Bilindiği gibi Irak’ta ortaya çıkan ISID’in Suriye’de eylemlere başlaması ve özellikle ABD ve batı karşıtı faaliyetleri, Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasına yönelik ABD hedeflerinin ikinci plana düşmesinde ana neden olmuştur. ABD ve AB daha evvel olduğu gibi, kendileri karada sıcak bir çatışmaya girmeden ISID’i temizleme planları yapmaya başlamıştır. Başlangıçta Türkiye’nin NATO ve ABD’e tahsisli üsleri hava unsurlarının kullanımına açmaması ciddi bir sıkıntı yaratmıştır. Daha sonra ABD öncülüğünde oluşan koalisyona Ağustos 2015’te Ankara’nın İncirlik hava üssünü açmasıyla yeni bir sürece girilmiştir. Bu suretle ISID’a karşı ABD ve batılı koalisyon ortakları tarafından yürütülecek hava operasyonları daha etkili ve maliyet açısından da daha ucuza gerçekleştirilebilecektir. Bu koalisyonda yer alan ülkemiz için en önemli sorun, ABD tarafından ISID’ın Suriye topraklarından silinmesi için PYD’nin bir kara gücü olarak kullanılması konusunda almış olduğu stratejik karardır. ABD’nin, Türkiye tarafından terörist örgüt olarak kabul edilen PYD’i Almanya ile birlikte destekleyerek, Kuzey Irak örneğinde olduğu gibi yeni bir güç olarak yapılandırma ve ISID’a karşı kullanma arzusu açık ve seçik bir şekilde ifade edilir hale gelmiştir. Bu seçeneğin gündeme gelmesinde en önemli etken kuşkusuz ABD tarafından eğit-donat kapsamında eğitilen güçlerin Suriye topraklarına girmesiyle birlikte dağılması ve el Kaide uzantısı el Nusra ile birleşerek ISID ile çatışmadan kaçarak, işlevsiz hale gelmesidir. Eğit-donat uygulamasının yetersiz ve geçersiz olması örneği ABD’i daha radikal uygulamalar almaya zorlamış ve onu PYD ile işbirliğine itmiştir. Koalisyon lideri olarak ABD’nin bu girişimi sonucu, Türkiye tarafından desteklenen Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) pasifize bir konuma oturtulmuştur.

 

Bu durumda koalisyon içinde ABD ile Türkiye arasında ülkemizin ulusal çıkarları açısından büyük, ABD ve diğer ülkelerin ulusal çıkarları açısından küçük bir görüş ayrılığı ortaya çıkmıştır. Türkiye kendi sınırları içinde PKK terörü ile uğraşırken, sınırın hemen öte tarafında PKK uzantısı olan başka bir örgütün büyük devletler tarafından desteklenerek meşru hale getirilmesine şiddetle karşıdır. ISID’a karşı fiili bir kara gücü olarak gerekli silah, mühimmat ve örgütlenme desteği alacak olan bu gücün yarın PKK ile işbirliğine girmeyeceğini hiçbir güç taahhüt edemez. Bunun yanı sıra ISID temizlendikten sonra PYD’nin işgal ettiği Suriye topraklarında Kuzey Irak’taki gibi özerk bölge ilanı ve birleşme çabaları ile bağımsızlığa doğru yelken açması kaçınılmaz bir sonuç olacaktır. Bu bakımdan Türkiye için bu tür bir tercih kabul edilemez niteliktedir. Bu nedenle ülkemiz yöneticileri açısından desteğin Özgür Suriye Ordusuna verilmesi daha makul bir çözüm tarzıdır. Ankara bu durumu ortadan kaldırmak ve gittikçe artan mülteci akımını kontrol altına almak için, Suriye toprakları içinde “kontrollü bölge” ve “uçuşa yasak bölge” tesisi için gerekli mutabakatı sağlamak için ABD, NATO ve Rusya ile gerekli girişimlerde bulunmasına rağmen olumlu bir sonuç alamamıştır. Rusya’nın başlatmış olduğu bu yapılanma ile birlikte Ankara’nın bu girişiminin mümkün olamayacağı artık netleşmeye başlamıştır. Suriye, Ankara ve Rusya için önemli olan konu Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasıdır. Bu çerçevede Rus destekli Suriye ordusu için ISID’in temizliği sırasında ve sonrasında hedef başlangıçta ÖSO iken durum geliştikçe bölge işgalini avantaja çevirmeye çalışan Kürt unsurlar, diğer bir ifade ile PYD olacaktır. Kaçınılmaz olarak sıra PYD’e gelecek ve ABD, AB bu durumu kınamak ve protesto etme

 

dışında başka bir eylemde bulunamayacaktır. Hiçbir zaman Suriye için bir sıcak çatışmaya girme arzu edilmeyecektir. Eğer bu gerçekleşirse yukarıda bahsedilen iki bloğun çatışması haline dönmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda Esad’ın bekası ve toprak bütünlüğü için sıra PYD’e gelecek ve batı Rusya karşısında muhtemelen sessizliğini koruyacaktır.

 

Bu durum Ankara açısından büyük bir anlam ifade etmektedir. ABD ve diğer koalisyon üyeleri kendi ulusal çıkarları doğrultusunda değerlendirmeler yaparak, ileride Ankara’nın başına bela olacak bir hal tarzını eyleme koyma planlaması, Türkiye’nin koalisyondan bağımsız olarak kendi ulusal çıkarlarını koruması serbestisini vermektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya’yı ziyareti sırasında bu konunun gündeme geldiğini de varsayarak, Türkiye’nin gerektiğinde Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda Rusya ile işbirliğine girmesinin değerlendirilmesi gereken bir seçenek olduğunu düşünülmektedir. Bu durumda Rusya ile işbirliği içinde Suriye’nin üniter devlet yapısı korunacak ve bu otoritenin dışında güçlenen herhangi bir örgüt veya yapılanmanın ele geçirdiği bölgede özerklik ilan etmesine mani olunabilecektir. Bu girişim büyük ölçüde ABD ve NATO tarafından şiddetli muhalefet ve karşı koyma ile karşılanacaktır. Ancak, Ülkemiz bir taraftan PKK ile uğraşırken batının umursamazlığı nedeniyle, Suriye’de oluşacak yeni tehditleri karşılama imkanı bulacaktır. Aksi takdirde görünen köy kılavuz istememektedir.