17 Aralık 2013 tarihi, Sözde Ermeni Soykırımını İnkâr Suçu olarak adlandırılan hukuksuz uygulamaya karşı kazanılan hukuki bir başarının simgesi olmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) görülen sözde Ermeni Soykırımı’na alenen meydan okuma (publicly challenging the existence of the Armenian genocide)[1] konulu dava Türkiye lehinde karara bağlanmıştır. AİHM, Ermeni Soykırımı'nın varlığının alenen sorgulanmasını ifade özgürlüğü olarak nitelendirmiştir. 1915 tarihinde Türklerin Ermenilere karşı kıyım yaptığını iddia ederek bunu bir “soykırım” olarak tanınması için yürütülen tarihi tartışmanın sorgulanabileceğinin ve bunu sorgulamanın ırkçı özellikleretekabül etmediğinden cezai yaptırım gerektirmediği karara bağlanmıştır. Bu çalışmada, AİHM’in “Perinçek Kararı” olarak tarihe geçecek kararları değerlendirilecektir.

 

Dava gerekçesi olarak Doğu Perinçek’in İsviçre’de katıldığı bazı konferanslarda sözde soykırımı “uluslararası bir yalan” olarak nitelendirerek cezai yaptırıma uğraması ve bunun aslında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nce tanınan haklar çerçevesinde yasalara aykırı olmadığı gösterilmiştir. Alınan bu karar, kişi hak ve özgürlüklerine yaptığı vurgular başta olmak üzere birçok anlamda takdir toplayacak niteliktedir. Mahkeme, Sözde Ermeni Soykırımını ifade etmek için kullanılan “uluslararası bir yalan” sözlerini hassas ve tartışmalı bazı konuların açıkça tartışılması ve hoşgörülü çoğulcu demokratik toplumları totaliter veya diktatör rejimlerden ayıran bir özellik olarak yorumlamıştır. Böylelikle AİHM ifade özgürlüğü başta olmak üzere, “soykırımın” hukuki karşılığı gibi birkaç konuya birden açıklık getirmiş olmuştur

 

İlk olarak, Mahkeme “soykırım”ın yasal bir tanım olduğu, fakat bunun hükmünün verilebilmesi için olayın gerçekten soykırım olduğunun kanıtlanması gerektiğini belirtilmiştir. AİHM’in, tanımı gereği tartışmaya açık tarihi bir araştırma konusu olan bu meselesinde kati bir sonuç çıkarmak veya objektif gerçeklere dayandırılmadan karara bağlanmasında tereddüt ettiğini belirtmesi dikkat çekmiştir. Ermeni meselesini “Soykırım” olarak nitelemekte yetersiz olduğu vurgulanarak Avrupa’ya bir nevi mesaj verilmiştir. Bu ise, Avrupa’daki bazı ülkelerin Ermeni lobisi taraftarı düzenlemeleri işaret etmektedir.

 

AİHM’in Ermeni meselesini Soykırım olarak tanınmasının en önemli gerekçelerinden birisi de, Yahudi Soykırımı gibi ispatlanmış bir tarihi olay olmadığı gerekçesidir. Mahkemede olayın varlığının hukuki olarak “soykırım” olarak nitelendirilebilmesi için tarihçiler tarafından araştırılması gerektiği kararına varmasıdır. Zira Yahudi soykırımının inkâr cezasına hukuksal dayanak olarak Nürnberg kararlarının varlığına ve tarihi gaz odaları gibi somut delillere dikkat çekilmiştir. Bu nedenle, Sözde Ermeni Soykırımı hususunda uluslararası bir karar alınana dek Nazi rejiminin gerçekleştirdiği Yahudi Soykırımının inkârı suç teşkil etmeye devam ederken, sözde soykırımlara böyle bir hak tanınmamıştır. Bu bakımdan AİHM’in kararı, İsviçre örneğinde olduğu gibi, bazı ülkelerin Osmanlı Devleti dönemi Ermeni politikalarını Almanya’daki Nazi rejimi ile bağdaştırdığı yasalarının değişmesinin gerektiği yönünde bir başlangıç olarak nitelendirilebilecektir.

