Actively supporting the US military operation in Afghanistan, Russia has perceived this development as an opportunity in its bid for integration with the West. At the same time, the increasing US influence in Central Asia that started with the permission of Uzbekistan for the stationing of US troops in its soil and that have reached such a degree as to threaten Russia’s interests and the future existence of CIS, has left Moscow with a paradox. Russia has some expectations from the West in the new order besides. If Russia will not be satisfied with a response to its demands that stretch from the conflict in Chechnya to guaranteeing a sphere of influence in the post-Taliban Afghanistan, the region may witness a race for influence.  

 

ABD’nin Afganistan’a yaptığı operasyonları aktif bir şekilde destekleyen Rusya, bunu Batı ile entegrasyonda önemli bir fırsat olarak görmüştür. Diğer yandan, Özbekistan’ın ABD’ye üs vermesiyle Orta Asya’da artan ve Rusya’nın çıkarlarını tehdit edebilecek boyutlara ulaşan Amerikan etkisi ve BDT’nin geleceğinin sorgulanması Rusya’yı Afganistan politikasını belirlemede bir çıkmaza sürüklemiştir. Aynı zamanda Rusya’nın bu yeni düzende Batıdan önemli beklentileri de bulunmaktadır. Çeçenistan sorunundan Taliban sonrası Afganistan’da nüfuz alanı yaratılmasına kadar uzayan bu isteklerine Rusya’nın cevap bulamaması halinde bölgede yeni bir nüfuz yarışı da başlayabilecektir.

 

Tarihsel Perspektif

 

Stalin’in ölümü ve ardından Nikita Kruşçev’in iktidara gelmesinden sonra SSCB, “tehdit” ağırlıklı yayılmacı dış politikasından vazgeçerek daha çok “işbirliğini” yeğleyen yumuşak karakterli bir yayılmacılık politikası izlemeye başladı. Bu politika temel olarak hedef aldığı ülkelerde “ikili işbirliği ve Sovyet yardımı” şeklinde gerçekleşmiştir. Yeni politika değişiminin uygulama ve bir nevi denenme alanı olarak, o tarihlerde ABD’nin ilgisinden giderek uzaklaşan Afganistan seçildi. 1954’te iki ülke arasında imzalanan ilk kredi anlaşmasının ardından Başbakan Davud’un Moskova’yı ziyaret etmesinden sonra iki ülke ilişkilerinde kapsamlı işbirliği projeleri başlatıldı. Bu dönemde Sovyet danışmanları Kabil’in yolunu tutarken, çeşitli kademelerdeki Afganlı yöneticiler ve öğrenciler eğitim almak ve “görgülerini artırmak” için Moskova’ya götürülmeye başlanmışlardır. Özellikle askeri kadroların eğitimi ile başlayan Sovyet-Afgan işbirliği yolların, köprülerin yapımına kadar geniş bir sahaya yayılmış ve böylece Afganistan’ın Sovyetleştirilmesi sürecine hızlı bir şekilde girilmiştir.

 

Afganistan’a yapılan Sovyet desteği, ilk meyvesini 1973’te vermiş ve bu ülkenin desteklediği Muhammed Davud Han, Zahir Şahı devirerek onun yerine iktidara gelmiştir. Davut Hanın iktidara gelmesiyle beraber SSCB-Afgan ilişkileri de yeni bir evreye girmiş ve bu ülkedeki Sovyet varlığı da gün geçtikçe artmıştır. Ancak zaman geçtikçe Davud Han artık Sovyetler Birliği’ni tatmin edememiş ve Afganistan’da orduyu tamamıyla kontrolünde tutan SSCB, kendi getirdiği Davud’u 1978’de devirerek Afganistan’ı tamamıyla SSCB’nin kontrolü altına almıştır. Ancak fiili işgal 24 Aralık 1979’da Sovyet nakliye uçaklarının Kabil Havaalanına 4 bin kişilik acil müdahale gücünü sevk etmeleri ile başlatıldı. Ardından yeni Cumhurbaşkanı Babrak Karmal’ın yardım istediği iddiası ile 29 Aralık’ta Sovyetler Birliği orduları Afganistan’a girdi.[1]

 

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a girmesi, ABD’nin Vietnam yenilgisinin rövanşını alması için iyi bir fırsat doğurmuş oldu.[2] Başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler ve bu arada bazı Müslüman ülkeler Afganistan’da Sovyet karşıtı bir cepheyi örgütlemeye başladılar. Zaman içerisinde “Afgan Mücahitleri” adını alacak olan bu cephe, Sovyet orduları karşısında ciddi başarılar kazanarak Sovyetler Birliği’ni çöküşe sürükleyen sonun başlangıcını hazırladı. Dünyanın en namlı ordularından birisi olan Sovyet Kızıl Ordusu’nun Afganistan’da yenilmesinin ardından, 15 Şubat 1988’de Sovyet orduları Afganistan’dan çekilmeye başlamış ve SSCB hızla dağılma sürecine girmiştir.

 

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal gerekçesini İngiltere’ye iltica eden KGB görevlisi Vladimir Kuzukin şu şekilde ifade etmiştir: “Politbüroyu harekete geçiren, Afganistan’da Müslüman devriminin başarılı olması halinde Sovyetler Birliği’nin bu ülkeden tamamen sürülmesiydi. Prestijimize indirilecek böyle bir darbenin yankılarını önceden kestirmek mümkün değildi. Sovyetler Birliği böyle bir tehlikeyi göze alamazdı. Politbüro Sovyetler Birliği’nin itilip kakılamayacağını bütün dost ülkelere gösterme kararını aldı”[3]

 

Dünyanın iki süper gücünden birisi olan Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etme sebepleri arasında önemli bir yer tutan “Radikal İslami tehdit” aradan geçen 23 yıldan sonra diğer (ve şimdi tek) süper güç olan ABD için de aynı gerekçeyi oluşturmuştur. Yine Sovyetleri dağılma sürecine sokan Afganistan’daki radikal İslami unsurlar, 11 Eylül’de ABD’ye gerçekleştirdikleri saldırılar ile bu ülkenin “süper güç” imajına ciddi bir darbe vurmuşlardır.

