İsyancılar ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yanlıları arasındaki çatışmalar devam ederken, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Suriye politikasında kırmızı çizgiyi 2012 yılı içerisinde Başkan Barack Obama ülkede “kimyasal silahların kullanılması” olarak açıklamış ve bu yıl içerisinde ABD tarafından verilen demeçlerde bu durum tekrarlanmıştır. 2013 yılının Ağustos ayı içerisinde Suriye’de kimyasal silah kullanımı dünyada büyük yankı uyandırmış, herhangi bir uluslararası müdahalenin olup olmayacağı tartışmaları artmıştır. Kimyasal silahların kullanıldığı Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Suriye’ye gönderilen ekipler tarafından teyit edilmiş; fakat hazırlanan raporda kim tarafından kullanıldığına ilişkin net bir bilgi verilmemiştir. Suriye'nin Doğu Guta bölgesinde 21 Ağustos'ta kimyasal silah kullanıldığına ilişkin iddiaları inceleyen heyetin nihai raporunda, araştırma sonuçlarına yer verilen yedi bölgeden dördünde siviller ve askerlere karşı bu silahların kullanıldığı, bir yerde muhtemelen kullanıldığı, iki yerde ise kullanıldığına ilişkin herhangi bir bulgu tespit edilemediği kaydedilmiştir.[1] ABD’nin müdahale ile ilgili politikaları özellikle Rusya ve İran ile ilişkilerden önemli şekilde etkilenmiş, bu ülkelerle ikili ilişkiler Suriye içerisinde radikal İslam’ın tırmanacağı ihtimali ve müdahalenin ekonomik boyutunun da hesaba katılmasıyla birleşmiş ve ABD, Suriye’de “askeri müdahale” seçeneğine mesafe koymuş, “insani yardım”a yakın durmuştur..

 

Dönüm Noktası: İran ile Yumuşama – Rusya ile Sertleşme

 

ABD’nin özellikle İran’da reform yanlılarının desteklediği Hasan Ruhani’nin seçimleri kazanmasından sonraki süreçte İran’ın Batı ile ilgili demeçlerindeki sertlik kaybolmuş ve ilişkilerde bir yumuşama süreci başlamıştır. Bu yumuşama, İran’ın desteklediği Esad rejimi ve Batılı ülkelerin silah desteğinin bulunduğu muhalif güçler arasındaki çekişmede de tezahür etmiştir. Batı, Suriye konusundaki çözüm önerilerinde Esad’ı tamamen dışlamayarak hareket etmeye devam etmiş ve muhalif gruplara verdikleri desteği geçtiğimiz günlerde durdurmuştur. Suriye konusunda önem arz eden bir diğer ülke olan Rusya kanadına bakıldığında ise Devlet Başkanı Putin’in Eylül ayının başında Rusya’da düzenlenen G20 Zirvesi’ndeki sert çıkışları ve Suriye’deki kimyasal silahlar konusunda devreye girmesi uluslararası bir müdahalenin de önünü almak bakımından son derece önem taşımaktadır. Bir başka deyişle, ABD’nin İran’la ilişkilerindeki yumuşama ve ABD-Rusya arasındaki gerginleşme, Suriye’de ABD’nin değişen politikasının ve buna bağlı olarak Suriye’de değişen dengelerin iki temel dinamiği olarak sayılabilir. Irak, Afganistan, Libya gibi dış müdahalenin gerçekleştiği yerlerde otorite boşluğunun artması ve kargaşada kökten dinci akımların gücünü artırması da bunlarla birlikte düşünüldüğünde ABD’nin şu güne kadar çok da hevesli olmadığı herhangi bir NATO müdahalesi ile ilgili ihtimal günden güne azalmıştır.

 

ABD’nin “İslami Cephe” Taktiği

 

Geçen ay, muhaliflerin en etkin ve büyük yedi grubu, Ahrar’uş Şam, Ceyş el İslam, Şukur el Şam, Liva el Tevhid, Liva el Hak, Ensar el Şam ve Kürt İslam Cephesi bir araya gelip Suriye’de çatışmaların çıktığı 2011 yılından bu yana en büyük ittifakı kurduklarını açıklamıştır. İslami Cephe’nin 45 bin savaşçısı olduğuna inanılmaktadır.[2] Suriye konusunda etki sahibi olan ülkelerin politika değişimleri ve ülkenin iç dengelerini de etkilemiş bir yandan Batı’nın tehdit olarak algıladığı radikal İslamcı gruplar taban bulmaya, diğer yandan Esad, kaybettiği sarsılan otoritesini tekrar tesis etmeye başlamıştır. Türkiye açısından bakıldığında ise kaos ortamında PYD’nin kendi hareket alanını genişlettiğini ve kendi başına bir hareket serbestisi sağladığı görülmektedir. Özgür Suriye Ordusu ise söz konusu konjonktürde eski konumunu yitirmeye başlamıştır.

