Soğuk Savaş ertesinde karşısında tehdit olarak değerlendirebileceği büyük bir yapıyı kaybeden NATO başlangıçta ciddi bir boşluğa düşmüştür. Tehdidin ortadan kalkmasıyla birlikte özellikle Avrupa’da NATO gibi askeri bir örgüte artık ihtiyaç kalıp kalmadığı gündeme gelmiş ve lehinde ve aleyhinde ciddi değerlendirmeler yapılmıştır. NATO gerekçesi veya amacı ne olursa olsun ABD’nin Avrupa kıtasında varlığını sürdürdüğü, müşterek kararlar alarak ittifaka üye Avrupa ülkelerini yönlendirebildiği tek ve oldukça etkili bir platformdur. ABD bu örgütü kaybetmeyi hiçbir şekilde göze alamaz. Eğer böyle bir durum gerçekleşir ise, karşısına bu defa AB örgütü altında teşkilatlanmış yeni bir güç odağı çıkar. Rusya ve Çin ikilisinin son zamanlarda ki ABD karşıtı dış politikaları göz önüne alınırsa; Avrupa kıtasını AB örgütü olarak üçüncü bir güç odağı olarak görmek herhalde ABD’nin hiç arzu etmediği bir olgu olacaktır.

 

ABD NATO’nun idamesini her türlü hal ve şartta sürdürmek zarureti içindedir. Bu bağlamda hazırlanan NATO yeni “stratejik konsepti” yeni tehdit değerlendirmeleri ortaya koyarak, NATO için “Active angagement, modern defence-aktif angajman, modern savunma” mottosuyla; kolektif savunma, Kriz yönetimi ve müşterek güvenlik başlıklarıyla yerine getirilmesi gereken üç önemli görev ortaya koymuştur. İttifak buna göre birlik ve beraberlik içinde, “açık kapı” prensibi ile demokratik Avrupa ülkelerini teşkilata dahil etmek suretiyle daha da genişleyip, büyüyerek alan dışında güvenliğini tehdit edeceği değerlendirilen veya tehdit eden olaylara müdahale edebilecektir. NATO’nun bu görevleri icra edebilmesi için devamlı bir reform, modernizasyon ve transformasyon sürecini sürdürmesi gerektiği stratejik konsepte ifade edilmektedir (Strategic Concept, 2010).

 

Kolektif savunma konusunda ittifak, konvansiyonel ve nükleer kuvvetlerin uygun bir şekilde müşterek kullanılmasıyla ittifak topraklarının savunulmasını esas almaktadır. Bu kapsamda füze savunma sisteminin geliştirilmesi gündeme gelmiştir. Buna karşın bazi ittifak üyeleri Avrupa’da bulunan taktik nükleer silahların halen envanterde tutulmasını sorgularken, bazı üyelerde alan dışında NATO kuvvetlerinin kullanılması ve füze savunma sistemlerinin NATO topraklarını savunma ile ilişkisini sorgulama yoluna gitmişlerdir.

 

Kriz yönetimi açısından olaya bakıldığında, Afganistan, Balkanlar ve Libya’da gerçekleştirilen harekatlarla NATO’nun aynı anda birden fazla bölgede krizlere müdahale yeteneği ortaya konulmuştur.

Ancak, bunlar aynı zamanda NATO’nun askeri alanda belirli yetersizliklerini de tecrübe ettiği ve gördüğü imkanlar yaratmıştır. Afganistan’da ki askeri harekâttan süratle çekilme talepleri ile Libya’da en fazla 14 üye ülkenin harekatta yer alması gözlemciler tarafından ittifakın dayanışmasında çatlaklar belirdiği ve özellikle alan dışı Afganistan ölçekli kullanımlarda bu sorunun ortaya çıkacağı şeklinde yorumlara neden olmuştur.

 

Müşterek güvenlik açısından ise, NATO üye olmayan ülke ve çok taraflı örgütlerle işbirliğine girerek güçlü bir bölge politikası ve askeri işbirliği imkanları aramaktadır. Bu maksatla mümkün olduğu kadar çok ülkenin itiifakla işbirliği içinde harekata katılmasından yanadır. Görüldüğü kadarıyla ittifakın kilit aktör Rusya ile olan ilişkileri arzu edildiği seviyede seyretmemektedir.