 

ABD, 11 Eylül terör saldırılarına gereken cevabı vermek için Afganistan’a yapacağı saldırı öncesinde SSCB’nin Afganistan tecrübesinden gerekli dersleri almış gözükmektedir. Zira saldırılar öncesinde uluslararası kamuoyunu gerektiği gibi

 

hazırlayan ve dünyanın önemli bütün güçlerinin desteğini sağlayan ABD’ye bölgede “Afganistan tecrübesini” yaşamış olan Rusya’nın verdiği destek bu açıdan bakıldığında anlamlıdır. Ebedi dostluklar ve/veya ebedi düşmanlıkların olmadığı, ebedi çıkarların olduğu sözünü tasdik edercesine Rusya ve ABD’nin bugün (şimdilik) aynı saflarda bulunması, uluslararası arenada yeni bir rol dağıtımı yapılacağını da göstermektedir.

 

Rusya’da Yeni Algılamalar ve Putin Faktörü

 

ABD’ye yapılan terörist saldırıların ardından Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin, bütün bu sıcak gelişmeleri Kremlin yerine bir kıyı kenti olan Soçi’deki Başkanlık Dinlenme Sarayı’ndan takip etmiştir. Putin alacağı bütün önemli kararları Kremlin yerine burada almaktadır ve bu olayda da önemli askeri, güvenlik ve dış politika danışmanlarını yanına çağırarak Rusya’nın yeni politikaları üzerinde çalışmıştır.

 

Önceki seleflerine göre dış politikada daha gerçekçi bir tavır sergileyen Rusya’nın reformist Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu krizi Batı ile entegrasyonda bir fırsat olarak görmüştür. Krizde, ABD ile sıkı işbirliğine gitme kararı alınmış ve bu olaylar karşısında ABD’ye verilecek destek ile bu çerçevede Rusya’nın izleyeceği politikalar beş maddede toplanmıştır. Açıklanan bu planda, ABD ile istihbarat alanında işbirliğine gidileceği, insani yardım amaçlı olarak Rusya’nın ve onun müttefikleri olan Orta Asya cumhuriyetlerinin hava sahasının açılabileceği, ilgili bölgelerdeki arama kurtarma faaliyetlerine katılınabileceği ve Rusya’nın resmi hükümet olarak tanıdığı Kuzey İttifakı ve Rabbani yönetimine her türlü desteğin sağlanacağı bildirilmiştir.[4]

 

Başlangıçta Rusya Federasyonu’nun, ABD’ye destek vermesi konusunda iki genel düşünce ortaya çıkmıştır. Dışişleri çevrelerince bu olayın uluslararası terörizm çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği ve olayın Çeçenistan boyutu da düşünüldüğünde ABD’ye çerçevesi belirlenmiş bir destek verilmesi gerektiği bildirilmiştir. Savunma Bakanlığı çevrelerince ise bu olay Rusya’nın bölgedeki çıkarlarına yönelmiş bir tehdit olarak algılanmış ve bunun son safhada BDT’nin zayıflamasına ve bu birliğin Rusya’nın kontrolünden çıkmasına sebep olacağı değerlendirmeleri yapılmıştır. Fakat, Başkan Putin’in ağırlığını koymasıyla başkanın Batı ile entegrasyon tercihi daha baskın çıkmıştır.

 

Rusya, en başından beri bu olayları Çeçenistan sorununu çözme fırsatı olarak görmüş ve Gürcistan üzerinde giderek azalan etkisini yeniden kazanma fırsatı olarak değerlendirilmiştir. Terörist saldırıların hemen ardından bütün uluslararası terör hareketlerine karşı olduğunu açıklayan Rusya, uluslararası terör ve Çeçenistan arasında sürekli bir bağ kurmaya çalışmıştır. Bu adımla da “terörist” olarak nitelendirdiği Çeçenlerle mücadeleye uluslararası haklılık kazandırmaya çalışmaktadır. Rusya dolayısıyla bu sorunu uluslararası alanın dışına taşıyıp “bir iç sorun ve uluslararası terör” değerlendirmesi çerçevesinde çözmeye çalışmaktadır. Rusya diğer yandan, sürekli olarak Batı kamuoyuna Çeçenistan ile Afganistan arasında paralellikler kurulabilecek ifadeler yansıtmaktadır. Bu çerçevede Rusya Savunma Bakanı İvanov’un, Afganistan ve Çeçenistan’daki terörü “bir ağacın dalları”na benzetmesi[5] Batı kamuoyuna yönelik bir kamuoyu oluşturma hareketi olarak algılanmıştır. Diğer yandan son günlerde Abhazya’da meydana gelen çatışmaları da Rusya’nın Afganistan savaşının gölgesinde bölgede giriştiği bir yeniden yapılandırma hareketi olarak değerlendirmek mümkündür.

 

Rusya bu yeni fırsatı iyi kullanarak uluslararası terörizmle mücadelede kendi üzerine düşeni gereğince yapmak ve uluslararası arenanın yeniden önemli bir üyesi olmak istemektedir. Rusya bununla kendisi hakkında Batı kamuoyunda zaman içerisinde oluşmuş olan olumsuz imajı silmek ve Federasyonun en öncelikli sorunu olan Çeçenistan sorununu Batının desteği ile çözmek istemektedir.

 

Rusya’nın Batı ile Entegrasyon Çabaları

 

11 Eylül terörist saldırıları karşısında Afganistan’a yapılan askeri müdahale “uluslararası terörizmle mücadele” boyutlarını aşarak uluslararası yeniden yapılanma sürecine dönüşmüştür. Zira, Afganistan sorunu Rusya’nın dış politika ve güvenlik doktrinlerinde geleneksel çizginin sınırlarını oldukça zorlayacak niteliklere yol açmıştır.

