Bu yazıyı ikinci defa yeniden yayınladığımız 19 Temmuz 2006 şöyle demiştik; “Bu yazı bundan neredeyse tam bir yıl önce 14 Temmuz 2005 tarihinde Göktürk Oğan mahlası ile yazılmıştı. Bu yazıdan sonra aradan geçen bir yıllık süre zarfında maalesef yazıda Başbakanımızın ifade ettiği 'şartlar' bir türlü 'oluşamadı'. Oysa terör her gün can almaya, askerlerimiz şehit edilmeye devam etmektedir. ABD askeri dergisinde küstahça Türkiye'yi bölen haritalar yayınlanmakta, ABD büyükelçisi sınır ötesi harekatın ABD iznine bağlı olduğunu ifade etmekten çekinmemektedir. Irak'ta oldürülen Rus diplomatları için Rusya Duma'sı Başkan Putin'e teröristlerin nerede olursa olsun bulunması ve öldürülmesi yetkisi vermektedir. ABD ikiz kulelere saldırı oldu diye Afganistan ve Irak'ı işgal etmekten çekinmemiş ve hatta bunu bir fırsat olarak değerlendirmiştir. İsrail bir askeri kaçırıldı diye bütün Filistin halkını hedef alan saldırılar yapmakta, güvenlik gerekçesiyle Lübnan'a girmekten çekinmemektedir. Aynı gerekçelerle Suriye ile İran'ı dahi bombalayacağını söylemekten geri kalmamaktadır. Görüldüğü gibi ülkelerin güvenlikleri, ülke vatandaşlarının güvenlikleri ve özellikle de askerlerinin güvenlikleri söz konusu olduğunda aklı başında büyük devletler bütün araçları kullanmakta, sınır ötesi harekat dahil bütün seçenekleri hiçkimsenin 'oluruna' gerek duymadan uygulamaktadırlar. Bu çerçevede son birkaç gündür askerlerimize karşı yapılan hain saldırıların merkezi olarak bilinen ABD işgali altındaki Irak'ın kuzeyine karşı her türlü harekat vakit geçirilmeden ve kimseden onay alınmadan yapılmalıdır. Bunun şartları çoktan beri oluşmuştur. Türkiye'nin sınır ötesi operasyonu son bir yıldır hala tartışmadan eyleme geçirememesi ciddi bir devlet anlayışı ile bağdaşmamaktadır. Bu vesileyle sonbir yıldır bu konuda hiçbir adım atılmadığını belgelemesi açısından bir yıl önce yazdığımız yazıyı aşağıda aynen ve yeniden veriyoruz.” Evet bugün bu yazıyı maalesef yine değiştirmeden yeniden yayınlamak durumundayız. Zira her geçen gün Güneydoğu Anadolu bölgemizde ve hatta artık Büyükşehirlerimizde terör can almaya devam etmekte, ancak terörü önlemeye yönelik herhangi bir adım atılmamaktadır. Elbette bugün terörü önlemek için alınacak önlemlerin sınır ötesi harekat boyutuna taşınması bir yana Irak’ın kuzeyinde artık PKK terör örgütü ile aynı sıfatı taşıyan Barzani-Talabani ikilisinin mali kaynaklarının kurutulması ve diğer önlemlerin alınması dahi bu yazımızı birer yıl aralıklarla üçüncü defa yayınladığımız bu günlere kadar hala alınamamıştır. Şartlar değişmekte PKK ile Barzani aynı saflarda Türkiye’ye karşı ilan edilmemiş bir savaş yürütmektedir. Ancak sınır ötesi harekat ve terörü önlemek için “şartlar” bir türlü gerçekleşmemektedir. 14 Temmuz 2005 tarihinde yazdığımız yazıyı aynen yayınlıyoruz.

