2011 yılının son günlerinde ülkemiz gündemini en fazla işgal eden uluslararası ilişkiler fenomeni olarak Fransa parlamentosunda Türkiye karşıtı veya diğer bir değişle Türkiye’nin canını acıtmaya yönelik olarak alınan karar tarih sayfalarında özgürlükleri ile övünen Fransızlar için bir yüz karası olarak yerini alacaktır.

 

Aslında tasarının Ermenilerle alakalı olup olmaması hiç önemli değil kanımızca. Şu anda Fransa’nın elinde istismar edebileceği yegâne koz Ermeni meselesi olduğu için bunu kullanabilmektedir. Elinde daha etkin bir enstrüman olsaydı mutlaka onu da kullanmak için her türlü çabayı sarf ederdi diye değerlendirmekteyiz. Bu nedenle, Ermeni diasporasının elde edilen sonuca sevinmesinin yersiz olduğunu ve kullanıldıklarını düşünmeleri gerektiğini göz önüne sermek istiyorum. Bunun nedenlerini aşağıda irdeleyerek aslında konunun Sarkozi’nin oy meselesinden daha da öte bir hırs alma sendromundan kaynaklandığı yolunda ikna edici değerlendirmeler yapmak istiyorum.

 

Fransa’nın elindeki kozları ulusal çıkarları için nasıl kullandığına dair birçok örnek vardır. Bunlardan biri de güzel bir örnek olarak, benimde görevimden dolayı şahit olduğum yakın tarihimizdeki bir olaydır. 1996’larda Türkiye AB ile gümrük birliği anlaşması imzalama aşamasındayken, Fransa’nın o günkü Başbakanı Türkiye’ye bir günlük ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyarette Fransız başbakan o dönemin başbakanı Tansu Çiller’i, Milli Savunma Bakanı’nı ve Cumhurbaşkanı’nı arka, arkaya ve süratle ziyaret ederek, Fransa’nın Türkiye’yi gümrük birliği anlaşmasında desteklemesi karşılığında 30 adet Fransız Couger helikopteri alımının gerçekleştirilmesini dayatmış ve bunun kabul ettirmiştir. Bu suretle o zaman batmak üzere olan Fransız firmasının kurtarıldığı şayiaları yayılmıştı.

 

Ülkelerin kendi iradelerini başkalarına kabul ettirebilmek için ellerinde istismar edebilecekleri her türlü kozu hiç acımadan kullandıklarına tarihin birçok döneminde rastlamak mümkündür. Bunun en ileri ucu savaşmaya kadar gitmektedir. Ülkeler arasında ebedi dostlukların olmadığı, ancak ebedi menfaatlerin en geçerli ilişki nedeni olduğunu daima hatırda tutarak, 2008 yılından itibaren Fransa’nın ulusal çıkarları doğrultusunda hem Kuzey Afrika’da ve hem de Ortadoğu’da attığı her adımda bir adım ileride gördüğü Türkiye’yi sindirmek için bir şeyler yapması gerekiyordu. Ancak, Türkiye’yi sindirebilecek canını acıtabilecek herhangi bir koz Fransa’nın elinde mevcut değildi. Sarkozy içeride düşen kredisini dış siyasetteki girişimleri başarıya çevirmek suretiyle halkın gözünde yücelmek ve güçlenme stratejisini uygulamaya koymuştur. Bu Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da bir seri girişimlerde bulunarak, ABD’nin oynamaya çalıştığı benzer bir siyaseti izleyerek, arabulucu, yardımcı ve dost ülke imajını gerçekleştirme çabası içine girmiştir. Ancak, ne yazık ki Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Türkiye’de uygulamaya koyduğu proaktif bir dış politika ile onun ilişkilerini güçlendirmek istediği her ülkede karşısına daha fazla kabul gören ve Fransa’yı gölgede bırakan görünümüyle çıkmıştır. Doğal olarak Sarkozy bu duruma oldukça içerlemiştir. Arap Baharı öncesi Türkiye’nin her girişiminin arkasında Türkiye Batı ekseninden kayıyor mu yorumlarının yapıldığını unutmamak gerekmektedir. Kontrol edilemeyen ve Batı’nın önünde giden bir Türkiye.Sarkozy’nin acilen Türkiye’ye karşı tedbir alamsı ve onun bir şekilde canını acıtarak, geride durmasını sağlaması gerekmekteydi. Bununla beraber mevcut konjonktür pek buna müsait değildi.

