Yeşiltaş karakolunda sekiz şehit verdiğimiz PKK eylemi de, savaş uçağımızın Suriye tarafından düşürülmesi de adeta göstere göstere gelen olaylardı.

 

Hepimiz o günlerde aklımıza getirmedik; ama Türkiye’de bir anda deprem etkisi yapan bu olaylardan önce PKK ve Suriye tarafındaki gelişmeler, bu konularda yapılan açıklamalar başımızın büyük derde gireceğinin habercisiydi.

 

Suriye’deki taşeron savaşının iki tarafı olan ABD ve Rusya’nın karşılıklı olarak silah yardımında bulundukları suçlamaları ESAD’ın propagandasına dayanak oldu. ESAD’ın karşıtlarına karşı yürüttüğü savaşa meşruiyet oluşturdu. CIA’in Hatay’da üs kurduğu, buradan Özgür Suriye Ordusu’na yardım ulaştırdığı, Türkiye’nin gizlice silah yardımında bulunduğu haberleri Türkiye’yi hedef haline getirdi. Uçağımızın düşürülmesinin uluslararası hukuka ve diplomasiye sözde uygun ve haklı gerekçelere dayandırılmasına ortam hazırladı. Şimdi artık bir adım önde olarak dünyayı, ülkesinin Türkiye’nin açık saldırısına maruz kaldığına inandırmaya çalışıyor.

 

Daha dün ESAD, Kubayir ve Hula şehirlerinde onca insanı katlederek cinnet derecesindeki öfkesini kanıtladı. 1998 yılında Türkiye’nin tek bir sözüyle eli ayağına dolaşan babanın oğlu bugün sınırdan taciz ateşi açmaktan, hava sahasının ihlâli bahanesiyle uçağımızı düşürmekten korkmuyor. Rusya ve İran’ın desteği, Birleşmiş Milletler’in (BM), NATO’nun aczi ona cesaret veriyor. Beşar ESAD, gitmesini isteyenlerle açıkça dalga geçiyor.

 

Batı’nın büyük ülkelerinin diplomatik temsilciliklerini boşaltmaları karşısında kılını kıpırdatmadı. Batı aldandı çünkü bu türlü girişimlerle ESAD’ı korkutacaklarını, ona geri adım attıracaklarını sandılar.

PKK’ya gelince; Yeşiltaş saldırısından önce yaptığı açıklamalarla ve basını kullanmak suretiyle kendisi için sözde meşruiyet gerekçeleri oluşturdu. Kandil’deki örgüt elebaşı, yapılacak bir “demokratik!” seçimde kim kazanırsa bölgeyi onun yöneteceğini belirtti.

 

Sözde Dördüncü Stratejik Hamle Döneminde olduklarını, “Kürdistan’da” PKK’yı yenecek hiçbir gücün olmadığını iddia etti.

 

Devrimci halk savaşı halinde olduklarını, bunun eskisi gibi karakollara taciz ateşi açmak anlamına gelmediğini, bu savaşın PKK’nın yönetimini, şayet olmazsa devletle ortak ikili yönetimi sağlayacak eylemler olduğunu açıkladı.

 

PKK’nın silah bırakabileceğine hâlâ inananların yarattıkları baskın havayı dağıtmak ve defalarca belirttikleri hedeflerinden vazgeçmediklerini göstermek için, Barzani ve Amerika dahil Türkiye’deki ve dünyadaki bütün muhataplarının gözlerinin içine bakarak Yeşiltaş eylemini gerçekleştirdi.

 

Yarını düşünürsek: Hava sahasının ihlâl edildiğini öne sürecek devletlerin Suriye’nin yolundan gitmelerine yol açacak, herhangi bir şekilde karşılıksız bırakmak gibi bir hatadan kesinlikle kaçınmak zorundayız. Bugün “birçok kez hava sahamız ihlâl ettikleri halde biz neden Türk uçaklarını vurmadık” diyerek kışkırtıcılık yapan Yunanlıların olası bu cüretlerinin kırılması gereklidir. Bundan sonra bu gibi gerekçelerin neden olacağı sonuçların kendileri için son derece kötü olacağı gösterilmelidir.

 

Verilecek tepki, Suriye’deki gelişmelere karşı kararlılığımızı ortaya koyması kadar Doğu Akdeniz’deki haklarımızın korunması açısından da belirleyici olacaktır.

 

Bu anlamda Suriye’nin aynı ya da her hangi bir gerekçeyle karadan, havadan veya denizden yapabileceği ikinci bir saldırıya cesaret edememesi zorunludur. Bu cesareti hiçbir surette kendisinde bulmamalıdır.

 

Türkiye’yi daha fazla kışkırtmak ve askeri bir operasyondan başka çare bırakmamak ESAD’ın lehine sonuçlar verecektir. Zira dünya olası bir çatışmanın bölgesel ölçekten küreselliğe yükselmesi korkusuyla ESAD’a istediği tavizleri vermek zorunda kalacaktır.

 

Türkiye’yi kışkırtmanın en kolay yolu ise kara, hava ve deniz sınırlarından taciz saldırıları olduğu kadar Sünnilerin ve Suriye Türkmenlerinin katliamına girişmek olacaktır.