 

Küresel ekonomik kriz ve özellikle Avrupa’da hüküm süren üye ülkeler arasındaki ekonomik çöküş ve sıkıntılar ittifakın mali ve buna bağlı askeri dayanışmasında zorluklara neden olmaktadır. İttifakın Avrupa üyesi ülkeleri özellikle savunma bütçelerinde uzun vadeli kısıntılar yaparak, bütün harcamalarında kısıntıya gitme yolunu seçmiştir. Bu nedenle, Avrupalı üyelerin mali hususlarda isteksiz davranmasının NATO’nun stratejik konsept gereği hedeflediği kuvvet yapısına ulaşmada yetersiz kalacağı ve ittifakın müşterek güvenlik yeteneğini zayıflatacağı endişesi ortaya çıkmıştır. Bu durumda ABD’nin yükün paylaşılmasında harcamaların üçte ikisini yüklenmesi durumunun kabul edilemez olduğu ileri sürülmektedir.

 

Peki bu devamlılık gerektiren süreç nasıl gerçekleştirilecektir. Bu husus soru işareti olarak durmakta ve meselenin temelini oluşturmaktadır. Önümüzde örnek olarak Libya harekatı durmaktadır. BM tarafından alınan 1973 sayılı kararın uygulanmasında görev üslenen 28 üyeli NATO teşkilatından Unified Protector harekâtına 14 ülke fiilen katılmıştır. Avrupa’da ekonomisi en iyi durumda olan Almanya bu görevin icrasında çekimser kalmıştır. Bu demektir ki, NATO müşterek güvenlik konusunda bütün üyeleri ile birlikte bir yumruk halinde hareket etme yeteneğinde belirli bir zafiyet oluşmuştur. Diğer taraftan harekata katılan İngiltere ve Fransa ile diğer NATO üyesi ülkelerin yapılan harekatın mali yükünü paylaşımı hiç adil olmayan bir şekle bürünmüştür.

 

Bu konuda görevinden ayrılmakta olan ABD savunma Bakanı Robert Gates’in veda konuşmasında yaptığı uyarılar son derece yerindedir (Birnbaum, 2011). Gates, mali yükün %75 üzerinde bir oranla ABD tarafından yüklenildiği, diğer ülkelerin ekonomik krizi bahane ederek ellerini taşın altına koymaktan imtina ettikleri gerçeğini dile getirmiştir (As Delivered by Secretary of Defense Robert M. Gates, Brussels, Belgium, Friday, June 10, 2011, 2010).

 

Burada iki konunun üzerinde önemle durulması gerekmektedir. Birincisi; yeni stratejik konsepte rağmen Avrupa’nın ve ittifakın önemli üyesi olan ülkelerin NATO müşterek güvenlik kapsamına giren konudaki tavrını onaylamadığı veya aynı fikirde olmadığı savından hareketle müşterek hareket etmekten kaçındığı gerçeği. Diğeri ise; NATO’nun mali yükünün paylaşılmasında üye ülkelerin isteksiz davrandığıdır. Bu iki husustaki davranış şekilleri Libya harekatında açık ve net bir şekilde görülmüştür. Bu konular Afganistan gerçeğinde de hissedilmiştir. Afganistan’ın yeniden yapılandırılmasında ciddi parasal gereksinime ve yardıma ihtiyaç vardır. Avrupa kriz nedeniyle parmağını oynatmak istememektedir. Yükün tamamını çekmek ABD için kaldıramayacağı kadar ağır bir maliyet getirmektedir. Bu nedenle yükün belli bir oranda paylaşımı şarttır. Bunun için bir yol haritası ortaya konulması gerekmektedir.

 

İşte Şikago Zirvesini zorlayan bu nedenlerdir. Şikago zirvesinin temelinde yatan konuların Robert Gates’in konuşmasında yer alan alt başlıklar olduğu görülmektedir. Gates konuşmasının sonunda gelecekte savunma bütçelerinin korunmasında gerekli tedbirlerin alınması, sahip olunan kaynakların uygun bir şekilde koordinasyonu ve tahsisinin gerektiği ve ittifak üyelerinin birbirlerine ve ittifaka karşı taahhütleri konusunda ciddi çaba sarf edilmesi gerektiğini işaret etmektedir.

