Kurtuluş Savaşı'nda kazanılan zafer sonrası Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre'nin Lozan şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Yugoslavya temsilcileri tarafından, Leman gölü kıyısındaki Beau-Rivage Palace'ta imzalandı. Türkiye’nin kurucu belgesi anlamına gelen ve tanındığı anlaşma olan Lozan Barış Anlaşması, Türkiye'ye birçok şey kazandırdı.

 

İmzalanmasından  94 sene sonra Lozan’a giden yolu, Lozan’daki kazanımları, Sevr ile farklarını ve Lozan’ın çokça gündeme gelen süresinin 100 yılda bitip bitmeyeceği tartışmasını Prof. Dr. Hale Şıvgın TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

“Türkiye’nin Resmen Tanınması Lozan Anlaşması’yla Gerçekleşmiştir”

 

Öncelikle Lozan Anlaşması, Türkiye’nin uluslararası alanda tanınmasının belgesidir. Uluslararası alanda tanınma diye bir olay vardır. Bir devlet kurarsınız ama bu devlet diğer devletler tarafından tanınmazsa, uluslararası ilişkilere giremez, hiçbir anlaşma yapamaz, spor müsabakalarına bile katılamaz. Yani o devletin; bağımsız, egemen bir devlet olarak tanınması lazımdır ki; uluslararası ilişkilere girebilsin. Lozan Anlaşması bunu sağlar çünkü Türkiye devleti zaten 23 Nisan 1920 de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla kurulmuştur. Ancak resmen tanınması Lozan Anlaşması’yla gerçekleşmiştir.

 

“Lozan Anlaşması’nın Süresi Yoktur”

 

Şimdi Lozan Anlaşması’nın 94. yılını kutluyoruz. 2023’te biliyorsunuz 100. yılı olacaktır, bunun için 6 yıl kalmıştır. Şimdi kamuoyunda o kadar çok spekülatif şeyler dolaşmaktadır ki; mesela Lozan Anlaşması’nın süresi 100 yılda bitecektir gibi… Böyle bir şey yoktur, bunlar tamamen uydurmadır. Lozan Anlaşması’nın süresi yoktur. Lozan Anlaşması yapılırken ne 100 yıl ne de başka bir süre belirtilmemiştir. Bununla ilgili ne bir belge ne de bir doküman vardır. Eğer bunu söyleyenler bir şey biliyorsa, bir belgeleri varsa ortaya koymaları gerekmektedir. Ben 30 yıldır bu işle uğraşan bir insanım. Aşağı yukarı bütün belgeleri gördüm ve hiç böyle bir gizli maddeye rastlamadım. Tarih belge demektir. Belgesini göstermediğiniz zaman, o iddia dedikodudan ibarettir. Eğer varsa belgesi göstersinler, biz de görmemiş olabiliriz hem biz de görürüz ve öğrenmiş oluruz. Şimdi böyle şeyler çok fazla dolaşıyor, ama bunlar Lozan Anlaşması’nın değerini hiçbir şekilde bunlar küçültmez. Lozan Anlaşması son derece önemlidir. Lozan’da öyle bir ortamda müzakere yapılmıştır ki, Atatürk şöyle demiştir Lozan Anlaşması için; “Bu anlaşma Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış, Sevr Anlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildiren bir belgedir”. Ayrıca “Lozan’da Batılı devletler bizimle 3-4 yıllık değil, asırlık hesapları gördüler” diye eklemiştir. “Lozan bir muahededen çok bir hesaplaşmadır” da der. Yani Doğu ile Batı’nın, Türkiye ile Batı’nın hesaplaşması, Osmanlı’dan gelen biriktirdikleri 100 – 150 yıllık meselelerin hesabının görüldüğü bir yerdir. Onun için son derece önemli bir anlaşmadır. Ondan dolayı bu kadar çekişmeli, Lozan müzakereleri bu kadar zor geçmiştir.

