Rusya Başkanı Dimitry Medvedev bu hafta içinde, 10-11 Mayıs tarihlerinde Soğuk Savaş döneminin sadık dostu Suriye’yi ziyaret ederek, ilişkilerin eskisi gibi güçlendirilmesi için önemli ve son derece önemsenmesi gereken bir adım atacaktır. Bu ziyaretin ABD’nin Suriye’ye karşı olan tavrını sertleştirmesi dönemine rast gelmesi oldukça ilginç sonuçlar getirecek bir girişim olarak değerlendirmesi gerektiği düşünülmektedir.

 

Şam'da Pazartesi günü Devlet Başkanı Esad'la görüşmesi planlanan Medvedev, yaklaşık 100 yıl sonra Suriye'ye giden ilk Rus devlet başkanı olacağı Kremlin sözcüsü tarafından açıklanmıştır. Çok sayıda işadamını da beraberinde götüren Medvedev’in Şam'da birçok ekonomik anlaşmaya imza atması beklendiği ifade edilmektedir.

 

Tarihi ziyaret, ekonomik boyutunun yanı sıra Ortadoğu'da yaşanan son gelişmeler ve bölgesel konuların görüşülecek olmasıyla önem kazanıyor.

 

Bu kritik ve tarihi ziyaretin ardından Türkiye de, peş peşe her iki lideri de konuk etmeye hazırlanıyor. Esad yarın; Medvedev de Suriye ziyaretinin ardından 11 Mayıs Salı günü Türkiye’ye geliyor.

 

Suriye Sovyet dönemi Moskova’nın müttefiki olarak, Rus silah ve teçhizatı ile donanımlı olmasından dolayı halen silah alımında bu ülkenin iyi müşterisi olma konumunu sürdürmektedir. Bunun yanında, 2008 yılında Rusya’nın Gürcistan’a yaptığı müdahalede Rusya yanlısı tutumuyla dikkatleri çekmeyi başarmıştır. Gürcistan savaşının hemen sonrasında Ağustos 2008’de Suriye Devlet Başkanı Esat Medvedev’le görüşmek üzere Moskova’yı ziyarete gitmiştir. Bu görüşmede askeri ilişkilerin iyileştirilmesi ve silah satışı konuları gündeme gelmiştir. Bu ziyarette önemli bir açıklama olarak, İsrail tarafından donatılan Gürcistan’ın yarattığı tehdit ifade edilerek, İsrail’in bölgeye olan müdahalesine dolaylı yoldan tepki gösterilmiştir. Bu ziyaret ile Suriye Rusya’ya eskisi gibi biat edeceği mesajını dolaylı bir yoldan vermiştir.

 

Suriye Başkanı’nın bu ziyareti, ABD Başkanı Bush döneminde haydut devletlerden biri olarak ilan edilen ve ilişkileri son derece gergin hale getiren Washington’un Suriye politikasını yeniden gözden geçirmeye zorlamış ve 2009 ortalarında ABD, Suriye Büyükelçiliğini yeniden tesis ederek bir yumuşama politikası içine girmiştir. Bu yumuşama süreci içinde Türkiye arabulucu olarak, iki devlet arasında yakınlaşma ortamı sağlamaya çalışmışsa da bu konuda pek başarılı olunamamıştır. Bunun ana nedeni olarak, Suriye’nin İran’la olan stratejik ortaklık seviyesindeki yakın ilişkileri olduğu söylenebilir. Suriye’nin İran’la birlikte Hizbullahı destekleyerek Lübnan’da ve Hamas’ı destekleyerek, Filistin sorununda etkin rol oynama ve dengeler üzerindeki menfi yaklaşımları ABD’nin Suriye’ye karşı yeniden tavır almasına neden olmuştur. ABD Suriye’yi 12-13 Nisan 2010 tarihinde yapılan nükleer materyalin güvenliği zirvesine Türkiye’nin ABD nezdinde girişimine rağmen davet etmemiştir. Bunun hemen arkasından İsrail kaynaklı olarak ortaya atılan ve büyük gerilime neden olan Suriye’nin Hamas’a İran’dan sevk edilen Scud füzeleri temin ettiği yolundaki iddialar ABD tarafından Suriye’ye yaptırım uygulayacağı tehditlerini beraberinde getirmiştir. ABD Suriye’ye uygulanmakta olan yaptırımları bir yıl daha uzatıldığını açıklamıştır. Medvedev’in bu ziyaretinin bu açıklama arkasından gelmesi ilginç bir rastlantıdır.

