Birlik ve beraberlik içinde olan ülkeler geçmişlerini iyi bilenlerdir. Ülkelerin gelecekleri geçmişlerinin üzerine inşa edilir ve bu yapılırken de geçmişin hatalarının tekrar edilmesinden kaçınılır. Tıpkı, Hakkari üçgeninde dünün tozlu raflardan indirilmiş bugünkü PKK cüretinin karşısında tekrar ettiğimiz hatalar gibi!

 

Şeyh Ubeydullah İsyanı’ndan hemen önce…

 

İlerici Ermeni Topluluğu, Ermeni ve Kürt ilişkilerinin gelişmesi için şunları öneriyordu: Saraya (Osmanlı) karşı Ermeni-Kürt kardeş birliğini oluşturmak ve Kürtleri asimile etmeye çalışma uğraşlarının önüne geçmek. Ermenilerle Kürtler arasındaki ortak eylemlerin sadece, üstten hazırlanırsa mümkün olabileceği öngörülüyordu. Ünlü Ermeni fokloristi Servancıyan Joratunkyan’a göndermiş olduğu mektuplardan birinde, Kürtler üzerine inceleme yapılması gerektiğini belirterek, şunları yazıyor; “Ermeniler için en önemli sorunun Kürtleri tanımak ve onlarla ittifak kurma yollarını bulmak olduğu görüşündeyim.” (1)

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun doğusunda yaşayan diğer milliyetler de Türk egemenliğine karşı mücadeleye hazırlanıyorlardı. Çölemerg mıntıkasında Asuri hareketin lideri olan Mar-Şimun, Asurilerin mazlum Kürt halkına karşı girişebilecekleri herhangi bir eylemi katiyen yasaklamıştı. (2)

 

İsyan başlıyor… Ülke namusunun banker parasıyla veya bugün itibariyle yabancı eliyle kurtarılamayacağını bilmeyenlerin ataları…

 

Bu nedenle, Kürt hareketi başlar başlamaz, Saray, ordusunu tam savaş hazırlığında tutmaya başlamıştır. 4. Kolordu Kurmaylığı ağustos ayı başında, derhal redifin seferber edilmesi emrini veren bir telgraf almıştı. İstanbul’un büyük bankerlerinden Zarif, Foster ve diğerlerinden Erzurum, Van, Sivas, Kastamonu ve Trabzon’daki askeri harcamalar için 50 bin liradan fazla alınmıştı. (3)

 

Kürt Zilfo, Afyon kaçırmaktan sanık olarak yakalanmıştı. Van iline bağlı Başkale ilçesinin güne sırt çevirmiş dağlarında geceler boyu hemen hepinizin tatlı uykularınızdayken “Ölüm korkusu”nu yaşamış olan Kürt Zilfo, Türkçeyi bilseydi kimbilir jandarmadan yana nasıl yakınacaktı… Ürkek ürkek ali silahlı jandarmaya bakıp yutkundu. Arabanın şoförü yardım etti. Kürt Zilfo ile konuştuk. Esmer, hatta kara dudaklarını açtıkça üzerinde toz kadar olsun benek bulunmayan bembeyaz dişleri görünüyordu.

 

“Zilfo” dedim, “niçin kaçakçılık yapıyorsun? Kendine başka geçim yolu bulsana!. Tarla ek. Ürün al. Namuslu yaşa…”

 

Şoförü dikkatle dinledi. Sonra upuzun kirpiklerini kırpıştırarak bana baktı.

 

“Çünine “ dedi. “Şolemin çünine”

 

Şoför tercüme etti: “İşim yok ne yapayım?”  (4)

 

Bir katır yükü afyon Van’dan İran hududuna götürmesi için Zilfo’ya 4000 lira ödemiş kaçakçılar… 4000 lira bu. 4000 kuruş değil!. Namuslu tarafından iki milletvekili maaşı!. Öte yandan “günlük ekmeğini” zor bulan Zilfo!.. (5)

 

“Elektrik?” diyeceksiniz. Var. Tabur, o medeniyeti Şemdinli’ye adeta hibe etmiş. Hava karadı mı, askerî garnizonun santralı telefona sarılıp, taburu buluyor ve emri iletiyor:

 

“Memet… Kumandan elektrikler yansın diyor.”

