ABD’nin müdahale öncesi Irak’a uygulamakta olduğu politikanın benzerinin Suriye üzerinde oynanmaya başladığı görülmektedir. Peki! nedir bu politika? Bilindiği gibi, ABD Irak’ın kitle imha silahları üretimine geçtiğini ve balistik füzelere yüklü nükleer dahil, kimyasal ve biyolojik harp başlıkları yüklü balistik Scud füzelerine sahip olduğunu ve bunların ABD, İsrail ve Batı için tehdit olduğunu ileri sürmüştür. Bunların menzillerini uzatma programını uyguladığını her türlü istihbarat dokümanına dahil etmiş, Dünya kamu oyunda yoğun bir kampanya başlatmıştır. Benzer bir oyunu yine Suriye üzerinde sahneye koymaya çalıştığı konusunda bir takım tereddütler yarattığını söylemek mümkündür.

 

Birinci Dünya Savaşı sonrası Liddell Hart tarafından ortaya konulan “dolaylı tutum[1]” stratejinin bir uygulaması olarak değerlendirebileceğimiz bu yaklaşım ile ABD, bir taraftan Suriye ile angaje olurken diğer taraftan bu silahları verdiğini ileri sürdüğü İran’ı başka bir cepheden sıkıştırma imkanı bulacaktır. ABD’nin bu girişimi ile İsrail üzerinde yoğunlaşan Dünya kamuoyunun dikkatini bu iki İslam ülkesine çekmek suretiyle, Ortadoğu’da yine tehlikeli bir senaryoyu sahneye koymak için, hazırladığı eylem planına uygun olarak bir dizi faaliyete başladığı konusu akla gelmektedir.

 

12-13 Nisan 2010 tarihinde New York’ta yapılan “Küresel Nükleer Güvenlik” zirvesine nükleer programındaki uzlaşmaz tutumu nedeniyle, İran’ın davet edilmemesi normal bir davranış şekli olarak algılanmaktaydı. Ancak, Suriye’nin bu zirveye davet edilmemesi zihinlerde neden? sorusunu gündeme getirmiştir. Bunun hemen arkasından, Suriye’nin Şubat ayından beri en az beş kez koca Scud füzelerini Lübnan’daki Hizbullah’a vermek için, faaliyet gösterdiği konusunda ikaz edildiğinin ABD tarafından açıklanmasının karşımıza cevap olarak çıktığını görmekteyiz.

 

13 Nisan’da, İsrail Başkanı Simon Peres tarafından bir Arap ülkesinin yüzlerce km. menzilli, karadan karaya atılan Scud füzelerini ayrılıkçı unsurlara verdiği konusundaki açıklaması üzerine, Suriye gündeme bomba gibi düşmüştür. Yapılan açıklama hakkında teyit edici bilgiler bulunduğu konusunda açıklama yapmaktan kaçınan Dış İşleri Bakanı Yardımcısı Jeffrey Feltman, ABD’nin bu faaliyetin bölgesel bir savaşı ateşleyebilecek maksatlı bir girişim olduğu konusunda ciddi endişeleri olduğu ifade etmiştir. Suriye, İsrail’in bu açıklamasın ret ederek, bir askeri müdahale için önceden planlanmış bir bahane olduğunu belirtmiştir.

 

Hizbullah Suriye ve İran tarafından desteklenen, Güney Lübnan’da konuşlu İslami Şii bir gruptur. 2006’da İsrail ile savaşmış ve Güney Lübnan’da güçlü desteğe sahip ve Lübnan Birlik Hükümeti’nin bir unsuru olmasına rağmen, ABD terörizm listesinde yer almaktadır. Lübnan Başbakanı Saad al-Hariri geçen Çarşamba günü Hizbullah’ın Suriye’den Scud füzelerini aldığı konusunu kabul etmeyen bir bildiride bulunmuştur.

 

ABD son zamanlarda Suriye ile ilişkilerinde belirli bir yumuşama göstermiş ve Suriye “terörizmi destekleyen ülkeler” kategorisinde olmasına rağmen, diplomatik ilişkileri yine beş yıl evvel çektiği büyükelçilik statüsünü yeniden tesis ederek geliştirme aşamasına girmiştir.

 

Irak’ın Kuveyt’e müdahalesi sırasında en ufak bir kamyonun hareketini dahi uzaydaki uydular vasıtasıyla izleyebilen, Kuzey Kore’deki nükleer tesislerdeki hareketliliği anında fark edebilen bir uydu takip teknolojisine sahip ABD’nin, TIR’lar üzerine yüklenmiş cesametli Scud füzelerini fark edememesi pek inandırıcı olamamaktadır. Kaldı ki, bunun yanında bölgede yoğun bir şekilde faaliyet gösteren istihbarat birimlerinin konuyu teyit edici verileri şu ana kadar tespit edememeleri, nasıl bir oyun oynanmak istendiği konusunda açık emareler sunmaktadır.

 

İsrail’le müşterek olarak, iki esas oyuncunun katılımı ile sahneye konulması düşünülen oyun iki aşamalı olarak ele alınabilir.