 

Bunun yanı sıra, Türkiye’nin Fransa’nın karşısına Mısır’la olan ilişkilerde, İsrail Filistin sorununda Filistinlilerin güvenini kazanan taraf olarak, her şeyden önemlisi Ortadoğu’da her türlü soruna el atan ve uzlaşma sağlanması, barış ve istikrarın devamı için çaba sarf eden bir konumda çıkması özellikle Fransa’nın hiç istemediği bir yaklaşım tarzıdır. Çünkü onlara göre bölgede gerilimin olması ve sorunların devam etmesi, Avrupa ülkelerinin; İngiltere ve Fransa’nın Libya meselesinde olduğu gibi sorunlara müdahale bahanesiyle bölgeye girmesini ve hâkimiyet sağlamasına temel teşkil etmektedir. Türkiye bu şekilde ABD ve batıdan bağımsız uygulamış olduğu dış siyaset ile Fransa’nın bu niyetine ciddi bir engel getirmektedir.

 

2009 yılında Fransa’nın önünde Türkiye ile didişmeye girmesini engelleyecek iki önemli konu mevcuttu. Konulardan biri Türkiye-Ermenistan Protokolü, diğeri ise Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönme isteğiydi. 2010 yılında ise, Yeni NATO Konsepti’nin ve uzantısında füze savunma sistemi gibi bir yapının kabul edilmesinde Türkiye’nin hassas konumunun dikkate alınarak, yumuşak bir tavır uygulanması gerekmekteydi. Fransa’nın herhangi bir çıkışı Türkiye’nin tepkisine yol açacağı için ABD ve diğer NATO üyesi ülkeler tarafından Fransa karşıtlığını ortaya koyar ve Fransa bundan zararlı çıkardı.

Fransa Ermeni meselesi kozunu, 1 Eylül 2009’da imzalanan Ermenistan-Türkiye Protokolü nedeniyle de askıya alınmak zorunda kalmıştır. Çünkü protokol sonrası Fransa’nın Türkiye karşıtı herhangi bir girişimi protokolün işlerliğine hem zarar verir, hem de uluslar arası arenanın tepkisine neden olurdu. Protokolde öncü ülkelerden birisi olan Fransa’nın bu tür bir girişimi Türkiye için bir bahane olur ve Protokolün kadik olmasında Fransa gerekçe olarak gösterilebilirdi. Fransa’nın çok dikkatli olması gerekmekteydi. Bu nedenle Fransa bu kozu kullanmayı bu günlere kadar ertelemek zorunda kalmıştır.                                                                        

Diğer konu olan Fransa’nın NATO askeri kanadına dönme isteğinin NATO üyesi olan Türkiye ile didişmeye rağmen gerçekleşmesi mümkün değildi. NATO’da kararların oybirliği ile alınması nedeniyle, Türkiye’nin ret oyu vermesi karşısında bu isteğinin gerçekleşmesi oldukça sıkıntılı bir süreç içine girecekti. Bunun örneğini Yunanistan’ın NATO’ya geri dönüşü sırasında tecrübe ettikleri için, ince hesaplarla Türkiye’nin nabzını tutmak zorunda olduklarının farkındaydı Sarkozy. Talep eden durumunda olan bir Fransa’nın Türkiye’ye posta atarak, bir şey elde etmesinin mümkün olamayacağının bilincinde olan Sarkozy öfkesine rağmen sabretmek zorundaydı. Nitekim askeri kanatta yerini alır almaz kendisini ABD ile aynı potaya koyarak Libya meselesinde lider rolü üslenme tavrı içine girmesi bir şeyler yapmak için ne kadar aceleci olduğuna emsaldir.

