SIPRI 2010 yıllık silahlanma, silahsızlanma ve uluslar arası güvenlik araştırmaları yayınlanmıştır. Dünya’nın en güvenilir kaynaklarından sayılan bu yayın bu yılda önemli saptamalarla uluslararası çatışmalardaki genel eğilimi ve silahlanmaya yönelik gelişmeleri gözler önüne sermektedir.

 

2011’in ilk aylarında Kuzey Afrika’da Batı’dan Doğu’ya tek liderle yönetilmekte olan Arap ülkelerinde esen fırtınanın neden olduğu tarihi değişim gölgesi altında kalan bu inceleme özellikle konvansiyonel silahlanma açısından dünyanın nasıl bir yarış içinde olduğunu ortaya koyması açısından oldukça önemli veriler sunmaktadır.

 

Silahlı Çatışmalar Karakter Değiştirmektedir

 

2000’lerin ikinci yarısının sonuna doğru Dünya’da artık iki ülkenin silahlı kuvvetlerinin çatışmasından ziyade, sivillerin hedef alındığı çatışmaların öncelik aldığı ifade edilmektedir. Bu demektir ki, iki devletin karşılıklı olarak silahlı kuvvetlerini kullanarak bir çatışma haline girmesi olasılığı düşmektedir. 1990’lardan itibaren artma temayülü gösteren bu karakterdeki çatışmaların Dünya’da 17 başlıca çatışma alanında ve 16 bölgede etkili olduğu belirtilmektedir. Bu bölgelerden Ortadoğu’da Irak ve İsrail ile birlikte biri olarak, Türkiye sorunlu çatışma bölgesi (Kürdistan) olarak gösterilmektedir[1].

 

Bu kapsamda en güvenli ve barışçı ülkelerle en güvensiz ülkeler sıralaması yapılmıştır. En güvenli ve barışçıl olan ülkeler sırasıyla; Yeni Zellanda, Danimarka, Norveç, İzlanda, Avusturya’dır. En az barışçıl olan ülkeler ise; Sudan (2011’de iki devlet halinde ayrıldı), İsrail, Somalıya, Afganistan ve Irak olarak belirlenmiştir.

 

Askeri Harcamalardaki Artış Bütün Hızıyla Sürmektedir

 

2009 yılı için küresel boyuttaki askeri harcamalar 1531 milyar dolar olarak tahmin edilmektedir. Bu 2008 yılındaki harcamalarla mukayese edilirse % 5.9’luk bir artışa tekabül etmektedir. 2000 yılı rakamına göre ise % 49’luk bir artış anlamına gelmektedir. 2009 yılında ortalama olarak Gayri Safi Milli Hasıla’nın (GSMH) yaklaşık % 2.7’lik bir kısmını kapsamakta veya fert başına 224 dolarlık bir harcama anlamına gelmektedir. Ortadoğu hariç bütün bölgelerde artış görülmektedir. Global krizin askeri harcamalarda çok küçük bir etki yaptığı belirtilmektedir. Askeri harcamalara en fazla pay ayıran ilk on en büyük alıcıların harcamalarında artma görülmektedir. Diğer ekonomisi zayıf ülkeler ise belirli bir kesintiye gitmişlerdir. Gerçek anlamda askeri harcamalarda artış ABD ve gelişen ekonomik güçleri ile orantılı olarak, Brezilya, Çin ve Hindistan’da görülmektedir.

 

Petrol gibi tabii enerji kaynaklarına sahip ülkelerde bu ürünlerin artan gelirleri askeri harcamalar için kaynak ayırmalarında önemli bir girdi sağlamışlardır. Bu ülkeler mevcut kaynaklarını iç ve dış tehditlere karşı korumak maksadıyla gelirlerinin bir kısmını askeri harcamalara ayırmalarına rağmen kriz bu alanda da nispeten etkili olmuştur.

 

ABD’nin askeri harcamalarında Afganistan’ın kısmi etkisiyle bir artış görülmektedir. 2010 bütçesinde diğer fasıllarda kısıtlamaya gidilmesine rağmen, askeri alım faslında bir artış öngörülmüştür.

 

Avrupa’da 386 milyar dolarlık harcama ile 2008 yılına göre % 2.7 oranın da bir artış sağlanmıştır. Orta ve Doğu Avrupa’da ekonomik kriz ülkeler üzerinde farklı etkiler yapmıştır. Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’da harcamalar artarken, Bulgaristan, Hırvatistan, Estoniya, Lituanya, Romanya, Sırbistan, Slovakya ve Ukrayna’da ciddi kesintilere gidilmiştir.