 

Yaklaşan Cenevre II Zirvesi öncesinde de bu konuyla ilgili mesajlar verilmektedir. Reuters haber ajansına göre geçen hafta Londra’da toplanan Esad karşıtı ülkelerden oluşan Suriye’nin Dostları, muhaliflerin çatı örgütü Suriye Milli Koalisyonu (SMK) üyelerine, görüşmeler sonunda Esad’ın iktidardan ayrılmasının beklenmemesi gerektiğini ve kurulacak geçiş hükümetinde Nusayri azınlığın kilit konumda olacağını ifade etmiştir.[3] Buna ek olarak, ABD tarafından gelen açıklamalara bakıldığında, Dışişleri Bakanı John Kerry, İslami Cephe Örgütü – ABD görüşmesiyle ilgili olarak Filipinler ziyaretinde, “Birleşik Devletler, henüz İslami Cephe ile görüşmek için buluşmamıştır; ama ilerleyen günlerde bu gündeme gelebilir”[4] sözleriyle muhalif çizgideki radikal İslami gruplarla masaya oturabileceği mesajını vermiştir. Benzer ifadeler ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf tarafından da dile getirilmiştir. Daha sonra ise ABD’nin Şam Büyükelçisi Robert Ford, görüşmelerin örgüt tarafından reddedildiğini ifade etmiştir. Twitter mesajında örgütün lideri Hasan Abbud, konuyla ilgili “dinimizi satacak değiliz” ifadelerini içeren bir mesaj yayınlamıştır. İslami Cephe politik büro yetkilisi Abdullah el Hamavi'nin de görüşme haberlerini yalanlayarak, "Bu iddialar yalan ve amaçları belli. Onların tahriklerine izin vermeyeceğiz" demiştir.[5]

 

Foreign Policy dergisine konuşan bazı Suriyeli muhalifler kaynaklara göre, çabalar Batı destekli Özgür Suriye Ordusu ve İslami Cephe Örgütü’nün aynı çatı altında birleştirilmesi yönündedir.[6] Bu durum mutlaka ki, ABD’nin İslami gruplara yakınlaşması olarak değil yeniden kurulacak olan Suriye’nin yapılanmasında etkinlik sahibi olacak grupları kontrol altında tutmak için temasa geçmesi olarak algılanmalıdır. ABD, Suriye’de radikal İslam’ı bu şekilde gerektiğinde yardımda bulunarak kendi denetimi altında tutmak istemektedir. Türkiye’nin de yine muhalif gruplar arasında arabuluculuk yaptığına ilişkin söylentiler bulunmaktadır. El Şark El Avsat gazetesindeki 13 Aralık 2013 tarihli Tahir Abbas’ın haberinde belirtildiği üzere, Türkiye de Suriye ve İslami Cephe arasında arabuluculuk için çalışmaktadır. İddia eğer doğruysa, Türkiye’de bu noktada dağılan muhalif grupları tekrar Esad yönetimine karşı birleştirmek istemektedir.

 

Radikal unsurlarla görüşmelerle ilgili haberler, ABD’nin bölgedeki İslami örgütlerle mesafeli bakışının da Suriye’deki dengelerle birlikte değiştiğinin göstergesidir. En başta ABD, politikalarında radikal İslam’ı dışlayarak hareket etmekteydi. ABD’li üst düzey bir yetkilinin demeçlerine göre, Haziran 2012’de, Türkiye’nin güney bölgesinde ABD’li birçok CIA ajanının Suriye’ye yollanan silahların El Kaide ve ona bağlantılı gruplara geçmemesi için faaliyet göstermiştir.[7] ABD’nin görüşme işareti verdiği İslami Cephe’nin yeri, bu radikal İslamcı gruplardan farklı değildir. El Kaide bağlantılı El Nusra ve Irak Şam İslam Devleti gibi oluşumlarla İslamcı Cephe kendilerini farklı yerlerde konumlandırmaktadır; ama İslami Cephe içerisindeki Ahrar’uş Şam, Ceyş el İslam, Şukur el Şam ve Liva el Tevhid gibi bazı grupların daha önce El Nusra ile birlikte savaştıkları da bu noktada belirtilmeli, bunun yanında ideolojik olarak birbirlerinden çok da uzak olmadıkları vurgulanmalıdır. Radikal unsurların eline silah geçmemesi konusunda bu denli hassas davranmış olan ABD tarafından gelen bu açıklamalar bir bakıma, El Kaide ve İslami Cephe arasındaki bağı zayıflatmak ve radikal unsurlar arasında bir gedik açmak girişimi olarak da değerlendirilebilir.  

