21 Nisan 2004 tarihinde BM Güvenlik Konseyi’nde 24 Nisan'daki referandumdan önce Kıbrıs Türk ve Rum halklarına Annan Planı’nın uygulanması konusunda güvence vermek amacıyla görüşülen karar tasarısının, Rusya tarafından “veto” edilmesinden sonra Rusya fiili olarak Kıbrıs Sorunu’nun içinde aktif bir oyuncu olarak yer almaya başlamıştır. Her ne kadar Rusya BM’de bu tasarıyı veto etmişse de 24 Nisan’daki referandumda Rumların “hayır” oyuna karşılık Türklerin “evet” demesi, Moskova’nın Kıbrıs politikasında bazı düzeltmelere gitme ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu politika değişikliğinin ilk sinyalleri İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) 31. dönem dışişleri bakanları toplantısı için 14-16 Haziran tarihleri arasında İstanbul’a gelen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un bu toplantı esnasında KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile de bir araya gelmesiyle ortaya çıkmaya başlamıştır.

 

Rusya’nın politika değişikliğinin ikinci adımı olarak Lefkoşe Belediye Başkanı’nın Moskova’daki Uluslar arası Belediyeler Toplantısı’na katılması esnasında RF Dışişleri Bakan Yardımcısı Yuri Fedetov ile görüşmesi ile görmekteyiz. Bu gelişmelere paralel olarak Rusya KKTC’ye uygulanan ekonomik ambargoların “çözümün bir parçası olarak” kaldırılmasından yana tavır koymuştur. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 5-6 Aralık 2004 tarihinde Ankara’ya yapmış olduğu resmi ziyaret sırasında Kıbrıs konusu da masaya yatırılmış ve Başkan Putin 21 Nisan’da veto ettikleri Annan Planı’na karşı çıkmayacaklarına dair görüş bildirmiş ve bunu bizzat BM genel Sekreteri Annan’a da bildireceğini Başbakan Erdoğan’a ifade etmiştir.

 

Putin’in Ankara ziyaretinin üzerinden henüz bir ay kadar bir süre geçmişken bu defa Başbakan Erdoğan Moskova’ya gitmiştir. Erdoğan’ın Moskova ziyareti sırasında Putin’in Annan ile görüştüğü ve Annan’a BM çerçevesinde gerçekleştirecekleri girişimleri destekleyeceklerini ifade ettiği bildirmiştir. Aslında Başkan Putin, Ankara’da verdiği söz üzerine Annan ile görüşmüştür ve ortada sürpriz bir gelişme bulunmamaktadır. Ancak gerek yapılan bir “tercüme” hatası ve gerekse de bunu takiben basınımızın konuyu derinlemesine araştırmadan “abartılı” bir şekilde yansıtması, Rusya’nın Kıbrıs Politikası’nda çok ciddi politika değişikliklerine gittiği ve bundan sonra Türkiye yanlısı bir tavır takınacağı şeklinde yansıtılmıştır.

 

Oysa, Rusya bu konuda ciddi bir politika değişikliğine gitmemiştir. Rusya’nın sadece yapmış olduğu Türkiye ile gelişen iyi ilişkilere paralel olarak “kalsik” Rum yanlısı tavrını KKTC’yi de bazı konularda gözetecek şekilde yeniden dizayn etmekten ibarettir. Yapılan iş, temel politika değişikliğinden ziyade sadece bazı alt seviyede ve konunun temeline etki etmeyecek alanlarda yapılan politika “yumuşaklığıdır”.

 

Bugün gelinen noktada Rusya’nın Kıbrıs Politikasını şu temel başlıklar altında özetlemek mümkündür:

 

– Öncelikle Rusya için Kıbrıs Politikası temel prensipleri itibarıyla değişmemiştir ve aynen devam etmektedir. Ancak gelişen yeni şartlara göre bazı revizyonlara gidilmiştir.

– Rusya, konunun çözümünde temel aktör olarak AB yerine BM’yi görmektedir.

– Rusya, bugün gelinen noktada Annan Planı’nı sorunun çözümüne yönelik çabaların temeli olarak görmektedir.

– Rusya, tarihsel ve Ortadoksluk gibi temel değerlerle bağlı bulunduğu, ve zaman içinde de ayrıca ekonomik ilişkilerle bu yakınlığı güçlendirdiği Rumların aleyhine gelişebilecek hiçbir politikaya sıcak bakmayacaktır.

– Rusya, bu sorunun çözümünde temel hareket noktaları olarak BM Güvenlik Konseyi’nin 541 ve 550 nolu kararlarını temel almaktadır.

– Rusya, Annan Planı’nın oldukça aceleye getirildiğini ve kendilerine “danışılmadan” hazırlandığını düşünmektedir.

– Rusya, çözümün adil, yaşayabilir ve kalıcı olması gerektiğini ve bu sebeple de dışardan baskılar yerine iki tarafın anlaşmasıyla sorunun çözülmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Karar Tasarısı’nın 21 Nisan’da “veto” edilmesi de bu gerekçeye dayandırılmaktadır.