 

Ortadoğu’da 2002’den beri artarak süregelen askeri harcamalar 2009 yılında 103 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Bölgedeki petrol ihraç eden ülkeleri oluşan ekonomik kriz oldukça derinden etkilemiştir. 2008 Ocak ayında 92 dolar/varil olan fiyatlar, Temmuz’da 141 dolara yükselmiş ve Aralık ayında ise varil başına 33 dolara kadar düşmüştür. Bu durumdan en fazla Körfez İşbirliği Konseyi (Gulf Cooperation Council-GCC) ülkelri etkilenmiştir. 2009 Ağustos ayında varil başına 70 dolar ile dengelenen fiyatlarla istikrar sağlanarak, 2010 yılına sağlıklı bir giriş gerçekleşmiştir[2]. Bir kısım petrol ihraç eden ülkelerde düşen petrol fiyatları nedeniyle milli savunma bütçelerinde ciddi kısıntılara gidilmiştir. Örneğin; Irak askeri harcamaları % 28, Umman’ın % 13 oranında kısıtlanmıştır. Buna karşılık, dünyanın ikinci büyük petrol üreticisi olan Suudi Arabistan 41,3 milyar dolarlık askeri harcama ile toplam milli bütçesinin % 33’lük payını savunma harcamalarına ayırarak, % 2.7 oranında bir artış yapmıştır.

 

Asya bölgesinde de askeri harcamalarda bir artış yakalanmış ve 276 milyar dolarlık bir yatırımla 2009 için % 8.9’luk bir artış gerçekleştirilmiştir. Burada Çin en büyük harcamalara katlanan ülke olarak, 100 milyar dolarlık harcama ve % 15’lik artışla yerini almıştır. Hindistan 36,3 milyar dolarlık harcama ile 2008’e göre % 13’lük bir artış getirmiştir. Orta Asya’da Kazakistan’ın 1,3 milyar dolarlık harcama ile ciddi bir atılım yaptığı görülmektedir. Avustralya’nın 19 milyar dolarlık harcama ile % 8.5’luk bir artışla dikkati çektiği gözlemlenmektedir.

 

2009 yılında Afrika’da askeri harcamalar 27,4 milyar dolar olarak tahmin edilmiştir. Bu 2008’e göre % 6.5 bir artışı göstermektedir. Petrol gelirlerine bağlı olarak gelişen bu talepte ön alan başlıca ülkeler; Cezayir, Angola, Nijerya, Libya ve Sudan’dır.

 

Güney Amerika’da da askeri harcamalarda artış devam etmiştir. Bu bölgedeki ülkelerin ekonomik krizden fazla etkilenmedikleri ortaya çıkmıştır. 51.8 milyar dolar olarak gerçekleşen harcamalar, 2008’e göre % 7.6 oranında bir artışa tekabül etmektedir. Brezilya ve Kolombiya en yüksek harcamayı yapan ülkeler olarak dikkati çekmektedir.

 

Satıcılar Açısından Sıralama Yine Çok Fazla Değişmedi

 

2008 yılında Dünya’nın ilk 100 firmasının üretimleri Çin hariç yine bir artış trendi içindedir. 39 milyar dolarlık artışla, 385 milyar dolara yükselmiştir. Yine ilk 100 firmanın çoğunluğu ABD firması olarak belirlenmektedir. İlk defa ABD firmalarının yanında öncelik alan firma olarak İngiltere’nin BAE Sistem firması öne çıkmıştır. 2008 yılında 13 firma satışlarını 1 milyar doların üstünde gerçekleştirmiş, 23 firma ise satışlarını % 30 oranında arttırmıştır. Afganistan ve Irak’ta devam eden durum satışlar üzerinde artışa yönelik etki ederken, Rusya’nın kayıtlı satışlarında da bir artış gözlemlenmiştir.

 

ABD ve Rusya yine en fazla silah satan ülke durumlarını muhafaza etmişlerdir. Bunları Almanya, Fransa ve İngiltere takip etmiştir. 2005-2009 arasındaki satışların % 79’u bu BM’in Güvenlik Konseyi’nin Daimi dört üyesi ile Almanya’nın olmuştur.

 

2005-2009 arasında ana alıcılar açısından en yoğun bölge Asya -Okyanusya olmuş, Avrupa ve Ortadoğu takip etmiştir. Bu dönemde Çin, Hindistan, Güney Kore , BAE ve Yunanistan ilk sırada alım yapan ülkeler olarak görülmektedir. Asya ve Ortadoğu ülkeleri Dünya’da en fazla alım yapan ülkeler olarak belirlenmiştir. İsrail, Singapur ve Cezayir daha önceki dönemlerde ana alıcılar pozisyonunda değilken, 2005-2009 arasında sırasıyla ilk onda altıncı, yedinci ve sekizinci sırayı almışlardır.