 

· Birinci aşamada Suriye’nin ABD tarafından bu gibi faaliyetler bahane edilerek, yaptırımlar tehdidi ile baskı altına alınması suretiyle sindirilmesi uygulamasıdır. Bu aşamada Suriye üzerinde gerekli etki sağlanabilirse zorlanmadan, Suriye’nin Hizbullah’a desteği kesilecek ve dolayısıyla İran’ın Suriye üzerinden yaptığı yardımlar önlenerek, Hizbullah ihtiyaç duymakta olduğu lojistik destekten mahrum kalacaktır. Tabiatıyla bu durum İran ile Suriye’nin arasında gerginliğe ve sürtüşmeye sebep olarak, aralarındaki iyi ilişkilerin bozulmasına neden olabilecektir. Yalnız kalan Hizbullah’ın İsrail tarafından kolayca bertaraf edilmesi mümkün olabilecektir.

 

· Eğer birinci aşama başarılı olmaz ise, müteakiben uygulanacak hareket tarzı daha fazla bir şiddeti içerecek ve askeri müdahaleye uzanan bir uygulama getirecektir. Bu aşamada ABD Suriye’de belirli hedeflere fiili askeri müdahalede bulunmadan, havadan veya denizaltı platformlarından veya Irak’a konuşlu tesislerden yaptığı füze saldırıları ile saldırılar gerçekleştirerek, Suriye’yi istediği yola oturtmaya çalışacaktır. Muhtemelen de başarılı olacaktır.

 

· Yapılan bu müdahaleyi bir üçüncü safha olan fiili askeri müdahaleye kadar geliştirebiliriz. Ancak, buna gerek kalmayacağı değerlendirilmektedir.

 

ABD Suriye’ye yapmayı planlamış olduğu dolaylı tutum stratejisi ile iki kuşu bir anda vurma imkanına sahip olabilecektir. Diğer bir değişle iki ayrı amaç aynı anda gerçekleştirebilecektir;

 

Birinci hedef, Hizbullah ve dolaylı olarak Hamas’ın bertaraf edilerek, İsrail’in başındaki belaların bertaraf edilmesidir. Suriye her iki örgüte karşı, Mısır’ın Gazze’de Hamas’a uygulamakta olduğu gibi tavır alması halinde, Hizbullah desteksiz kalacaktır. İran’dan Suriye yoluyla, gerek Hamas ve gerekse Hizbullah’a yapılacak yardımlar engellenecektir. Bu her iki örgütünde erimesine neden olacaktır. Dolayısıyla, İsrail- Filistin barış görüşmelerinde İsrail güçlü bir konuma gelecektir. Bu arada, şu anda Dünya kamuoyunun İsrail üzerindeki menfi algılamaları hedef kaydırmak suretiyle, başka yöne yani; Suriye’nin üzerine çekilerek, İsrail tehdit altında mağdur duruma getirilmeye çalışılacaktır.

 

İkinci hedef ise, İran’dır. Nükleer programı ile ilgili direnişi süren İran’ın yalnız bırakılması için stratejik ortağı olduğunu iddia ettiği ve son derece yakın ilişkilerinin bulunduğu Suriye’nin pasifize edilmesi, İran’ı Ortadoğu’da oynamak istediği liderlik oyununda yalnız kalmasına neden olacaktır. İran’ın Irak ve Filistin sorununda arzu ettiği etkinliği göstermesi için elzem olan Suriye ortamı elinden çıkmış olacak ve ulaşım yolu tıkanmış olacaktır. Bunun yanı sıra Scud füzelerinin İran tarafından verildiği kozu uluslararasında özellikle, BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri olan Rusya ve Çin gibi İran taraftarı olan ülkeler üzerinde İran aleyhine bir tavır oluşmasına neden olacaktır. İran bir ikinci cepheden de vurulma seçeneği altına girmiş olacaktır.

 

Bu durumda Türkiye’ye ciddi bir görev düştüğü değerlendirilmektedir. Ortadoğu’nun arzu edilmeyen sıcak bir ortama girmesinin önlenmesi açısından ülkemiz acil bir şekilde harekete geçerek, Suriye ve ABD arasında arabulucu olarak adım atmalıdır. ABD’nin niyet ve maksadını tam olarak anlayarak, bu konuda Suriye’yi bilgilendirmesi ve varsa Suriye’nin bu faaliyetleri konusunda gerekli önleyici tedbirlerin alınmasında girişimlerde bulunması elzem olarak değerlendirilmektedir. Aksi takdirde, tırmanmanın İran’a uygulanması istenilen yaptırımların başarı sürecine paralel olarak artacağı ve Suriye üzerinden bir oyunun tezgâhlanmasının uygulamaya konulduğunun aşikar bir şekilde görüldüğü söylenebilir.

 

Dipnotlar

 

[1] “Dolaylı Tutum” Birinci Dünya Savaşı’ndan sonar B.H. Liddell Hart tarafından ortaya konulan bir stratejidir. “Stratejide en dolaşık yol, çok kez hedefe ulaşmada kullanılan en kısa yoldur”. Bir askeri manevra olarak dolaylı tutum, düşmanın en az beklediği hattan, dolayısıyla en az direnç görecek hattan girişilecek bir ya da bir dizi manevrayı ifade eden taktiksel ya da operatif (operasyona yönelik) bir kavramdır.