– Rusya, Mayıs ayında yayınlanan Annan Raporu’nun artık gündemden kalktığını düşünmektedir. Ancak bütün bunlara rağmen Rusya, 24 Nisan’da yapılan referandumda yeni bir durumun ortaya çıktığını düşünmektedir. Bu yeni durumda adanın birleşmesine “evet” diyen taraf Türkler ve “hayır” diyen taraf Rumlar olmuştur. Bu sebeple Türklere uygulanan ekonomik ve ticari ambargoların “çözümün bir parçası” olması şartıyla kaldırılması gerektiğini düşünmektedir.

– Rusya, prensip olarak “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni” temsilen Rum kesimini bir devlet olarak tanımaktadırlar. Bu sebeple de şimdiye kadar KKTC bir devlet olarak tanınmamıştır ve onun yetkilileri ile de doğrudan temas kurulmamıştır.

– 24 Nisan 2004 tarihinden sonra (İKÖ) 31. dönem dışişleri bakanları toplantısı için 14-16 Haziran tarihleri arasında İstanbul’a gelen Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un bu toplantı esnasında KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile de bir araya gelerek KKTC ile ilk defa üst düzeyde doğrudan temas sağlamıştır.

– Moskova'da gerçekleşen 3. Uluslararası Dünya Belediye Başkanları Konferansı'na gönemin Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk'in, Moskova Belediye Başkanı Yuri Luşkov tarafından davet edilmesinin Rusya'nın Kıbrıs Türk halkına yakınlaşmasının ciddi sinyallerinden bir diğeridir. Lefkoşe Belediye Başkanı Moskova’daki toplantı sonrasında RF Dışişleri Bakan Yardımcısı Yuri Fedetov ile de görüşmüştür.

– Rusya KKTC’yi tanımadan onunla alt seviyelerde görüşmeleri olumlu karşıladığını bildirmektedir.

– KKTC Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Salih Tunar’ın Erdoğan’ın heyetinde yer alarak Başkan Putin’in huzurunda KKTC’yi temsilen konuşması “simgesel” olarak anlamlıdır. Elbette ki, bu hukuki tanıma anlamına gelmez, ancak Moskova’nın Salih Tunar’ın konuşmasına “vize” vermesi önemli bir gelişmedir.

– Ve son olarak da Başkan Putin Ankara’da söz verdiği gibi Annan’ı arayarak çözüm çabalarına destek vereceklerini ifade etmiştir.

 

Yukarıda kısa başlıklarla özetlenmeye çalışılan Rusya’nın Kıbrıs Politikası’nda ciddi bir değişikliğin olmadığı görülmektedir. Nitekim, Türk basınında çıkan haberler üzerine adeta “ayaklanan” Yunan ve Rum basınında en son çıkan haberde de böyle bir değişikliğe gidilmediği görülmektedir. 18 Ocak 2005 tarihli Fileleftheros gazetesinde çıkan bir haber de bu fikri desteklemektedir. Haberde, “Moskova'nın, Kıbrıs konusunda tutum değiştirmediği ve Erdoğan'ın ziyaretinde Türk medyasının aktardıklarının çoğunun gerçekleri yansıtmadığı konusunda Lefkoşa'ya mesaj gönderdiği” bildirilmiştir. Rus Büyükelçisi’nin Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'la görüştüğü ve Rusya Devlet Başkanı Putin'in son günlerde Moskova'da Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmesi hakkında bilgi verdi ifade edilen haberde Putin-Erdoğan görüşmesinde Kıbrıs konusunun, gündemin üst sıralarında bulunmadığı ve yüzeysel olarak ele alındığı da iddia edilmiştir.

 

Gerek Türk basınında yaratılan abartılı olumlu hava ve gerekse de Yunan-Rum basınında bu haberlere verilen aşırı tepkilerden sonra daha sağduyulu araştırmalar Rusya Federasyonu’nun Kıbrıs Politikası’nın aslında temel prensipler itibarıyla değişmediği, sadece eskisine oranla biraz daha objektif ölçülere doğru kaydığı görülmektedir. Bu akışın ise Türkiye’ye yönelik adımlar olarak algılanması normal bir süreçtir. Ancak, hiç olmadığı halde haber ve analizlerde Rusya’nın bundan sonra Türk tezlerini destekleyeceğinin işlenmesi kamuoyunda yanlış beklentiler doğurabilir. Temelsiz olan bu beklentilerin gerçekleşmemesi ise bizleri hayal kırıklığına uğratacağı gibi, Kıbrıs politikamızın oluşumunda yanlış hesaplar yapmamıza ve diğer taraftan da aşırı beklentiler içine gireceğimiz Rusya’dan gereken ilgiyi göremememiz durumunda yeni sorunlarla karşılaşılmasına sebep olabilir.