Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ticaret Temsilciliği internet sitesinde yayınlanan basın açıklamasında Türkiye ve Hindistan’ın Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi’nden (GTS) çıkartılacağı ifade edildi. Söz konusu basın açıklamasında Hindistan’ın programdan çıkartılmasına ilişkin olarak 2018 yılı Nisan ayında başlatılan gözden geçirme süreci sonucunda bu ülkenin pazara giriş engelleri uyguladığının ve ABD’ye taahhüt ettiği eşit ve makul pazara giriş imkanı tanımadığının tespit edildiği gerekçe gösterildi. Türkiye için ise, ülkemizin 1975 yılında GTS programına dahil olduğu, geçen süre içinde Türkiye’nin kişi başına düşen milli gelir, azalan fakirlik ve ihracatta çeşitlenme gibi göstergelerinin incelendiğinde yeterince ekonomik kalkınma düzeyine ulaştığı ve bu çerçevede ABD pazarında tercihli pazara giriş koşullarına ihtiyacı olmadığı belirtildi. Türk – Amerikan ilişkilerinde ile Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemini alması ve Türkiye’ye F-35’lerin teslimatı ile ilgili başlıkları konunun gerginlik kaynağı olduğu gündemde ABD’nin bu girişimi dikkat çekti.

 

ABD’nin Türkiye hakkındaki GTS kararını ve S-400’lerin alınmasına ilişkin tavrını TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, Eurasia Diary’ye değerlendirdi.

 

“Putin Türkiye’yi Yanında Tutmak İstiyor”

 

Türkiye –ABD – Rusya üçgeninde yaşanan S–400 ve F-35 sistemlerine ilişkin konu son günlerde daha da hareketli bir hale gelmeye başladı. Türkiye’nin en önemli üyelerinden biri olduğu NATO’nun da konudan rahatsız olduğu uzun süredir bilinen bir durum olmakla birlikte artık bu durum iyiden iyiye gün yüzüne çıkıyor. Türkiye ile ABD arasında birçok alanda ciddi sorunların yaşandığı bir dönemden geçiyoruz ve ötesinde taraflar arasında ciddi bir güven sorununun olduğu net olarak görülüyor. Bütün bunlara bir de Trump’ın inişli çıkışlı açıklamaları da eklenince süreç taraflar açısından zorlaşıyor. Putin ise bunları görerek Türkiye’yi yanına çekmek istiyor ve NATO ile en köklü ilişkilere sahip olan Türkiye’yi kendi tarafında tutmak istiyor.

 

“S-400’lerin Teslimi Öncesi ABD’den F-35’lerden Daha Geniş Bir Alanı Kapsayan Yaptırım Gelebilir”

 

Son günlerde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in Türkiye ziyareti ile aynı zamana denk gelecek şekilde Trump, Türkiye’nin artık “gelişmekten olan” değil “gelişmiş” bir ülke olarak değerlendireceğini ve bunun bir sonucu olarak Hindistan ile birlikte Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi (GTS) Programı’ndan çıkarılması gerektiğini belirtti. Bu ilk başta kulağa Türkiye, bu program içerisinde ABD’ye 1.6 milyar dolarlık bir ihracat yapıyor ve karar yürürlüğe girdiği takdirde bu kapsamda ihraç edilen mallara vergi uygulanmaya başlayacak. Ticaret konusu, Trump tarafından dış politikada etkin bir silah olarak kullanılıyor ve benzer kararlar daha önce de alınmıştı. ABD, Pastör Brunson krizi yaşanırken Türkiye’ye yönelik olarak çelik ve alüminyumda vergileri iki katına çıkarmıştı. Şu anki kararı ekonomiyi derinden etkileyecek bir karar olmaktan ziyade ABD’nin önümüzdeki süreçte uygulayacağı yaptırımların bir ayak sesi olarak görmek gerekiyor. ABD tarafından gelen açıklamalar da bu minvalde… Ayrıca, İran’a uygulanan yaptırımlar sürecinde Türkiye geçici bir muafiyet almıştı, bununla birlikte söz konusu karara bakıldığı zaman Türkiye’ye ABD’nin tanıdığı ayrıcalıkların sınırsız olmadığı hatırlatılmak istediği görülüyor. Trump döneminde Amerikan dış politikasındaki önceki uygulamalar da göz önünde bulundurulduğunda S-400’lerin teslimi öncesi Türkiye’ye karşı baskının artması gündeme gelecektir. Bu baskılar, sadece F-35’lerin verilmesinin askıya alınmasından daha geniş bir tabanda ilerleyebilir. 2013 yılında Türkiye’nin Çin’den FD-2000 3,4 milyar dolarlık ihale ile füze savunma sistemi alması gündeme gelmiş, görüşmeler başlatılmış ama 2015 yılında düzenlenen G-20 Zirvesi sonrasında Türkiye bu kararından vazgeçmişti. ABD, Türkiye’yi yine vazgeçirmek istiyor; ama Rusya ile devam eden süreç Çin ile görüşmelere göre çok daha olgunlaşmış durumda… Türk yetkiler de zaten S-400 ile ilgili pozisyonu “geri dönülemez” olarak değerlendiriyor.