 

20-21 Mayıs’ta ilk defa Washington dışında başka bir şehirde, Şikago’da yapılacak bu zirvede üç ana konunun gündemi işgal edeceği üzerinde mutabakat sağlanmıştır (Belkin, 2012).

 

2014 sonuna kadar Afganistan’da son verilecek askeri harekat sonrasındaki aşamada güvenlik sorumluluğunun Afgan güçlerine devrinin gerçekleştirilmesinde NATO taahhütlerinin uzun vadede yerine getirilmesinin nasıl olabileceği,NATO’nun savunma ve güvenlik hedeflerini karşılamak için gerekli yeteneğin geliştirilmesi ve idamesi için “akıllı savunma” konsepti çerçevesinde neler yapılabileceği, NATO üyesi olmayan ülkelerle ortaklığın geliştirilmesi konularıdır.

 

Afganistan’da Geçiş Süreci

 

Şikago zirvesinde özellikle sorumluluğun tamamen Afgan güçlerine devredilmesi için bir planlama yapılması ve bundan sonra NATO’nun rolünün ne olacağının tanımlanması yapılacaktır. Bu suretle NATO tarihindeki en şumullü ve en uzun süren askeri harekatı sona erecektir. Bu maksatla halen Afganistan’da görev alan Pakistan dahil NATO dışı 22 ülke zirveye katılacaktır. NATO’nun 2013 yılında geçiş döneminin başlayacağı başlangıç tarihi belirlenecektir. NATO burada muharebe durumundan eğitim, danışmanlık ve yardım gibi destek görevlerini üstlenen bir konuma adapte olacaktır. Afgan Milli Güvenlik Kuvvetlerinin yapısı ve büyüklüğünün ne olacağı belirlenerek, gerekli finansman ve teknik desteğin sağlanabilmesi için bir fon oluşturulması gündeme gelebilecektir. Yapılan değerlendirmelere göre, Afgan kuvvetlerinin 2014 yılından sonra idamesi için yıllık bazda 4.1 milyar dolara ihtiyaç vardır. ABD bunun 1.3 milyar dolarının ittifak üyelerinden 500 milyon dolarının Afgan hükümetinden sağlayabileceğinin hesabını yapmaktadır (Belkin, 2012). 2014’ten sonra en az 10 yıl sürebileceği beklenen bu mali destek hakkında ittifak üyelerinin isteksizliği ve zirve öncesi kendilerini bağlayacak açıklamalar yapmaktan kaçındıkları gözlenmektedir. Doğal olarak, 2014 yılından sonra NATO-Afgan ilişkilerinin nasıl olacağı önemli bir madde olacaktır. 2014 sonrası ile ilgili ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya ikili anlaşmalar yaparak, gerekli desteği taahhüt etmişlerdir. Ancak, NATO’nun bu konuda belirli bir planı ortaya konulamamıştır. Zirvede bu konulara cevap aranmaya çalışılacaktır.

 

Akıllı Savunma Yeteneğine İşlerlik Kazandırılması

 

Avrupa’da hüküm sürmekte olan mali krizin önümüzdeki dönemde NATO’nun küresel güvenlikte etkin bir aktör olma rolünü oldukça sınırladığı söylenebilir.Halen ittifakın ABD hariç iki milyon askeri mevcut olup bunların %70’e yakını Afganistan örneğinde olduğu gibi yabancı bir ülke görevinde yer almamıştır. 2011 yılında ancak ittifak içinde üç ülke resmi savunma bütçesi olarak GSMH’nın %2’ni biraz geçmiştir (Yunanistan, İngiltere ve ABD). Bir çok ülke savunma bütçelerinde yaptığı kısıntılardan dolayı stratejik hava indirme ve deniz harekatı, istihbarat seyrüsefer ve keşif yetenekleri gibi kilit yeteneklerde zafiyete düşmüştür. Bu husus Libya harekatı sırasında açık bir şekilde görülmüştür.