 

İlk beş en büyük üreticinin 2005-2009 yılları arasındaki satışları ve alıcı ülke durumları aşağıdaki gibidir:

 

ABD, Toplam silah ihracatındaki payı % 30 olarak, Güney Kore, İsrail, BAE’ne satış yapmıştır. Rusya, Toplam silah ihracatındaki payı % 23 olarak, Çin, Hindistan, Cezayir’e satış yapmıştır. Almanya, Toplam silah ihracatındaki payı % 11olarak, Türkiye, Yunanistan, Güney Afrika’ya satış yapmıştır. Fransa, Toplam silah ihracatındaki payı % 8 olarak, BAE, Singapur, Yunanistan’a satış yapmıştır. İngiltere, Toplam silah ihracatındaki payı % 4olarak, ABD, Hindistan ve Suudi Arabistan’a satış yapmıştır.

 

Değerlendirme

 

Yapılan incelemelerden de anlaşıldığı gibi, ekonomik krizin Dünya’daki klasik silahlanma yarışında çok fazla bir olumsuz etkisi olmamıştır. Petrol üreticisi ülkeler, düşen petrol fiyatlarına rağmen savunma harcamalarında ciddi kısıntıya gitmemişlerdir. Bunun temel nedeni ellerindeki petrol kaynaklarını belirsizliklere karşı koruma kaygısı olarak söylenebilir. Bunun dışında Dünya’daki tek kutuplu bir denge karşısında özellikle Rusya ve Çin’in kendisini emniyete alma çabası içinde olduğu açık bir şekilde görülmektedir.

 

Silahlanma yarışında ana tedarikçi olan BM Güvenlik Konseyi’nin Daimi Beş Üyesi’nin yine en çok harcama yapanlar listesinde başı çektiğini görmekteyiz. Ancak, bunlara elinde bulunan ihracat fazlası kaynağını yatırmak suretiyle süratle modernize olma girişimi içinde bulunan Çin’i ilave etme gereği ortaya çıkmıştır. Çin ekonomik gücünün yanı sıra, askeri olarak bir Dünya gücü olama aşamasına doğru dev adımlarla ilerlemektedir. Rusya’nın da modernizasyon açısından uzun zamandır belirli bir çaba içinde olduğunu yeniden vurgulamak gerekmektedir.

 

Başkan Obama yönetime geçtikten sonra Nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik bir takım girişimlerde bulunduğunu görmekteyiz. Klasik veya diğer bir değişle konvansiyonel silahsızlanma veya silahlanmanın kontrol edilmesine dair herhangi bir somut girişimde bulunmamıştır. Bunun temel nedeni ABD’nin Dünya’da açık ara en büyük silah konvansiyonel satıcısı olması ve bu fasıldan elde edilen gelirlerin ABD ekonomisine korkunç bir ekonomik girdi sağlaması olarak ifade edilebilir. Bu gelirler vasıtasıyla krizden çıkmada kaynak girdisi son derece önemlidir.

 

Konvansiyonel silahlarla yapılan çatışmaların iki çatışan ülke veya çatışmaya müdahil olan ülkelerle sınırlı olacağı, tahribatın bölgesel kalacağı, Dünya’da top yekün bir tahribat sağlamayacağı savından hareketle bunların nükleer silahlardaki gibi kitle imhalarına yol açmayacağı düşünülerek sınırlandırılması yerine satışlarının cazip hale getirilmesi için üretici ülkeler tarafından her türlü pazarlama teknikleri kullanılmaktadır. Nihai amaç kendi ekonomilerinin güçlü bir şekilde yapılanmasıdır. Nihayetinde çıkan çatışmalarda ne kadar kan döküleceği veya bölgesel dengelerin nasıl etkileneceği pek umurlarında değildir. Çatışmaların belirli bir aşamasında duruma göre, ABD ve Batı birleşerek, sorunlu olan bölgeye- bu gün Libya hadisesinde gördüğümüz gibi- BM nezdinde ve/veya müşterek olarak bir takım yaptırımlar uygulayarak, kontrol etme veya kendi kontrolleri altına alma yolunu rahatlıkla uygulamaktadırlar. Bu durumda Batı hem silah satarak cebini doldurmakta, hem de çıkan çatışmaları kendi isteği doğrultusunda yönlendirmek için uluslararasında her türlü enstrümanı kendi arzusu doğrultusunda kullanmaktan çekinmemektedir.

 

Dipnotlar

 

[1] Akaterina STEPANOVA, “Trends in Armed Conflicts: One –sided violence against civilians”, SIPRI Yearbook 2009, Summary

[2] Sam Perlo-Freeman, Olawale Ismaıl And Carına Solmırano, Military expenditure, SIPRI Yearbook 2010