 

Artık uluslararası bir güç olmadığını, en azından uluslararası bir güç olmanın ekonomik altyapısını karşılamaktan uzak olduğunun farkına varan Putin, içeride askeri çevrelerin tepkisi pahasına da olsa, 17 Ekim’de Küba ve Vietnam’daki askeri üslerini kapatma kararı almıştır. Politik olduğu kadar ekonomik gerekçelere de dayanan bu kararla Rusya, artık küresel iddialardan vazgeçtiğini ortaya koymuştur.[6] Putin’in bu kararını değerlendiren Bush, bunun Soğuk Savaşın bitmesinin yeni bir göstergesi olduğunu belirtmiştir.[7] Genelde Batılı gözlemcilerce Rusya’nın bu adımı şüpheyle karışık bir sevinçle karşılanmıştır.[8] Batı ile bütünleşme çabalarını olumlu yönde etkileyecek olan bu adımlarla beraber kısa vadede Putin’in Yakın Çevre Doktrini ilkelerine uygun olarak daha çok Hazar bölgesinde yoğunlaşacağını düşünmek mümkündür.[9] Zira Rusya, artık uluslararası arenadan çekilerek, bölgesel ve/fakat etkin bir güç olmak istemektedir.

 

Rusya’nın bu yeni dönemde değişen politikası ve ABD ile geliştirilen sıcak ilişkileri Rusya-NATO ilişkilerinde de etkisini göstermiştir. Putin Brüksel’de NATO merkezini ziyareti öncesinde yapmış olduğu açıklamada NATO’nun politik bir örgüt haline gelmesi durumunda bu teşkilatın doğuya doğru genişlemesi sürecine yeni bir açıdan bakabileceklerini ifade etmiştir.[10] Şüphesiz ki, böyle bir açıklama Rusya açısından yepyeni bir yaklaşımdı ve uzun süreden beri NATO’nun genişleme sürecine direnen Rusya’nın Batı ile başlattığı yeni bütünleşme sürecinde Batı lehine verilmiş önemli bir tavizdir.

 

Rusya bir yandan Batı dünyasına karşı tavizler verirken, diğer yandan da sınırlarının hemen yanı başında yaşanan bu savaşta ABD’ye her türlü desteği sağlamaktadır. Rusya oldukça pahalıya mal olan bir tecrübeye sahip olduğu Afganistan’da ABD’nin yürüttüğü bu savaşta bu ülkenin kendisine muhtaç olduğunu ve Rusya’nın desteğini almadan bu savaştan galip çıkamayacağını düşünmektedir.[11] Bu sebeple de Rusya, Afganistan konusunda ABD’den kendi çıkarlarının tatmin edilmesini beklemektedir.

 

Batı ile sürdürülen pazarlıkları çerçevesinde başta Çeçenistan sorununa daha fazla anlayış olmak üzere, ABM Anlaşmaları, Füze Savunma Kalkanı, NATO’nun doğuya doğru genişleme süreci, Avrupa Birliği ile daha sıkı işbirliği, Rusya’nın, Dünya Ticaret Örgütüne girişinin desteklenmesi, ekonomik yardımlar, Afganistan’da nüfuz bölgesi gibi konular Rusya’nın beklentileri olarak ön plana çıkmaktadır. Batıya yeterince taviz verdiğini düşünen Rusya, söz konusu beklentilerinin karşılanması gerektiğini düşünmektedir.

 

Ancak Rusya’da askeri ve güvenlik çevreleri Putin’in Batıya bu denli tavizler vermesinden rahatsızdırlar. Bu rahatsızlık Soğuk Savaş yıllarında Rusya’nın ABD karşısındaki en önemli üslerinden olan Küba ve Vietnam’daki üstlerini kapatma kararıyla daha da artmıştır. Bu aşamada Rusya’nın tavizlerine Batı’dan gerekli karşılığın bulunamaması ve Rusya’nın Batı ile entegrasyon sürecinde bir hayal kırıklığına uğraması durumunda Rusya’da askeri çevrelerin hakim olduğu radikal unsurlar daha da güç kazanabilir ve bu durum Rusya’yı Çin’e doğru itebilir. Bunu yanı sıra Rusya bölgedeki ılımlı politikalarını yeniden gözden geçirerek daha agresif bir tavır sergileyebilir.

 

Orta Asya’da Değişen Dengeler ve Rusya- İran-Hindistan-Çin Yakınlaşması

 

Afganistan’a yapılan müdahalede hareket noktası olarak belirlenen Özbekistan ve Pakistan seçenekleri arasından hangisinin daha ağırlıklı olarak kullanılacağı bize Afganistan’ın hangi yönetim ağırlıklı olarak şekilleneceği hususunda da fikir verecektir. Zira, bu aşamada Pakistan seçeneğinin daha ön plana çıkması ve ABD’nin giderek Taliban’ın ılımlı kanadından bahsetmesi ve Taliban içerisinde baskın etnik unsur olan ve aynı zamanda ülke içerisinde de çoğunluğa sahip olan Peştunların yeniden şekillendirilecek olan Afganistan yönetiminde ağırlıklı olarak temsil edilecekleri yönündeki gelişmeler bölgede başta Kuzey İttifakı olmak üzere Rusya, İran, Hindistan ve Çin tarafından yakından takip edilmektedir.