 

Zirvede akıllı savunma konsepti altında ihtiyaç duyulan savunma yeteneğinin kazanılması ve idamesi için işbirliği, önceliklerin belirlenmesi ve ihtisaslaşma gibi  girdilerle NATO’nun dayanışmasının somut hale getirilmesi planlanmaktadır. NATO genelinde ihtiyaç duyulan 20’ye yakın projenin bu suretle hayata geçirilmesi düşünülmektedir. Bunlardan biri; 2012 Şubat ayında gündeme gelen İttifakın Kara Gözetleme Sistemlerine sahip olmasıdır. Bu konuda gerekli uzlaşma 13 ittifak üyesinin katılımıyla 5 yüksek irtifa Global Hawk stratejik keşif dronlarının 2015 yılına kadar bütün NATO sathında işlerliğinin sağlanmasıyla gerçekleştirilecektir. Bir diğeri de Türkiye kamuoyunu meşgul eden balistik füze savunma sisteminin tesisidir. Anılan proje kapsamında eldeki projeler gözden geçirilerek, ihtiyaç durumuna göre bir kısmı ertelenecek veya iptal edilerek onların finansman kaynağı diğer önemli projelere kaydırılabilecektir. Buna örnek olarak, Hollanda’nın tank projesinin iptali ve buna ait kaynağın füze savunması için fırkateynlere radar sistemi tesisine aktarımı verilebilir (Belkin, 2012).

 

NATO Genel Sekreteri Rasmussen bu inisiyatife paralel olarak “Bağlantılı Kuvvetler İnisiyatifi-Connected Forces Initiative” adıyla NATO personelinin beraber çalışma yeteneğinin arttırılması projesini gündeme getirmiştir. 28 üyeli ittifak içinde farklı teamül, kültür ve geleneğe sahip askerlerin bir arada uyum içinde çalışmasını sağlamak önemli bir işi başarmak anlamına gelecektir.

 

Bir diğer konu muhtemelen taktik nükleer silahların durumunun gündeme gelmesi olabilecektir. Avrupa’da Türkiye dahil beş ülkede bulunan Soğuk Savaş dönemine ait 150-200 arasındaki bu silahların akibeti belirlenecektir.

 

Zirvede NATO’nun güçlü görünümü ve dayanışmasının idamesi için maddi olanakları nasıl planlayarak yükün paylaşılacağı müzakere edilecektir.

 

NATO Ortaklığı

 

Önemli başlıklardan birisini teşkil etmektedir. ABD ve ittifak üyeleri bölgesel ve küresel güvenliğin sağlanması ve paylaşılmasında bölge ülkeleri ve uluslararası kuruluşlarla işbirliğinin önemini vurgulamaktadırlar. Afganistan ve Libya’da olduğu gibi NATO üyesi olmayan ülkelerle işbirliği önemli bir girdi sağlamaktadır.

 

Bütün bunların dışında Türkiye’yi direkt ilgilendiren en önemli ve başını ağrıtacağı konu; NATO-AB işbirliği ve ortak güvenlik sorunudur. NATO stratejik konseptinin 32’nci maddesinde AB’nin NATO’nun tek ve en önemli ortağı olduğu, iki kurumun ortak üyelere sahip olduğundan bahisle ortak amaca sahip olduğunu ifade etmektedir. Bu kapsamda NATO ile AB’nin her alanda işbirliği içinde olması gerektiği ve AB üyesi olmayan NATO üyesi ülkelerin (Türkiye, Norveç) buna katkısının önemli olduğu vurgulanmaktadır. Görüldüğü kadarı ile bundan sonra Türkiye’yi ilgilendiren kısmı başlamaktadır. AB-NATO ilişkilerinde AB’nin Norveç’e uygulamakta olduğu yaklaşımla Türkiye’ye uyguladığı arasında çifte standart bulunmaktadır. Norveç her türlü karar merciine katılırken, AB-NATO ilişkilerinde AB tek taraflı kararlar alarak Türkiye’yi üye olmadığı için devre dışı bırakmakta, ancak NATO’nun her türlü imkanlarından NATO üyesi olmayan Kıbrıs Rum Kesimi ve Malta dahil istifade etmeye çalışmaktadır. AB üyelik müzakerelerinde her durumda Türkiye’yi engelleyen Rum kesiminin üye olmaması nedeniyle NATO imkanlarından faydalanmasına ve karar oturumlarında yer almasına Türkiye haklı olarak karşı çıkmaktadır. Sonuçta, Türkiye vetosu nedeniyle AB-NATO işbirliği gerçekleşememektedir. Emekli Büyükelçi Onur Öymen’in ifadesine göre bir NATO belgesi “Bir ülkenin NATO üyeliği ile AB üyeliği arasında birliktelik-uyum olmalıdır” diğer bir değişle “bir ülke NATO üyesi ise AB üyesi olabilmelidir anlamına gelmektedir (Kuloğlu, 2009).” Türkiye Fransa ve Rum kesimi tarafından engellenince, doğal olarak NATO üyesi olmayan AB ülkelerinin NATO toplantılarına katılmasını ve imkanlardan istifadesine karşı çıkmaktadır. AB yetkililerinin NATO toplantısı olan Şikago Zirvesi’ne katılmasına itiraz bu çerçevede gündeme gelmekte ve Türkiye’nin haklı çıkışının AB medyasında abartılı yasıtılmaya çalışıldığı değerlendirilmektedir. Bunun da altında Türkiye kim oluyor da buna karşı çıkıyor tavrı vardır.

