durumda ortak sınırımızda saldırı sonrası teyakkuz durumunun devam edeceği ve hatta Türkiye tarafından yapılan sınırlı kara harekatında girilen bölgenin kontrolünün Esad devrilene kadar sürdürülmesi elzem görünmektedir.

 

Sonuç olarak, giriş bölümündeki değerlendirmelerde Suriye’nin kimyasal ajan kullanmasının onaylandığı intibağını vermekten uzak olarak, bu gibi insanlık dışı vahşet yaratan kitle imha silahlarının kullanılmasını şiddetle reddederek ve kınayarak, ABD ve Batı tarafından yapılacak harekatın yaramaz çocuğu sopalama amacının göstermelik bir görüntü verdiği düşünülmektedir. Batı Libya’da “insan hakları” için nasıl birlik içinde hareket ettiyse ve eğer “insani mülahazalar” Suriye içinde geçerliyse kesin sonuç alıcı ve Esad rejimini sonlandırıcı bir hedef belirlemelidir. Aksi takdirde bomba yağdırdıktan sonra çekilen ABD ve destek veren ülkeler,   harabe haline döndüğü, sivil halkın daha fazla mağdur olacağı bir kaos alanı olan Suriye yaratacaklarının farkındadırlar herhalde. O zaman çoluk, çocuk ve halkın sefil bir durumda daha fazla katledilmesine neden olan ortamda “insani yaşama hakkı” nasıl sağlanabilecektir. Bir nesil katledilerek mi?