Washington Post gazetesi değerlendirmelerine göre, “El-Kaide'nin Irak ve Yakın Doğu İslam Devleti” adını alan Irak kolu Suriye'deki çatışmaların ön saflarında etkinliğini günden güne artırıyor. Diğer isyancı grupların ele geçirdiği bölgelere doğru yayılan grup ABD'nin Irak ve Afganistan'da 10 yıldır mücadele etmeye çalıştığı türde alanlar açıyor. Grup Suriye'deki en büyük örgüt değil. Sadece kuzeydeki ve doğudaki şehirlerde faaliyet gösteriyor”. Buna paralel olarak bu gün yayınlanan haberlerde Suriye’deki 11 ayrı muhalif grup (el-Nusra Cephesi, Ahrar al-Sham, Liwa al-Tawhid, Liwa al-Islam, Suqur al-Sham, Harakat Fajr al-Sham al-Islamiya, Harakat al-Nour al-Islamiya, Kataib Nour al-Din al-Zinki, Liwa al-Ansar, Tajammu Fastaqim Kama Ummirat – Halep, 19th Division), İstanbul merkezli mevcut Suriye Ulusal Konseyi’nin ülke dışında olması nedeniyle kendilerini temsil etmediğini ileri sürmüşlerdir. Önerilen Ahmed Tomah’ın kendilerini temsil etmediğini belirterek, şeriata dayalı İslami yapı altında birleşme çağrısı yapmışlardır.

 

Bu gün Suriye’de bulunan yüz bine yakın muhalifin 1000 ila 1200’e yakın ayrı grup altında etkinlik göstermeye çalıştığı belirtilmektedir. Bunlardan on bine yakınının aşırı İslamcı El-Kaide’ye bağlı gruplar içinde yer aldığı vurgulanmaktadır. Otuz bine yakını ılımlı İslam taraftarı, 30-35 bini ise cihada yatkın ancak ilk amaçlarının rejimi devirmek olduğu kabul edilmektedir. Bu durumda olan farklı gruplar amaç farklılığından dolayı birbiri ile koordineli hareket etmekten ziyade, birbirleriyle çatışan bir görüntü sergilemektedirler. Görünürde toplam muhaliflerin onda birini temsil eden bu kesim muhaliflerin haklı davalarının ABD ve Batı tarafından desteklenmesinde şüphelere yol açmaktadır. El-Kaide taraftarlarının tam ABD’nin muhaliflere hafif silah yardımı yapma konusunu işleme koyduğu sırada bu tür bir açıklama yapması oldukça dikkat çekicidir. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Nisan ayında hafif silah ve mühimatı ile öldürücü olmayan teçhizatın muhaliflere en kısa süre içinde ulaştırılacağı sözünü vermiştir.

 

Tunus’ta başlayan Arap Baharı’nın Libya, Mısır ve Suriye’deki gelişmelerine baktığımızda bu ülkelerde eylemi başlatanların insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi yolunda nefes tüketmeleri gerekirken, bunun tamamen tersi bir süreci işlettiklerini ve İslami inanışa yönelik yapılanma eğilimi içinde daha baskın bir rol oynamaya başladığını gözlemlemekteyiz. İslami hükümlerin uygulanması arzusu doğal olarak mezhepsel inanış farklılığından dolayı aynı halkın farklı toplumları arasında gerilimlere sebep olmaktadır. Bu gerilimlerin getirisi ise, halkın kendi içinde sonu toplu katliam ve ölümlerle sonuçlanan şiddetli mezhep çatışmaları şeklinde kendisini göstermektedir. Halbuki doğru olan, demokratik bir yönetim altında herkesin kendi İslami mezhep inancına göre yaşamasının gerçekleşmesidir. Bu tür hür ve çatışmasız bir ortamın İslam’ın esas olduğu şeri kanunlarla yönetilen bir yapıda gerçekleşemeyeceğini artık herkesin görmesi gerekir. Bu konuda en iyi ders ve çarpıcı örnek Irak’taki gelişmelerin izlenmesidir. Kuzeyde Kürt yönetimi kendi güvenlik kuvvetlerinin güvencesi altında gerekli refah ve kalkınma seviyesini sağlamaya yönelik istikrarlı bir yapı oluştururken, Arapların hakim olduğu Güney kesimde özellikle Bağdat’ta Sunni-Şii çatışmasından dolayı her gün muntazam olarak ortalama 50 kişi hayatını kaybetmekte, kadın ve çocuklar ölmektedir. Bu mezhep çatışmasının Irak’ta yaşayan Arap halkına ne faydası olduğunu anlamak mümkün değildir. Dini inanç özgürlüğünü herkesin kendi vicdanına bırakarak, yönetenler ülkenin ve halkın kalkınması ve refahı için çalışsalar Irak yine eski güçlü haline kısa zamanda dönebilir ve üniter yapısını koruyabilir. Suriye’nin de bundan ders alması gerekmektedir. Asıl amaç rejimin yıkılması ise bütün hedefler ve çalışmalar bu doğrultuda birleşmelidir. Daha bu günden Şeriatı getirmeye kalkan muhalif gruba bırakın Hıristiyan dünyasını, Müslüman dünyasından dahi son derece sınırlı bir destek çıkar. Kaldı ki, muhalifler arasındaki bu tür parçalanmalar Esad’ın elini kuvvetlendiren, bu doğrultuda Rusya’nın savlarını destekleyen bir görünüm vermektedir. ABD ve Batı Suriye’de dini esaslara bağlı bir devlet kurulmasını asla ve asla desteklemezler. Bu durumda ya Esad devam eder veya ne halleri varsa görsünler şeklinde bir politika uygulanır. Hatta bu konuda ön ayak olan liderlerin ortadan kaldırılması için ellerinden geleni yaparlar.

