31 Ocak 2014 tarihinde Japonya'nın başkenti Tokyo'da Rus ve Japon yetkililer barış anlaşması imzalamak için bir araya geldi.  Kuril adaları nedeniyle 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Rusya ve Japonya arasında hala resmen imzalanamayan barış anlaşması için iki ülke ilk defa masaya oturdu.  Anlaşmada Rusya’yı dışişleri bakan yardımcısı İgor Morgulov temsil etti. Japonya’ya adına da Dışişleri Bakanı Sinsuke Sugiyama görüşmelerde bulundu. Görüşmenin başında konuşan Morgulov,  iki ülke arasındaki küresel anlamda öneme sahip sorunlara çözüm arayacaklarını ve sorunları tarihi boyutu ile ele aldıklarını ifade etti.

 

Rusya ve Japonya arasındaki barış antlaşması sürecine ilişkin Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim görevlisi ve Rusya Uzmanı Dr. Anar Somuncuoğlu, TÜRKSAM için değerlendirmelerde bulundu:

 

“Her ne kadar Rusya ve Japonya arasındaki bugünkü sınır sorunları 2. Dünya Savaşı sonrasında yapılan sınır değişiklikleriyle ilgili olsa da, aslında kökenleri iki devletin 19. yüzyılın sonunda Çin’de ve Asya-Pasifik’te giriştikleri güç mücadelesine dayanmaktadır. Rusya’ya göre meşru bir şekilde 2. Dünya Savaşı’nın doğrudan sonucu olarak Rusya’nın Kamçatka yarımadası ve Japonya arasında bulunan Kuril adalarının 4 güney adası Sovyetler Birliği’nin egemenliğine girmiş, Japonya’ya göre ise anılan “kuzey topraklar” meşru olmayan bir şekilde Sovyetler Birliği tarafından sahiplenilmiştir. 1905 yılında Japonya’dan ağır bir yenilgiye uğratılan ve akabinde Japonya’yı kendisine sınır olan Mançurya’da bulan Rusya açısından Japonya, Asya-Pasifik’teki başlıca tehditti. 1930’ların sonunda itibaren sadece Asya-Pasifik’te değil, Doğu Avrupa’da da Rusya İmparatorluğu’nun varisi olan Sovyetler Birliği’nin izlediği güvenlik stratejisi, kendi etrafında güvenlik çemberinin oluşturulması olmuştur. Doğu Avrupa’da bu strateji, hem toprak genişletme hem uydu devletlerin yaratılması şeklinde olmuştur. Benzer şekilde Sovyetler Birliği, güvenliğini sağlamak için Asya’da da kendi topraklarını genişletmiştir. Savaş sonrası şartlarında bu sadece Japonya’dan yönelebilecek tehdide karşı değil, Japonya’da askeri ve siyasi olarak konuşlanan ABD’ye karşı da iyi bir önlemdi. Sovyetler Birliği’nin bu tasarrufu Japonya tarafından hiçbir zaman kabul edilmemiş, Japonya açısından “kuzey toprakların” iadesi bugünkü Rusya ve Japonya arasında barış anlaşmasının imzalanması önünde başlıca engeldir.

 

Geçen sene tekrar canlanan“barış sürecinden” bu sorunun çözülmesini beklemek en azından şimdilik çok erkendir. Rusya’nın bugünkü şartlarında adaların iadesi mümkün değildir. Birincisi, Rusya’nın Japonya lehine herhangi bir şekilde bir toprak parçasından vazgeçmesi, bugünkü Rusya yönetiminin meşruiyet temellerine aykırıdır. Hatırlarsak bugünkü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in halkça tutulması Rusya’ya düzen getirme, ayrışma ve bununla bağlantılı iç güvenlik problemlerini çözme üzerinde yükselmişti. Rusya’nın eski itibarına kavuşma, yeniden güçlü ve saygın büyük güç olma iddiası da Putin söyleminin önemli bir parçası haline gelmiştir.Yaklaşık olarak 2008’den bu yana “dış mihraklara” karşı Rusya’nın “direnmesi” seçmenlere yönelik çeşitli kampanyaların temel noktalarından birisi olmuştur. Meydan okuyabilen Rusya, büyük güç olarak Rusya, eski Sovyet alanında en güçlü ülke olarak Rusya ve diğer büyük güçler gibi meşru çıkarlara sahip olan Rusya konusundaki resmi söylem, o zamandan bu yana şiddetlenerek kullanılmıştır. “1990’lardan farklılık” iktidarın önemli meşruiyet temellerindendir. Japonya ve Rusya arasındaki sorunlar bağlamında1990’ların başında dönemin Rusya devlet başkanı Boris Yeltsin’in 2 adanın iade edilebileceği ile açıklaması ile bugünkü Rusya’nın daha katı tutumunun karşılaştırılması yerinde olurdu. Yeltsin yönetimi düzensizlik, ekonomik kriz, ülkenin parçalanması ve uluslararası arenada devamlı ödün vermeyle özdeşleşmiştir. Bugün ise iç politikada olsun dış politikada olsun Yeltsin döneminden farklı olduğunu savunan bir iktidarın Yeltsin döneminde verilen “sözü tutmak” gibi bir niyeti bulunmamaktadır.

 

Üstelik Rusya’nın bugünkü tutumu da yeni değildir. Yeltsin’in yaptığı açıklamasına rağmen Rusya’nın devlet bürokrasisi bu sözden daha ileri gidilmemesini sağlamıştır. 1993’den bu yana Rusya’da sürekli olarak yükselen milliyetçilikten bahsedilmektedir. Ayrıca bölgesel denge açısından olsun küresel denge açısından olsun bugünkünden çok daha zayıf durumda bulunan Rusya’nın yapmadığını bugünkü Rusya’nın yapacağını beklememek gerekir. Putin döneminde güney Kuril adaları veya Japonya açısından kuzey topraklar sorunu konusunda Rusya’nın getirdiği en son öneri 4 ada yerine güneydeki 2 adanın Japonya’ya verilebileceği ile ilgiliydi. Bundan daha fazlasının önerilmeyeceği neredeyse kesindir. Kaldı ki bu öneri bile geçmişte kalmış, bugünkü durumda ise bu tarz bir önerinin tekrar yapılacağını söylemek için elimizde hiçbir emare bulunmamaktadır.

 

Tam tersine 2010’dan bu yana Rusya yönetiminin adalarla ilgili demeçleri ve faaliyetleri, bu yönetim açısından buradaki Rus egemenliğinin kesin olarak gördüğünü göstermektedir. 2010’da dönemin Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev’in adalara yaptığı ziyareti diğer Rusya yetkililerinin ziyaretleri takip etmiştir. Bunun haricinde Rusya’nın adalardaki askeri birlikleri artırması da dikkat çekicidir. Bölgede Çin’in yükselmesi buradaki güvenliği güçlendirmek için zaten yeterli bir sebepken, Rusya’nın halen ABD’den tehdit algılaması, ABD ve Japonya daha da gelişen askeri işbirliği, füze savunma sistemi konusunda iki ülkenin işbirliği yapması, Japonya’nın savunma harcamalarını artırması ve ileride tam anlamıyla tekrar ordu kurabileceği yönünde şüphelerin bulunması gibi hususlar, Rusya’nın güney Kuril adalarından vazgeçmeyeceği işaretlerini vermektedir. Bu toprak sorunu konusunda bir gelişmenin olması için ya Rusya’nın gücünde yine çok ciddi bir azalmanın, ya da uluslararası ve bölge şartlarının önemli ölçüde değişmesi gerekmektedir” olarak değerlendirdi.