Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Ukrayna özel temsilcisi Kurt Volker, Ukrayna'da Rusya destekçilerine karşı silah göndermeyi tartıştıklarını ifade etti. BBC'ye yaptığı açıklamada bu yardımla Kiev yönetimine bağlı güçlerin Rusya'nın ilerleyişini durdurabileceğini söyledi. Öte yandan S – 400’lerle ilgili de ABD ve Türkiye arasında önemli gelişmeler yaşanıyor. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Joseph Dunford, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın almasının Washington için kaygı verici olacağını açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ise S-400 füzeleri konusunda bugün şöyle konuştu; “(Türkiye ile Rusya arasındaki S-400 füze savunma sistemleri görüşmeleri) Niçin gerilime neden olsun? Bir ülke kendi güvenliği için arayış içindedir. Ortak üretim tercih sebebidir. Konuyla ilgili imzalar atıldı. İnşallah S-400'leri ülkemizde göreceğiz. Ortak üretimle ilgili süreci işleteceğiz.”

 

Genel anlamda Amerikan – Rus ilişkilerinde Donald Trump döneminde neler değişti, Ukrayna ve Suriye’de ABD ve Rusya’nın birbilerine karşı tutumları ve Türkiye’nin Almak istediği S-400’lerin Rusya – ABD – Türkiye üçgenindeki ilişkilerindeki etkileri Şanlı Bahadır Koç, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

“Trump’ın Putin’e Sempatisi Var”

 

Trump’un Putin’e bir sempatisi vardır. Aslında Rusya ile ilişkileri düzeltme isteğindeydi; ama seçim ile ilgili barajlar, Rusya ile Clinton’a karşı işbirliği yaptığı suçlamaları onun istediği adımları atmasını engellemektedir. Yine de Suriye’de ateşkes konusunda beraber ilerliyorlar diyebiliriz. Bilinmektedir ki, Suriye konusunda son bir kaç gün içinde Trump, CIA üzerinden muhaliflere verdiği gizli desteği durdurduğunu açıklamıştı ve bu da pratik anlamda önemlidir. Rusları rahatsız eden gelişmeler de vardır. Örneğin Avrupalılar Trump döneminde Amerika’nın Rusya konusunda yeterince onlara destek olmadığını veya uzun vadede onları korumak için Rusya’ya karşı yeterince koruyucu olmayacağını görmüşlerdir. Bu sefer Avrupalılar savunma harcamalarını ve aralarındaki savunma işbirliğini arttırma yoluna gitmişlerdir. Bu da Rusya için kısmen rahatsız edici bir durumdur.

 

“Trump Rusya Politikasını Formüle Etme Aşamasına Henüz Gelememiştir”

 

Diğer gelişmelere bakarsak kongreden Rusya’ya yönelik yeni ambargolar geçmiştir. Bir yanda Trump’ı da zorlamak isteyen demokratlar, bir de geleneksel olarak Soğuk Savaş döneminden beri Rusya ve Sovyet karşıtı olan Cumhuriyetçi parti vardır. Onlar da Trump’ın peşine takılmak istememektedir. Trump da bu durumdan biraz rahatsızdır. Kendi partisine bana neden oldubitti yapıyorsunuz diye ambargo kararı ile ilgili serzenişte bulunmaktadır; ama şu anda kendi partisini de karşısına alacak durumu yoktur. Üzerinde Demokles’in kılıcı gibi başkanlıktan düşürülme ihtimali vardır. Bir ihtimal olarak durmaktadır şuanda ama o yönde bir hukuki süreç olmasa da özel bir soruşturma vardır. Toparlamak gerekirse Trump’ın seçim döneminde Rusya ile işbirliği yaptığına dair gölge, Trump’ın manevra alanını daraltmaktadır. Amerika’da Trump’ın ve ona yakınlığıyla bilinen isimlerin Rus tarafında görüştüğü isimler ile ilgili inanılmaz bir baskı vardır. Trump çok reaktif biri ve bunlara çok duygusal tepkiler vermektedir. Rusya politikasını formüle etme aşamasına henüz gelememiştir. Az önce belirttiğimiz gibi Suriye’de bir ölçüde beraber hareket etmeye başlamışlardır. O noktada “ateşkes bulunmakta ama benim sınırıma bu sefer İran yanlıları mı gelecek” diye İsrail’in hafif bir soru işareti vardır. Avrupa Birliği’nin Rusya’ya mesafesi artmaktadır ama aslında burada paradoksal bir durum vardır. Avrupalılar,  Rusya ile enerji ticaretlerini olumsuz etkileyebileceği kuşkusuyla yeni ambargolar konusunda rahatsızlık duymaktadır. Amerika’nın Rusya’ya karşı “daha şahin” olmasını, kendilerini daha çok korumasını istemektedirler ama Rusya’ya yönelik ambargolara gelindiğinde de zarar görecekleri kuşkusuyla karşı çıkmaktadırlar.