 

“ABD’nin Tonunu Bu Denli Yükseltmesindeki Sebep Türkiye’yi Patriot’ları Almaya Razı Etmek”

 

Aslında S-400’lerin muadili F-35’ler değil, Patriot’lar… Donald Trump, silah satışlarını önceleyen bir politika izliyor. Raytheon ile Lockheed Martin şirketleri tarafından üretilen Avrupa ülkelerinin de kullandığı Patriot sistemi ile ilgili olarak Türkiye’nin almayacağına ilişkin bir açıklaması yok fakat şu anda teknoloji transferi ve fiyata ilişkin bazı anlaşmazlıklar bulunuyor. Türkiye’nin 3,5 milyar dolarlık Patriot teklifini reddetmesinin ardından ABD’nin tonunu bu derece yükseltmesinin altında Türkiye’yi bir şekilde orta vadede Patriot’ların alınmasına razı etme niyeti de bulunuyor. Türkiye, baskılardan kurtulmak için uygun bir anlaşma çerçevesinde Patriot’ları alırsa Türk – Amerikan ilişkilerinde bir yatıştırıcı rol oynayabilir; ama bu süreç diğer sorunlar sürerken ne kadar devam eder ayrı bir tartışma konusu…

 

“S-400’lerle İlgili Soru İşaretleri”

 

Öte yandan diğer bir soru işareti ise S-400’lerin nasıl kullanılacağı… NATO sistemine entegre edilemeyecek bir sistem “standalone” olarak kullanılacak. ASELSAN’ın üreteceği bir arayüz ile hem sistemin entegre edilebileceği ve öte yandan da NATO sistemine ilişkin bilgilere Rusya tarafından ulaşılamayacağı ifade ediliyor; fakat anlaşılan o ki bunlar ABD’yi ikna edememiş. Böyle karmaşık bir coğrafyada sistem ne şekilde koordine edilecek, herhangi bir provokasyon sonucu “friendly fire” gibi bir olay yaşanır mı sorusu endişe noktalarından bazıları…

 

“Türkiye’ye Karşı Bir Çifte Standart…”

 

S-400’ler tartışılırken Türkiye açısından sembolik olarak tartışma yaratan bir konu ise ikidir ABD Genelkurmay Başkanlığı’nın Twitter hesabındaki kapak fotoğrafının Türkiye yetkililerle olan fotoğraflarla değiştirmesi oldu. Bu yolla, ABD Rusya’ya “Türkiye, bizim müttefikimiz” mesajı vermek istiyor, Türkiye ise NATO müttefiki olduğuna dair bir anımsatma yapılıyor. Oysa NATO içerisine bakılında Rus hava savunma sistemlerinin bulunduğunu görüyoruz. S-400’lerin bir alt versiyonu olan S-300’ler Yunanistan tarafından Girit’te konuşlandırılmış durumda ve Romanya, Bulgaristan ve Almanya gibi ülkeler de bu füzeleri bulunduruyor. Türkiye tarafını rahatsız eden ise birçok konuda olduğu gibi burada da çifte standart uygulanmasıdır. NATO’nun Rus silahları alınmaz diye yazılı bir kuralı bulunmuyor.

 

“Güvenli Bölgeden Önce Taraflar Arasındaki Güven Tesis Edilmeli”

 

Sorun şurada düğümleniyor; eğer Türkiye S-400 almaktan vazgeçerse, ABD ile arasındaki sorunlu alanlarda pozitif bir ilerleme sağlanacak mı? ABD, Türkiye ile ilişkilerinin daha kötüye gideceğine ilişkin sinyaller veriyor; ama şu anda da sıkıntılı süreçlerde terör konusu başta olmak üzere Türkiye’nin yanında yer almadığını söyleyebiliriz. Örneğin, kısa süre önce ABD’den PKK’nın terör örgütü olarak tanınmasına devam edileceğine ilişkin açıklama yapıldı; ama ABD’nin PKK’nın Suriye’deki kolu olan YPG’ye desteğini çekmesi olası gözükmüyor. Menbiç konusu hala çözülemedi. Güvenli bölge ise hala bir muamma… Tarafların güvenli bölgeden önce aralarındaki güveni kurması gerektiğini anlıyoruz.

 

“Çözüm: Milli Savunma Sanayiinin Geliştirilmesi”

 

Türkiye, ABD’den istediği konularda destek göremiyor ve bu da Türk dış politikasında ister istemez alternatif arayışlarını gün yüzüne çıkarıyor; son yıllarda ise bu bağlamda gündemin en başında Rusya yer alıyor. Öte yandan Türkiye’nin Batı ile bağları sebebiyle Rusya açısından önem arz ettiğini de belirtmek gerekir. Batılı kurumlarla bağları kopmuş bir Türkiye, Rusya için şu anki kadar cezbedici bir ülke olmayacaktır. Bu hengamede çözüm Türkiye’nin milli teknolojisini geliştirmesidir. Son dönemdeki önemli ilerleme ve Türkiye’nin savunma sanayiinde ihracatçı bir konuma gelmesi ve birçok ülkeye satışlar yapması umut veren gelişmeler… S-400’lerin alınmasında teknoloji transferinin yapılması ise bu alandaki ilerlemeye avantaj sağlayabilir. Türkiye bunu gerçekleştirmek zorunda, yoksa hep bu tartışmaları yaşayacağız.