ABD Başkanı Ronald Reagan tarafından ilk olarak 20 Haziran 1982 tarihinde Cenova’da başlatılan START inisiyatifi, SALT (Strategic Arms Limitation Talks) kısaltmasındaki “Limitation” kelimesinin “Reduction” ile değiştirilmesi ile yeni ifadesine kavuşmuştur. Başkan Reagan zamanında SALT III olarak anılan teklif iki aşamalı olarak uygulamaya girecekti. Birinci aşamada; mevcut envanterdeki bütün füze başlıkları 5000 ile sınırlandırılacak ve ilave olarak, Kıtalararası Balistik Füze’ler 850 (ICBM) olacak ve bunların harp başlıklarının üst sınırı 2500’e indirilecekti. İkinci aşamada ise; benzer sınırlamalar ağır bombardımanlara ve bunların harp başlıklarına getirilmekteydi. Ancak, Gorbaçev öncesi Sovyet yöneticileri ve ABD arasında karşılıklı güven sağlanamadığından 1991 yılında Varşova Paktı’nın yıkılışının hemen arifesine kadar bu teklif üzerinde bir anlaşma sağlanarak, ilerleme kaydedilememiştir. Anlaşma Sovyetler Birliği’nin yıkılışından beş ay evvel 31 Temmuz 1991 yılında imzalanarak, yürürlüğe girmiştir. Anlaşmaya SSCB mirasını devralan Rusya Federasyonu da sadık kalarak, dönem içinde Beyaz Rusya, Kazakistan ve Ukrayna’daki nükleer silah ve teçhizat ya imha edilmiş veya Rusya’ya iade edilmiştir. Bu suretle bu ülkeler nükleer silah ve atma vasıtalarından arındırılmıştır. Yürürlükteki START 1 anlaşması;

 

-Her iki taraf için, kıtalararası balistik füze (ICBM), denizaltı platformuna konuşlu balistik füze (SLBM) ve ağır bombardımanların sayısının 1.600’e çekilmesini öngörmekteydi.

-Kıtalararası balistik füze (ICBM), denizaltı platformuna konuşlu balistik füze (SLBM) ve ağır bombardımanlara yüklü 6000 adet harp başlığının en fazla 4900 adedi ICBM ve SLBM’lerde yüklü olabilecektir. 1540 adedi Sovyet SS-18 gibi ağır füzelerde, 1100 adedi mobil ICBM’lere yüklü olabilecektir.

-Bu konuda tarafların birbirlerini denetlemesi kuralını da getirmiştir.

Nitekim 5 Aralık 2001 tarihinde hem Rusya, hem de ABD START I’in gereklerini yerine getirdiklerini deklere etmişlerdir[1].

 

Stratejik Silahların İndirimi Anlaşması (Strategic Arms Reduction Treaty- START-1) 5 Aralık 2009 tarihinde sona ermektedir. Anlaşma sona ermeden yenilenmesi konusunda iki ülke yetkilileri arasında çalışmalar başlamış ve son önemli toplantı İsviçre’nin Cenova kentinde yapılmıştır. Amaç, Başkan Obama’nın Temmuz 2009’da Moskova’ya yapacağı ziyaret öncesi taslak bir anlaşma metni oluşturmak ve Aralık 2009’da da yürürlüğe sokmaktır.

 

