Sinan Oğan, 17 Şubat Cumartesi akşamı Haber Türk ekranlarında yayınlanan Senem Toluay Ilgaz ile Enine Boyuna programında dış politika ve güncel gelişmeler hakkında son derece önemli değerlendirmelerde bulundu. Programda Oğan’ın yanı sıra Nihal Bengisu Karaca, Selin Nasi, Ufuk Uras, İdris Kardaş ve Abdullah Çiftçi de konuk olarak gündemle ilgili görüşlerini ifade ettiler.

 

Oğan, Tillerson ziyaretinde ABD’nin Türkiye’ye net bir söz vermediğini vurgulayarak ABD’nin politikasının İran’ın sınırlandırılmasına yoğunlaşıldığını ifade etti. Deniz Yücel meselesinde ise eğer ortada bir takas varsa Almanya’dan ne alındığının Türk kamuoyunun bilmesi gerektiğini söyledi.

 

Oğan’ın değerlendirmelerinde önemli noktalar olarak şunlar öne çıktı…

 

“Türk – Amerikan İlişkileri Hala Uçurumun Kenarındadır”

 

Türkiye ile ABD’nin büyük bir dünya savaşına tutuşacağını düşünüyorsanız ben buna çok ihtimal vermiyorum. NATO’nun en önemli iki gücünün çatışmaya girme ihtimalini zaten yüksek bir ihtimal olarak görmüyorduk. O sebeple önlenen kriz bir silahlı çatışmanın önlenmesi değil, uçurumun kenarında olan Türk – Amerikan ilişkilerini en azından orada tutma çabasıydı. Şu anda Türk – Amerikan ilişkileri hala uçurumun kenarındadır. Bundan sonra ne olur? Burada Menbiç konusu önemli. Türkiye’nin Menbiç konusunda ortaya koymuş olduğu kararlığını ben son derece önemsiyorum. Türkiye, belki de son dönemdeki dış politikasında belki de en kararlı tutumu Menbiç konusunda ortaya koymuştur. Tillerson’ın konuşmalarına baktığınızda bu kararlılığın net bir şekilde yansıdığını görüyorsunuz. Karşılığında ABD ne yapacaktır, buna bakmak gerekir. Bunun karşılığında ABD’nin Türkiye’ye net taahhütler içerisine girdiği kanaatinde değilim. Bizde biliyorsunuz, bürokrasi ve siyasette çok kullanılan bir tabir vardır; bir şeyi çözmek istemiyorsanız onu komisyonlara havale edersiniz. Şimdi ABD ile bir değil üç ayrı komisyon kuruldu. Sonuç alıcı bir mekanizma olur mu, bunu zaman içerisinde göreceğiz. ABD’nin ciddi bir taahhütü var; Menbiç’ten PKK/YPG’lilerin çekileceği taahhüdünde bulunulmuştu.

 

“ABD ile Kurulacak Komisyonlardaki Önemli Noktalar”

 

Burada, oluşturulan komisyonlarla ilgili birkaç noktanın altını çizmek isterim. Komisyonlarda PKK’nın ayrı bir komisyonda ve PKK’nin YPG gibi alt kollarının başka bir komisyonda görüşülmesine ben anlam veremedim. PKK'yı ayrı YPG/PYD'yi ayrı komisyonda görüşmek başlı başına Amerikan tezlerini destekler bir konuma sokar bizi çünkü, ABD bunları birbirinden ayrı tutmaya çalışıyor. Biz de bunların hepsinin aynı olduğunu ifade diyoruz. Bu durum bana çok makul bir öneri gelmedi. İkincisi, terör örgütleri ifade edilirken PKK ve uzantıları, El Kaide, DAEŞ var; ama FETÖ/PDY terör örgütü değil mi? ABD ne kadar terör örgütü olarak kabul etmese de onun da yansıması gerekirdi. Ben bu görüşmelerde iki tarafın da karşılıklı olarak birbirini yokladığını ama onun ötesine geçecek bir girişimi için henüz erken olduğunu düşünmekle beraber ABD’nin son tahlilde Menbiç’te Türkiye’nin tezleriyle barışmak mecburiyetinde kalacağını düşünenlerdenim.