 

“Mudanya Mütarekesi ile Milli Mücadelenin Askeri Safhası Tamamlanmıştır”

 

Şimdi o günlere dönecek olursak… Lozan’a nasıl gelindi? 30 Ağustos 1922’de bilindiği üzere, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile milli mücadelenin askeri safhası başarı ile sona ermiştir. Türk ordusu büyük bir zafer elde etmiştir. “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” komutuyla birlikte Uşak, Eskişehir, Bursa, 9 Eylül’de İzmir kurtarılmış ve Türk ordusu; Çanakkale yönünden İstanbul’a doğru ilerlemeye devam etmiştir. İşte bu sırada İngilizler büyük bir telaşa kapılmışlar ve Mustafa Kemal’e haber göndererek Türk ordusunun durdurulmasını, tarafsız bölgeye girmemesini, bir mütareke yapılmasını talep etmişlerdir. Mustafa Kemal ve arkadaşları bunu düşünmüş, tartışmış ve bir şartla bunu kabul etmişlerdir. Doğu Trakya’nın boşaltılması şartını öne sürmüşlerdir. Doğu Trakya tamamen Yunanlardan boşaltılırsa müzakereler yapılır demişlerdir. İşte bu şartın kabulü ile Mudanya Mütarekesi dediğimiz mütareke 11 Ekim 1922’de yapılmıştır. Mudanya Mütarekesi önemlidir çünkü milli mücadelenin askeri safhası burada tamamlanmıştır. Yani diplomatik safhası başlamıştır. Bu mütarekeden sonra Doğu Trakya savaşsız olarak ve diplomasi yoluyla Yunanlardan kurtarılıp Türklere geçmiştir. Bundan sonra artık kalıcı barış yapmanın zamanı gelmiştir. Batılı devletler de artık Türkiye ile bir barış anlaşması yapmak istemektedir. Daha öncesinde 1. Dünya Savaşı’nın yenilen devletleri; Almanya’ya, Avusturya’ya, Bulgaristan’a barış anlaşmaları imzalatılmış Osmanlı’ya da Sevr Anlaşması imzalatmışlar ama bu geçersiz olmuştur, kabul edilmemiştir. Hatta ondan sonra Milli Mücadele başlamış ve zafer kazanılmıştır. Bu zaferden sonra tekrar barış gündeme gelmiştir.

 

“İngilizlerin Oyunu…”

 

