Türkiye İsrail arasındaki gerginliğin acı meyveleri yavaş yavaş olgunlaşmaya başlıyor gibi görünmekte. Bu konudaki huzursuzluk belirtisi ilk olarak Türkiye’nin stratejik ilişkilerinin bulunduğunu ifade ettiği ve daha önce İsrail ile olan Golan Tepeleri sorununda arabuluculuk üslendiği Suriye’den gelmiştir.

 

Ortadoğu’nun nispeten dar olan oyun sahasında Türkiye’nin İsrail ile arasındaki gerginliğin Arap ülkelerini iki şekilde etkileyebileceği değerlendirilebilir.

 

Birinci şekil, İsrail’e olan hasmane, dostça olmayan duygu ve düşünceye sahip olan ülkelerin Türkiye’ye başlangıçta prim veren davranış içine girmeleri ve İsrail’in bölgede zor duruma düşmesi ve ilave yeni bir hasım kazanmasının onu iteceği yalnızlıktan dolayı keyif almaya çalışması durumunu gündeme getirmesidir. Bu durumda İsrail’in dayanamayarak daha fazla taviz ile masaya oturabileceği değerlendirilebilir. Ancak, durumun pek böyle olmadığı İsrail’in daha fazla hırçınlaştığını görmekteyiz. Halen ABD Başkanı ile İsrail Başbakanı Netanyahu’nun arasındaki gerginlik geçen hafta içindeki İsrail ziyareti ile yumuşama süreci içine girmiştir. Eğer böyle bir gerginlik olmayıp da, ilişkiler eski Başkan Bush’un dönemindeki gibi olmuş olsaydı, İsrail’in hırçınlığına sınır koymanın mümkün olamayacağı değerlendirilmektedir.

 

Ortaya çıkan bu gerginlik ortamında Arap ülkelerinin birleşerek, müşterek bir tutumla İsrail’e karşı Bağımsız Filistin Devleti’nin kurulması, Kudüs’ün statüsü ve Gazze’de ambargonun kaldırılması konularında tavır aldıklarını, herhangi bir somut deklarasyonda bulunarak sağlam duruş sergilediklerini cılız bir ifadenin dışında görememekteyiz. Bu demektir ki, Arap ülkeleri bu gerginliği suni bir politika uygulaması olarak almaktadırlar. Onlara bu çıkış pek inandırıcı gelmemiştir. Buna ilave olarak, belki de Türkiye’nin bu işlere müdahil olmasını istememektedirler.

 

Gerginlik öncelikle İran’ın ve bir de Kuzey Irak’ta barınan PKK’nın işine gelmiş gibi görülmektedir.  İran bir taşla iki kuş vurmuş gibidir, birincisi kendisi ile ilgili seyreden yoğun gündem bir anda Türkiye ve İsrail üzerinde yoğunlaşmıştır. İkincisi ise, İsrail’in başına eskiden dost dediği önemli bir ülke sorun olarak sarılmıştır. Gelişen durumun ona muhtemelen İsrail ile ilgili oyun alanında hareket serbestîsi sağlayacağını değerlendirmiştir. PKK ise, Türkiye’nin İsrail sorunu ile haşır neşir iken kendisini bir nebze ihmal edeceğini düşünerek eylemlerini daha fazla bir serbesti içinde uygulama imkanını bulmuştur. Çünkü İsrail HAMAS konusundaki Türkiye’nin çıkışlarına, sen ‘PKK ile olan sorunlarına bak’ diyerek, PKK’nın arzu ettiği propagandayı doğal yoldan elde etmesine yol açmıştır. Propagandanın etkili olabilmesi için tek şey PKK’nın güçlü bir şekilde sesini duyurarak ben buradayım demesine kalmıştır, bu da iki hafta içinde yapılan muhtelif eylemlerle gerçekleşmiştir.

 

