Rusya Tarım Bakanlığı'na bağlı Veterinerlik ve Bitki Karantina Federal Servisi’nin kararıyla, “istenen standartları ihlal ettiği gerekçesiyle” 30 Mayıs'tan itibaren Türkiye'den Rusya’ya yapılan tüm bitkisel ürünlerin ihracatına yasak getirilmiştir. Türkiye, Rusya Federasyonu’na ihraç edilen narenciyenin yüzde 30'unu, domateslerin yüzde 20'sini, kiraz, üzüm ve şeftalinin yüzde 10-15'ini sağlamaktadır. Ayrıca Rusya, Türkiye’den nar ve biber de ithal etmektedir.

 

Rusya Veterinerlik ve Bitki Karantina Federal Servisi Başkanı Sergey Dankvert’in yaptığı açıklamada, 'Türkiye'den bitkisel ürün geldiğinde sürekli olarak Rusya'daki bitki karantina kurallarının ihlaliyle karşılaşıyoruz. Örneğin, 19 ve 20 Mayıs'ta tehlikeli zararlılar, bir parti çiçekte ortaya çıkarıldı ve bütün çiçekler ihracatçıya geri gönderildi' demiştir. Dankvert, bitki karantina uzmanlarının son zamanlarda 11 defa, Akdeniz meyve sineği bulunan trips'li bitkilerin Rusya'ya sokulma çabalarını önlediklerini de bildirmiştir. Dankvert'in sözlerine göre, Rusya, bitki karantina sertifikalarının gerçek olduğunun teyit edilmesini talep etmiş, fakat Türkiye'den kesin bir cevap alamamıştır. Yasaklamanın, Türkiye’nin, dünyada ve Rusya'da geçerli kuralları yerine getirmek için etkili önlem alıncaya kadar süreceğini ifade etmiştir.

 

Uygulamaya konulan sınırlamalar geçici olmakla birlikte oldukça uzun zaman almaktadır. Zira, aleyhinde böyle bir karar alınan ülke, önce bitki hastalığını doğuran etkenlerin ortadan kaldırıldığını teyit eden belgeleri Rusya'ya göndermelidir. Ardından Rusya Veterinerlik ve Bitki Karantina Federal Servisi Rusya'ya bitkisel ürün satan tüm tesislerde uzun süreli bir denetim yapar ve ancak bu denetim sonucunda şu veya bu şekilde bir karar alınmaktadır. Bu konularda oldukça “hassas” olduğu bilinen Rusya’nın benzer kararı daha önce Moldova, Brezilya, Estonya ve Avrupa Birliği’ne uyguladığı bilinmektedir.

 

Anlaşılan o ki, Türkiye ve Rusya arasında yeni bir sorunun yaşanmasına sebep olan ve Türk tarım üreticilerine ağır bir fatura getirecek kararın daha önce uyarı niteliğinde Türkiye’ye duyurulmuş ve/fakat Türkiye’nin “hantal” bürokrasisi bu uyarı karşısında gerekeni yapmamıştır. Bu sebepten, Başbakan önce mecliste Tarım Bakanı Sami Güçlü’nün konuşması sırasında sözünü keserek müdahale etmiş ve ardından da görevden almıştır.

 

Rusya Tarım Bakanlığı tarafından 18 Kasım 2004 tarihinde Tarım Bakanı Sami Güçlü'ye hitaben bir yazı yazılmıştır. Rusya Tarım Bakanlığı, Rusya'ya gelen Türk meyve ve sebzelerinde bitki sağlık kurallarına uyulmasını istemiştir. Bakanlığın yazısında 'Bu sorunun Türk tarafınca uzatılması ve Türkiye'den gelen ürünlerde karantinalı ürünlerin bulunmaya devam etmesi halinde, Türkiye'den bitkisel ürünlerin ithalini geçici olarak sınırlandıran önlemleri almak zorunda kalacağız' denilmiştir. 18 Kasım 2004 tarihinde yazılan yazı Tarım Bakanlığı'na ise aradan 6.5 ay geçmesine rağmen ulaşmamıştır. Bakan Sami Güçlü, Rusya Tarım Bakanlığı'nın yazısının kendisine ulaşmadığını belirtirken, 'Yazı bana ulaşmadı. Ben yazıyı Moskova Büyükelçiliği'nden istettim' şeklinde açıklamada bulunmuştur.

 

Gerekli altyapı çalışmaları hazırlanmadan alındığı anlaşılan bu yasak kararı, Türkiye’de üreticilere milyonlarca dolar zarar getirirken, aynı zamanda Rus tüketicilerin zaten zor olan geçim şartlarını daha da ağırlaştıracaktır.

 

Rus basınında çıkan haberlerde Rusya Veterinerlik ve Bitki Karantina Federal Servisi'nin faaliyetinin uzun süreden beridir eleştirildiği ifade edilmektedir. Zira, ilgili kurumun hazırlanan yasaklamalar hakkında ilgili ülkeleri önceden uyarmadığı ve Rus iş adamlarına bu konuda önceden danışmadığı ileri sürülmektedir. Karantina servisinin bu tür “keyfi” hareketlerinden ise son tahlilde Rus tüketicisinin zararlı çıktığı, Rusların bu sebeplerden ötürü meyve ve sebzeyi daha pahalıya yediği ileri sürülmektedir.

 

Rus basını karantina servisini eleştirse de, suçu biraz da kendimizde görmemiz gerekmektedir. Zira, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan yeni cumhuriyetler ve Rusya Federasyonu “her şeye aç” bir pazar olarak Türkiye’nin karşısına çıkmış ve başlangıçta buradan gönderilen her türlü malın alıcısı bulunmuştur. Oysa geçen süre içinde bu ülkelerde yükselen refah seviyesi ve alternatif ihracatçıların bu pazara girmesiyle, özellikle Rusya pazarında fiyatın yanı sıra “kalite” de aranan şartlardan biri haline gelmiştir. Ancak, Türk ihracatçısı ve bürokrasisi bu Rusya'daki bu değişimi yeterince değerlendirememiş ve kendisini bu değişime göre hazırlayamamıştır. Rusların haklı olarak sürekli gündeme getirdiği bir konu maalesef gözden kaçırılmaktadır. Zira, Ruslar sürekli AB ülkelerine satılan malların kalitesinin Rusya için gözardı edildiğini belirtmektedir. Rusya’daki kâr marjlarının diğer bütün pazarlara göre oldukça yüksek seviyelerde olduğu da gözönüne alınırsa, Türk ihracatçısının ve bürokrasisinin Rusya pazarında vakit geçirmeden “kaliteye” önem vermesi gerekmektedir. Yoksa Türkiye, kendisi için son derece elzem olan bu pazarı kaybetmeye başlayacaktır.