 

Rusya’dan yola çıkan bir gemiyle Suriye’ye yeni silah, mühimmat ve helikopterler gönderiliyor. Her ne kadar Rusya, gemideki askeri yükün bakımı yapılmış eski helikopterler olduğunu iddia ediyorsa da son açıklamalarla Rusya’nın ESAD’a desteğini azaltmadığı aksine arttırdığı ortada. Arkasındaki bu büyük destek sayesinden ESAD’ın cesaretinin bir kat artması normal bir gelişme olacaktır.

 

ESAD, Hama’da babasından kalan hesabı bir daha açılmamak üzere kapatma hazırlığında. Şimdilik kendi tarafında olan zamanı, tersine dönmeden önce olabildiğince iyi bir şekilde kullanmanın planlarıyla meşgul. Bu planlarının Sünni direnişini bir daha doğrulamayacak ölçüde kırma üzerine kurulduğundan kuşku yok. Sonuçta önümüzdeki günlerde direnişin simgesi olan yerleşim birimlerine askeri gücünü bindirmesi beklenmelidir.

 

ESAD, Batı’nın süper güçlerinin içerisinde bulundukları durumların analizini doğru yaparak onların bugün için ellerinin kollarının bağlı olduğunu biliyor. Sözgelimi ABD’nin Afganistan’ı, Pakistan’ı, Yemen’i, Kara Afrika’yı bırakıp da kendisine yönelemeyeceğini isabetli bir şekilde hesaplıyor. Yine AB’nin ve öncü ülkelerinin içerisine düştükleri çukurdan başlarını uzatıp da kendisine bakamayacaklarını gayet iyi biliyor. Arkasında İran ve Rusya bulunan bir Suriye’ye, Türkiye’nin hiç olmazsa diplomatik desteksiz hiçbir şey yapamayacağının da bilincinde. Türkiye ile gerginlik yaşamaktan çekinmiyor. Çünkü her gerginlik Suriye’nin olmaktan çıkıp Türkiye ile İran ve Rusya’nın arasında yaşanacaktır.

 

Saddam’a, Kaddafi’ye uygulanan uçuşa yasak bölge uygulamasının kendisine sökmeyeceğini, BM’in acz içerisinde kıvranacağını isabetle tahmin ediyor.

 

Olayların sonuçlarını değerlendirdiğimizde Suriye’nin ülkemizdeki istihbarat faaliyetini ciddi bir tehdit ölçüsünde yürüttüğü anlaşılıyor. Bu istihbaratın temel unsurlarından birisinin de “milli gücümüzü” ölçmek olduğu görülüyor. Türkiye’ye açacağı cephe konusunda bu istihbarattan yararlandığı muhakkak. Her fırsatta tekrarlanan “Türk halkıyla kardeşiz” sözleri bunun kanıtıdır. Düşürülen uçak konusunda ülkemizde ortaya çıkan ayrılıkları karşı propagandasının malzemesi yaptığına tanık oluyoruz. Suriye’nin istihbarat faaliyetinin başlıca üslerinin Hatay ve İstanbul olması olağan karşılanmalıdır.

 

Şimdilik zararları kendilerine olan Suriyeli ve bölgesel diğer küçük örgütler Batı’nın taşeronları olarak rollerini oynamaya devam edecekler. Ne var ki, zaman batı-taşeron ortaklığının lehine işliyor ve bu işbirliği sayesinde taşeron örgütlerin eylemlilik ve siyasi güçleri bugüne oranla çok daha etkili ve denetimi zor bir hale gelecektir. Türkiye’ye verecekleri zarar sınır ihlâlleriyle başlayıp, komşu ve Arap ülkeleriyle diplomatik sorunlara kadar uzanan bir boyuta çıkacaktır.

 

Diğer taraftan Suriye’nin elinin altındaki PKK’nın gücüne güç katarak, Türkiye’ye bulunduğu tehdidin boyutunu istediği noktaya çekebiliyor. PKK’nın son eylemlerinde kullandığı silahlara ve taktiğine dikkatle bakanlar bunu göreceklerdir.

 

PKK’nın Karadeniz bölgesindeki hareketliliği gözden kaçırılmamalıdır. Giresun-Trabzon-Tokat arasındaki bölgede şimdilik çatışmadan kaçınan grupların varlığı biliniyor. Güneydoğu’nun aksine bu bölgede vur-kaç nitelikli eylemleri tercih ettiği tecrübeyle sabit. Bu tarz bir eylemliliğe bir kez daha yönelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Büyük şehirlerde bombalı eylem hedefinden hiç vazgeçmediği için can kaybının büyük olacağı bombalı bir eylemi bütün engellere rağmen gerçekleştirmek istemektedir. Ele geçen büyük miktarlardaki patlayıcılar bu amaçtan vazgeçmediklerini göstermektedir. Bütün bunlardan ayrıca, doğu ve güney bölgelerimizdeki eylemlilikte elde ettiği inisiyatifi sonuna kadar kullanması ve olabildiğince kanlı eylemlere yönelmesi beklenen gelişme olarak kabul edilmelidir.