 

“ABD’nin Menbiç’ten Çekilmesi Gündemde Değil”

 

Birincisi ABD’nin Menbiç’ten çekileceği gündemde değil. Türkiye ile ABD arasında tartışılan konu, ABD’nin desteklediği YPG’nin Menbiç’ten çekilmesidir. Masadaki konuyu doğru ortaya koymak lazımdır. ABD, oraya tesadüfen gelmiş değildir. Kaldı ki, ABD’nin bölge politikasını Tillerson belirlemiyor. ABD’deki bugünkü dağınık yapı içerisinde Pentagon son derece etkili konumdadır; ama daha etkilisi sahadaki generallerdir. ABD’nin Suriye politikasını sahadaki generaller belirliyor. Sadece Amerikan generaller değil, bugün bölgede Amerikan askerlerle birlikte bölgede bir İsrail’in de bir gözlemci heyeti olduğunu, İsrailli çok üst düzey askerlerin de bölge Amerikan askeriyle olduğunu ifade etmek gerekmektedir. Sadece Fırat’ın batısında değil, doğusunda da bu bir ABD – İsrail projesidir. İran’ın çok etkin olduğu Irak’ta ve sonrasında neredeyse kendisinin yönettiği Suriye’den Akdeniz’e açılmasını ve İsrail’i çerçevelemesini istemiyorlar.

 

“ABD, PKK ve YPG’yi Ayrıştımak İstiyor”

 

21. yüzyılda global anlamda ABD'nin hedefi Çin ile mücadele, bu ayrı bir başlık ama bölgedeki konu; İsrail meselesidir, İran'ın Akdeniz'e indirilmemesi meselesidir. İran Lübnan'da etkili, Suudi Arabistan üzerinde ciddi şekilde baskıda bulunuyor, körfezde ciddi bir etki sahibi ve böyle bir İran İsrail için tehdit olarak görülüyor. Bu sebeple Türkiye ile ABD masaya oturduğu zaman Türkiye ABD’ye “YPG’den desteğini çek kardeşim” diyor. ABD de “Sayın Erdoğan, Sayın Çavuşoğlu iyi diyorsunuz ama bu YPG’yi biz size karşı desteklemiyoruz ki… YPG’yi İran’ın bölgedeki etkinliğini kırmak için destekliyoruz diyor. O sebeple iki ayrı komisyon kuruldu. ABD’nin ana politikasını doğru görmek lazım. ABD, PKK ve YPG’yi birbirinden ayrıştırmak istiyor. Diyor ki; “PKK, sana karşıdır. Irak’ın kuzeyinde seninle beraber PKK’ya karşı operasyonlar, istihbarat paylaşımı yapalım.” Masada çok yansımasa da bunlar konuşuluyor.

 

Orada YPG’nin PKK’nın uzantısı olduğunu ABD de Avrupa da bölgedeki askerler de biliyor ama burada ABD’nin politikasını doğru okumamız gerekiyor. ABD, bölgede İran uzantılı ciddi bir milis gücü var diyor ve bu milis gücüyle sahada savaşamayacağını düşünüyor. Buna kiminle karşı çıkabilirim, diyor ve bölgede sayısını 60 bine kadar çıkarmaya hedefledikleri PKK/YPG unsurlarıyla bunu yapabileceğini ifade ediyor. O sebeple, ABD’nin bu isteklerinden kolay vazgeçeceğini düşünmemek lazım.

 

“20 Ocak Öncesi Rusya’nın Yürüttüğü Pazarlığın Yeniden Masaya Gelmesi Söz Konusudur”

 

Türkiye ile Rusya ilişkilerini de doğru takip etmek gerekir. Biliyorsunuz, 20 Ocak’ta Zeytin Dalı Harekatı’nın başladığı son dakikaya kadar Esad ve YPG arasında görüşmeleri sürdürdü. YPG’nin şehri Esad güçlerine teslim etmesi için çalıştı ve ona nail olamayınca Türkiye’ye hava sahasını açtı. Rusya’nın hava sahası olmadan maalesef ki, Türk uçakları orada uçamıyor. YPG gittikçe bölgede sıkışıyor ve bugün yarın Afrin konusunda 20 Ocak öncesi Rusya’nın yürüttüğü pazarlığın yeniden masaya gelmesi söz konusudur. Afrin şehir merkezi Esad güçlerine teslim edilmesi güncel bir konudur ve maalesef elindeki hava sahası kozuyla beraber değerlendirildiğinde Türkiye’ye kabul ettirebileceği bir konudur.

 

“Türkiye’nin Kamu Diplomasisi Çok Zayıf”

 

"Tillerson gelirken biz ABD'ye dedik ki; "Menbiç'i boşaltsınlar, Menbiç'e Menbiçliler dönecek!"

Buradan sesleniyorum; bunu Menbiçliler kendileri Tillerson'a söyleseydi. Türkiye bunu neden yapmaktan çekiniyor anlamak mümkün değil. Türkiye'nin kamu diplomasisi çok zayıf. Senin benim ya da bir bürokratın söylemesinden daha kıymetli olan şey Menbiçlilerin ‘Biz oraya dönmek istiyoruz’ sözüdür."