İkinci etkileme şekli ise, Suriye gibi, Soğuk Savaş sonrası dönemde Ortadoğu oyun sahası içinde ABD takımı içinde bir pozisyon arayan ülkeler üzerinde ortaya çıkan durum olarak görülmektedir. İran ile ilişkilerinden dolayı ABD’nin ciddi baskıları altında olan bu ülke, ABD ile ilişkileri düzeltmek adına Türkiye’yi kendisine yakın görmüş ve bu bağlamda İsrail ile olan çatışma nedeni olan sorununu da Türkiye’nin arabuluculuğu ile çözerek, yalın bir şekilde ABD’ye ‘ben seninle aynı takımda oynamak istiyorum’ mesajını vermek istemekteydi. Ancak, Gazze sorunu nedeniyle 2009 sonunda Türkiye’nin arabuluculuğu askıya almasının Suriye’nin çok fazla işine geldiği söylenemez. Bu durumda boşlukta kalan Suriye İran’a yaklaşmış ve sonuçta ABD’nin mevcut ambargoyu uzatması yaptırımı ile karşılaşmıştır. Düştüğü bu durumdan kurtulmak için bir çıkış yolu aramakta olan Suriye için İsrail ile gerginleşen ilişkileri nedeniyle Türkiye’nin yardımcı olmasının mümkün olamayacağı aşikar bir şekilde belirgin olduğundan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, geçen pazar günü İspanya gezisi sırasında yaptığı açıklamada, “İsrail ve Türkiye arasındaki ilişkiler düzeltilmezse bu durum Türkiye’nin Ortadoğu barış süreci müzakerelerinde rol oynamasını zorlaştıracaktır” şeklinde bir değerlendirmede bulunmuştur. Bunun ne anlama geldiği şu şekilde açıklanabilir; Türkiye artık İsrail ile olan ilişkilerinde gerekli arabuluculuğu üslenebilecek yetkinliği ve güvenilirliği kayıp etmiştir. Bu nedenle Suriye’nin menfaatleri doğrultusunda yardımcı olarak İsrail ile sorunların çözümünde yer alması mümkün değildir. Buna paralel olarak ABD ile geliştirmek istediğimiz ilişkilerde de yeterli olabileceği pek mümkün görülememektedir.

 

Nitekim bu noktadan hareketle, İsrail’in YediothAharanot Gazetesi’nin yayınladığı habere göre, müttefiki İran’a yönelik ek BM yaptırımlarının onaylanmasının ardından geçmişte olduğu gibi yine yalnızlaşmaktan çekinen Esad, İsrail ile dolaylı barış görüşmelerine dönmek üzere iki hafta önce düğmeye basmıştır. Ancak bu kez arabulucu olarak devrede Türkiye değil, Amerikalı bir senatör vardır. Türkiye’nin bu durumunun Suriye için bir fırsat yarattığını görmekteyiz. Suriye direkt ABD yetkililerinden yardım istemek suretiyle, en güçlüden; yani takımında yer almak istediği mercii devreye sokma imkânını bulmuş ve Türkiye’yi aradan çıkartmıştır. Bu suretle, Suriye açık bir şekilde kendisini ifade etme olanağı bulabilecektir. Ancak, ABD’li bir arabulucu ile Suriye’nin isteklerini ne kadar güçlü bir şekilde savunan ortam yaratabileceği şüphe götürmektedir. Çünkü ABD’nin İsrail tarafında olduğu ve İsrail’in başlangıçta daha güçlü bir kozla görüşmelere başlayacağı bilinen bir gerçektir.

 

Basına göre, Esad, daha önce 18 kez Suriye’yi ziyaret eden Pennsylvania Senatörü ArlenSpecter’ı telefonla arayarak, ondan arabuluculuk yapmasını istemiştir. Daha evvel, 2008 yılının aralık ayında İsrail’in Gazze harekâtını değerlendirmek üzere Şam’a gelen Specter, Esad’ın bu teklifi kabul etmiştir.

 

Suriye’nin bu çıkışı ile İsrail ile olan ilişkilerin gergin durumda devam etmesinin Türkiye’ye çok fazla yarar getirmeyeceğinin somut bir örneği görülmektedir. Ülkelerin menfaatleri akmakta olan bir su gibidir. Nerede kolay bir akış yolu bulursa oraya doğru kanalize olur. Suriye’nin uzun süren bir tıkanıklığa tahammülü yoktur. Aksi takdirde bu tıkanıklık onun çürümesine neden olabilecektir. Bu nedenle Suriye makul bir tercih yaparak yeni bir arabulucu arayışı içine girmiştir.

 

Sonuç olarak, Türkiye’nin İsrail ile olan gerginliği Türkiye’nin bölge liderliği konusunda yapmış olduğu atılıma pek fazla bir yarar sağlamadığı Suriye örneği ile teyit edilmiş olmaktadır. Aksine, İran gibi ülkelerin ekmeğine yağ sürmekte ve Türkiye kavgasını sürdürürken onun liderlik davasında daha etkin faaliyet göstermesine kapı açmaktadır. Bu nedenle, asırların verdiği devlet tecrübesiyle ağırbaşlı ve makul bir tavırla, arabulucu, barış ortamı sağlayan uzlaşmacı bir Türkiye’nin Ortadoğu’da daha fazla etkin olarak, lider ve sözü dinlenen bir ülke olarak yerini almasının son derece uygun bir dış politika olacağı görülmektedir. Aksi takdirde, çatışan bir Türkiye’nin sorunların çözümünde devre dışı bırakılacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır.