Rusya Başbakanı Vladimir Putin 6 Ağustos 2009 tarihinde Ankara'ya günübirlik bir çalışma ziyaretinde bulunacaktır. Aslında Temmuz ayında gerçekleşmesi beklenen ziyaret, Erdoğan ile Putin'in programlarının uyuşmaması dolayısıyla 6 Ağustos'a kalmıştı. Hayli yoğun geçmesi beklenen bu ziyaret esnasında Başbakan Putin’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edilmesi de beklenmektedir. Rusya Başbakanı Putin’in Ankara ziyareti, son yıllarda Türkiye ile Rusya arasında gelişen ilişkilerin seviyesini göstermesi bakımından son derece önemlidir. Sadece 2009 yılı içerisinde bu ziyaret ile beraber üç üst düzey ziyaret gerçekleşmiş olacaktır. Bunlardan ilki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 12-15 Şubat 2009 tarihleri arasında Rusya Federasyonu’na (Moskova ve Kazan) gerçekleştirdiği “Devlet ziyareti”dir. İkinci olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 16 Mayıs 2009 tarihinde gerçekleştirdiği Soçi ziyaretidir. Şimdi 6 Ağustos 2009 tarihinde Başbakan Putin Türkiye’ye bir çalışma ziyaretinde bulunacaktır. Ayrıca Putin’in ziyaretinden sonra tahminen 2010 yılı başlarında Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in Cumhurbaşkanı Gül’e iade-i ziyarette bulunması beklenmektedir. Üst düzey ziyaretlerden başka, iki ülke arasında başbakan yardımcılığı, bakanlık düzeyinde sayısız ziyaret ve liderleri arası telefon görüşmeleri de gerçekleşmiştir. 

 

Rusya Başbakanı Putin’in ziyareti öncesinde Türk-Rus Hükümetlerarası Karma Ekonomik Komisyon (KEK) toplantısı da yapılmıştır. Putin’in ziyaretinin de ana gövdesini, başta enerji olmak üzere ekonomik ve ticari ilişkiler oluşturacaktır. Türk-Rus münasebetleri aslında ilginç bir ilişkiler sistematiğine sahiptir. Türkiye ile Rusya ekonomisi örneğin Türkiye ile Çin ekonomisinden farklı olarak birbirini ikame eden değil, tamamlayan bir yapıya sahiptir. Diğer taraftan enerji konusunda iki ülke hem işbirliğini sürdürmekte ve hem de aynı anda rekabet etmektedir. Türkiye, Rusya’da parakende ticaretten, inşaata kadar değişik alanlarda yatırımlar yapmakta ve yaş sebze ve meyveden tekstile kadar birçok alanda mal ihraç etmektedir. Yine Türkiye Rusya’dan doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 65’ini karşılamakta, petrol ve türevlerine ilişkin ihtiyacının yüzde 30-40 civarını da Rusya’dan almaktadır. Diğer taraftan doksanlı yıllar boyunca Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi (BTC) ve Bakü-Novorosisski Ham Petrol Boru Hattı Projesi ile iki ülke rekabet etmişti. Şimdi ise Nabucco ve Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı Projeleri rekabet halindedir.

 

Bölgesel konularda da durum çok farklı değildir. Gürcistan konusunda iki ülkenin faklı yaklaşımları varken, Kafkas İşbirliği ve İstikrar Paktı (KİİP), Karadeniz Ekonomik İşbirliği Projesi (KEİP), Karadeniz’e yabancı savaş gemilerinin girmemesi ve güvenliğin sahildar devletlerce sağlanması, Irak’ın toprak bütünlüğü, İsrail-Filistin meselesi, kısmen İran konusu ve genel anlamda Ortadoğu ve Güney Asya konularında genel bir anlayış birliği mevcuttur. Dolayısıyla da bu şekildeki karmaşık bir sistematiğe sahip iki ülke ilişkilerini yönetmek ve sorunlu alanları işbirliğine dönüştürebilmek veya koordine edebilmek çok kolay olmamaktadır.

 

Türkiye ile ilişkilerin genel olarak her alanda geliştiğine şahit olunmaktadır. Sadece ekonomik ilişkilerde değil, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda da ilişkilerin geliştiği görülmektedir. Rus gelinlerin Türkiye’de giderek daha fazla ilgi gördüğü ve Türk-Rus evliliklerinin giderek arttığı bir dönemde, 'Russia in Global Affairs' Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Fyodor Lukyanov’un 'Gazeta' gazetesine yaptığı bir değerlendirmede, Türkiye’yi “cezbeden geline” benzetmesi ilginç bir ironi oluşturmuştur. Daha önce de bazı Rus analizciler Türkiye ile ilgili değerlendirmelerinde “Türkiye Rusya tarafından yeniden keşfediliyor” şeklinde tespitlerde bulunmuşlardı. Her ne kadar Türkiye Ruslar tarafından yeniden keşfedilse ve cezbeden geline benzetilse de ilişkilerde sorunlu alanların varlığı da inkâr edilemez.

 

Moskova Ankara’yı Neden Bu Kadar Önemsemeye Başlamıştır?