Anlaşma sona ermeden atılacak adımlar konusunda Londra’da ilk kez bir araya gelen Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama, anlaşmaya taraf olduklarını ve pozitif baktıklarını ifade ederek, mutabakata varmışlar ve bir an önce anlaşmanın yenilenmesini istemişlerdir. Her iki başkan yayınladıkları müşterek deklarasyonda “stratejik istikrarı, uluslararası güvenliği güçlendirmek ve günümüzün küresel sorunlarını müştereken karşılamak için, beraber çalışma kararlılıklarını” ifade etmişlerdir. Özellikle, START’ın devamı olacak anlaşmanın üzerinde durdurarak, müzakerecilere her iki tarafın operasyonel alanda konuşlandırılmış stratejik harp başlıklarının miktarlarını 2012’e kadar Stratejik Taarruzi İndirim Anlaşması’nda[2] (Strategic Offensive Reduction Treaty-SORT) belirtilen 1700-2200 sınırına kadar çekmeleri direktifini vermişlerdir. İlave olarak, yeni anlaşmanın START’ta uygulanmakta olan denetim mekanizmalarını kullanmalarını ve OBAMA’nın Temmuz 2009’daki Moskova ziyaretine kadar ilerleme kaydetmelerini belirtmişlerdir. Obama ve Medvedev yaptıkları açıklamada, dünyanın en büyük nükleer silah stokuna sahip iki ülkenin, START’ın devamı olarak yapılacak anlaşmada, yeni stratejik silahların adım, adım, kademeli olarak indirilmesi ile nükleer silahların indirilmesinde ne kadar kararlı olduklarını göstererek, tüm dünyaya örnek olmaları gerektiğini ifade etmişlerdir. Burada dikkati çeken husus iki başkanın da, yeni bir açılımda hemfikir olmalarıdır. Halen yürürlükte olan START anlaşmasında yalnız stratejik nükleer atma vasıtaları ve nükleer harp başlıkları kapsam içindedir. Ancak, yeni açılımda Rusya’nın uzun zamandır üzerinde durduğu, “stratejik taarruzi silahlar”ın da kapsam içine alınması öngörülmektedir. Bu suretle anlaşma içine konvansiyonel harp başlığı ile teçhiz edilmiş stratejik silahlarda dâhil edilebilecektir. Bilindiği gibi, 2002 yılında Başkan Bush tarafından imzalanan Stratejik Taarruzi İndirim Anlaşması’nda (SORT) her ülke 2012 yılına kadar nükleer envanterdeki harp başlıklarını 2200’ün altındaki rakamlara çekecekti. Bu anlaşma atma vasıtalarını içermemekteydi. Dolayısıyla Ruslar, nükleer harp başlığının ABD tarafından sökülerek konvansiyonel başlık takılarak kullanılabileceği konusunda kaygıya düşmüştür. Nitekim Bush döneminde nükleer harp başlığına sahip denizaltı platformundan atılan bir kısım balistik füzeler “Prompt Global Strike- Anında Küresel Darbe” programı altında konvansiyonel harp başlıkları ile değiştirilmişlerdi. Rusya, konvansiyonel silah ve teçhizat konusunda oldukça demode bir envantere sahiptir. ABD’nin kesin üstünlüğe sahip olduğu bu yeteneğin istikrarı etkileyebileceğini düşünerek kapsam içine alınmasını arzu etmektedir. Bush döneminde stratejik atma vasıtalarının START’ta öngörülen 1600 sınırından daha aşağıya çekilmesi konusu gündeme getirilmemekteydi. Moskova yeni anlaşmada bu rakamın daha da aşağıya çekilmesini istemektedir.

 

Obama yönetiminde silahsızlanma müzakerecisi olan Rose Gottemoeller 7 Nisan’da yapılan Carnegie Uluslararası Silahların Yayılmasının Önlenmesi Konferansı sırasında (Carnegie International Nonproliferation Conference) bu konuda yeni bir anlaşma yapılması için ABD ve Rusya arasında müzakerelerin başlayacağını belirtmiştir. Yapılacak yeni anlaşmanın kapsamının stratejik atma vasıtalarına sınırlama getirmenin yanı sıra Kıtalararası Balistik Füzeler (ICBM), Denizaltı Platformundaki Balistik Füzeler (SLBM), bombardıman uçakları ve bunlarla ilgili harp başlıklarını içeren stratejik taarruzi silahların müzakeresi olacağını açıklamıştır.

 

Mevcut START uygulaması kapsamında Temmuz 2007 verilerine göre, ABD ve Rusya envanteri aşağıdaki gibi tespit edilmiştir[3].