 

Bölgede ABD tarafından Rusya’nın çıkarlarının tatmin edilmemesi ve Batı ile başlatılan entegrasyon sürecine Batıdan yeterli desteği bulamaması durumunda Rusya’nın daha sert politikalar izleyebileceği düşünülebilir. Özellikle Afganistan’a yönelik bölge politikalarında giderek daha sıkı bir hal alan ABD-Pakistan ittifakına karşı bölgede çıkarları bulunan diğer ülkeler: Rusya, Hindistan, Çin ve İran arasında doğal bir ittifaklaşma süreci başlayabilir. Bu durum ise ABD’nin bölgedeki çıkarlarına ciddi bir tehdit oluşturabilir.

 

Zira, son günlerde ABD-Pakistan yakınlaşmasına paralel olarak Taliban’ın ılımlı kanadının kurulacak yeni koalisyon hükümetinde yer alacağının ABD’li yetkililerce ifade edilmeye başlamasının ardından buna kesinlikle karşı olan Rusya’nın bu rahatsızlığını Şanghay’da bulunan Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Lokyusov açıklamış ve Taliban’ın hiçbir şekilde yeni kolisyon içerisinde yer almasını istemediklerini bildirmiştir.[12] Ardından yine Şanghay’da Başkan Putin’den de benzer bir açıklama gelmiştir.

 

22 Ekim’de Şanghay’dan dönen Putin, Tacikistan’a giderek Devlet Başkanı İmomali Rahmonov ve Rusya’nın Afganistan Yönetimi meşru lideri olarak kabul ettiği Burhaneddin Rabbani ile bir araya gelmiş ve Rus politikasının amacının Afganistan’da dost bir devletin tesis edilmesi olduğunu ifade ederek Taliban’ın yeni kurulacak hükümette yer almamasını istediklerini ifade etmiştir.[13]

 

Çin ve Rusya Federasyonu dışişleri bakanları Rusya ve Çin’in Afganistan’da demokratik bir kolisyon hükümetinin oluşturulmasından yana olduklarını açıklamışlardır.[14] Bölgede Taliban ve Pakistan karşıtı politikalar izleyen bir diğer ülke olan Hindistan da Kuzey İttifakı’na destek vermektedir. Bu desteği daha harekat hazırlıklarının başladığı günlerde Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov açıkça ortaya koymuş ve “bütün bu yıllar boyunca Hindistan ve İran ile beraber Kuzey İttifakı’na askeri ve lojistik destek verdiklerini ve bu desteğin hala sürdüğünü” açıklamıştır.[15] Afganistan’a askeri harekatın başlaması ve ardından gelişen ABD-Pakistan ve Taliban’ın ılımlı kanadı arasında başlayan yakınlaşma sürecinin ardından Hindistan’ı ziyaret eden Rusya Federasyonu Başbakan Yardımcısı İlya Klebanov, Hindistan ve Rusya’nın, Afganistan konusunda aynı düşünceleri paylaştıklarını ifade etmiştir.[16] Burada paylaşıldığı iddia edilen ortak düşünce ise Pakistan destekli Taliban karşıtlığıdır.

 

Diğer yandan, bölgede giderek artan Batı etkisinden oldukça rahatsız olan ve aynı zamanda Afganistan üzerinde önemli etkiye sahip olan bölgenin iki önemli ülkesi Rusya ve İran hadiselerin gidişatına paralel olarak birçok bölgesel olayda olduğu gibi muhtemelen bu olayda da güç birliğine gideceklerdir. Zira Afganistan’da Taliban karşıtı Kuzey İttifakı içerisinde mevcut bulunan güç dengelerinde belirli etki ve ağırlıklara sahip olan bu iki ülke kurulacak yeni bir Afgan yönetimi içerisinde Batı karşısında etkilerini geçerli kılmak için kendilerine yakın olan grupları ortak hareket etme konusunda iknaya girişebileceklerdir.

 

Rusya resmi Afgan hükümeti olarak Kuzey İttifakı lideri, Rabbani hükümeti ve General Fahim’i tanımakta ve desteklemektedir. ABD’nin son günlerde Pakistan ile beraber kurmaya çalıştığı yeni hükümet içerisinde Kuzey İttifakı’nın istenilen oranda bir etkinliğe sahip olmasına ABD’nin izin vermeyeceğini sezen Rusya, İttifak’ın General Fahim liderliğindeki kanadını daha fazla destekleme kararı almıştır. Bu amaçla 18 Ekim’de Tacikistan’a giden Rusya Federasyonu Genel Kurmay Başkanı Kvaşnin, Tacikistan Cumhurbaşkanı’nın yanı sıra General Fahim ve Rabbani hükümetinin Dışişleri Bakanı Abdullah ile de görüşerek daha fazla yardım sözü vermiştir.[17] Daha sonra General Fahim ve Dışişleri Bakanı Abdullah, Rusya-İran görüşmelerine katılmıştır. Bütün bu gelişmelerle beraber bölgede, bir yandan ABD’ye desteğin devam ettiğine dair mesajlar devam ederken, diğer yandan da bölgesel güçler Afganistan’da kendi destekledikleri grupların daha fazla etkin olması yolundaki çabalarına hız vermişlerdir.

 

Bugün Rusya’nın desteklediği Kuzey İttifakı’nı oluşturan bütün kabilelerin ortak ozellikleri “Peştun” karşıtı olmalarıdır.[18] Bu ortamda ABD’nin Pakistan ile beraber oluşturmaya çalıştığı “Peştun” ağırlıklı bir yapılanma içerisinde Kuzey İttifakı’nın rahatsızlığını gidermek oldukça zor gözükmektedir. Peştun, diğer bir ifade ile Taliban’a olan karşıtlığı ile bilinen bölgenin üç etkin ülkelesi Rusya, Hindistan ve İran’ın da bu aşamada Taliban karşıtlığına yönelik söylemlerini giderek daha yüksek seslerle ifade etmeleri ve kendi destekledikleri Taliban dışındaki güçlere daha fazla yardım etmeye başlamaları bölgede Taliban rejimi yıkılsa dahi şimdi ortak payda Taliban’a karşı oluşturulmuş olan koalisyonun hükümet kurma aşamasında çok büyük sorunlarla karşılaşabileceğini söylemek mümkündür. Zira Rusya “Taliban ve teröristler bir madalyonun iki yüzüdür” benzetmesini yaparak kesinlikle Taliban’a karşı olduğunu ortaya koymuştur.[19]

