Rusya ile Ukrayna arasında her yıl yaşanan doğalgaz krizi bu yıl da tekrarlanmaktadır. Yaklaşık son üç yıldır Aralık ayı geldiğinde benzer durumla karşı karşıya kalıyoruz. Aralık ayı sonlarında iki ülke liderlerinin ve doğalgazla ilgili yetkililerinin karşılıklı restleşmesini ve 1 Ocak’tan itibaren de doğalgaz akışının kesişine şahit oluyorduk. Ardınan AB ve diğer güçlerin devreye girmesiyle sorun bir şekilde çözülüyordu. Bu yılda gelenek bozulmadı. Yukarıda bahsedilen senaryo önceki yıllarda olduğu gibi aynen tekrarlandı.

 

Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan doğalgaz krizi tek başına sözleşmeden doğan sorunlardan kaynaklanmamaktadır. Eğer öyle olsaydı iki ülkenin yaptığı sözleşmede anlaşmazlık halinde nasıl bir sürecin işleyeceği bellidir ve başta Tahkim olmak üzere birçok araç devreye sokularak çözüm yoluna gidilebilirdi. İki ülke arasında yaşanan sorunun temelinde siyasi anlaşmazlık bulunmaktadır. Bu sebeple de sorun daha da karmaşık bir hal almaktadır.

 

Bu yıl yaşadığımız doğalgaz krizinin önceki yıllardan önemli bir farkı bulunmaktadır. 8 Ağustos 2008 yılında Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan savaşta Ukrayna açık bir şekilde Gürcistan’ın yanında yeralmıştır. Bu durum Rusya’da adeta infial uyandırmıştır ve Rusya zamanı geldiğinde bunun hesabını soracağını belirtmiştir. Diğer yandan 2004 yılında Ukrayna’da yaşanan Turuncu Devrim’in iç hesaplaşmalar nedeniyle zayıflaması ülkedeki Turuncu karşıtı güçlerin güçlenmesine sebep olmuştur. Rusya’ya yakın bu güçler (başkanlığını eski başbakanlardan Viktor Yanukoviç’in yaptığı Region Partisi) Ukrayna’da bir rövanşa hazırlanmaktadırlar. Bu sebeple de doğalgaz bu güçler arasında bir siyasi baskı unsuruna dönüşebilmektedir.

 

Bu krizde Rusya, Ukrayna’nın kendisine olan borcunu ödemediğini ileri sürmekte ve süresi dolan doğalgaz anlaşmasını borcunu ödemediği takdirde yenilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Rusya ayrıca Avrupa’ya giden ve bu ülke topraklarından geçen doğalgaz hattından Rusya’ya ait olan gazın Ukrayna tarafından çalındığını da iddia etmektedir. Nitekim 2009 yılına girerken Rusya Ukrayna’ya olan gaz akışını durdurduğunu açıklamıştır. Ukrayna ise bu iddiaları yalanlamakta ve Rusya’nın doğalgazı kendisine karşı bir silah olarak kullandığını iddia etmektedir.

 

Bugün gelinen noktada 5 Ocak 2009 tarihi itibariyle Rusya Ukrayna’nın Avrupa’ya giden Rus gazını çaldığı iddiasıyla Avrupa’ya giden gazın azaltılacağını ve hatta kesileceğini, Avrupa’nın doğalgazının tamamıyla Ukrayna hattından kesileceğini açıklamış ve ardından da bu hatta giden gazı kesmiştir. Gazprom şirketi Avrupa’ya giden gazın Beyaz Rusya üzerinden verileceğini, Avrupa’daki yer altı depolarının devreye sokulacağını ve hatta Türkiye’ye giden Mavi Akım hattının kapasitesinin artırılacağını açıklamıştır.

 

Rusya’nın Ukrayna’ya giden bütün hatları kesmesi sebebiyle Ukrayna bölgenin en büyük yer altı gaz depolarına sahip olması sebebiyle şimdilik bu kaynağını devreye almış ve bu alanda tasarruf tedbirleri uygulamaya başlamıştır. Rusya’nın Batıya giden gazı tamamıyla kesmesi özellikle Yunanistan, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti gibi Doğu Avrupa ülkelerini oldukça zor durumda bırakmıştır. Krizin uzaması durumunda bütün Avrupa’nın bundan olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır. Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacının ¼’ünü Rusya’dan karşıladığını dikkate aldığımızda sorunun ciddiyeti daha da çıplak bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

 

Batı hatlarından gelen doğalgazın kesilmesi Türkiye’yi de olumsuz etkilemektedir. Türkiye bu amaçla İran hattının kapasitesinin artırılması için çalışmalara başlamıştır. Ancak her yıl bu dönemlerde İran’ın da iç tüketim sebebiyle doğalgazı kestiğini dikkate aldığımızda İran hattına da fazla güvenilemeyeceği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla da Türkiye’nin Mavi Akım hattının kapasitesinin artırılması, doğalgazdan elektrik üretiminin azaltılması, Azerbaycan hattının da kapasitesinin artırılması ve LNG alım kapasitesinin artırılmasından başka yapabileceği fazla bir seçenek bulunmamaktadır.