Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 14. Dönem Toplantısı Tacikistan’ın Duşanbe şehrinde gerçekleştirildi. On ülkenin devlet başkanının katıldığı zirvede özellikle Ukrayna ve Afganistan’daki olaylar irdelendi. Tüm üye ülkeler Ukrayna’daki meselenin Rusya ve Ukrayna arasında gerçekleştirilecek görüşmelerle çözülmesinden yana tavır koydu. Zirve kapsamında İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani Kazakistan ve Tacikistan’da üst düzey görüşmeler yaptı. Asayiş, terör ve uyuşturucu kaçakçılığının da gündemde olduğu zirvede dönem başkanlığı Rusya’ya devredildi. Bir sonraki toplantı Rusya’nın öncülüğünde 2015 yılında Başkurdistan’ın Ufa şehrinde yapılacak. Katılması muhtemel yeni üyelerin bu toplantıda dünyaya açıklanması bekleniyor.

 

Nasıl Bir Örgüt

 

ŞİÖ 1996 yılında bölgesel sınır ve güvenlik problemlerinin çözümüne katkı sağlamak amacıyla Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında kurulmuş ve Özbekistan’ın üyeliğe kabul edildiği 2001 tarihine kadar “Şanghay beşlisi” adıyla faaliyetlerini sürdürmüştür. Afganistan, Hindistan, İran, Moğolistan ve Pakistan gözlemci, Sri Lanka, Belarus ve Türkiye diyalog statüsüyle (karar verme mekanizmasının dışında) örgütün kapsamı içerisindedir. 2011 GSYİH rakamlarıyla dünya ekonomisinin ’sini teşkil eden ŞİÖ, Avrasya coğrafyasının da %75’ini temsil etmektedir. 2004 yılından bu yana BM nezdinde gözlemci olarak yer alan ŞİÖ içerisinde kurumsal olarak Konseyler, Sekretarya ve Özbekistan’daki Bölgesel Anti-Terör şubesi yer almaktadır. ŞİÖ Rusya ve Çin’in işbirliğini simgeleyen ve soğuk savaşın ardından tek kutuplu dünyaya “hayır” mesajı veren yegane kuruluş olma özelliği taşımaktadır. Çin ve Rusya 4300 km’lik sınır hattını bu birlikle problem alanından uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Her iki ülke de kendi coğrafyalarında ABD’nin etkili hamleler yapmasına, enerji kaynaklarını kontrol etmesine ve askeri olarak konuşlanmasına izin vermek istememektedir. Bu belirgin hedef ideolojik sebepler kadar, Hazar’a komşu ülkelerin enerji kaynaklarının ve mevcut nakil hatlarının kontrol altında tutulması gibi ekonomik ve rasyonel gerekçeleri de içermektedir. Üstelik ŞİÖ belli bir dönem Rusya’nın Çeçenistan ve Çin’in Doğu Türkistan meselesindeki “burası bizim coğrafyamız” yaklaşımının temel zemini olmuştur.

 

Türkiye’nin Durumu

 

Türkiye örgüte ilk olarak 2005 yılında katılmak istediğini beyan etmiş ve Çin’in bazı endişeleri sebebiyle kabul edilmemiştir. Örgütün iki başat üyesinden Çin, Türkiye’nin katılımını örgütün kuruluş amaçları ve bazı bölgesel gelişmeler açısından sakıncalı görmekte; Rusya ise ABD karşısında ŞİÖ’yü daha etkili kılmak için göreli olarak Türkiye’nin gözlemcilik statüsüne sıcak bakmaktadır. Hatırlanacak olursa Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakanlığı sırasında katıldığı Rusya gezisinde bir televizyon programında Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyeliğine ilişkin olarak “Putin’e ’zaman zaman bize takılıyorsun. AB’de ne işin var diyorsun. O zaman ben de şimdi size takılayım. Hadi gelin bizi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne dahil edin, biz de AB’yi gözden çıkaralım” dediğini kamuoyuna açıklamıştı. O dönem AKP Başkan Yardımcısı olan Mevlüt Çavuşoğlu da bu açıklamayı AB’ye gönderilen bir mesaj şeklinde değerlendirmişti.

 

Peki gerçekten bu mümkün mü?

 

Yani Türkiye ŞİÖ’ye kısa vadede katılabilir mi?

 

Bunun kısa bir süre içerisinde gerçekleşeceğini öngörmek mümkün değildir. Bir defa ŞİÖ üyesi bazı ülkelerin algısı bakımında Türkiye’nin kabul edilmesi NATO ve ABD’nin birlik içerisine konuşlandırması anlamına gelmektedir. Son olarak Çin ile yapılan füze görüşmelerinin ABD yönlendirmesiyle iptal edildiği iddiası son zirvede de tartışılan hususlar arasında yer almaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin AB’ye kabul edilmemesi kadar ŞİÖ içerisine kısa vadede giremeyecek olmasının da coğrafyadan ve tarihten kaynaklanan “kimlik” farklılıklarıyla açıklanabilmesi mümkündür. Türkiye bugün kimlik olarak hangi perspektiften bakmaktadır? Avrasyalı mı? Avrupalı mı? Yoksa Ortadoğu’nun mu odağındadır. Böyle bir ayrım ilk bakışta gereksiz ya da zorlama kabul edilse de söz konusu örgütlerin bu ayrışmayı keskin bir biçimde yaptığı göz ardı edilemez.

 

Diğer yandan, Türkiye’nin ŞİÖ nezdinde girişimlerde bulunması derin tarih ve kültür bağlarının olduğu Türk Dünyası alanı ile işbirliğini artırılabilmesi ve daha meşru bir zeminde faaliyet gösterilebilmesi açısından son derece önemli bir adım olacaktır. ŞİÖ üyeliği özellikle Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ı -ki Türkiye – Özbekistan ilişkilerinin dibe vurduğunu düşündüğümüzde- Türkiye’ye bir adım daha yaklaştırabilir. Türkiye’nin Avrasya coğrafyasındaki etkinliğini artırması uluslararası toplumda elini daha da kuvvetlendirebilir. Dünya ekonomisinin önemli ve etkili bir parçası olan ŞİÖ bölgesinde ekonomik işbirliğinin artırılması ve enerji kaynaklarının temini konusunda daha güvenilir partnerler kazanılması mümkün olabilir. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun göndermesinde olduğu gibi Türkiye açısından AB üyeliğinin vazgeçilmez olmadığı vurgusu üye devletlerin “ipe un seren” tavrını değişime uğratabilir.