Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler bugün her iki ülke tarafından da “stratejik” ortaklık” olarak adlandırılmaktadır. Ancak bununla beraber Rusya için Çin tehdit olma özelliğini korumaktadır.

 

İki ülke arasında hızla büyüyen ekonomik ilişkiler, büyük Çin nüfusunun Rusya sanayisine “niteliksiz” işgücü ihracına olanak sağlamaktadır. Rusya ile Çin arasında gerek siyasi ve gerekse de ekonomik ilişkilerin stratejik ortaklık düzeyinde olmasına rağmen Rus Uzakdoğu’sunda azalan nüfusa karşın, dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’den Rusya’ya nüfus ihracına sebep olmaktadır. Rusya’nın Sibirya ve Uzakdoğu bölgelerine Çin’den gelen göçün durdurulamaması, Rusya’nın milli güvenliğine tehdit oluşturan başlıca unsurlardan birisi haline gelmiştir.

 

Rusya-Çin ilişkilerinde dış politikanın son dönem “moda” kavramı olan “tehdit ve fırsat” paradoksu yaşanmaktadır. Bir taraftan Çin kaynaklı nüfus göçü Rusya’yı tehdit ederken, diğer taraftan zamanda bölgede önceleri ekonomik ve şimdi de askeri bir güç olarak beliren ABD tehdidine karşı ortak bir tavır sergilenmeye çalışılmaktadır. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri Rusya ve Çin bir çok konuda ortak tavırlar benimseyerek ABD’nin “Yeni Dünya Düzeni” projesine karşı çıkmaktadır.

 

11 Eylül 2001 tarihinde İkiz Kulelere yapılan terör saldırılarının ardından ABD, El Kaide’nin yerleştiği Afganistan’a müdahale etmiştir. ABD’nin bu müdahaleği Rusya ve Çin için temel hassasiyet bölgelerinin başında gelen Orta Asya’ya yerleşmek için iyi bir fırsat olmuştur. Bu gelişmeler neticesinde Rusya ve Çin arasındaki ilişkiler bölgede daha çok ABD’nin bölgedeki varlığına karşı yeniden şekillenmeye başlamıştır. Zira, ABD Afganistan’daki güvenlik sorunlarını bahane ederek Özbekistan ve hatta Afganistan’dan bir hayli uzak bir mesafede olmasına rağmen Çin’i stratejik olarak kontrol altında tutabilecek bir nokta olan Kırgızistan’da dahi askeri üsler edinmiştir. ABD’nin bölgedeki ekonomik varlığına ek olarak şimdi de askeri varlığını güçlendirmesini ardından bu durumdan rahatsız olan Rusya ve Çin, bölgesel bir güvenlik şemsiyesi olan Şangay İşbirliği Örgütü’nü güçlendirme eğilimine girmişlerdir.

 

İki ülke arasında bölgede ABD karşıtlığı ile gelişen siyasi ilişkiler, enerji temelli ekonomik ilişkiler çerçevesinde de hızla gelişmektedir. Çin’in hızla büyüyen ekonomisi için artan enerji ihtiyacını istikrasız bir görünüm sergileyen Ortadoğu’dan karşılamasının giderek daha büyük riskler taşıması, Çin’i alternatif ve daha güvenli enerji kaynaklarına yöneltmiştir. Rusya ise Başkan Putin’in uygulamaya koyduğu ekonomik reformları hayata geçirmek için daha fazla nakde ve bundan dolayı da daha çok enerji ihracatına ihtiyaç duymaktadır. Bu çerçevede Rusya için Çin, hızla büyüyen enerji pazarı ve Çin için ise Rusya, daha güvenli enerji kaynağı pozisyonuna yükselmiştir.

 

Uzun bir süredir Rusya’nın Pasifik Okyanusu’na indirmeyi düşündüğü petrol boru hattında önceden planlanan Çin geçişli güzergahlar yerine Çin’i by-pass eden hatlara öncelik verilmiş ve Rusya kaynaklı enerji konusunda devam eden Çin-Japonya rekabetinde Rusya tavrını Japonya’dan yana koymuştur. Rusya, Japonya ile Kuril adaları konusunda halen sorunlar yaşamasına rağmen, bölgede hızla büyüyen Çin’e karşın Japonya ile işbirliği yapma kararı almıştır. Rusya’nın bölgede orta ve uzun vadeli politikalarında Japonya merkezli dış politika önceliğine gitmesi uzun vadede hızla büyüyecek Çin tehdidine karşın Rusya-Japonya ve ABD arasında doğal bir ittifakı ortaya çıkarabilecek potansiyele sahiptir. Yukarıdaki kısa değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere Rusya-Çin ilişkilerinde bir paradoks yaşanmaktadır. Kısa vadede ve ABD’ye karşı politikalarda Rusya ile Çin’in ortak tavır içinde olduğu görülse de orta ve uzun vadede Çin, Rusya tarafından milli güvenliğine karşı bir tehdit olarak algılanmakta ve buna uygun politikalar geliştirilmeğe çalışılmaktadır.