 

Peki, şimdi ne oldu da Sarkozy Türkiye’ye karşı böyle bir davranış içine girmiştir. Bunun cevabını vermek için Fransa’nın 2008 yılından beri dış politikasında yapmaya çalıştığı atılımlara dikkatinizi çekmek istiyorum. Fransa kolonyal dönemin kapandığını ve artık eskisi gibi toprak işgalleri ile hükümranlık haklarını devam ettiremeyeceğinin farkında olarak, büyük devlet megalomanlığı ile Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da ABD’den bağımsız bir takım politikalar uygulayarak ABD gibi etkinlik ve nüfus sağlama stratejisini benimsemiştir. Bu girişimlerden en önemlisi Temmuz 2008’de Sarkozy tarafından kurulan “Akdeniz için Birlik” adı altında yapılanmadır.[1] Bu birlik, bütün AB üyeleriyle, Akdeniz'e kıyısı olan fakat AB üyesi olmayan birçok ülkeyi tek çatı altında birleştirmiştir. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy tarafından Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine alternatifi olarak önerildi. Mart 2008'de Türkiye, Avrupa Birliği'nden Türkiye'nin AB üyeliğe alternatif olarak sunulmayacağının güvencesini aldıktan sonra katılmaya karar verdi. Bu birlik sayesinde, AB ve özellikle Fransa kendi hegemonyası altına almak istediği Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini ABD'ye ya da başka güçlere kaptırmak istemediği yorumları yapılmaktadır.

 

Fransa’nın bu girişimlerini; Suriye ile iyi ilişkiler tesis etmek için yaptığı teşebbüslerde, İsrail ile olan ilişkilerinde, Mubarek dönemi Mısır ile ilişkilerde[2] ve son olarak Libya’ya Arap Baharı nedeniyle müdahalesinde görmekteyiz. Özellikle, Fransa Suriye ile ilişkilerini 2009 yılının Şubat ayında yaptığı ekonomik ve endüstriyel işbirliği anlaşması ile geliştirmeye çalışmıştır.[3] 2008 yılında ise İsrail ile ilişkilerinde yeni bir safha açarak, eskiden gergin olan Fransa İsrail ilişkilerine sıcak bir yaklaşım getirme çabası içine girmiştir. Bu suretle Sarkozy lider devlet kimliğiyle, Filistin sorununda ve Ortadoğu’nun yapılanmasında etkin rol oynayacaktı. Bunun yanı sıra, Suriye ile olan ilişkisini de kullanarak, İsrail ile ilişkileri bozulan Türkiye’nin yerini alarak, arabuluculuk rolünü üslenebilecekti. Suriye İsrail anlaşmazlığında 2008’de Gazze hadisesi ile kesilen Türkiye arabuluculuğu yerine kendisinin misyon yüklenmesine, Osmanlı Devleti parçalanırken kendisinin hâkimiyetine bırakılan Suriye tarafından tepki gösterilerek, Türkiye olamaz ise olmaz çıkışının Fransa’da bir şok etkisi yarattığı bir vakıadır.[4] Onlara göre, hala hasta adam Osmanlının güçsüz devamı olan Türkiye nasıl olur da Fransa karşısına çıkar ve onun Ortadoğu’ya yeniden nüfusuna engel olabilir di? Bu Fransa için kabul edilemez bir durumdur ama bunun açısını çıkartmak veya durumu lehine döndürebilmek için Türkiye’ye karşı kullanabileceği bir şey (koz) yoktur elinde. Çaresiz geri adım atmak ve beklemek zorunda kalır.