Bu barış anlaşması için İngilizler şöyle bir oyun oynamışlardır: Bu barış konferansına hem Osmanlı Hükümetini hem Ankara Hükümetini davet etmişlerdir. İki tarafı karşı karşıya getirmeyi planlamışlardır. Son Osmanlı Hükümeti’nin başında sadrazam Tevfik Paşa vardır. Tabi ki Mustafa Kemal bu tuzağa düşmemiştir. Üstelik Tevfik Paşa da aslında konferansa gitmek istemektedir. Mustafa Kemal’e haber göndermiş ‘artık savaş bitti, barış anlaşması için birlikte hareket edelim, birlikte Lozan’a gidelim’ demiştir. Fakat Mustafa Kemal bunu kesin bir dille reddetmiştir. “Türk milleti adına söz söylemeye artık tamamen yetkili olan kurum Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir, onun dışında hiçbir otoriteyi kabul etmiyoruz” demiştir. Bu sefer içerde başka bir olayı tetiklemiş, birlikte davet edilme konusu, saltanatın kaldırılmasını gündeme getirmiştir. Artık mevcutta tüm kurum ve kurullarıyla işleyen TBMM Hükümeti vardır. Savaşı TBMM idare etmiş ve başarıya, zafere TBMM ulaştırmıştır. İstanbul Hükümeti buna engel olmaya çalışmış bir takım engeller çıkarmış zaman zaman İngilizlerin baskısıyla milliyetçilere karşı birtakım olumsuz şeyler de yapmıştır. Bu durumda tabi artık birlikte hareket etmek çok zordu. Bunun üzerine 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmıştır. Saltanat kaldırıldıktan sonra Lozan Barış Konferansı’na TBMM Hükümetinin katılacağı kesinleşmiştir. Bu ihtilaf yok olduktan sonra Ankara’da, TBMM Hükümetinin Lozan’a gidecek temsilciyi seçme durumu vardır. Kimin gönderileceği konusunda bir arayış vardır. O sıra Başbakan Rauf Bey’dir. Rauf Orbay, kendisi Lozan’a gitmek istemiş; fakat yanında da askeri konularda tecrübesinden istifade etmek üzere diye İsmet İnönü’yü götürmek istemiştir. Mustafa Kemal’de “Eğer İsmet İnönü’den istifade edilmek isteniyorsa; o ancak başkan olduğu takdirde ondan azami derecede istifade edilebilir. O askeri konuları çok iyi bildiği için, askeri başarıyı siyasi alandaki başarıya dönüştürebilir” diyerek bu düşünceyle İsmet Paşa’yı Lozan heyetine başkan olarak seçmişlerdir. O sırada İsmet Paşa Garb Cephesi Komutanı ve aynı zamanda Edirne Milletvekilidir. Fakat Lozan’a hep Dışişleri Bakanları düzeyinde temsilciler gittiği için diğer ülkelerden, İsmet Paşa’yı da o düzeye getirmek gerektiğinden Yusuf Kemal Tengirşenk’i (dönemin Dışişleri Bakanı) istifa ettirmişlerdir. Önce İsmet İnönü Dışişleri Bakanı, sonra da Lozan Heyetinin başkanı olarak tayin edilmiştir. Yanında Rıza Nur ve Hasan Bey; 3’lü bir heyet olarak tabi yanlarında pek çok müşavirler danışmanlar ile Kasım 1922’de 40 kişilik bir heyet Lozan’a hareket etmişlerdir.

 

“İsmet İnönü’ye Verilen Talimatlar”

 

Lozan’da Türk Heyeti’ni çok müthiş çok çekişmeli ve zorlu bir süreç beklemektedir. Giderken tabi heyet, TBMM Hükümeti’nden birtakım talimatlar almıştır. Burada kendisine verilen talimat özetle şöyledir; “Bir Ermeni yurduna asla müsaade edilmeyecek, Doğu’da Kürtlere bir Kürdistan özerk bölge vermek istiyorlardı, buna kesinlikle müsaade edilmeyecek. Suriye sınırının mümkün olduğu kadar derine çekilmesine gayret edilecek. Irak sınırı,  Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi içine alacak şekilde olacak. Türkiye’ye yakın olan Ege Adaları konusunda yapılabilirse bunların alınmasına çalışılacak. Kapitülasyonlar konusunda kesinlikle taviz verilmeyecek.” İsmet İnönü oraya bu şekilde bir talimatla gitmiştir. Oraya gittikten sonra Mustafa Kemal ile tabi ki sürekli irtibat halindelerdir, telgrafla haberleşmektedirler. Yine, meclis başkanıyla sürekli telgrafla irtibat kurmaktadırlar. Atatürk bütün gelişmeleri anında takip etmektedir. Burada çok çetin müzakereler geçmiştir. İtilaf devletleri, özellikle de İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon Türkleri her fırsatta ezmek istemiştir. Her fırsatta onlar ile ilgili olumsuz şeyler ortaya çıkarmıştır. Her konuda, özellikle Musul konusunda, kapitülasyonlar konusunda, borçlar konusunda çok zorlamışıtr. İsmet İnönü orada o kadar müthiş bir mücadele veriyor ki oradaki diplomatlardan Amerikalı bir diplomat; “İsmet paşayı gördüm diyor gözlerinin altında halkalar oluşmuş saçları beyazlamış 10 yıl yaşlanmıştı” demiştir. Çünkü bütün oklar ismet İnönü’ye gelmiştir. Meclisten de şu konuda neden şöyle yaptın, neden yapmadın denmiştir. Adalar konusunda, Musul konusunda…” İsmet İnönü’nün muhatapları o kadar güçlü ki yedi düvele karşı müthiş bir mücadele verilmiştir orada. Yapılabileceğinin en iyisini yapmış ve gerçekten olağan üstü bir direnç, bir sabır göstermiştir. Bunda belki asker olmasının da katkısı vardır. Aslında İsmet İnönü neden bir diplomat gönderilmedi de bir asker gönderildi diye eleştirilmiştir. Onun asker olması bazı yerlerde avantaj da olmuştur; söylediğim gibi sabır göstermesi, bu kadar güçlüklere katlanabilmesi ve belki de bir diplomat olsa bu zorluklara katlanamayabilirdi. Lozan müzakereleri o kadar şiddetli geçmiştir ki, bir yerde taraflar anlamamıştır.