 

Türkiye Açısından Ne İfade Ediyor?

 

Afganistan konusunda Türkiye müdahildir ve görevini hakkıyla yapmaktadır. 2014’ten sonra da eğitim, danışmanlık vs. görevleri üstlenerek devam ettirecektir. Bu konuda bir sıkıntı olmayacağı söylenebilir.

 

Akıllı savunma konsepti konusunda Türkiye’nin büyük bir sıkıntı yaratacağı düşünülmemektedir. Ekonomisi Avrupa’nın birçok ülkesine göre daha istikrarlı olduğundan kendi payına düşeni bir Yunanistan ve diğer küçük ittifak üyelerinden daha rahat sağlayabilecektir. Balistik füze savunma sisteminin tesis projesinde yerini almış ve ayrıca kendi füze savunma sistemine sahip olma çabasını sürdürmektedir. Bu konuda sıkıntı diğer projelerle birlikte bütün NATO üyesi ülkelerin mali yükü paylaşarak sistemlerin gerçekleştirilmesi üzerindedir.

 

Açık kapı ve partnerlik konusunda Kıbrıs Rum Kesiminin NATO üyeliği gündeme geldiğinde Türkiye’nin mütekabiliyet nedeniyle veto edeceği düşünülmektedir. Bu durumda ise NATO-AB stratejik ortaklığı sıkıntıya girecektir. Kanaatimizce Türkiye’nin en fazla zorlanacağı konu AB-NATO ortaklığı ve işbirliğinin işlerliği üzerinde olacaktır. ABD NATO 1950’lerden beri başarılı bir şekilde işlevini sürdürürken AB’nin kendi silahlı gücünü oluşturmasına karşıdır. Bu nedenle NATO imkanlarının AB tarafından kullanılmasında israrcıdır. Bu konuda Türkiye’ye gerekli baskının hem ABD ve hemde AB tarafından yapılacağını belirmek için kahin olmaya gerek yoktur. Türkiye’ye sen AB üyesi değilsin bir tarafta dur ama; NATO içinde AB davranışlarına da karışma demek cüretinde rahatlıkla bulunacaklardır. Önümüzdeki iki günde dünya medyası muhtemelen bu krizden bahsederek Türkiye hakkında olumsuz beyanlarda bulunacaktır.

 

Görüldüğü kadarıyla Şikago Zirvesi aslında NATO’nun kendisini derleme ve toplama çabasını gündeme getireceği bir toplantıdır. Varlığını, dayanışmasını yeni tehdit ve amaçlara göre yönlendirmesinin yol haritasının çizileceği bir platform olarak görülmektedir.

 

Kaynakça

 

As Delivered by Secretary of Defense Robert M. Gates, Brussels, Belgium, Friday, June 10, 2011. (2010, June 10). May 18, 2012 tarihinde U.S. Department of Defense: http://www.defense.gov/speeches/speech.aspx?speechid=1581 adresinden alındı

(2010). Strategic Concept. Bruxelles: NATO.

Belkin, P. (2012). NATO’s Chicago Summit. Washington: Congressional Research Service, CRS Report for Congress.

Birnbaum, G. J. (2011, June 10). Gates rebukes European allies in farewell speech. May 18, 2012 tarihinde washingtonpost: http://www.washingtonpost.com/world/gates-rebukes-european-allies-in-farewell-speech/2011/06/10/AG9tKeOH_story.html adresinden alındı

Kuloğlu, A. (2009). 60. yılında NATO ve Türkiye. ORSAM -OJT-4 (s. 1-22). Ankara: ORSAM.