 

Ukrayna ve Suriye’de Rus – Amerikan İlişkileri

 

Suriye’de bir parça daha mutabakata doğru yanaştılar ama bu durumda mutabakat kelimesini de kullanmak çok doğru olmayacaktır. Trump sonuçta Rusya’nın oradaki adamı Beşar Esad’ı vurmuş; ama arkasını getirmemiştir. Her ne kadar kısa da sürse bazı çevrelerde Trump gibi birisinin ne yapacağı belli olmaz acaba birden Esad’a mı dönecek diye bir “umut” doğmuştur.  Trump, muhaliflere verdiği desteği de kesmiştir. Şu anda büyük ölçüde Amerika ile Rusya arasında Suriye diplomasisinin daha hareketli olduğu söylenebilir. Gördüğümüz kadarıyla Astana bir parça daha ikinci plana düşmüştür. Suriye konusunda Ruslar Ukrayna ile kıyaslanacak olursa Trump’tan çok fazla şikâyet edecek durumda olmayabilirler. Trump Ukrayna konusunda o kadar müsamahakâr değil Rusya’ya karşı. Bugün de ABD'nin Ukrayna özel temsilcisinin “Ukrayna’ya Amerikan tankları gönderebiliriz.” gibi bir açıklaması çıkmıştır. Bu da çok önemli bir gelişmedir. Obama bunları yapmamıştır. Ukrayna’ya çok daha sınırlı silahlar vermiştir. Tabi ki o dönemde çatışma daha değişik bir boyuttaydı ama yine de Obama’nın aksine Trump Ukrayna’ya ağır silahlar verirse bu önemli olabilir. Bu karar çıkacak mıdır yoksa sadece temsilcinin bir demeci midir bilmiyoruz; ama kendi başına söyleyeceği bir ifade olduğunu zannetmiyoruz. Açıklama gerekli konular içeride tartıldıktan sonra yapılmıştır. Ukrayna stratejisi üzerinde Rusya ile Amerika arasında henüz ortak bir nokta yoktur.

 

“ABD’nin Rusya’ya Yönelik Yatırımları Artmaktadır”

 

Geçtiğimiz aylarda vefat eden Brzezinski, Rusya’ya oldukça mesafeli Amerikalı bir devlet adamıydı ve o da Ukrayna’nın tarafsız bir ülke olması, iki tarafında onun tarafsızlığını garanti etmesi yönünde açıklamalar yapmıştı. Ukrayna yine “Batı’yla ortak hareket edeceğim” derse Ruslar bunu kabulleneyecek, sorun çıkartacaklardır çünkü orayı uzun bir zamandır -doğru veya yanlış- kendi parçası olarak görmektedirler. Trump döneminde böyle ince denge angajmanlara gidilebilir mi bilmiyoruz.  Trump’ın 2-3 cümleden daha fazla derinlikte hiçbir bilgisi yoktur ve herkes bunu artık görmektedir. Aklına geleni söylemekte, ekibini dinlememektedir. Ekibi zaten hem kapasite olarak hem sayı olarak sınırlı ve birçok pozisyonları boştur. Yani Putin yönetimi Trump’ın iktidara gelmesine bir ölçüde sevinmişti ve hatta belki buna katkıları bile olmuştur.  Biliyorsunuz, çok az farkla kazanmıştır; 70-80 bin seçmen Clinton’a oy verse sonuç farklı olacaktı. Bu noktada, Rusya’nın müdahalesi sonucu etkilemiş olabilir. Rusya bu durumdan uzun vadede pişman olabilir. ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları artmaktadır. Avrupalıların savunma disiplini, Rusya’ya karşı birlikte bir cephe oluşturma istekleri nispeten yükselmektedir. Bunlar Rusya’yı rahatsız edecek durumlardır. Putin birçok insanın şüphelendiği gibi Trump’a yatırım yaptıysa ki ben bunu ciddi bir ihtimal olarak görüyorum, pişman olabilir. Amerika’daki sistem de bir anlamda Putin’i yaptığına pişman etmek istemektedir ve özellikle Rusya’yı tehdit olarak görmektelerdir.

 

“ABD’nin İç Siyasetinde Çok Enteresan Şeyler Olabilir”

 

ABD’de Rusya’nın saldırgan olmasının dışında ABD sisteminin içine girmesinin bedelini ödeyeceği duygusu hâkimdir. Trump iktidarda iken bunu başarabilirler mi bilmiyoruz. Trump yönetiminin içine bakacak olursak da Adalet Bakanı bugün istifa ederse sürpriz olmaz. Dışişleri Bakanı Tillerson’un istifa etmeyi ciddi ciddi düşündüğüne dair haberler vardır. Bunlar ABD’nin en gözde bakanlarıdır. Gündemde olmayan ABD bakanları da bulunamktadır; onlar istifa etse kimsenin haberi olmayabilir ama Dışişleri ve Adalet Bakanlarının istifa dedikodusu, kongrenin duruşu, hatta kendi partisine karşı pozisyonu Trump’ı zayıflatmıştır. Şu an yüzde 40 civarında hatta yüzde 40’ın altına düşen bir onay oranı vardır. İçinde bulunduğumuz dönemde, ABD’nin iç siyasetinde çok enteresan şeyler olabilecektir.

 

Türkiye – ABD – Rusya Üçgeni

 

Trump’la Putin yeni bir araya geldiler fakat işbirliği yapmaya fırsat bulamayabilirler. Bu ihtimal de son bir kaç gün içinde artmıştır. Bu gelişmeler Türkiye için ne anlama geliyor? Türkiye, hem AB’den hem ABD’den oldukça rahatsızdır. Bundan dolayı da yakın geçmişte yaşadığımız problemlere rağmen şimdi bir ölçüde Rusya’ya yanaşmıştır. Peki, Trump döneminde Türkiye’nin Rusya’ya yanaşması ne demektir? Trump içerde birden ani bir düşüş ve ani krizler yaşarsa ne olur? Bu ihtimallere kesin cevap vermek için şimdilik çok erkendir ama bunlar çok somut ve ilk akla gelen sorulardır. Bir diğer açıdan Türkiye’nin Rusya’ya yanaşmasının sınırları nedir?

 

Burada eleştirilmesi gereken çok önemli bir nokta var o da şudur: Son dönemde Türkiye dış politikası çok basitleştirilmiştir. Trump’ın hiç de öyle bir amacı olmamasına rağmen, “Trump geldi, Trump bizi içinde olduğumuz durumdan kurtaracak” tarzında ümitlerde bulunur hale gelinmiştir. İngiltere zaten AB’den ayrılma süreciyle kendi sahasını küçültmeye başlamıştır. Rusya ile de çıkarlarımız her yerde aynı değildir; Ermenistan’dan Kıbrıs’a… En göz önünde olanı söylemek gerekirse Rusya PYD ile işbirliğine hala devam etmektedir. Özetle Rusya, “Amerika yoksa Rusya var” diye hemen dönebileceğimiz bir ülke de değildir. Fazla istekli göründüğümüz zaman da Rusya bu sefer kendini geri çekip, yakınlaşmanın önüne politik aşamalar koyabilir. Sembolik bir anlamı da olsa örneğin “Domates ihracı yapmayacağız, kalitesinin yükseltilmesi gerekiyor” demiştir. Bir kurtarıcı aramak, devletin bekası için çok yanlış bir yaklaşımdır. Herkes bizimle çıkarları uyduğu kadar işbirliği yapabilir. Kimse bizi içinde olduğumuz sıkışıklıktan kurtarmak mecburiyetinde değildir ki bunu da istemezler.

 

“Hatalı Politikalar Türkiye’yi Giderek Çıkmaza Sürümektedir”

 

Bir örnek daha vereyim: Bundan iki yıl kadar önce İncirlik meselesinde ABD ile anlaştık, denmiştir. Bazı medya organları da “Gördün mü? PKK ofsayta düştün! Biz ABD ile anlaşıverdik. Sen ortada kalacaksın.” diye haberler yapmıştır; ama öyle bir şey olmadı. Yani ABD hem Türkiye’nin üssünü kullanmış hem terör örgütü PKK’ya orada yüzlerce kilometre kare alan vermiştir. Hem de ABD ile Türkiye daha iyi bir durumda değildir, yani bir anlaşma yapınca hemen iyi olunmamaktadır. Reel politikte, dış politikanın amacı birileriyle iyi olmak değildir. Durup dururken herkese “Eyy…” diye bağırmak hiç değildir. Dış politikada önemli olan çıkarları korumaktır. Ülkelerle aramızın iyi olması araçsal bir durumdur. Toplumlarla aranız iyi olursa onlarla daha fazla pazarlık yaparsınız, konuşursunuz. Onlar da sana belki daha iyi bir sempati ile bakarlar ama amaç bu olamaz. Amaç kendi çıkarlarımızı korumak olmalıdır. Sözgelimi: Rusya gelecek bizi koruyacak(!) Böyle bir anlayış kabul edilemez. Örneğin, bir dönem “İsrail’le barışıyoruz” sloganı oluşturulmuştur fakat orada Filistinlilerle İsrail arasında bir kriz çıkması bu iklimi kolayca bozardı. Kaldı ki, İsraillilerde zaten öyle bir görüntü de yoktu. İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile Yunanistan’la askeri ilişkilerini geçmişte olanın çok çok üstünde geliştirmektedir. Ortak tatbikatlar gizli görüşmeler yapmaktadır, ortak bir enerji çıkarları vardır ve biz o çıkarın ters tarafındayız. Orada askeri gerilim yaşanma ihtimali bile var biliyorsunuz. Daha önce de dediğim gibi iki ülke arasında bir anlaşma yapıldığında amiyane tabirle hemen aramız düzeldi düşüncesi çok yanlıştır. Türkiye son 15 yılda o kadar çok hata yapmış, yaptığı hatanın sonuçlarını da halının altına atmıştır ki artık halı gizleyememektedir. Bütün politikaları nerdeyse üzerinde düşünülmemiş, ayaküstü, duygusal kurulmaktadır. Bu hatalı politikalar Türkiye’yi giderek çıkmaza sürümektedir.