 

“İkinci Safhada Türklerin Kararlı Tutumunu Görünce Bazı Konular Üzerinde Fazla Israr Etmemişlerdir”

 

Özellikle kapitülasyonlar, Musul gibi konularda bir anlaşma sağlanamayınca Lozan görüşmeleri 4 Şubat 1923’te kesintiye uğramış ve taraflar ülkelerine dönmüşlerdir. İki buçuk aylık bir kesinti olmuştur. Ondan sonra ancak her iki taraf da barış yapmak istemektedir. Türkiye’nin tanınması lazımdır çünkü önce bir barış yapıp dışarıda tanınmasını sağladıktan sonra içeride yapmayı planladığı bir takım reformlar bulunmaktadır. İngilizler de barış yapmak istemişlerdir. Onların da artık savaşacak şeyleri yoktur ve artık Türkiye’nin kararlı tutumunu geri adım atmayacağını görünce barış yapmak istemişlerdir. Barış konferansı iki buçuk aylık aradan sonra 23 Nisan 1923’te tekrar toplanmıştır. İtilaf Devletleri ikinci safhasında biraz daha yumuşamıştır. Türklerin kararlı tutumunu görünce bazı konular üzerinde artık çok fazla ısrar etmemişlerdir. Mesela kapitülasyonlar kaldırılmıştır.

 

Kapitülasyonların Kaldırılması Hakikaten Devrim Niteliğinde Büyük Bir Olaydır

 

Kapitülasyonlar öyle bir beladır ki bunlar yüzünden hiçbir konuda kendi devletinizin içine sahip değilsinizdir. Osmanlı’nın son 100 yılı içerisinde her konuda; adli, ticari, ekonomik kapitülasyonlar vardır. Osmanlı sanayii kurulamamış, ticareti gelişememiş, tüm ticaret yabancıların elindedir. Bu kapitülasyonlardan kurtulmak için çok uğraş vermiş Osmanlı Devleti ama muvaffak olamamıştır. Kırım Savaşı sırasında Paris Barış Anlaşması ile bu kapitülasyonlardan kurtulmak istemiş ama Batılı devletler buna tamamen karşı çıkmışlardır. Daha sonra bir kaç kez daha teşebbüste bulunulmuştur, hatta Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’na girince kapitülasyonları kaldırdığını ilan etmiştir ama buna başta Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Almanya bile itiraz etmiştir. Osmanlı devletini sömürmeye, Osmanlı devletlinden her türlü tavizi almaya o kadar alışmışlar ki buna müsaade etmemişlerdir. Bunu şunun için özellikle vurguluyorum. Kapitülasyonların kaldırılması son derece önemlidir. Eğer gerçekten bağımsız bir devlet kuracaksanız önce kendi içinizde sözünüzün geçmesi kendi evinizin içerisini düzenlemeniz lazımdır. Ekonomi, adalet, ticaret konularında tam yetkili olmanız gerekmektedir. Osmanlı Devleti artık kendi bütçesini kendisi yapamamaktaydı. Osmanlı Devleti borçlarını ödeyemediği için Batılıların alacaklarını temin etmesi adına Duyun-u Umumiye diye bir kuruluş oluşturulmuştu. Kapitülasyonların kaldırılması hakikaten devrim niteliğinde büyük bir olaydır. Lozan’ın başlı başına bir zafer olmasını gerektirecek bir sebeptir, kapitülasyonların kaldırılmış olması.