 

ABD; 10.000 stratejik ve taktik harp başlığı rezerv olarak tutulmakta. 3696 adet harp başlığı ise konuşlandırılmış olan kıtalararası ve denizaltı platformunda bulunan balistik füzelerde veya ağır bombardıman uçaklarına yüklü durumdadır[4].

 

Rusya’nın ise güvenilirliği az olmakla birlikte, 4237 adet stratejik harp başlığı, 3000 taktik harp başlığı, 80.00-10.000 adet harp başlığı rezerv olarak tutulmaktadır. 509 konuşlu kıtalararası balistik füze, birkaç yüz denizaltı platformunda konuşlu balistik füze mevcuttur. Teçhizat ve malzemelerin hepsi SSCB döneminden kalmadır.

 

START’ın uyum içinde yeni alanları da kapsayacak biçimde devam ettirilmesiyle, hem ABD ve hem de Rusya’nın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi anlaşmasının VI[5] maddesi doğrultusunda inisiyatif kullanarak tüm dünyaya ve özellikle İran gibi ülkelere nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya için işbirliği içinde çalıştıklarını göstermesi açısından ayrı bir önem taşıdığı vurgulanmaktadır. Ancak, her iki ülke her konuda anlaşarak mutabakat sağlamış gözükmemektedir. Rusya, ABD’nin Polonya ve Çek Cumhuriyetleri’nde konuşlandırmayı planladığı füze savunma sistemine karşı çıkmakta ve bu sisteminde kapsam içine alınmasında ısrarcı gözükmektedir. ABD ise, bahsedilen ülkelere yerleştirilmesi düşünülen bu sistemin İran’dan yapılacak ve ABD’ni hedef alan kıtalararası balistik füze taarruzlarına karşı onları ABD kıtasına ulaşmadan önlemeye yönelik olduğunu belirterek, İran’ın balistik füze yeteneğine ulaştığı değerlendirildiğinde sistemin planlandığı gibi konuşlandırılacağını ifade etmektedir. Anılan sistemlerin SSCB yıkılmadan önce Sovyetler’den, Çin ve Kuzey Kore’den gelecek kıtalararası balistik füze taarruzlarına karşı Alaska, Türkiye ve Tayvan’a konuşlandırılmak istendiği değerlendirilirse Rusların bu konudan neden rahatsızlık duyduğu daha iyi anlaşılabilir kanaatindeyim. ABD, füze savunma sisteminin konuşlandırılması için Rusya’nın tekliflerine açık olduğunu belirterek, Doğu Avrupa yerine, Azerbaycan veya Güney Rusya’daki radar üslerinden istifade düşüncesinin de gündeme gelebileceğini açıklamıştır[6]. Füze savunması konusunda her iki ülkenin karşılıklı işbirliği ile füze savunması konusunda neler yapılabileceği konusunda görüşülmesinden yana tavır koymalarına rağmen, ABD’nin şimdilik bu planlamadan taviz verme niyetinde olmadığı görülmektedir.

 

Özet olarak Rusya’nın yeni START anlaşması için yaptığı önerileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;

 

-Nükleer harp başlıklarının indirimi ile stratejik atma vasıtalarına sınırlama getirmenin yanı sıra, Kıtalararası Balistik Füzeler (ICBM), Denizaltı Platformundaki Balistik Füzelere (SLBM) ilave olarak, bombardıman uçakları ve bunlarla ilgili harp başlıklarını içeren stratejik taarruzi silahları içerecek şekilde anlaşmanın kapsamı genişletilmelidir.

-Balistik füzelere monte edilebilecek konvansiyonel harp başlıkları da dikkate alınmalıdır.

– Stoklarda bulunan harp başlıkları sayılarak dâhil edilmelidir.

-Füze savunma sistemleri konusu Rusya’nın en hassas olduğu konudur. Anlaşmanın olmaz ise olmazıdır. Bu konu işbirliği içinde çözülmelidir.