 

Türkiye S – 400 Alımından vazgeçerse, Ruslarda yaratacağı memnuniyetsizlik Ç daha fazla olacaktır.

 

Türkiye’nin S – 400 füzelerinin almaşı sonrası Rusya – ABD arasında bir sıkıntı olmaz ama aralarında bir anlaşma olabilir. Örneğin şöyle bir anlaşma; ABD, Rusya’ya ‘Sen Ukrayna’da şöyle yap, Suriye’de böyle yap ama Türkiye’ye de füze satma’ diyebilir. Niye Türkiye’ye füze satıyorsun diye ABD, Rusya’ya tavır alamaz. Tabii, ABD bundan rahatsızdır, ne var ki ABD’nin rahatsızlığı Türkiye’ye karşı olur, Rusya’ya karşı olmaz. Az önce dediğimiz gibi unutmayalım; Çin’le biz, bu aşamanın da ötesine geçmiştik. Yetkililerle sözleşildi sonra iptal ettik. Çin’le olduğuna nazaran, Rusya ile ilişkilerimiz şu an daha iyidir. Çin’le füze alımında vazgeçtiğimizde Çin hükümeti yetkilileri hoşnutsuz olmuştur ama onları çok etkileyecek bir karar değildir ama Rusya ile yapılacak anlaşmadan Türkiye vazgeçerse, bunun Ruslarda yaratacağı memnuniyetsizlik daha fazla olacaktır.

 

S – 400’ler Batı’ya “Trip Yapmak” İçin mi Alınıyor?

 

Rusya’nın kendisi niye vazgeçsin? Rusya belki az önce dediğim şekilde ABD ile anlaşırsa belki fiyatı yükseltebilir. Teknolojisini vereceğim demiştir, teknoloji transferinden vazgeçer. Zannetmiyoruz fakat farzımuhal öyle bir ihtimal elbette vardır. Meselenin diğer boyutundan bakacak olursak Türkiye füze sistemlerini alırsa; zaten çok uzun bir süredir; 5-6 yıldır olan ve giderek artan Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor mu sorusu akıllardadır. Onunla ilgili yabancı basında yüzlerce yazı çıkacaktır. ‘Hem diktatörleşiyor, hem dakika başı içinde terör olayı oluyor, Almanya ile de anlaşmazlığa girdi, Suriye’de ABD üslerinin konumunu açıkladı, şimdi de Rusya’dan füze aldı. Türkiye’yi artık biz içimizde kabul etmeyelim.’ minvalinde sesleri daha da artabilir. Aslına burada değinilmesi gereken bir husus var o da şudur ki: Biz S-400 füzelerini Batıya “trip yapmak” için mi alıyoruz? Yoksa bir savunma sistemine ihtiyacımız var, kimse bize istediğimiz şekilde vermiyor, sadece Rusya veriyor ve bu yüzden mi alıyoruz? Sadece teorik sorular olarak soruyoruz. S-400 füzeleri bizim savunma sistemimize entegre olabilecek mi? NATO’nun sistemine entegre olabilecek mi? Onlara derdimizi yeterince anlatabiliyor muyuz? Anlatmadık anlamında söylemiyorum.

 

Tabiri caizse; Batı’nın evinden ayrıldık, kapıyı da arkamızdan çarpmak için mi alıyoruz biz bunu? “Trip mi yapıyoruz?” Eğer trip yapıyorsak dış politika “trip ile” olmaz. Dış politikanın somut veriler üzerine olması gerekir. Bir savunma sistemi almak için önce raporlara bakılır, bu füze sistemi bizim işimizi görür kanaatine varmak için altyapı analizi yapılır. Sistemin entegre problemi, bunun maliyeti değerlendirilir… Kısacası tablonun bütününe bakıp öyle karar verilmesi gerekir. “Ey Amerika, siz bana böyle yaptınız ben de size böyle yapıyorum” demek için bu derece mühim stratejik kararlar alınmaz. Tabii ki, kesinlikle karşıyım anlamında söylemiyorum fakat alınış biçimine karşı benim fikrimde oluşan kanaat böyledir.