 

“ABD’nin Orta Doğu Stratejisinin Temelindeki Etmenler”

 

ABD’nin Orta Doğu stratejisinin temelinde İsrail vardır ve İran’ın önünü kesmek vardır. ABD’nin bölge politikalarının temelinde İsrail olduğunu A Hükümeti de gelse B Hükümeti de gelse bu böyledir ve bunu değiştirmek her babayiğidin harcı değildir. ABD İran’ı bölgede bir şekilde etkisiz kılmak istiyor. Bunu darbe yoluyla mı, sivil devrimle mi, YPG ile mi yoksa nükleer anlaşmalarla İran’ı masaya çekerek mi yapacağım diye ABD hesap yapıyor. Obama döneminde nükleer anlaşmalarla masaya oturtarak yapmak istedi ama Trump bunu “sopa” ile yapmak istiyor. Netice itibariyle Obama da Trump da İran’ın etkinliğini kırmak ve İsrail’in güvenliğini sağlamak istiyor. Büyük Orta Doğu Projesi’nin (BOP) temeli budur. BOP’un ana aktörü İsrail’dir ve İsrail’in etrafında bulunan Lübnan, Irak, Suriye, İran ve kısmen Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmasıdır.

 

“Türkiye’nin Pozisyonu ‘Halledici Nokta’dır”

 

Rusya açısından bakıldığında, Esad ile YPG arasında bir tercihte kalırsa Rusya her halükarda Esad’ı tercih eder. ABD böyle bir tercihte bulunduğunda elbette YPG’yi tercih edecektir. Burada bir çatışma ve iki taraf arasında bir çelişki söz konusudur. Genel konularda ABD ve Rusya arasında diyalog mekanizması açıktır ve genel konularda anlaşırlar. Genel konu nedir? Esad rejiminin devamıdır, burada anlaşabilirler ancak ABD’nin bölgede kalması demek İran’ı etkisizleştirme politikası demektir. İran’ın en yakın müttefiki kim? Rusya. Rusya, ABD’nin bölgede kalmasını ister mi, elbette istemez. Peki, Türkiye’nin buradaki konumu nedir? Burada Türkiye’nin pozisyonu “halledici nokta”dır. Yani Türkiye burada Rusya – İran ve Esad eksenine dahil olduğu takdirde ABD’nin bölgedeki oyunları bozulur. Eğer, Türkiye burada ısrarla Esad’ı devre dışında bırakacak bir politika üzerinden giderse sınırının dibinde bir YPG devleti ile karşı karşıya kalır. O sebeple Türkiye’nin tercihinin önemli olduğu doğrudur; ama burada ABD’nin bulunma gayesini net olarak görmek lazımdır. ABD, YPG ile Türkiye’ye “Benim hedefim sen değilsin, İran” diyor. Amerikan think-tank’leri yeni bir açılım projesi yapabilir miyiz, PKK’ya ortak operasyon düzenleyip Menbiç’ten çıkarılmış, Fırat’ın doğusunda sınırlandırılmış YPG’yi Türkiye ile bir masa etrafında bir araya getirebilir miyiz diye harıl harıl çalışıyor.

 

“Afrin’de Askerimiz Canını Dişine Takmış Savaşırken Kimsenin Afrin Üzerinden Siyaset Yapmaya Hakkı Yoktur”

 

İç politikaya Afrin'i alet etmemek lazım. Ne muhalefetin ne iktidarın, hiçbirimizin Afrin'de şehit verirken, askerimiz orada dişini tırnağına takmış mücadele ederken Afrin üzerinden siyaset yapmaya hakkı yoktur. Afrin’deki insanlarımızın kim olduğu, hangi partiye üye olduğu, mezhebi maalesef sosyal medya üzerinden tartışılıyor. Öte yandan, Başbakan Binali Yıldırım Afyon mitinginde “Sandıkları öyle bir doldurun ki, bunların hepsi cevabını alsın” babında bir açıklama yaptı. Bu açıklamaları yaparken dikkatli olmak gerekir. Seçim zamanı isteyen parti propagandasını yapıp sandıkları doldursun ama bugün seçim zamanı değil Afrin zamanıdır. Bugün birlik beraberlik zamanıdır. Afrin’de savaşan askerlerimizin moralini bozmaya onların kökeninin, inancının ne olduğunu sorgulamaya ne iktidarın ne muhalefetin hakkı yoktur. Bu konuda mutabakat sağlamamız lazım. Zira, Afrin’de başarılı olmak milli güç unsurlarından en önemlilerinden birisi olan iç gücün sağlam durması gerekiyor. Yine, Hakkari ve Afrin’den iki şehidimiz var. Türk milletinin başı sağ olsun."