 

Rusya Filistin-İsrail sorununa çözüm getirilmesi konusunda çalışan ve ABD, BM ve AB’den oluşan Ortadoğu Dörtlüsünün bir üyesidir. Rusya bu mekanizma kanalıyla Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonraki dönemde Ortadoğu’da kaybetmiş olduğu etkiyi tekrar kazanma mücadelesi verirken, ABD’nin Suriye üzerindeki tutarsız politikası Rusya’ya arayıp da bulamayacağı yeni bir imkan yaratmıştır. Suriye’nin Sovyetlerin yıkılışından sonra Ortadoğu’daki yalnızlığını izole etmek için yeni müttefikler arayışı onu İran ile ve daha sonra Türkiye ile ilişkileri iyileştirme yoluna sevk etmiştir. Suriye ABD ile ilişkilerin geliştirilmesi konusunda Türkiye’den yardım istemiş ve İsrail ile olan sorunların çözümünde Türkiye’nin arabuluculuğunda oldukça iyimser ve olumlu bir yaklaşım göstermiştir. Ancak, İsrail’in bölgedeki tecavüzkar tavrı görüşmelerin kesilmesine neden olmuştur. Hamas’ın Gazze’de başarılı olması arkasından İran ve Suriye’ye yapılan terörist örgütlere yardım suçlaması ABD ile ilişkilerin bu günkü gergin duruma gelmesine neden olmuştur.

 

Rusya bu durumun kendisine sunduğu avantajdan faydalanarak, Suriye ile bir dizi anlaşmalar yapar ve en önemlisi Suriye’nin Tartus kentinde Sovyetler döneminde sahip olduğu gibi yeniden askeri deniz üssü tesisi konusunda anlaşabilirse aşağıda belirtilen ve Sovyetler döneminde sahip olamadığından daha büyük bir stratejik avantaja sahip olabilecektir. Bunun temelindeki neden, Sovyetler Birliği döneminde mevcut iki kutuplu yapı Ortadoğu’daki davranışlarda karşılıklı dengeleri gözeten bir strateji uygulanmasını gerektirirken, artık bu dengeler ABD’ye karşı münferit bir boyuta indirgenmiş bir durum arz etmektedir.

 

·Rusya yeniden Ortadoğu’da fiilen var olacaktır. Bu durumda ABD’nin İran ve Suriye üzerinde etkin bir nüfus kurması sıkıntıya girebilecek ve ABD her hareketinde Rusya’yı dikkate almak zorunda kalacaktır.

·Doğu Akdeniz’de gemilerini bulundurmak suretiyle ABD ve İngiltere’nin hareket serbestisini kısıtlayacak, İsrail ve Lübnan üzerinde baskı yaratan bir konum elde edebilecektir. Bu etki İran ve Suriye üzerinden Irak’ta da etkili olabilecektir.

·ABD için Filistin İsrail sorunu ve diğer Ortadoğu meselelerinde İran ve Suriye’nin dışında Rusya faktörünü de düşünmek zorunda kalacaktır. Ortadoğu’da iki kutuplu bir yapı de-facto olarak tesis edilmiş olacaktır.

 