 

START anlaşmalarının özüne bakıldığı zaman Varşova Paktı dönemindeki iki kutuplu dünyada muazzam nükleer silah ve bunları atma vasıtalarına sahip olan ABD ve Rusya’nın birbirlerinin ana kıtasına oluşturacağı tehdidi en az düzeye indirme kaygusunun yattığını görmekteyiz. START anlaşmaları esas olarak, nükleer harp başlıklarında ve bunların atma vasıtalarındaki indirimi kapsamaktadır. Nedir bu atma vasıtaları? Stratejik atma vasıtaları olarak, kıtalararası balistik füzeler bu kapsama alınmıştır. Çünkü bu füzeler nükleer harp başlığını taşımaya ve ABD ve Rusya ana kıtasına kadar uzaklığa ulaştırmaya yeterli atma vasıtalarıdır. Son derece süratli olan bu füzeler ABD veya Rusya’dan atıldıktan 30-35 dakika sonra hedefe varmaktadır. Bu kadar süre içinde bu füzelere müdahale ederek imha etmek, oldukça masraflı, ileri teknolojik sistem yeteneği gerektirmektedir. Bunun dışında denizaltılara konuşlu nükleer füzeler (SLBM) yine bu kapsamda tutulmuştur. Bunun nedeni, denizaltıların rahatlıkla ve sinsice hasmın ana kıtasına yaklaşarak, denizaltı platformu üzerinden ateşleyeceği nükleer füzelerle istenilen hedefi vurma yeteneğinden kaynaklanmaktadır. Tabiatıyla denizaltı ve ağır bombardıman uçakları elastiki kullanma alanları olduğu için gerek kısa, orta ve uzun menziller içinde kullanılma imkânına sahiptirler. Aralık 2009’da sona erecek olan START anlaşmaları orta ve kısa menzilli atma vasıtalarını kapsamamaktadır. Bu demektir ki mevcut nükleer harp başlıkları bu tip füzelere adapte edilmek suretiyle, ABD ve Rusya dışındaki hasım ülkelere karşı rahatlıkla kullanılabilir.

 

Yukarıdaki değerlendirme ile mevcut ve yenilenmesi yapılacak anlaşmaların özünde her iki ülkenin birbirinin ana kıtasına karşı nükleer silah tehdidini bertaraf etme kaygusunun yatmakta olduğunu, dünyanın diğer ülkelerine karşı nükleer tehdidin ciddi bir şekilde devam etmekte olduğunu bir defa daha vurgulamakta fayda mülahaza edilmektedir. Her iki ülkenin nükleer silahları kullanma stratejisine baktığımızda, aşağıdaki resmi görmekteyiz[7]. Rusya, 1993 yılında her ne kadar nükleer silaha sahip olmayan ülkelere karşı nükleer silah kullanmama kararında olduğunu ancak, silahlı bir tecavüze karşı diğer imkânlar cevap vermede yeterli olmaz ise, nükleer silah kullanabileceğini ifade ederek, “nükleer silahı ilk kullanan ülke olmayacağı” konusundaki taahhüdünden vazgeçtiğini açıklamıştır. ABD ise, bir çatışmada nükleer silahı ilk kullanan ülke olma hakkını elinde tutmaktadır. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NTP) ışığı altında, nükleer silaha sahip olmayan ülkelere, nükleer silaha sahip bir ülke ile beraber saldırmadığı sürece bu silahı kullanmayacağını belirtmektedir. Her şeye rağmen, yapılan kimyasal ve biyolojik saldırıya karşı hasım nükleer silaha sahip olsa bile, nükleer silahla mukabele edebileceğini muhtelif zamanlarda açıklamıştır. Nükleer silahlar ABD için, bir misilleme vasıtası olarak kullanılabilecektir. Bu stratejileri incelediğimizde, ABD ve Rusya’nın nükleer gücü bir yaptırım ve üstünlük vasıtası olarak gördüklerini açık ve seçik olarak tespit edebiliriz. Nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya yaratmak istiyoruz derken, tabiatıyla biz hariç demektedirler. Bu husus, her iki ülke ve diğer nükleer silaha sahip ülkelerin bu gücün avantajını her zaman bir baskı unsuru olarak kullanacakları anlamına gelmektedir. Nükleer silaha sahip ülkelerde “biz ve diğerleri” kavramı vardır. Bu aşağıdakiler ve yukarıdakiler kadar bariz bir kavramdır. Bu nedenle, NTP gereken yaptırım mekanizmasına sahip değildir ve bu güce sahip olmak isteyen ülkeler tarafından delinmeye çalışılmaktadır. Amaç, aşağıdakilerin yukarıya veya gerekli prestije sahip “biz” kavramına çıkılmasıdır.