 

Rusya, ABD’ye Afganistan konusunda her türlü desteği verirken, operasyonların sadece Afganistan’la sınırlı kalmasını ve diğer bölgelere (Irak v.s) sıçramaması gerektiği hususunu sıklıkla vurgulamaktadır.[20] Moskova’nın bu uyarılarının içerisinde biraz tehdit de sezinlemek mümkündür. Zira Moskova, ABD’nin operasyonları Afganistan dışına taşırması durumunda mevcut koalisyonun dağılacağını ifade etmektedir. Rusya, ABD’nin bu operasyonu fırsat olarak kullanıp özellikle Ortadoğu’da Irak vb. ülkelere de saldırarak bu bölgede Rusya’nın hayati çıkarlarına darbe vuracağından endişe etmektedir.

 

Diğer yandan Rusya Kuzey İttifakı’na olan silah sevkiyatını da sürdürmektedir.[21] Özellikle T-55 tanklarından ve diğer bazı Rus silahlarından oluşan ve yaklaşık 45 milyon dolar değerindeki silahlar Kuzey İttifakı’nın General Fahim komutanlığındaki güçlerine verilmeye başlanmıştır.[22] Birçok Batı basınında Rusya’nın verdiği silahlarla beraber Rus uzmanlarının ve belki de Rus askerlerinin de Afganistan’da bulunabileceği iddia edilmeye başlanmıştır.[23]

 

Afganistan, Rusya Federasyonu’nun “Yakın Çevre” doktrini içerisinde önemli bir jeopolitik algılama sahasıdır. Rusya, Taliban sonrası Afganistan’da özellikle kuzey bölgesinde kendisine bir “nüfuz bölgesi” verilmesini istemektedir. Rusya’da özellikle askeri çevreler, Kuzey İttifakı’nın daha fazla desteklenerek Afganistan’ın büyük kısmının hatta başkent Kabil’i ele geçirmelerinin sağlanması ve Tacik grupların düzenli ordu kurma çalışmalarının desteklenmesi gibi konularda başkan Putin’e baskı yapmaya çalışmaktadırlar.[24]

 

Rusya Taliban sonrası Afganistan’da kurulacak hükümette Kuzey İttifakı’nın ağırlıklı olarak temsil edilmesini ve devlet başkanının (veya Şah’ın) Zahir Şah olmasını kabul edebileceklerini, ama en azından kurulacak hükümetin başbakanı olarak kendi istedikleri birisinin atanmasını istemektedir.[25]

 

BDT’nin Geleceği?

 

ABD’nin Afganistan’a yönelik bir harekata girişeceğinin anlaşılmasının ardından Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinden ABD’ye çeşitli şekillerde destek verileceği mesajları gelmeye başladı. Bu ülkeler içerisinde Gürcistan ve Özbekistan daha da ileri giderek ABD’ye kendi topraklarında gerekli üsleri verebileceklerini ifade ettiler.[26] Bütün bu gelişmelere paralel olarak Rusya’da ve BDT ülkeleri içerisinde bu kurumun geleceği tartışılmaya başlandı. Zira 1996’da BDT’ye üye altı eski Sovyet Cumhuriyeti’nin ABD’nin desteği ile GUUAM’ı kurmaları ile ciddi bir yara alan BDT şimdi artık ABD’nin bölgeye kendisinin yerleşmesi ile dağılma sinyalleri vermeye başladı. Bu sebeple de, Rusya, ABD ile yapmış olduğu pazarlıklarda ABD’nin BDT’yi dağılmaya götürecek hareketlerden kaçınması gerektiği yolunda ciddi uyarılarda bulundu.

 

Zira, son günlerde bölgede giderek güçlenen Özbekistan-ABD yakınlaşmasından Rusya son derece rahatsızdır ve ABD’nin Özbekistan’da üs almasını bölgedeki kendi çıkarları açısından orta vadede “hayati tehlike” olarak görmektedir. Özbekistan ve Tacikistan gibi Orta Asya ülkelerinin muhtemel bir operasyonda ABD ile işbirliğine gitmeleri Rusya’nın bölgedeki askeri ağırlığının yeniden sorgulanması sonucunu getirecektir. ABD’nin özellikle Özbekistan’da askeri üs edinmesinin ardından Orta Asya ülkeleri hızla Batı etkisine girebilecektir. Bu sebeple de Rusya’nın en çok vurguladığı hususlardan birisi de ABD’nin bölgede kalıcı olmaması gerektiğidir.

 

SSCB’nin dağılmasının ardından Nisan 1993’te “Yakın Çevre Doktrini”ni yayınlayarak Kafkasya ve Orta Asya’yı jeopolitik çıkar alanı olarak değerlendiren Rusya, ekonomik olarak bölgede bir etkinlik kuramamıştı. Orta Asya’da Afganistan’dan bu coğrafyaya yönelen radikal İslami tehdit sebebiyle Orta Asya Cumhuriyetleri üzerinde ancak “güvenlik zaafları” sebebiyle önemli bir ağırlık kazanmıştır. Şimdi yapılacak müdahaleler neticesinde bölgedeki bütün dengeler değişecektir ve her şeyden önemlisi Taliban kaynaklı radikal İslami tehditler nisbeten ortadan kalkacaktır. Bu ise aynı zamanda Rusya’nın Orta Asya’da “kalma sebebi”ni de yeniden sorgulayacaktır. Bu sebeple Rusya’nın Taliban sonrası Afganistan’da tam bir istikrar istediğini düşünmek mümkün değildir.