Medvedev, Ortadoğu'da baş aktör olmaya çalışan Rusya adına yaptığı temaslarına Suriye'den sonra Türkiye'de devam edecektir. Rus lider, iki günlük Şam ziyaretinin ardından Ankara'da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşeceği belirtilmektedir. Ankara'daki görüşmelerde Dağlık Karabağ sorunu, Türk-Ermeni süreci, Kafkaslardaki son gelişmeler, başta Filistin sorunu, İran nükleer programı ve yaptırımlar ile Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki önemli konular üzerinde durulacağı düşünülmektedir. Bunun yanı sıra, Mersin’de Ruslar tarafından kurulması üzerine mutabakata varılmış nükleer santrallere ait işbirliği konularının da önemli bir gündem maddesi olacağı değerlendirilmektedir. Medvedev’in ziyareti sırasında atılması beklenen bir diğer adım da Rusya ile Türkiye arasında vize uygulamasının karşılıklı olarak kaldırılması hususudur. Böylelikle Türkiye, üyelik müzakereleri yürüttüğü Avrupa Birliği’nin giderek vize uygulamalarını sıkılaştırdığı bir dönemde bölgesinde serbest dolaşıma yeni bir halka eklemiş ve kritik bir adım atmış olacaktır. Rusya’nın Türkiye’ye gerçekleştireceği bu ziyaret, bölge dengelerinin yeniden tesisinde son derece önemli bir girişim olmaktadır. Bu suretle, Türkiye eskiden olduğu gibi körü, körüne ABD veya AB politikalarına tabi bir uygulamadan uzaklaşarak, bölgesinde kendi milli menfaatleri doğrultusunda inisiyatif kullanan bir ülke durumuna geldiğini göstermektedir. Dolayısıyla Rusya ile karşılıklı çıkarların güvence altına alındığı bir ilişki kurmak suretiyle hem Ortadoğu’da ve hem de Kafkaslar bölgesinde etkin bir konuma gelme imkanını bulabilecektir. Buna paralel olarak Rusya’da Ortadoğu’daki girişimleri sırasında karşısında bütünüyle muhalif olan bir Türkiye olgusunu izole etmiş olacaktır.

 

İran ve sonrasında Suriye ile olan ilişkilere ilave olarak, Rusya’nın Türkiye ile olan ilişkilerinde de Sovyetler döneminde hayal bile edilemeyecek seviyede iyi bir duruma gelmesi, Ortadoğu’da Rus varlığının kaçınılmaz bir şekilde adım, adım gerçekleşmesi durumunu gündeme getirmektedir. Bu husus Rusya’nın hesaplı yumuşak güç (softpower) kullanarak, pragmatist ve akıllı bir strateji ile Ortadoğu’ya yerleşme politikası uyguladığını gözler önüne sermektedir. Stratejik açıdan değerlendirildiğinde açık bir şekilde görülen resim, ABD’nin artık Ortadoğu’da istediği gibi at oynatamayacağı şeklindedir. AB’nin ise, bölgede hareket sahası kalmamış gibi görünmektedir. Gelişen bu durum Ortadoğu’yu gelecekte iki büyük gücün mücadelesine sahne olan bir satranç tahtası konumuna gelmesine neden olabilecektir. Orta Asya’da arzu ettiği üstünlüğü elinden Rusya’ya kaptıran ABD’nin Ortadoğu’da da muhtelif mevzileri Rusya lehine kaybetmesi onun Dünya liderliği konumunun sonunun başlangıcı olduğunun işareti olabilecektir.

 

Gelişen bu durum karşısında ABD’in acil bir şekilde Ortadoğu politikasını gözden geçirerek, ülkelere yaptırımlar uygulama tehdidinden vazgeçerek, yumuşak güç kullanma taktiği ile onların güvenlerini kazanmak ve bu suretle kendisine müzahir ilişkiler içine girmesini sağlamaktan geçtiğini söylemek pek yanlış bir değerlendirme olmayacaktır. Bunun yolunun ise, ABD’nin bundan böyle her ne şart olursa olsun İsrail’i destekleyen tutumundan ve Ortadoğu’nun Arap kökenli sahiplerine çifte standart uygulama politikasından vazgeçerek, her iki tarafa da her zaman savunuculuğunu yaptığı, eşitliğe, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dayalı demokratik yaklaşım ile İsrail Filistin sorununu kesin olarak çözmesinden geçtiğini söylemek bir kehanet olmayacaktır. Bu suretle Rusya’nın direkt müdahalesine gerek kalmadan İsrail’inde içinde bulunacağı ve Arap Dünyasının kabul edeceği bir barış ortamı yaratarak, bölgede terörizmin sona ermesini sağlamayabilecektir. Barış rüzgarları esen Ortadoğu’da Suriye’nin etkinliği zayıflayacağından bu ülkeyi kontrol etmek daha kolay olabilecektir. Suriye’nin müzahir hale gelmesiyle, yalnız kalan İran üzerinde yoğunlaşmak daha kolay bir hal tarzı olabilir. Aksi takdirde, Ortadoğu’nun ileride, bir tarafta ABD yanlıların, diğer tarafta ise Rusya yanlılarının mücadele ettiği bir tarih sahnesi olama ihtimali son derece kuvvetli olarak algılanmaktadır.