 

Bu emrin arkasından birkaç dakika geçiyor. “Mezar Gediği” tarafından tabur binalarının bulunduğu yerden “pat, pat pat pat!” sesleri geliyor. Bundan sonra da minicik ampullerin yer yer ışığını görüyoruz… (6)

 

Köylerin hepsinde muhtarlarla konuştum. Tek dertleri yoldan önce okul!.. İnsana tuhaf geliyor ama gerçek olan bu. Kimse gitmemiş ki, buralara kadar dertlerinin gerçek olanını bilsin. Hangi muhtarla konuştumsa:

 

“Okul bey, okul!.. Bunu istiyoruz!” dediler ve ilave ettiler:

 

“Öğretmenin maaşı ve yatacak yeri bizden!..” (7)

 

Taşların altında bir avuç insandık.

 

Elimiz kolumuz bağlıydı.

 

Çaresizdik.

 

Birbirimize bakıp kuvvet almaya çalışıyorduk.

 

Küçük radyomu çıkardım. Arap istasyonları yaygarayı bastılar. Ortalığı Arap müziği kaplamıştı. Spikerler:

 

“Kahire” diyordu.

 

“Beyrut” diyordu.

 

“Kıbrıs” diyordu. Ve taşların altındaki bir avuç insan boşuna:

 

“Ankara” diyen

 

“İstanbul” diyen spikerin sesini bekliyorduk!.. Türkiye’deydik. Türk radyosunu dinleyemiyorduk… (8)

 

Nehri’ye (Şemdinli/Bağlar) bir gün yabancı konuklar geldi. Kılıkları, kendi kılıklarına benzemiyordu. Ceket ve pantolon giymişlerdi. Kiminin kasketi, kiminin mantar şapkası vardı. Konak (kale) kapısının önünde atlarından indiler. Muhammed Sıddık, bu yabancıları getiren Metropolit’e “hoş geldin” dedi. Yeni konukların kimler olduğunu anlamakta da güçlük çekmedi. Bunlar zaman zaman Rumiy’de (Rızaiye, İran) gördüğü İngilizlere benziyordu. On iki kişiydiler.

 

İlk yorgunluk çayını içtikten sonra, Metropolit (Nesturi temel kilisesi dini lideri), Muhammed Sıddık’a “kendisiyle gizli görüşülecek işleri olduğunu” söyledi.

 

Odada Muhammed Sıddık, Metropolit ve oniki İngiliz kalmıştı. Metropolit, “Bu on iki siyasi hakimin kendisiyle görüşmek için İngiltere’den geldiğini” söyledi. Dün gece Derareş’te kendisine konuk olmuşlardı. İngiliz siyasi hakimlerinden (Entilejans Servis Memurlarından) biri Kürtçe biliyordu. Muhammed Sıddık ile uzun uzun konuştular. Razı olursa İngilizler kendisine bin altın aylık vermeyi önerdiler. Metropolit’e beş yüz altın, aşiret reislerine yüzer altın ve her aile reisine on altın aylık vereceklerdi. Gene herkes kendi işini yapacaktı, kazancı kendisinindi. Ama Osmanlı İmparatorluğu’na değil, İngilizlere tabi olmalarını istiyorlardı. (9)

 

Otuz yıl önce ikinci süt dişlerini çıkarmış olan yeşil kavuklu ihtiyar adam gülüyor. “Biz yola çıkmadan önce Muhammed Sıddık beni çağırdı.” diyor. “Bana dedi ki: Sınırı geçer geçmez bu on iki İngilizi öldüreceksiniz, üzerlerindeki kâğıtların hepsini yakacak, kendilerini gömüp geri geleceksiniz.” Biz de Gerkit Tayra’ya gelince üzerlerine saldırdık. Hançerle. Hepsini öldürdük. (10)

 

Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce Türkiye’deki nüfusları kırk bini buluyordu. Hakkâri’nin güneyinde toplu halde, Hoşab, Başkale, Yüksekova ve Şemdinli’de dağınık olarak oturuyorlardı.