 

Görülen o ki, ABD ve Rusya arasında yenilenecek START anlaşması, yine her iki ülkenin birbirlerini dengelemek için karşılıklı mutabakatlarının sağlandığı bir platform oluşturacaktır. Rusya’nın konvansiyonel silahlar alanındaki zayıflığı onun ICBM’lere takılabilecek konvansiyonel harp başlıklarını da bu anlaşmaya sokmak istemesini doğurmaktadır. Her iki tarafta Yıldırım Beyazıt ve Timur’un yaptığı gibi, parmaklarını birbirlerinin dişleri arasına sokarak ısıracaklar ve kim daha fazla dayanır ise o kazanacaktır. Her iki başkanın Londra’da yaptıkları müşterek deklarasyonda belirttikleri, “nükleer silahların indirilmesinde ne kadar kararlı olduklarını göstererek, tüm dünyaya örnek olmaları gerektiğini” ifade etmelerinin pek inandırıcı gelmediğini belirtmek zorunluluğu hissedilmektedir.

 

Dipnotlar

 

[1] Strategic Arms Reduction Treaty (START I) Chronology, http://www.fas.org/nuke/control/start1/chron.htm

[2] SORT, 2002, 24 Mayıs’ında ABD Başkanı George W. Bush ve Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin arasında imzalanmıştır. Her iki ülkenin stratejik alandaki harp başlıklarını 1700-2200 sınırına indirmesi öngörülmekteydi. Ancak, her iki tarafta bu indirimin nasıl sayılacağı konusunda bir anlaşmaya varamamıştır. Bush yönetimi, indirimin yalnız aktif olarak konuşlandırılmış stratejik atma vasıtalarını kapsadığı, depolardaki veya tamirde, bakımda olan sistemleri kapsamadığı yönündeki anlayışını açıklamıştır. Rusya bu yoruma katılmayıp, ciddi envanter sayımı için müteakip görüşmelerde karar alınması konusu üzerinde durmuştur. Ayrıca, anlaşma indirim yapılan miktar dışındaki harp başlıklarına ve atma vasıtalarına ne yapılacağı konusunda bir açıklama getirmemiştir. Halbuki, önceki START I, II ve III anlaşmalarında fazla malzemelerin imhası konusu açık bir şekilde ifade edilmiştir.

[3] http://www.armscontrol.org/factsheets/russiaprofile, Arms Control and Proliferation Profile: Russia

[4] http://www.armscontrol.org/factsheets/usprofile, Arms Control and Proliferation Profile: USA

[5] Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Andlaşması (NPT), Md VI: Andlaşmaya Taraf devletlerin her biri, nükleer silah yarışının yakın tarihte durdurulması ve nükleer silahsızlanmaya ilişkin etkili önlemler ile sıkı ve etkili uluslararası denetim altında genel ve tam silahsızlanmaya ilişkin bir anlaşma akdi için görüşmeleri iyi niyetle yürütmeyi üstlenir.

[6] Bary Ellen, May4, 2009, www. armscontrol.org

[7] www.armscontrol.org/factsheets/unitedstatesprofile, www.armscontrol.org/factsheets/russiaprofile