 

Diğer yandan ABD’nin Afganistan’a müdahalesi sadece Orta Asya’da değil, aynı zamanda Kafkasya’da da birtakım yeni oluşumları beraberinde getirmiştir. Harekatın ilk günlerinden itibaren ABD’ye her türlü yardımın sağlanacağını ifade eden Gürcistan Abhazya’da olayların gerginleşmesi üzerine BDT’den çıkabileceklerini ifade etmiştir.[27] Dolayısıyla bu müdahaleden sonra BDT sadece Orta Asya’da değil ve hem de Kafkasya’da ciddi bir darbe almıştır.

 

Rusya, BDT ülkelerinin sınır güvenliğinden kendisini daha çok sorumlu hissetmektedir. Rusya bugün Orta Asya’da Özbekistan ve Türkmenistan dışındaki diğer ülkelerin sınırlarını korumaya devam etmektedir. Bu amaçla da BDT ülkeleri ile sık sık toplantılar yapılmaktadır. Bu toplantıların sonuncusu 8 Ekim 2001’de Duşanbe’de BDT ülkeleri Güvenlik Konseyleri başkanlarının bir araya gelmesi ile yapılmıştır. Toplantıda, Kollektif Güvenlik Anlaşması’na üye ülkelerin güvenlik tehditlerinin önlenmesi, Afganistan’a insani yardım ve bu yardımların BDT ülkeleri topraklarından Afganistan’a gönderilmesi gibi konular görüşülmüştür.[28]

 

Rusya Federasyonu İçinde Radikal İslami Tehdidin Mevcutluğu

 

11 Eylül’de ABD’ye yapılan terörist saldırılardan sonra İslam dininin radikal unsurları birçok ülke tarafından ciddi birer tehdit olarak algılanmaya başlanmış ve gözler Ortadoğu’dan sonra, Orta Asya’ya çevrilmiştir. Afganistan’a komşu olan bu coğrafyanın yanı sıra Rusya Federasyonu içerisinde de önemli miktarlarda Müslüman nüfusu yaşamaktadır. Orta Asya cumhuriyetleri ile beraber Rusya Federasyonu da kendi içlerinde “radikal İslami tehdit” sorgulaması yapmaya başlamışlarıdır. Zira Rusya Federasyonu içerisinde 12 ila 20 milyon arasında değişen miktarda Müslüman nüfusun olduğu bildirilmektedir.[29]

 

Rusya Federasyonu, 1990’lardan itibaren bu coğrafyada İslam’ın radikalleştiğine, Çeçenistan sorununun bu faktörün etkisi altında olduğunu ve radikalleşmede en önemli faktörün “dış güçler” olduğuna inanmaktadır.[30]Bu sebeple deABD’ye yapılan saldırıların bir benzerinin Rusya için de olması ihtimali Rusya’da sıkça tartışılan konular arasındadır.

 

Rusya bir yandan Afganistan’da sürdürülen nüfuz mücadelesinin dışında kalmamak için elinden geleni yaparken, diğer yandan da iyi ilişkiler içerisinde olduğu Müslüman dünyası ile ilişkilerini sıkıntıya sokacak davranışlardan uzak durmaya çalışmaktadır. Bu amaçla Moskova’da yapılacak olan “İslam Terörizme Karşı” konulu konferansın bizzat Rusya Federasyonu devlet başkanlığınca desteklenmesi anlamlıdır.

 

Yeni Petro-Politikalar

 

Hazar Bölgesi cumhuriyetlerinin[31] bağımsızlıklarını kazanmasının ardından bu bölgenin zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarının uluslararası pazarlara çıkarılması gündeme gelmiştir. Rusya ve Türkiye çıkışlı güzergahların yanı sıra, tartışılan bir diğer güzergah Afganistan ve Pakistan üzerinden Hint Okyanusu’na indirilmesi planlanan “Orta Asya Petrol Boru Hattı Projesi”dir. Bu proje ile Hazar bölgesindeki rezervlerin yanı sıra Rusya’nın Sibirya bölgesindeki bazı sahalardan elde edilecek petrolün de taşınması düşünülmüştür.[32]

 

Diğer yandan, bu olaylar neticesinde bölgede kurulacak yeni yapılanma, başta enerji politikaları olmak üzere ekonomik yönden de yeni açılımlar sağlayabilecektir. Zira uluslararası pazarlara çıkma zorluğu sebebiyle bir nevi Rusya’ya mahkum durumdaki Türkmen gazı veya Kazak petrollerinin Hint okyanusuna indirilmesi imkanları yeniden gündeme gelebilecektir ki, bu da bölgede Rusya’nın, ekonomik olarak önemli kayıplarla yüzleşeceğini göstermektedir.

 

Zaten ABD’nin Taliban’ın Afganistan’da hakimiyet kurma sürecindeki desteğinin arkasında yatan sebepler içerisinde Afganistan’da istikrarın sağlanması ve Hazar bölgesi enerji kaynaklarının alternatif bir güzergah olarak Hint Okyanusu’na indirilmesi planları da bulunmaktaydı. Şimdi yeni kurulacak sistem içerisinde bu seçeneğin tekrar gündeme gelme ihtimali Rusya için ciddi ekonomik ve politik riskler taşımaktadır.

 

Güçlenen GUUAM, Zayıflayan Şanghay

 

Orta ve uzun vadede beklenecek diğer bir gelişme de güvenlik endişesiyle kurulan ve kısa sürede büyük bir gelişme gösteren Şangay Forumu’nun bölgeye istikrarın gelmesi ve Batı etkisinin artmasıyla önemini yitirecek olmasıdır. Rusya ve Çin’in önderliğinde kurulan ve büyük bir bölgesel güç olmaya aday gösterilen Şangay Forumu’nun da bir nevi kuruluş sebebinin yani “bölgesel radikal İslam tehdidi”in ortadan kaldırılması veya güç kaybetmesi bölgesel güvenlik hamiliğine soyunan Rusya ve Çin’in bölgedeki etkisini azaltacaktır.

