22. Kış Olimpiyatlarının açılışına katılmak üzere Rusya’nın Soçi şehrine giden Başbakan Erdoğan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşerek Türkiye-Rusya ilişkilerinin ekonomik yönüne vurgu yaptı. Erdoğan ayrıca ziyaret sırasında Hollanda, Tacikistan, Japonya ve Kırgızistan Başbakanlarıyla da görüştü. Putin ve Erdoğan arasındaki görüşmenin ana teması Türk müteahhitlerin Rusya’daki çalışmaları ve iki ülke arasındaki turist transferi oldu. 2013 yılında Rusya’dan gelen turist sayısının 4 milyonu bulduğu hatırlanacak olursa turizm konusunun iki ülke ilişkilerinin geleceği açısından önemli bir konumda olduğu ifade edilebilir. Rus turistler özellikle genel kabul görmüş tatil bölgelerinde ekonominin adeta can damarı görünümünde. İnşaat şirketlerine gelince burada da Türkiye adına ciddi bir kazanım olduğu söylenebilir. Ancak her iki hususta varılan önemli aşama ve devamlılık açısından Türkiye-Rusya ilişkilerindeki farklı boyutların dikkatle irdelenmesi gerekmektedir.

 

Sovyetler’den Bugüne

 

Sovyetlerin dağılmasının ardından 1990’lı yıllarda Türkiye-Rusya ilişkileri ekonomik bakımdan gelişme gösterirken politik ilişkilerde ilerleme daha yavaş olmuştur. Bu dönemde ilişkilerdeki artış dış ticaret rakamlarının yanı sıra Mavi Akım projesiyle kendini göstermektedir. Bunda iki ülkenin tarihi süreç içerisinde edindiği algı farklılıklarının ve beklentilerinin küresel gelişmelerle uyumlaştırılması zorunluluğundan kaynaklandığı ileri sürülebilir. Öyle ki pek çok alanda yeniden inşa sürecinin gerçekleştiği 90’lı yıllar Rusya’nın kendisini toparlamaya başlaması ve soğuk savaşın ardından “aktör” olma isteğini ortaya koyması 2000’li yıllarda Türkiye-Rusya arasındaki ilişkileri önyargıların bir tarafa itilerek karşılıklı güvenin artırılmaya çalışıldığı bir dönem getirmiştir. 11 Eylül 2001 yılındaki saldırıların ardından ABD, Çin, Hindistan ve Rusya’nın da aralarında bulunduğu ülkelerin küresel kaynakların Batı’dan Doğu’ya kaymaya başlamasıyla Türkiye ve etrafındaki bölgeye dikkatlerini yoğunlaştırması iki ülke ilişkilerinde dönüm noktası olmuştur. Böylelikle küresel gelişmelerin dayattığı zorunlu entegrasyon Türkiye-Rusya ilişkilerinde de “rekabet ve etkileşim” yönünü pekiştirmiştir.

 

Küresel Değişim ve Pragmatizm

 

Türkiye Rusya ilişkilerinin tarihsel ön yargılardan belirli ölçülerde sıyrılarak daha pragmatist bir düzleme oturduğu yıllar Türkiye’nin küresel gelişmelerde artan stratejik önemi ve “Türk dünyası” açısından alternatif kabul edilmesiyle ivme kazanmıştır. Son dönemde küresel gelişmelerle şekillenen ilişkilerde daha yoğun olarak barış odaklı ve “kazan kazan” ilkesiyle sürdürülen yıllar dikkat çekmektedir. Bu süre. ekonomik ilişkilerde göreli bir olumlanma meydana getirmiştir. Buna bağlı olarak iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2012 yılı rakamlarıyla yaklaşık 33,3 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Aynı yıl Türkiye’den Rusya’ya 6,7 milyar dolar ihracat yapılmasına karşın Rusya’dan yapılan ithalat 26,6 milyar dolar seviyesindedir. 2003 yılında 139.745 Türk vatandaşı Rusya’yı ziyaret etmişken, bu sayı 2012 yılın da 305.429 kişiye ulaşmıştır. Yine 2012 yılı verilerine göre Rusya’da 3 bin dolayında Türk şirketi faaliyet göstermektedir. Türk şirketlerinin Rusya’da yaptığı doğrudan yatırım miktarı 7,3 milyar dolar Rusya’nın Türkiye’ye yaptığı yatırım ise 6 milyar dolar düzeyindedir.

 

Gümrük Birliği Alternatif Olabilir Mi?