 

“Lozan’da Misak-I Milli Hedeflerine Büyük Ölçüde Ulaşıldı”

Lozan’da başka neler başarıldı? Lozan’da Misak-ı Milli hedeflerine büyük ölçüde ulaşılmıştır. Musul gibi bazı noktalarda taviz verilmek zorunda kalınmıştır. Musul meselesi İngiltere ile Türkiye arasında ikili görüşmeler ile halledilmek üzere Lozan’dan sonraya bırakılmıştır. Doğu Trakya zaten Mudanya ile ele geçirilmişti. Suriye sınırı aşağı yukarı bugünkü sınırlarımızdır. Bir tek Hatay dışarıda kalmış, Hatay da 1939 yılında tekrar anavatana katılarak halledilmiştir. İstanbul ve Boğazların askerden boşaltılması kabul edilmiştir, sadece Boğazların iki yakasında askersiz bir bölge oluşturulacaktır. Boğazların kontrolü de uluslararası bir komisyon tarafından kontrol edilecektir. Bu da 1936 yılında Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile düzeltilmiş; Boğazlar tamamen Türk egemenliğine verildi. Montrö ile bu hedef de gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla Misak-ı Milli aşağı yukarı gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla Lozan’ı küçümsemeye hiç gerek yoktur. Lozan gerçekten önemli bir belgedir. Bir başarıdır. Türkiye eşit şartlarda masaya oturup, İtilaf devletleriyle eşit şartlarda bir anlaşma imzalanmıştır. Lozan’ın kıymetini anlamak için Sevr ile karşılaştırmak lazım. Osmanlı Devleti’nin imzaladığı Sevr Anlaşması ne idi, Lozan ne idi? Atatürk’ün Nutuk’ta Sevr ile Lozan’ı karşılaştırdığı bir bölüm vardır. Orada diyor ki; Sevr’de Giresun’un doğusundan başlayarak Van gölünün güneyinden geçen bir hattın da kuzeyinde kalan kısımda bir Ermeni yurdu kurulacak. Lozan’da bu söz konusu bile olmamıştır. Ayrıca Sevr’de özerk bir Kürt bölgesi kurulmaktaydı. Kurulacak olan Ermeni devletinin güneyinde Güneydoğu Anadolu ve Suriye’den bir bölüm alınarak özerk Kürt bölgesi oluşturulmaktaydı. Bu özerk bölge de ileride bağımsızlığını alabilir şartıyla verilmekteydi. İşte bu da Lozan’da tamamen kaldırılmıştır. Lozan’da Kürt devletinin sözünü bile ettirmedik demiştir Atatürk. Kapitülasyonlar Sevr’de daha da genişletilerek devam etmekteydi. Lozan’da kapitülasyonların sözü bile edilmemiş, tamamen kaldırılıyor. Büyük tartışmalar sonucunda kapitülasyonlardan kurtulunmuştur. Daha pek çok şey; Osmanlı borçları halledilmiştir. Osmanlı’dan kalan borçlar kabul edilmiş ancak Osmanlı’dan ayrılan devletlerin hepsi paylarına düşen kısmı kendisi ödemiştir. Türkiye de sonuna kadar kendisine düşen borcu ödemiştir. Lozan bu şekilde Türkiye devletinin hem kurucu belgesi, hem tanınmasını sağlayan önemli bir belge olarak tarihe geçmiştir. Bunun için Lozan’ı yapanları minnet ve şükran ile anıyoruz.