 

Bulunduğu coğrafi mekan içerisinde ABD öncülüğündeki Batı desteği ile Rusya’yı sınırlamak ve çevrelemek için kurulan ve beş eski Sovyet cumhuriyetinin (Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan, Azerbaycan ve Moldova,) üyesi olduğu GUUAM’ın[33] öneminin de artacağı değerlendirilebilir.

 

Afganistan Tecrübesi

 

Afganistan tecrübesine sahip önemli bir bölgesel güç olan Rusya, bölgede her türlü ihtimali değerlendirip buna göre değişik senaryolar üretmektedir. Tacikistan’da konuşlandırılmış olan 201. Tümen bu açıdan bölgede stratejik öneme sahiptir. Zaten saldırıların ardından gözlerin Afganistan’a çevrilmesiyle Rusya Federasyonu Genelkurmay Başkanı Kvaşnin Tacikistan’daki bu birliği ziyarete gitmiş ve uzun süre burada kalmıştır. Rusya olayların kontrolden çıkması ihtimali karşısında bütün hazırlıklarını yaparken aynı zamanda Kuveyt müdahalesinin dışında kalarak büyük politik ve ekonomik kayıplardan duyulan pişmanlıktan ders almış gözükmektedir. Dolayısıyla bölgenin sadece Batılı güçlerin etkisi altına girmesine seyirci kalmak istemeyen Rusya; Batı ittifakına askeri destek sağlayıp, bölgedeki yeni süreçte belirleyici bir rol almak istemektedir. Diğer yandan Afganistan’da hatırı sayılır bir istihbarat ağı bulunan Rusya, bu kaynağını ABD ile yapılan pazarlıklarda önemli bir unsur olarak ön plana çıkarmıştır.

 

Sonuç

 

ABD’nin Afganistan’a yaptığı müdahale Orta Asya ve Merkezi Avrasya coğrafyasında bir çok dengeleri değiştirebilecek niteliktedir. Ancak bütün bu tezler henüz bilmediğimiz ve belki de ABD’nin de net olarak ortaya koyamadığı bölge politikasına bağlıdır. ABD bölgede ne yapmak istemektedir, operasyonlardan sonra nasıl bir hükümet kurulacaktır, ABD’nin bölgede Rusya’ya vereceği rol ve/veya roller nelerden ibaret olacaktır gibi sayısını daha çoğaltabileceğimiz soruların cevabı aynı zamanda bölgede oluşturulacak “yeni” bir düzenin nasıl şekilleneceğinin de cevabı olacaktır. Aynı zamanda bütün bu soruların cevaplanması bölgede hayati çıkarları bulunan, dünyanın önemli askeri ve politik güçlerinden olan Rusya, Çin, Hindistan ve İran’ın çıkarlarının hangi paralelliklerde tatmin edileceğiyle doğru orantılı olacaktır.

 

Rusya, ABD’nin Afganistan’a başlattığı operasyonlar sebebiyle zor bir seçim karşısında kalmıştır. Bir yandan ABD ‘ye her türlü desteği sağlayıp Batı ile entegrasyon sürecini başlatırken, diğer yandan da Rusya’nın “Yakın Çevre Doktrini” içerisinde yer alan bir BDT ülkesinde ABD, üs alarak Orta Asya’da büyük bir etkinliğe sahip olmuştur. Dolayısıyla Rusya, ikinci defa Afganistan sorunu sebebiyle önemli bir tarihsel dönemeç içerisindedir. İlk olarak SSCB’nin Afganistan’da yenilmesiyle bir imparatorluk kaybeden Rusya, şimdi ABD’nin Afganistan’a girmesiyle BDT’yi kaybetmek tehlikesiyle karşılaşmıştır. Bölgede ABD’nin takınacağı tavır ve Rusya’ya vereceği rol esas belirleyici etken olmakla beraber, Rusya’nın da bölgede yapabileceklerini fazla hafife almamak gerekmektedir.

 

Bu makale Kasım 2001 tarihinde Yazılmış ve Stratejik Analiz Dergisi’nin Kasım 2001 tarihli 19. sayısında yayınlanmıştır.

 

Dipnotlar

 

[1] Serkan Tafıoğlu, “İslami Direnişten Taliban’a”, Avrasya Dosyası, Afganistan ve Pakistan Özel Sayısı, Cilt 4 (3-4), ss. 28-33

[2] 1985’de ABD’li Senatör Charles Wilson, Kongrede yaptığı konuşmada “Sovyetler, şu ana kadar Afganistan’da 25 bin asker kaybetti. Biz ise Vietnam’da 58 bin asker kaybettik, demek ki, Rusların bize 33 bin ölü vermesi gerekmektedir” diyerek bir nevi bu tarihi intikamı almanın gerekliliğini belirtmiştir. Bu gün ise Rusya’da Putin’in ABD’ye verdiği desteğe rağmen, bir çok asker ve politikacı aynı intikam duygusu içerisinde ABD’nin Afganistan’da girişeceği bir kara savaşında aynı sonla karşılaşmasını sabırsızlıkla beklemektedir.

[3] Mahmud Osmanoğlu, Afganistan’da Cihadın 10 Yılı, Rehber Yayıncılık, Ankara, Mart 1990, s. 35

[4] Nerdun Hacıoğlu, “Rusya’dan ABD’ye Temkinli Destek”, Hürriyet, 25 Eylül 2001.