 

(…………….)

 

Ama Mar Şimun (XIX), o zaman İran’da karargâh kurmuş olan Rus komutanının yanına giderek onunla görüştü. 10 Mayıs 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’na karşı isyan etti. İsyana katılanlar, Hakkâri’nin güneyinde toplu bulunan Nesturilerdi. (11)

 

Rusların hedefi Nesturiler değildi. Çar Nikola, Bağdat-Musul-Diyarbakır-Harput-Malatya hattını almak, İskenderun ve Mersin’e inerek Akdeniz’e çıkmak amacındaydı. (12)

 

İngilizler, Nesturileri, Irak’ın kuzey dağlık bölgesine yerleştirdiler (1918). Nesturilerden dört tabur kurdular. Irak’ta manda yönetimini kurarken, karşı direnmeleri, Nesturi taburlarının yardımı ile kanlı bir biçimde bastırdılar. Ayrıca Nesturilere Hakkâri’nin güneyinde (Şemdinli, Oramar, Çukurca ve Beytüşşebap) özerk bir Nesturi devleti kuracaklarına söz verdiler. (13)

 

“Bir sabahtı. O günlerde ilçe merkezi olan Biskan köyüne, bir İngiliz geldi. Barzan aşiret Reisi Şeyh Ahmet’in (Molla Mustafa Barzani’nin ağabeyi) adamlarından yüze yakın muhafızı vardı. İki bavul taşıyordu yanında. Kendisinin İngiliz hakimi olduğunu söylüyordu. Adını da hatırlıyorum: Micernivel.” (Major Nivel, yani Binbaşı Nivel olmalı.) (14)

“Katırla getirdiği bavullarından birini açtı. İçi sarı altın doluydu. Osmanlı altını idi. Bize döndü, “ Sizin zararının on beş bin altın eder” dedi. Biz, “Bu ne parası? dedik. “Herkes” dedi, “eskisi gibi köyünü onarsın, çift alsın, katır alsın. Bin size para getirdim.”

 

1917 Bolşevik devriminden sonra, İngilizler, Kuzey Irak ve Doğu Anadolu bölgeleri üzerindeki politikalarını yeniden değiştirmişlerdi. Mondros mütarekesinden sonra, mütarekeye karşın Musul’u işgali tepkiyle karşılanmıştı. Şimdi ise daha kuzeye doğru ilerliyordu. Ama top ve mavzer değil altın kullanarak. (15)

 

Nesturi’siyle, Asuri’siyle, Kürtçüsüyle bölge üzerinde çıkar hesapları yapan dış güçleriyle 150 yıldan beri sizce ne değişti? Şemdinli üzerindeki ısrar neden? PKK, Kürt halkının kurtuluş savaşçısı mı yoksa başkalarının taşeronu mu? Ne dersiniz?

 

Dipnotlar

 

(1) 1880 Şeyh Ubeydullah Nehri Kürt Ayaklanması Prof. Dr. Celîlê Celil Pêrî Yayınları S. 75

(2) a.g.e. S. 78

(3) a.g.e. S. 100

(4) Unuttuğumuz Doğu Necmi Onur Serhat Dağıtım Yayınları S. 20

(5) a.g.e. S. 21

(6) a.g.e. S. 53

(7) a.g.e. S. 57

(8) a.g.e. S 95

(9) Şemdinli Ropörtajı Muzaffer İlhan Erdost Onur Yayınları S. 34

(10) a.g.e. S. 36

(11) a.g.e. S. 39

(12) a.g.e. S. 40

(13) a.g.e. S. 41

(14) a.g.e. S. 43

(15) a.g.e. S. 43