 

Nihayet Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye'nin, şartlar gerektirdiğinde sınır ötesi harekat da yapabileceğini” belirtmiştir. Dün akşam CNN Türk televizyonunda canlı olarak yayınlanan bir programda bu yönde bir görüş belirten Erdoğan’ın bu açıklamasını geç kalmış olmakla beraber oldukça önemli bir gelişme olarak değerlendirmekteyiz. Ancak, Erdoğan bu sözlerin hemen peşince “Temenni ederiz ki, böyle bir şart oluşmaz” diyerek önceki sözlerinin ağırlığını önemli ölçüde azaltmıştır. Son günlerde artan terör eylemlerinin Irak’ın kuzeyinde yuvalanan terörist örgütler tarafından yapıldığı bilindiği halde, halen şartların oluşmadığını ileri sürmek doğru olmadığı gibi sizin bu yöndeki kararlılığınıza ve inandırıcılığınıza da gölge düşürebilecek bir açıklama olarak değerlendirilmektedir. Artık, Türkiye’nin belirli bölgelerinde yol kesen, asker kaçıran, yollara döşediği mayınlarla Türk askerlerini şehit eden terör örgütünün eylemlerini her geçen gün artırdığı, “müttefiklerimizin” ise halen kontrolleri altında bulundurduğu bölgelerde bu terör yuvalarına karşı herhangi bir girişimde bulunmadığı bir ortamda, “umarım böyle bir şart oluşmaz” demek daha açık bir ifadeyle sizin bu işe pek de gönüllü olmadığınız manasına gelir.

 

Başbakan Erdoğan’ın “çekimser ifadelerle” söylemek istediği ve “sınır ötesi harekat” yeni bir hadise değildir ve uluslar arası anlaşmalardan doğan bir haktır. Şimdiye kadar dünyanın bir çok ülkesinin kendi milli güvenlikleri gereği kullandığı bu hak, literatürde “Önleyici Vuruş Hakkı” olarak bilinmektedir.

 

11 Eylül terör saldırılarından sonra Başkan Bush tarafından “Pre-emptive Strike” olarak formüle edilen “Önleyici Vuruş Doktrini”, devletin gerekli gördüğü hallerde dünyanın neresine olursa olsun, 'tek yanlı' müdahale etme ve 'düşman'ı kendi belirleyeceği zamanda 'önceden vurma' hakkına sahip olduğu konseptine dayanmaktadır. ABD bu hakka dayanarak terör örgütleri bir yana, bu örgütlerin yuvalandıkları ileri sürülen ülkeleri dahi işgal etmiştir. Yine İsrail’in Lübnan ve Filistin topraklarında, ABD’nin Irak ve Afganistan’ın yanısıra bazı güney Amerika ülkelerinde ve Libya’da bu hakkı kullandıkları bilinmektedir.

 

Saddam rejimi döneminde Türkiye tarafından da sıklıkla kullanılabilen bu haktan, Rusya dahi gerektiğinde istifade edebileceğini açıklamıştır. Rusya Genelkurmay Başkanı Korgeneral Yuri Baluyievski “Moskova, dünyanın her noktasında teröristlerin üslerine önleyici saldırılar yapmaya hazırdır” diyerek bu haklarını saklı tutmuştur.

 

Batılı bazı yetkili ve basın mensuplarının ABD, İspanya ve İngiltere’de yaşanan terör olayları listesine 2003 yılında İstanbul’da yaşanan ve 50’den fazla vatandaşımızın yaşamına malolan terör hadiselerini katmak istememeleri, 35 bin masum cana kıyan PKK’yı halen terör listesine almakta gönülsüz davranmaları Türkiye’nin bu konuda uluslar arası alanda gerektiği kadar “sağlam duruş sergilememesinden” kaynaklanmaktadır. Elbette ki, Batılı bazı dostlarımızın bu konudaki duruşları hepimize malumdur. Ancak, biz milli güvenliğimize ve genel olarak ülke bekasına karşı yönelen bu saldırılara karşı uluslararası camianın kullandığı “önleyici vuruş hakkı”mızı kullanacağımızı en başından ilan etmezsek, sonra Anadolu Ajansı’ndan adı belirtilmeyen ABD’li yetkililerin “siz sınırınız dışında terör örgütlerine karşı müdahalede bulunamazsınız” türünden saçmalıklarını daha çok dinleriz. Bu sebeple Türkiye’nin hiç vakit geçirmeden ve tereddüde mahal bırakmayacak şekilde en üst seviyede Türkiye’ye tehdit teşkil edebilecek her türlü terör örgütlerine karşı dünyanın neresinde olursa olsun “Önleyici Vuruş Hakkını” kullanacağını açıklaması ve uygulaması gerekmektedir. Bu uygulamanın ise Barzani gibi terör yardakçılarını da kapsaması bir diğer kaçınılmaz önlemdir.