Birleşmiş Milletler (BM) ve Arap Birliği Özel Temsilcisi Lakhdar Brahimi Haziran ayı içinde yapılması gereken Suriye sorununun çözümü konulu uluslararası konferansın muhtemelen Temmuz ayında gerçekleşmesinin mümkün olabileceğini açıklamıştır. Ertelemenin nedenleri konusunda muhtelif yorumlar yapılmaktadır. Bunlardan biri, Rusya’nın Suriye’ye S-300 hava savunma sistemlerine ilave olarak yapmakta olduğu yoğun silah satışına Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) tepkisidir. Diğer bazı söylemler ise, muhaliflerin katılacağı temsilcileri halen belirleyememiş olması ve İran’ın taraf olarak katılmasına dair Rusya’nın ısrarına ABD’nin karşı çıkmasıdır. Erteleme nedenleri ne olursa olsun, mutlaka tarafların yaklaşımına göre makul ve mantıklıdır. Bununla beraber, taraflar arasında belirli bir anlayış birliğinin gerçekleştirilemediği gerçeğini gündeme getirmektedir. Doğal olarak, bu gecikme Suriye sorununun barışçı bir şekilde müzakereler yoluyla çözülmesi sürecinde ciddi çatlaklar oluşmasına yol açacaktır.

 

Bunun ne anlama geldiğini düşündüğümüz zaman aşağıda belirtilen faktörlerin etken olduğunu değerlendirebiliriz. Birincisi, ABD ve Rusya Cenevre’de bir konferans düzenlenmesinde hemfikir olmuştur. Hatta ABD Rusya’nın ileri sürdüğü Esad rejimi temsilcilerinin de taraf olması fikrini kabul etmiştir. Ancak görülen o ki; halâ her iki aktörün birbirlerine karşı bir güven eksikliği söz konusu olduğunu göstermektedir. ABD, Rusya’nın niyet ve maksadı konusunda kuşku duymaktadır. Rusya müzakerede ısrarcıdır. Hatta, tehditkar bir tavırla bunu dikte ettirmektedir. Çünkü Batı herhangi bir askeri müdahaleye girişirse buna karşılık vermesine dair bir karar aşamasına gelmek istememektedir. İkinci etken ise, Rusya’nın Suriye’ye silah satışlarını sürdürmede kararlılığını birinci ağızdan Devlet Başkanı Putin tarafından açıklamasıdır. Doğal olarak bunun karşı hamlesi Avrupa Birliği’nden (AB) gelmiş ve onlar da muhaliflere uyguladıkları silah ambargosunu kaldırmışlardır. AB’nin bu davranışı bir misilleme görüntüsü veriyorsa da yapılacak yardımlar muhaliflerin çatışma gücünü arttıracak ve çatışmaların tırmanması gerçeğini getirecektir. Bu Temmuz ayında tırmanan çatışmalar ve silahların gölgesinde yapılacak müzakerelerde Suriye halkı ve karşılığında rejiminin kendi arzuladıkları ve öngördükleri çözümü bir diğerine kabul ettirmesini olanaksız hale getirecektir.

 

Konuya bu açıdan baktığımız zaman durum şu şekilde görünmektedir; geri planda kuklaları oynatan iki aktörden (ABD ve Batı – Rusya Federasyonu)   birinin üstün gelmesi gereken bir senaryo oynanmaktadır. Bu oyunda kazan-kazan (win-win) diye bir şey geçerli değildir. Suriye’de müzakereler sonucu, ya ABD ve Batı’nın istediği gibi Başer Esad’ın sahnede olmadığı kendilerine müzahir bir rejim oluşturulacak, Rusya’nın ağırlığı ve inisiyatifi kırılacaktır. Bu durumda Rusya ve Çin oyun dışında kalmak zorunda kalacaktır veya Rusya’nın istediği gibi Esad’ın da yer aldığı mevcut rejim demokratik bir yapıda şekillendirilecek ve seçimlerde kim kazanırsa o hükümet edecektir. Bu suretle Rusya’nın süreci yönlendirmesi ve kontrolü mümkün olabilecek ve Rusya yine Suriye’de var olmaya devam edebilecektir. Bu şekilde Rusya ve İran Orta Doğu’da etkinliğini sürdürme imkanına sahip olabilecektir.

 

Rusya Esad rejiminin elinin güçlü olması için bir taraftan müzakere yapalım ve bu görüşmelere Esad rejimi de katılsın derken, diğer taraftan yaptığı silah satışı ile güçlü ve kendine güvenli bir Esad oluşturmaya çalışmaktadır. Buna karşılık, ABD ve AB muhalifleri bir taraftan finansman bakımından destekler ve fiili ve resmi silah yardımı dışında her türlü desteği verirken Esad’ın dayanma iradesini kırmaya çalışmaktadır. Ancak, gelinen noktada Rusya’nın desteğine rağmen Esad’ın mücadele iradesinin kırılamayacağını anlayan AB muhaliflere silah tedariği konusundaki sınırlamalarından vazgeçmiştir.

 

Yukarıdaki değerlendirmelerden anlaşılabileceği gibi, ertelenen müzakerelerin doğal sonucu olarak iç aktörler kendi haline bırakılınca karşılıklı hırs daha kontrolsüz bir hal almakta, sivil halk katliamları ve insan hakları ihlalleri tahayyüllerin ötesine çıkmaktadır. Temmuz ayında gelinecek noktada müzakere masasında silahlı gücün verdiği güvenle çatışan Esad rejimi ve karşılarındaki muhaliflerin belirli noktalarda anlaşmaları son derece zor bir husus olarak görülmektedir. Rusya’dan güç alan ve daha da toparlanmış olan Esad rejimi baskıcı bir tavır ortaya koyacaktır. Bununda ötesinde hala birliğini sağlayamamış, dağınık bir muhalefet varken Esad’ın elinin daha güçlü olduğu bile söylenebilir.

 

Aslında bu durum süratle çözülme imkânına sahiptir. En radikal çözüm Rusya’nın derhal Esad rejimini silahlandırma ve BM’deki desteği konusundaki yaklaşımından vazgeçmesi ile mümkün olabilir. Fakat bunun gerçekleşmeyeceği Putin’in yaklaşımı ile görülmektedir.

 

 

Gelinen noktada halen Suriye’de mevcut olan sisli durum en azından Temmuz ayının ortalarına kadar süreceğe benzemektedir. Esad rejimi aldığı silah yardımı ve belki yine mevzi kimyasal ajan kullanımı ile kendisi için stratejik olarak değerlendirdiği mahalleri ele geçirme askeri harekatını yoğunlukla sürdürecek ve müzakere masasında elini daha kuvvetlendirmeye çalışacaktır. Muhalifler ise, yine üstünlüğü ele geçirmek için mücadeleye devam edecek ve ABD ve AB’nin desteğine daha fazla ihtiyaç duyacaklardır. Yetersiz destek bunların direncini kıracağından ABD ve Batı belirli prensipleri kırıp daha yoğun bir yardım yapma zorunluluğunu idrak edeceklerdir. Sonuçta çatışmalarda daha yoğun bir tırmanma görülecektir. Bu ise, daha çok sivil halkın, kadın ve çocuğun yaralanması ve ölmesi, daha çok insan hakları ihlali anlamına gelecektir.

 

Suriye sorununa bu açıdan bakıldığında, temelde ana sorunun fillerin tepişmesi olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Bu arada ayaklarının altındaki timsahların telef olması ancak, onlara ileride kullanabilecekleri kozları sağlaması açısından önemli olmaktadır.