 

Sözde Ermeni Soykırımı meselesi örneğinden hareketle soykırım gibi önemli ve hâlihazırda birçok devletin de karara varamadığı bir hususta tartışmanın olağan bir durum olması AİHM tarafından da onaylanmıştır. Mahkemede Sözde Ermeni Soykırımı meselesinin tartışmaya açık bir konu olduğuna karar verilmiştir. Bu nedenle daha önce bunu bir soykırım olarak tanıyan devletlerin bu karara varırken kullandıkları genel kabul, AİHM tarafından yeterli görülmemiştir. Mahkemece konunun araştırma ve somut delil gerektirdiği tekrar edilerek Ermeni iddialarında Avrupa’nın tarafsız olması gerektiğini öğütler niteliktedir.

 

Öte yandan, altı çizilen bazı noktalar Türkiye’nin Sözde Ermeni Soykırımı hususunda rehavete kapılmaması gerektiğini hatırlatır niteliktedir. Kararlarda, objektif kanıtların kanaatler veya fikir birliğinden daha değerli olduğu açıkça ifade edilmiştir. AİHM’in bu kararı İsviçre’nin sözde Ermeni Soykırımını red cezası örneğinde olduğu gibi, objektif kanıtlar olmaksızın, fikren varılan kanaatlerle cezai yaptırım kararı alınmasının önüne geçilmiş ve bundan sonrası için emsal olarak kullanılmasının önü açılmıştır. Bu ise, tamamen genel kanaatlere dayanan Ermenilerin soykırım iddialarının kabul edildiği bazı devletlerin bu yöndeki genel kanaatlerinin sorgulanabileceği yönünde umut vermektedir.

 

En çok dikkat çeken hususlardan birisi ise, Osmanlı döneminde Türklerin Ermenilere karşı soykırım uyguladığı yönündeki iddiaların bunca yıl sonra AİHM tarafından eleştirilmesi olmuştur. İsviçre’nin Sözde Ermeni Soykırımı inkâr kararını almasına devletin içinde bulunduğu sosyal ihtiyaç baskılarının (pressing social needs) neden olduğu vurgulanmıştır. Bunun ise demokratik bir toplumda gerekli olmadığı yinelenerek Fransa’ya direkt atıfta bulunulmuştur. Mahkeme, 2012’de Fransız Anayasa Konseyi’nin kanunlarca kabul edilen bir soykırım olayını inkârı ceza kapsamına alan düzenlemesini, hem ifade hem de araştırma özgürlüklerine aykırı bulmuş ve anayasaya aykırı bir yasa (unconstituttional a law) olarak değerlendirmiştir. Bu bakımdan, Fransa’nın sözde Ermeni Soykırımını tanıması ve bunu inkar edenlere uyguladığı cezai yaptırım arasında bir uyumsuzluk tespit edilerek, Fransa’nın inkar yasası AİHM tarafından resmen anayasaya aykırı kabul edilmiştir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi'nin aynı nitelikteki 34 numaralı Genel Yorumu'na atıfta bulunarak, tarihi meselelerle ilgili fikir beyanlarını cezalandıran hukuk normlarının, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile uyumlu olmadığının altı çizilmiştir. “Soykırım” olarak nitelendirilmeyen Ermeni meselesinin tartışılması Sözleşmenin 17. madde “Hakları kötüye kullanma yasağı” kapsamında değerlendirilemeyeceği ve geçmişteki olaylara dair hatalı veya doğru olmayan ifadelerin, genel olarak yasaklanmasına izin verilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Bu bakımdan AİHM ve Fransa’nın ilerleyen dönemlerde özellikle sözde Ermeni Soykırımı’nı inkâr cezaları ile karşı karşıya gelmeleri ve Fransız yasalarının AİHM’e temyize çıkarılmasının önü açılmıştır.

 

Mahkeme kişi ifade özgürlüklerinin azınlık hakları bakımından önemli olduğu kanaatiyle, mevcut yasal düzenlemeleri sorgulamanın cezai yaptırım gerektirmeyeceği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, AİHM’in 17 Aralık’ta aldığı bu karar, devletlerin objektif bir gerekçe veya kanıt sunmaksızın Sözde Ermeni Soykırımını resmen tanıması yönünde caydırıcı olsa bile bu kararın alınmasını önleyebilecek bir karar niteliğinde değildir.