 

Türkiye’nin Konumu

 

Türkiye, Suriye denklemini tamamen Devlet Başkanı Beşar Esad’ın yönetimini gözden çıkartarak kurmuş, Esad’dan sonraki döneme göre hesap yapmıştır. Bu noktada, askeri müdahale seçeneğini dile getiren Türkiye, NATO çatısı altında Batılı müttefikleriyle bir türlü aynı paydada buluşamamıştır. Esad’ın direnmesi ve son dönemlerde yerini sağlamlaştırması da Türkiye’nin hesabına uymamaktadır. Türkiye, Esad sonrası dönemde Suriye’de etkinliğini artıracağını düşünmüş; ama Esad’ın gitmesi üzerine yapılan hesaplar Türkiye’nin komşularıyla olan ilişkilerini de etkilemiş özellikle İran ile ilişkilerin gerilmesine neden olmuştur. Suriye, İran, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği arasında arabulucu olarak politikalarını şekillendiren bir Türkiye, gerilimin artırılmasını engelleyebilecek bir konuma sahiptir; ama Türkiye’nin dış politika tercihi bundan farklı bir şekilde belirlenmiştir. Türkiye’nin Suriye’nin hemen yanında yaşanan olaylara bir taraf olarak bakması hem iki ülke arasındaki hem de Suriye içerisinde yaşanan gerilimi özellikle sınırdan geçen silahlar vasıtasıyla artırmıştır.

 

Türkiye, bir taraftan Suriye’den ülkeye giren mültecilerle ilgili sorunlarla mücadele ederken diğer yandan Türkiye’nin sınırlarında büyük güvenlik zafiyetleri meydana gelmiştir. Hatay ve çevresindeki gümrük kapılarında asayiş ortamının tamamen kaybolduğu ve kaçakçılığın “atlı” gruplarla yapıldığı olaylar vuku bulmuştur. Hatay’da 100’den fazlası atlı 1000 kişiyi aşan kaçak grupların organize bir şekilde Türkiye sınırında kaçakçılık yaptığına ilişkin haberler, sınır güvenliğinin şu anda neredeyse sıfıra indiğini göstermektedir.

 

Türkiye’nin Suriye’deki radikal unsurlara desteği bazı kaynaklar tarafından belirtilmekteyken Türkiye, muhalifeler arasındaki durumunu da tam olarak netleştirememiştir. Suriye tarafındaki Bab el Hava Sınır Kapısı’nın, İslami Cephe tarafından ele geçirilmesinden sonra Türkiye Cilvegözü Sınır Kapısı’nı kapatarak cevap vermiştir. Öte yandan, Türkiye El Nusra gibi radikal gruplarla arasına bir mesafe koymayarak Suriye’de PYD ile savaşmakta diğer yandan da Türkiye sınırında birçok defa sözde “Kürdistan” bayrağı çekerek gövde gösterisinde bulunan PYD Lideri Salih Müslim’i Türkiye’de protokol ile ağırlanarak görüşmeler gerçekleştirmektedir. Milli İstihbarat Teşkilatı üzerinden PYD ile savaşmak için El Nusra gibi radikal unsurlara destek verildiği iddiası ile ilgili haberlerin birçok medya organında yer aldığı da bu noktada unutulmamalıdır.