 

Fransa Türkiye’den son darbeyi Libya’ya müdahalesi sırasında yemiştir. Libya olaylarının çıkmasıyla birlikte, ABD’nin çekimser kalması üzerine Fransa liderliği ele alma fırsatını yakalamış ve Paris’te derhal bir konferans düzenlemiştir. 19 Mart 2011 tarihinde BM’nin 1973 sayılı kararının hemen ertesinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, ABD, AB üyeleri, Arap Birliği ve Ortadoğu’dan birçok Arap ülkesinin katıldığı toplantıya Türkiye çağrılmamıştır. Bunun üzerine Türkiye tepkisini ortaya koymuştur. Fransa BM 1973 sayılı kararının hemen ertesinde bağımsız olarak, Bingazi’yi kuşatmış olan Kaddafi güçlerine karşı hava harekatı icra etmiştir. Fransa’nın kendi başına ve kontrolsüz hareketi üzerine, 29 Mart 2011 tarihinde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Türkiye dahil, dünya liderlerini Londra’da buluşmaya çağırmıştır. Burada Harekatın NATO’ya devri konusu gündeme gelmiş ve Türkiye’de koalisyonda etkin olarak yerini almıştır. Libya’da ki vatandaşlarımızın tahliyesi ve sonrasında Libya Ulusal Geçiş Konseyi ile Türkiye’nin tesis ettiği iyi ilişkiler Fransa’nın kaldıramayacağı boyutlara ulaşmıştır.

 

1 Eylül 2011 tarihinde “Libya dostları” adı altında bir inisiyatifi Nicolas Sarkozy’nin Paris’te yine kendi başına toplaması üzerine, Türkiye ABD nezdinde itiraz ile bu inisiyatifin BM gözetiminde ve liderliğinde yapılması gerektiği konusunda itiraz etmiş ve bu platform daha sonra BM kapsamında sürdürülmüştür.[5] Sarkozy Türkiye’nin bu tavrından belli ki son derece rahatsız olmuştur. Son dönemde de Libya Ulusal Geçiş Konseyi’nin Libya silahlı kuvvetlerinin eğitim ve organizasyonu konusunda Türkiye’den destek alacaklarını açıklaması Sarkozy’nin hayallerinin yıkılmasına neden olduğu söylenebilir.[6] Nitekim Fransız Genelkurmayı Libya silahlı Kuvvetlerine destek için girişimde bulunmuştur.[7]

 

Sarkozy seçim öncesi uluslararasında yaptığı bir takım girişimleri seçimlerde başarıya dönüştürerek, yeniden seçilme yolunda uyguladığı stratejisindeki başarısızlığın faturasını Türkiye’ye çıkartmıştır. Seçilemeyeceğini anladığından giderayak, Türkiye’nin de canını acıtmak için elinden geleni ardına koymama çabası içindedir. Artık AB konusunda ki karşı çıkışların Türkiye açısından, Avrupa Birliği’nin düştüğü son durum nedeniyle, bir şey ifade etmeyeceği için elinde bulunan yegâne enstrüman Ermeni sorununu kullanarak onu Türkiye aleyhine istismar etmektir. Bu Sarkozy’nin hırs alma savaşıdır açıkçası.

 

[1]“ Sarkozy sounds out basis for Mediterranean Union”, 16.08.2007, http://www.euractiv.com/energy/sarkozy-sounds-basis-mediterranean-union/article-165541?Ref=RSS.

[2] Mübarek, Fransa'da, 21.07.2009, http://www.sutunhaber.com/75193_haber.html.

[3] Samir Awwad, “Syria and France sign two announcements on Economic and industrial cooperation”, 08.02.2009, http://sana.sy/eng/24/2009/02/08/211929.htm .

[4] “Esad, Sarkozy'i kabul etmedi”, 24.12.2009, http://www.2023haber.com/haber_detay.php?haberid=35749.

[5] Arzu Çakır Morin, “Türkiye’nin dediği oldu asıl zirveyi BM yapacak”, 02.09.2011,

 http://www.hurriyet.com.tr/planet/18630147.asp.

[6] “Türkiye, Libya ordusunu eğitecek”, 21.12.2011, http://www.gazete32.com.tr/dunya-gundemi/turkiye-libya-ordusunu-egitecek-h21348.html

[7] “Fransa Genelkurmayı işbirliği için Libya'da”, 05.12.2011, http://www.timeturk.com/tr/2011/12/05/fransa-genelkurmayi-isbirligi-icin-libya-da.html.