 

Her ne kadar muhaliflerin büyük çoğunluğu İslami kesimin bu çıkışını desteklemediğini ifade etse dahi, Batı ve ABD için muhaliflere silah ve mühimmat aktarılırken acaba yanlış ellere mi gidiyor kaygısını taşımalarının önüne geçmek pek mümkün gözükmemektedir. Bu tür çıkışların kesin bir şekilde muhaliflerin amaçlarına ve gelecekte tesis etmek istedikleri yapıya zarar verdiği bilinmelidir.

 

Suriye muhalifleri Rusya’nın gündeme getirdiği muhalifler El-Kaide doğrultusunda hareket ediyor resmini vermekten sakınmalıdırlar. Mısır’da Müslüman Kardeşler’in Devlet Başkanı Mürsi’ye karşı yapılan darbeyi görmezden gelen ABD ve Batı, Suriye’de korkulanın olmasına asla müsaade etmez.

Bu hafta başı görevim nedeniyle Gaziantep’teydim. Akşam saat 20,30 civarında büyük bir alışveriş merkezinin olduğu caddede bir süre yürümek istedim. Allah sizi inandırsın yol boyunca gidiş ve dönüşte bir tane Türkçe konuşan insana rastlamadım. Esnaf ve dükkan sahiplerinin dışında yolda bir oraya, bir buraya giden insanların hepsi Arapça konuşmaktaydı. Benzinliğin karşısında çim alanında kirli battaniye ve örtülere sarılarak yatmış bir sürü hırpani genç insan vardı. Şehrin ana caddesinde son derece ürkütücü bir görüntü sergiliyorlar ve gelen geçen tedirgin oluyordu. Dönüşte sivil polislerin onları oradan temizlemeye çalıştığını gördüm. Ancak, ondan yüz metre ötede bir grup, muhtemelen Suriyeli genç Arapça konuşuyordu, birden bağırış ve çağırışla birbirlerine vurmaya, yumruk ve tekme atmaya başladılar. Etraflarından dolaşarak uzaklaştım. Ortada hiç polis ve güvenlik kuvveti yoktu. Gaziantep gibi halkı “gazilik” unvanı hak etmiş bir şehirde hiç arzu edilmeyen bu görüntülere nasıl geldiğimizi anlamakta zorluk çekiyorum. Yarın sokaklarda çatışan bu Suriye’den kaçan insanlar o şehirde işsiz ve evsiz kalacak ve havalar soğudukça halkın rahatını bozacak ve her türlü eylemlerde bulunacaklardır. Buna mutlaka kesin tedbir alınması gerekmektedir. Evsiz, işsiz olanların toplanarak kendileri için ayrılan yerlerde yaşamalarını temin Gazianteplilerin güvenliği için elzem olarak görünmektedir. Halk arasındaki söylentilere göre sınırdan geçişte elini kaldırıp “Sünni” lafını söylemeleri sınırı geçmelerine yetiyormuş. Herhangi bir kontrol yapılmıyormuş. Bu kontrolsüz insanlar yarın çeşitli vasıtalarla Anadolu içlerine aksalar ve oralarda şiddet uygulamaya başlasalar, oluşan sonuçların hesabını kim verecektir? Bu konunun yetkililerce acil bir şekilde ele alınarak çözülmesi gerekmektedir.