 

Rusya Devlet Başkanı Putin ve Belarus Cumhurbaşkanı Lukaşenko’nun katıldığı Avrasya Gümrük Birliği zirvesinde konuşan Nazarbayev, “Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan beni aradı. Türkiye’nin birliğe alınmasının mümkün olup olmadığını sordu. Bize ‘Sovyetler Birliği’ni mi kuruyorsunuz’ deniliyor. Türkiye’yi birliğe alırsak bu soru ortadan kalkar” demişti. Bu açıklamanın bir benzerine Erdoğan-Putin görüşmesinde Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) konusunda şahit olmuştuk. Türkiye halen siyasi vurgusu daha ağır basan ŞİÖ’ye “diyalog partneri” statüsüyle katılabilmektedir. Ancak Rusya, Kazakistan ve Belarus arasında 2010 yılında imzalanarak yürürlüğe giren Gümrük Birliği anlaşması ekonomik entegrasyon çabalarının ötesinde anlamlar taşımaktadır. Anlaşmayla birlikte üye ülkeler kendi aralarında ticareti tamamen serbestleştirmiş, mal ve insan gücü transferindeki engelleri kaldırmış ve birlik dışındaki ülkelere karşı ortak gümrük tarifeleri uygulamaya başlamıştır. Birliğe katılması muhtemel olan Kırgızistan ise Gümrük Birliğinin Rusya dışındaki ülkeleri “yutacağı” endişesiyle temkinli yaklaştığı görülmektedir. Yine de orta vadede Kırgızistan’ın Birliğe katılmasına kesin gözüyle bakılabilir.

 

Peki Türkiye Avrasya Gümrük Birliği’ne Girebilir mi?

 

Rusya üzerinden yapılan algı okumalarında Türkiye’nin birliğe olan ekonomik katkısının dışında politik açıdan getireceği olumsuzluklar daha ağır basmaktadır. Örneğin Rus medyasında Türkiye algısı hakkında yapılan bir araştırmada; politik, entelektüel ve toplumsal olmak üzere 3 algı türü olduğundan söz edilmektedir. Bölgesel rekabet ve tarihten gelen büyük devlet olma psikolojisinin yönlendirdiği dış politika algısında Türkiye’nin NATO üyesi olduğu belirgin bir olumsuzluk olarak gözükmektedir. Entelektüel algı açısından Rusya’nın Avrasyacı konumunun pekiştiği ve Türkiye’nin Doğu-Batı arasında bir köprü olarak görülmediği vurgulanmaktadır. Kültür ve turizm ağırlıklı toplumsal algının ise Türkiye açısından olumlu bir düzeyde olduğu anlaşılmaktadır.

 

Öte yandan 2012 yılında Barak ve Doğanay tarafından Kazakistan’da yapılan bir araştırmada Gümrük Birliği’nin Türkiye ekonomisine olası etkileri konusunda sınırlı bilgiler elde etmek mümkündür. Araştırma Kazakistan’da faaliyet gösteren 108 Türk işletmesinin yöneticileri üzerinde gerçekleştirilmiş. Araştırmaya göre Gümrük Birliği Kazakistan’da üretim yapan Türk firmalarını olumlu yönde etkilerken Türk mallarını direkt ya da dolaylı olarak Kazakistan’da satışa sunan firmaları olumsuz yönde etkilemektedir. Buna göre Gümrük Birliği içerisinde yerleşik biçimde üretim yapan firmaların yatırım yapma olasılığı artarken, ticaretle uğraşan işletmelerin yatırımlarının azalması ihtimalinden söz edilebilir. Zaten birliğin oluşum gayelerinden birisi de üye ülkelerdeki doğrudan üretime yönelik yatırımların artırılmasını sağlamaktır. Bir başka deyişle eğer bölgedeki istikrara güveniyorsak oraya bir fabrika kurarak ürettiğimiz ürünü o pazar içerisinde satmak büyük avantajlar sunmaktadır. Birlik üyesi ülkeler bu yöndeki yatırımların artması için geniş muafiyetler tanımaktadır. O halde Türkiye’nin AB gibi diğer üyesi olduğu organizasyonlara karşı yükümlülükleri dikkate alınmadığında Avrasya Gümrük Birliği’ne katılması Türk yatırımcıların bölgedeki gücüne ve yayılımına önemli katkılar sağlayacak, ülkenin ihracatını artıracaktır. Ancak ortada iki önemli sorun bulunmaktadır. Birincisi, Ermenistan da birliğe katılmak istiyor. Türkiye bu konuda partnerlerini ikna etme açısından sıkıntı yaşayabilir. Diğer sorun ise ekonomik temellidir. Zira birlik içerisinde uygulanan tarifeler başta olmak üzere nüfus ve teknoloji açısından Rusya’nın doğal ve belirgin bir üstünlüğü söz konusudur. Türkiye eğer birliğe katılırsa AB giriş sürecinden ve AB ile imzalanan gümrük birliğinden vazgeçebilecek midir? Şu an içinde bulunduğu koşullar açısından Türkiye’nin böyle bir radikal hamleyi yapması hayli zor gözükmektedir. Fakat her şeye rağmen Türkiye’nin elini kuvvetlendirmek bakımından bu konudaki tartışmaların bilimlik çalışmalarla da derinleştirilmesinde büyük fayda bulunmaktadır.

 

Kaynaklar:

1) Barak, O. Ve Doğanay, M. (2012). Kazakistan-Rusya-Belarus Gümrük Birliği Anlaşmasının

Türkiye’nin İhracatı ve Kazakistan’daki Türk Yatırımcılar Üzerine Etkisi,  International Conference On Eurasian Economies, s.268-275.

2) Has, K. (2012), Hayalle Gerçek Arasında: Rus Medyasında Türkiye Algısı, Analist, Ocak Sayısı, s.54-55.

3) Zorlu, K. (2013). Yeni Avrasyacılık Ekseninde Gümrük Birliği Süreci, Almagül İsina (Ed.), Asya Birliği, İstanbul.