 

“Deniz Yücel’in Karşılığında Ne Aldık?”

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Deniz Yücel’in ajan/terörist olduğunu ifade ederek “Bu koltukta oturduğum sürece asla hapisten çıkmayacak” tarzı bir söz söyledi. Bunun üzerine Deniz Yücel’in tahliye olması mümkün değil diye düşündük doğal olarak. Ondan sonra bakıyorsunuz ki, Merkel ile görüşmenin ertesi günü salıverilmiş. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi eğer Deniz Yücel ajan/terörist ise karşılıklı olarak bir takasa konu edilmesi her devlet arasında olabilecek konudur. Biz şu an Deniz Yücel’i verdiğimizi biliyoruz ama karşılığında ne aldığımızı bilmiyoruz. Ne aldık karşılığında? Alman basınına baktığınızda Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Roma’da görüştüğünü ardından İstanbul’a gelip ikinci bir görüşme yaptığını ve bir takım pazarlık yapıldığına ilişkin haberler görüyoruz. Devletler arasında bu tip pazarlıklar normaldir ve her zaman yapılabilir.  Kamuoyu olarak ne verdiğimiz gibi ne aldığımızı da bilmemiz gerekiyor. Bunu açıklamazsanız elindeki tutukluluk kararıyla ajan/teröristten bahsedersiniz ve bu yol açar. Yarın baskıyı yapan Türkiye’yi yapan Türkiye’den aldığını söyler. Örneğin, Almanya’dan kaç FETÖ’cüyü aldık ya da kaç FETÖ’cüyü Yunanistan’dan alabildik? Kimden hangi FETÖ’cü hangi baskıyı yaparak alabildik? Böyle bir şey var mı? Yok.

 

Türk yargısı zaten en yılların en kötü dönemlerinden geçiyor. Uluslararası alanda talimatla işleyen, yürütmenin emrine girmiş yargı fikrinin yaygınlaşmaması gerekiyor. Bunun için de bir yargı kararının ötesinde devletler arasında karşılıklı bir takas noktasına getirmeniz lazım ki, bu bir anlam ifade etsin. Yoksa, oradan Merkel istedi, burada yargıya talimat verildi ve bırakıldı gibi bir algı kamuoyuna yerleşmiş bulunmaktadır.

 

Başbakan Yıldırım’ın “Sizde seçimler, bizde referandum geride kaldı, o zaman ilişkileri normalleştirebiliriz” sözünün üzerinden durmak lazım. O zaman buradan karşılıklı olarak iç siyasete oynadık, tamam ikimiz de bunun neticesini aldık, şimdi artık normalleşebiliriz gibi bir anlam çıkıyor. Devleti yönetenlerin ağzından çıkanı kulağının duyması ve sözlerinin nereye gittiğini bilmesi lazımdır.

 

“FETÖ’nün Siyasi Ayağına Operasyon Yapılmalı”

 

FETÖ’nün büyük ölçüde kırıldığı kanaatindeyim ama elbette FETÖ gibi yıllardır devletin içine işlemiş böyle bir yapının birdenbire sökülüp atılması çok kolay değil. Benim için ilginç olan konu; yargıda, orduda, sağlık alanında, eğitim alanında yürüyen FETÖ operasyonlarının ne zaman siyaset edeceği muammasıdır. Çok merak ediyorum, FETÖ gibi bir yapı her alana sirayet etmiştir de siyasete ayağına acaba sirayet mi etmemiştir? Siyasette FETÖ operasyonları ne zaman yapılacak? Benim merak ettiğim konu budur. Diğer alanlarda FETÖ operasyonlarının başarılı şekilde yürütüldüğü kanaatindeyim, mağduriyetler var mı? Elbette var, mağduriyetin de giderilmesi gerektiğini düşünüyorum. Askeri okul öğrencilerinden tutunuz da ebe hemşire birçok kimse var. Bir bakıyorsunuz, bir kişi bölgede başka okul olmadığından o okula çocuğunu verdiği için görevinden alınmış. Bunların bir an önce mağduriyetlerin giderilmesi gerekiyor ama esas bu işin kaynağında olup FETÖ’ye imkan yaratan, FETÖ’nün palazlanmasına müsebbip olan kişilerin de bu operasyonlara dahil edilmesidir. FETÖ’de öğretmen olanı alıyorsunuz ama FETÖ’nün okulunun arazisini tahsis edeni ve o okula müsaade edene bir şey yapmıyorsunuz. Bu doğru değil. Hangi partide olursa olsun FETÖ’nün siyasi ayağına da operasyon yapılması gerektiğini ifade ediyorum.