 

Değerlendirme

 

ABD’nin Suriye konusunda en baştaki kadar katı açıklamalarda bulunmadığını görülmektedir. Rusya ile İran ile ilişkilerdeki değişimin büyük payının olduğu bu süreçte, Suriye içerisindeki radikal İslam tehlikesinin artması da ABD’nin tutumundaki değişmeye neden olan başlıca faktörler olmuştur. Ahmedinejad’dan sonra, Ruhani’li İran ve Medvedev’den sonra Putin’li Rusya Suriye’deki değişimde önemli rol oynamıştır. ABD, ilk kırmızı çizgisini kimyasal kullanımda çiğnemiştir, sonraki süreçte de radikal unsurlara karşı sert tavrından İslami Cephe üzerinden diyaloğa doğru dönüşün sinyallerini verdiyse de bu tam karşılık görmemiştir. Bir bakıma, ABD’nin kırmızı çizgileri gelinen süreçte pembeleşmiştir. Şu anda hala Esad ve ABD birbirinden farklı kutuplarda bulunmakta ve Batı’nın hala muhalifleri muhatap olarak almaktadır, yalnız Esad’ın konumunu ileriki günlerde yerini daha da sağlamlaştırdığı takdirde ABD’nin stratejisinde yenilikler görülebilir. Şu anda uzak bir ihtimal olarak görülse de gelecekte direk ya da dolaylı yollardan Esad ile bir müzakere sürecine girilmesine imkansız olarak bakılmamalıdır.

 

Türkiye ise, Esad yönetimi karşısında güvenilirliğini tam olarak yitirmiştir. Esad’sız Suriye’ye göre hesap yapan Türkiye’nin, Esad’sız Suriye’yi kuracak güçler arasındaki gelgitli politikaları nedeniyle muhalifler arasında da tam bir güvenilirliği bulunmamaktadır. ABD’nin kırmızı çizgileri pembeleşmekteyken Türkiye, çizgilerini tam olarak belirleyememiştir. Birbirlerine rakip olan muhalif güçlerin her birisiyle yapılan görüşmeler diğer tarafta kuşkulara neden olmaktadır. Terör grupları ile de ülke sınırları içerisinde görüşülmesi ve Türkiye’den bazı grupların Kürt grupları birleştirmek adına giriştikleri faaliyetler de sakıncalı olarak görülmelidir. Türkiye’nin uzun dönemli güvenlik stratejisi açısından tehlike arz eden PYD oluşumu ile diğer Kürt gruplar arasındaki ilişkiler de yine Türkiye’den; Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) tarafından yönlendirilmek istenmektedir. Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana ve Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Barzani tarafından desteklenen Kürt Ulusal Konseyi ve PYD arasında arabuluculuk yapmaktadır.[8] Türkiye içerisindeki mülteci sorunu ise Suriye’den kaynaklanan ve ağırlaşarak devam eden bir başka husustur.

 


[1] Suriye'de Kimyasal Silah Kullanıldı, http://www.radikal.com.tr/dunya/suriyede_kimyasal_silah_kullanildi-1165985, Erişim Tarihi: 19 Aralık 2013.

[2] ABD ve İngiltere Suriyeli Muhaliflere Yardımı Durdurdu, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/12/131211_suriye_abd_yardim.shtml, Erişim Tarihi: 19 Aralık 2913.

[3] Batı’dan ‘Esed’siz Çözümü Unutun’ Mesajı, http://www.zaman.com.tr/dunya_batidan-esedsiz-cozumu-unutun-mesaji_2185517.html, Erişim Tarihi: 19 Aralık 2013.

[4] Kerry Says U.S. Has Not ‘Yet’ Met With Islamic Front, http://abcnews.go.com/blogs/headlines/2013/12/kerry-says-u-s-has-not-yet-met-with-islamic-front/, Erişim Tarihi: 19 Aralık 2013.

[5] ABD: İslami Cephe Bizle Görüşmeyi Reddetti, http://www.incanews.com/manset/5700/abd-islami-cephe-bizle-gorusmeyi-reddetti, Erişim Tarihi: 19 Aralık 2013.

[6] U.S. Weighing Closer Ties With Hardline Islamists In Syria, http://thecable.foreignpolicy.com/posts/2013/12/16/us_weighing_closer_ties_with_hardline_islamists_in_syria#sthash.RXevdXjL.dpbs, Erişim Tarihi: 19 Aralık 2013.

[7] C.I.A. Said To Aid In Steering Arms To Syrian Opposition, http://www.nytimes.com/2012/06/21/world/middleeast/cia-said-to-aid-in-steering-arms-to-syrian-rebels.html?_r=0, Erişim Tarihi: 19 Aralık 2013.

[8] PKK Supports Initiative to Reconcile Syrian Kurds Ahead of Geneva Conference, http://rudaw.net/english/kurdistan/131220132#sthash.4ArVss0A.dpuf, Erişim Tarihi: 19 Aralık 2013.