Ortadoğu’da hiçbir çatışma yoktur ki batının rolü bulunmasın. Ve yine hiçbir çatışma yoktur ki PKK’yı beslemesin. Doğrudan destekten ayrıca batıyla PKK arasında böyle de bir bağlantı mevcuttur.

 

Filistin-İsrail mücadelesi, İran-Irak Savaşı, Körfez Savaşı, Saddam’ın Kuveyt’i ve ardından da Irak’ın işgali, hepsi kuruluşundan bugünkü durumuna kadar PKK’nın güçlenerek çıktığı bölgesel çatışmalar olmuştur.

 

PKK bu çatışmalardan;

 

– 12 Eylül’de diğer bölücü-yıkıcı örgütler birer birer ortadan yok olurlarken, yurt dışına kaçmayı başaran ve gizli servislerle, terörist örgütlerle kaynayan bir bölgede üslenen,

– İyi bir zamanlamayla hem devlet destekli terörizmden hem de Marksist ideolojiden etnik terörizme geçişi başaran,

– Ortadoğu’da onca örgüt bulunduğu ve bölgenin dışına çıkamadığı halde bölgenin sınırlarını aşıp küreselleşen ve dünyanın neredeyse tamamında örgütlenen,

– Dünyanın en gelişmiş silahlı ve patlayıcılı eylem türlerini aynı anda hem şehirlerde hem de kırsalda, Taliban ve El Kaide kadar ustalıkla uygulayan bir örgüt olarak çıkmayı başarma ayrıcalığına sahiptir.

 

Bu bölgeden elini hiçbir zaman çekmeyen batı, PKK’ya bu yolla sağladığı destekten de sorumludur.

 

Hatta batı ile SSCB’nin çöküşü ve PKK arasında da kazanç bağlantısı bulunmaktadır. Çünkü Sovyet bloğunun çöküşü batının etkisiyle hızlanmış, Kafkaslardan Balkanlara kadar olan bölgede doğan otorite boşluğu PKK’nın çok işine yaramıştır.

 

Şimdi önümüzde aynı sürecin yaşandığı Suriye’deki iç kargaşa duruyor. Bölgede zaten hatırı sayılır bir güç olarak var olan PKK, Beşar ESAD’ın kontrolü yitirmesiyle önemli bir bölgeyi tümüyle ele geçirme fırsatı elde edecektir. Ortadoğu liderlerinde adet olduğu üzere ESAD’ın, SADDAM’ın yolundan giderek silah ve mühimmat depolarını kendisine yakın güçlere açması kaçınılmaz olacaktır. Bu güçler arasında PKK’nın bulunması muhakkaktır. Güçlenecek bir PKK, Suriyeli Kürtler için daha çekici bir hale gelecektir.

 

Sonuçta; kontrol altına alınan yeni alanlar, Scud ve SAM füzelerinin de bulunabileceği artan silah ve mühimmat gücü, artacak militan sayısı, bölgesel güç olma yolunda bir adım daha atılması PKK için yeni kazançlar olabilecektir.

 

Öncekilerde olduğu gibi bütün bu sonuçların arkasında bir kez daha Suriye’deki iç kargaşanın sorumlusu batı bulunmaktadır.

 

Otuz küsur yıllık terörle mücadelemizde diplomasi ayağı hep eksik kaldı. Buna biraz biz razı olduk biraz da batı bizi zorladı. Batılılar kendi ülkelerindeki terörle mücadelelerinde terör örgütlerini bulunduğu bölgeye hapsederlerken, PKK’nın küreselleşmesine aracılık ettiler. Bölgenin sorunlarının arasında kaybolacak meşguliyetler yaratarak dikkatimizi dağıttılar.

 

PKK’nın Kandil karargâhı meşrulaştırılıyor. Oradaki terör yuvasının silahla yok edilemeyeceğini, bunun yerine siyasi olarak uzlaşmayla kendiliğinden ortadan kalkacağını kabul etmemiz isteniyor. Kandil’in ikmal ve muhabere kanallarının kesilmesinin, PKK’lıların Erbil’de, Süleymaniye’de ellerini kollarını sallayarak gezmelerinin engellenmesinin düşünülmesini istemiyorlar.