 

Mahkemenin sözde soykırımı inkâr suçu hususunda nihai kararını verirken hukuki zeminin yetersiz olduğu gerekçesini bildirmesi, Türkiye tarafı için büyük bir öneme sahiptir. AİHM’den çıkan bu kararda İsviçre mahkemeleri, Sözde Ermeni Soykırımını inkârı kabul etmeyen kararlarını gerekçelendirmek için tarih çalışmalarına başvurmaya ihtiyaç duyulmaması bakımından eleştirilmiştir. Bu nedenle, Türk Tarih Kurumu Eski Başkanlarından Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun cevapsız kalan Sözde Ermeni soykırımı konusunda tüm tarih bilimcileri ve siyasi çevreleri arşiv açma davetinin[2] önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Türkiye tarafının bu çağrılarının karşılık bulmaması ise, Ermeni lobisinin çekincelerinin ve Türkiye tarafının haklılığını kanıtlar niteliktedir. AİHM’in bu kararının benzer davalara emsal olarak kullanılması olasılığı bile bu kadar heyecan yaratmışken, Türkiye’nin bu haklı mücadelesinde elindeki bilimsel kanıt ve verilerle Sözde Ermeni Soykırımını tanıyan yirmi ülkeye karşı kararlılıkla durması gerekmektedir.

 

Değerlendirme

 

Sonuç olarak, AİHM’in Ermeni Soykırımı iddialarını “soykırım” olarak kabul etmemesi, meselenin yeniden gündeme gelmesine neden olacaktır. Buna karşın, Türkiye’nin ırkçı söylemlerden oldukça uzak olduğu söz konusu dava da bir kez daha ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın kanaatlerle yönlendirilen ve hukuken öngörülmüş yanlılığı AİHM’in dikkatinden kaçmamıştır. AİHM’in bu kararı ile, Sözde Ermeni Soykırımı’nı inkâr yasalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu gerekçe gösterilerek, hem Ermeni Meselesini “soykırım” olarak tanıyan yirmi ülke hem de bunu inkâr yasaları ile koruyan devletler hukuken uyarılmıştır.

 

AİHM’in Perinçek kararı, Türkiye için cesaret verici bir adım olmuştur. Kararın, sonraki hukuk mücadelelerinde emsal olarak kullanılması ve yeni düzenlemeler için zemin oluşturması bakımından Türkiye tarafının elini kuvvetlendirmektedir. İsviçre’nin AİHM’in kararına itiraz hakkının olduğu üç ay içerisinde Sözde Soykırımı tanıması için belirttiği yeterli objektif ve tarihi araştırmaların mahkemeye sunulması gerekecektir. Türkiye’nin arşivleri açma çağrısından çekinenlerin böyle bir adım atmasının ve atsalar bile bunun AİHM’i ikna edebilecek yeterlilikte olması olasılığının zayıflığından cesaretle söylemek mümkündür ki, bu karar Avrupa hukukunda emsal gösterilmek üzere yer edinecek önemli bir karardır ve Ermeni lobisine karşı caydırıcı özellikler taşımaktadır. Bu bakımdan Türk arşivlerinin zenginliği bu mücadeledeki elimizi kuvvetlendirse de Türk tezlerini belgelerle kanıtlayan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu gibi bilim adamlarımızın desteklenmesinin gerektiği bir kez daha vurgulamalıdır. Bu kararla birlikte sözde Ermeni Soykırımı’nı inkâr cezalarının temyiz yolu açılmış ve inkâra ilişkin yapılacak düzenlemelerin önü bilimsel bir kanıt çıkana dek büyük ölçüde kapatılmıştır. Dolayısıyla bu kararın Türkiye’yi rehavetten çok rekabete hazırlaması ve ilerleyen dönemde artacak Ermeni meselesi hususundaki tartışma hazırlıklarına ivme kazandırması gerekmektedir.

 

Dipnotlar

 

[1] European Court of Human Rights, Criminal Conviction For Denial That The Atrocities Perpetrated Against The Armenian People İn 1915 And Years After Constituted Genocide Was Unjustified , ECHR 370 (2013),  17.12.2013.

 

[2]Halaçoğlu: "Bütün arşivleri açalım", (29 Ocak 2008), http://www.kalemlervekiliclar.com/Thread-Halacoglu-Butun-arsivleri-acalim, Erişim Tarihi: 20 Aralık 2013