[5] “Glava Minabaronı Rossii Zayavil, şto Terror v Afganistane i Çeçne – Eto Vetvi Odnogo Dereva”, http://www.strana.ru/stories/01/09/11/1535/news.html#63180, 24 Eylül 2001

[6] Viktor Bezborodov, “Elektronnıy Glaz Rossii Na Kube Zakrıt. Za Nenadobnostyo” http://www.smi.ru/2001/10/17/1003330788.html, 17 Ekim 2001; Vladimir Georgiev, “Generalı Ucilis Ponimat Prezidenta”, http://www.ng.ru/politics/2001-10-18/1_generals.html, 18 Ekim 2001;

http://www.ntv.ru/russia/17Oct2001/vyvod.html 17 Ekim 2001; Daniel Schweimler, “Russia to close military base in Cuba”

http://news.ft.com/ft/gx.cgi/ftc?pagename=View&c=Article&cid=FT3Z06VDXSC&live=true&tagid=ZZZ60A9VA0C&subheading=americas,17 Ekim 2001 ,

[7] “Russia to Dismantle in Cuba”, The Associated Press, 17 Ekim 2001

[8] Ben Aris, “Putin announces closure of Cuba listening post”,http://portal.telegraph.co.uk/news/main.jhtml?xml=/news/2001/10/18/wcuba18.xml&sSheet=/news/2001/10/18/ixhome.html, 18 Ekim 2001

[9] Sergey Gorbaçev, “Perspektivı Possiyskogo Vliyaniya v Sredey Azii”, ”, http://www.e-journal.ru/bzarub-st3-18.html, 3 Ekim 2001.

[10] “Putin Softens Russian Opposition to NATO Expansion”, Reuters, 3 Ekim 2001

[11] Eduard Yakovleviç, Viktor Kremenyuk, “Rassiya i SŞA: Druzya? Soperniki? Partnerı?”, Nezavisimaya Gazeta, 5 Ekim 2001

[12] Maksim Bokov, “Vıbor Kerimova” www.rusenergy.com, 18 Ekim 2001

[13] “Vladimir Putin: Tselıyu Rosssiskoy Politiki Yavlyayetsa Sozdannie v Afganistane Drujestvennogo Gosudarstva”, http://www.rian.ru/rian/intro.cfm?nws_id=46126, 22 Ekim 2001

[14] “Rossiya i Kitay Vıstupili za Formiravanie v Afganistane Koalisionnogo Pravitelstva”, http://www.ntvru.com/worl/17oct2001/ivanov china print.html, 17 Ekim 2001; “China, Russia Back Afgan Coalition Government”, Reuters, 9 Ekim 2001; “India, Russia say no role for Taliban in post-conflict Afghanistan” Agence France-Presse, 19 Ekim 2001

[15] “İvanov Ofisalno Priznal, Çto vse godı Rassiya Okazıvala Voenno-Texniceskuyu Pomoş Cevernomu Alyansu v Afganistanu”, http://www.strana.ru/stories/01/09/11/1535/news.html#63180, 24 Ekim 2001

[16] “İndia to Get Russian Nuclear-capable Aircraft”, http://times of india.indiatimes.com/articleshow.asp?art id=1693010063, 17 Ekim 2001; “India, Russia say no role for Taliban in post-conflict Afghanistan” Agence France-Presse, 19 Ekim 2001

[17] Arkadiy Dubnov, “Nocı Nejna”, Vremya Novostey , 19 Ekim 2001

[18] Vladimir Muhin, “Antitalibskie Soyuzniki SŞA”, Nezavisimaya Gazeta, 10 Ekim 2001

[19] Aleksandr Umnov, “Rossiya i Pakistan Na Afganskom Pole”, Nezavisimaya Gazeta, 17 Ekim 2001

[20] “Moskva Hoçet Uderjat SŞA v Predelah Afganistana”, Kommersant Gazetesi, 10 Ekim 2001

[21] “Russia to Give Afgan Opposition Tank and Guns”, Reuters, 4 Ekim 2001

[22] Fred Weir, “Burning question: Are Russian troops fighting in Afghanistan?” The Christian Science Monitor, 15 Ekim 2001

[23] Fred Weir, “Burning Guestions: Are Russian Troops Fighting in Afganistan?”, The Cristian Science Monitor, 15 Ekim 2001

[24] Vladimir Georgiyev, “Generali Uçilis Ponimat Prezidenta”, Nezavisimaya Gazeta, 18 Ekim 2001

[25] İrina Melnikova, Aleksandr Çudodeev, “Svoy Çelovek v Kabule”, İtogi, 16 Ekim 2001

[26] D. V. Kuznecevskiy, “SNG Pered Ugrozoy Agonii Talibana”, http://www.e-journal.ru/besop-st6-18.html, 3 Ekim 2001.

[27] Yekaterina Tesmnikova, “Antiimperskiy Şevardnadze”, Nezavizimaya Gazeta, 12 Ekim 2001

[28] “Ojidaetsya cto Cegodnya v Duşanbe Sekretari Sovbezov Starn SNG Obudyat Merı po Barbe c Terorizmom”, http://www.khabar.kz/news/default.asp?id=7801, 8 Ekim 2001.

[29] Maksim Yusin, “Skolko u Nas Musulman”, İzvesitiya, 16 Ekim 2001

[30] Konstantin Polyakov, “Vliyanie Vneşnego Faktora Na Radikalizasiyu İslama v Rassii v 90-e Godı XX b.”, Aleksei Malaşenko, Martha Brill Olcott, (der) İslam na Postsovetskom Prostranstve: Vzglad İznutri Moskova, Carnegie Yayını, 2001, s.270

[31] Son zamanlarda Hazar kıyısındaki Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri için Hazar Bölgesi ülkeleri tabiri kullanılmaktadır.

[32] Mehmet Şüküroğlu, “Türkmenistan’ın Petrolü ve Doğalgazı Pakistan’a Gidecek mi?”, Avrasya Dosyası, Afganistan ve Pakistan Özel Sayısı, Cilt 4 (3-4), s. 124

[33] GUUAM ile ilgili daha geniş bilgi için bkz. http://www.guuam.org.