 

BARZANİ’nin bu şekilde batından gelecek isteğe karşı koyamayacağı gün gibi ortadayken, çözümün BARZANİ ile anlaşmakta olduğuna inandırmaya çalışıyorlar. K. Irak yönetiminin ipleri ellerinde olduğu halde kendilerini dışarıda tutuyorlar.

 

Kandil’in gözü, kulağı batıda; teröristler onların uyduları üzerinden, ülkelerinden çıkışına göz yumdukları cihazlarla haberleşiyorlar. Uydu ya da internet üzerinden yürütülen terörist faaliyetlere engel olmak ellerinde… Bunu yaptıklarında PKK’nın kör, sağır olacağını bilmiyorlar mı?

 

PKK’yı etkisiz hale getirmek için zaten var olan terör yasalarını bu yöne doğrultmaları yeterli. PKK’yı terör örgütleri arasına aldılar ama mücadele etmiyorlar. Mücadele için tabelasında PKK/KCK yazan örgüt arayışındalar. Çeşitli isimler altında onlarca cephe kuruluşunun terör örgütünün organı olduğunu bilmiyorlarmış gibi davranıyorlar.

 

Kara para ve organize suç yasalarıyla PKK’nın belkemiğini oluşturan bu yönünü baskı altına alıyorlar. Gerekli gördükleri zamanlarda göstermelik birkaç polisiye operasyonla iplerin ellerinde olduğunu hatırlatıyorlar. Bugüne kadar PKK’nın uyuşturucu ve insan kaçakçılığı konusundaki her hangi bir organize suç faaliyetinin tahkikat aşamasını geçtiği görülmemiştir. Mahkemeye çıkan göstermelik birkaç olayınsa üzeri ört-bas edilmiştir.

 

Avrupa ve ABD, PKK’nın doğrudan Türkiye’ye saldıracağı koşulları oluşturuyorlar. Bölgede yarattıkları kargaşayla PKK’yı telaşlandırıp, K. Irak’tan çıkarmaya ve yurt içinde karargâh oluşturmaya zorluyorlar. Kendi ülkelerinde faaliyette olan terör birimlerini görüntüde sıkıştırıp, bir an önce Türkiye’nin politik sistemine dahil olmaları için bastırıyorlar.

 

Dediğimiz gibi, Avrupa ve ABD terörle mücadelesinde Türkiye’nin dikkatini hep kendilerinden uzak noktalara çektiler. Terörün yakıcı yüzünün ülkelerinden uzaklarda belirledikleri yerleri kavurmasını sağladılar. PKK kendileri için de sorun olduğu halde ısrarla inkâr ettiler. Kürt diasporasının içinden doğan bir halk hareketi olarak gösterdiler.

 

Suriye ile bir kez daha azacak PKK’nın nasıl yok edileceği apaçık ortadadır. Batı, terörle mücadelemizde bizimle işbirliğine zorlanmalıdır ve bunun için yeterli ortam bulunmaktadır. Batı radikal İslamcı akımların tehdidini yaşıyor. Bu korku onları bizden yardım istemeye mecbur ediyor. Kapalı kapıların arkasında istihbarat ve operasyon işbirliği isteklerinde bulunuyorlar. Bunun karşılığında batıyı aynı işbirliğine zorlamamız için hiçbir engel bulunmuyor. Üstün konumda olan biziz. Hatta bunlar da yetmezse ekonomisi, jeo-stratejik konumu, batıdaki Türk gücü yeterince ikna edici olacaktır.

 

BM’e yeni katılan ülkelerin ortaya çıkışı göstermiştir ki; sıcak çatışmaların yaşandığı toprakların bölünmesi, çatışma bölgesinden çok uzaklardaki batının diplomasi merkezlerinin loş ortamlarında gerçekleşmiştir. Böyle bir gelişim içerisinde şiddet ve terörün yeri bizim bölgemizdir ama asıl mücadele alanı batıdır. Buna çok dikkat edilmelidir. Bu bakımdan son darbenin yeri Avrupa ve ABD olup yolu ise diplomasidir.