 

Rusya’nın Türkiye’ye olan bakış açısının değişmesinde iki önemli kırılma noktası vardır. Bunlardan ilki 2003 yılında ABD tezkeresine TBMM’de ret kararının çıkmasıdır. İkincisi de 8 Ağustos’ta yaşanan Gürcistan-Güney Osetya-Rusya savaşında Türkiye’nin konumunun ve tutumunun ortaya çıkardığı jeopolitik gerçeklerdir.

 

Esasen artan ilginin kodları, 8 Ağustos 2008 tarihinde başlayan ve 5 gün süren Kafkasya Savaşı’nda gizlidir. Bu savaşın sıcak kısmı beş gün sürmüş ve Rusya’nın üstünlüğü ile tamamlanmıştır. Ancak bu savaş sonrasında Rusya ile ABD ve AB arasında ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır. Özellikle de Gürcistan’a yardım götürme bahanesiyle NATO ve ABD gemilerinin Karadeniz’e girmeleri sürecinde Türkiye’nin takındığı tavır, bölgedeki dengelerin önemli ölçüde değişmesini önlemiştir. Rusya’nın Türkiye’yi önemsemesinin sebeplerinden birisi Karadeniz ve Türk boğazlarıdır.

 

Karadeniz bu savaş sonrasında küresel güçler mücadelesinin, yeni çatışma alanı haline gelmiştir. Karadeniz ülkelerinin genel tavrına baktığımız zaman karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır. Gürcistan ve Ukrayna Rusya karşıtıdır. Bulgaristan ve Romanya, Rusya karşıtı olmasa bile ABD’ye daha yakın durmaktadır. Karadeniz’deki böyle bir tablo içerisinde Türkiye’nin tavrı “halledici”dir. Türkiye Karadeniz’in en uzun sahiline ve en büyük deniz gücüne sahiptir. Türkiye’nin kimden yana tavır takındığı, Karadeniz’deki mücadelenin seyrini etkileyecektir.  Türkiye, ABD’nin ve NATO’nun müttefiki olmasına rağmen savaş sırasında ve sonrası dönemde Montrö Anlaşması’nı eksiksiz uygulaması ve bölgede tarafsız kalması ona bölgede büyük saygınlık kazandırmıştır. Türkiye’nin tarafsızlığı, Karadeniz’in bir NATO gölü olmasını önlemiştir. Bu aynı zamanda Rusya’ya da büyük bir avantaj getirmiştir. Bu sebepledir ki, Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Gül’ün bu yıl başlarında gerçekleştirdiği Moskova ziyareti esnasında yaptığı açıklamada Türkiye için “Türkiye dış politikamızda öncelikli ülkedir” tabirini kullanmıştı.

 

Bu genel bakış çerçevesinde Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri şu başlıklar altında toplamak mümkündür:

 

Sorunlu Alanlar

 

Türkiye açısından, PKK terör örgütünün Rusya tarafından terörist örgütler listesine alınmaması; Rusya açısından ise Türkiye’de faaliyet gösteren Çeçen ve Kafkas kökenli STK’ların varlığını sürdürmesi sorunlu alanlardan ilkini oluşturmaktadır.

 

İkili ilişkilerden enerji, hem sorunlu alandır ve hem de işbirliği yapılan bir konudur. Özellikle boru hatlarındaki rekabet iki ülkenin sorunlar yaşadığı başlıca alanlardandır.

 

Gümrüklerde yaşanan sorunlar da iki ülkenin hanesinde sorunlu alanlar olarak gözükmektedir.

 

Türkiye’den ihracatı yapılan meyve ve sebzelerin üzerinde ilaç ve/veya larva bulunması ve Rusya’nın zaman zaman ithalatı sınırlandırması bir başka sorunlu alanı oluşturmaktadır.

 

Gürcistan savaşı ve bu ülkenin toprak bütünlüğü konusunda da Türkiye ve Rusya farklı yaklaşımlara sahiptirler.

 

Sorun Olmaktan Çıkmaya Başlayan Alanlar

 

NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesi önceden sorun olsa da artık aşılmaya başlayan bir konudur. Zira Türkiye, Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunda bu ülkeleri çok fazla cesaretlendirmemek gerektiğini düşünmektedir.

 

Türk-Ermeni ilişkileri ve Dağlık Karabağ sorunu da yine iki ülke arasında aşılmak istenen ve bu yolda bazı adımların da atıldığı alanlardandır.

 

Ortak Anlayışa Sahip Olunan Alanlar

 

İki ülkenin başta Karadeniz bölgesinin güvenliği olmak üzere, Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Suriye, İsrail-Filistin sorunu ve genel itibarıyla bölgesel konularda birbirine yakın görüşler içerisinde olduğu müşahede edilmektedir.

 

Küresel Krizin Etkisi Altındaki Ekonomik ve Ticari İlişkiler

 

Küresel ekonomik krizden en çok etkilenen ülkelerin başında Rusya gelmiştir. Rusya’da küresel krizin daha derin hissedilmesine sebep olan bir başka etken de ekonomisinde önemli bir ağırlığı olan petrol fiyatlarının ciddi oranda düşmesidir. Türkiye’nin önemli dış ticaret partnerlerinden birisi olan Rusya’nın petrol gelirlerinin azalması sebebiyle gelir kaybına uğraması ve küresel krizi ciddi bir şekilde hissetmesi Türkiye’yi doğrudan etkilemiştir.

 

Ocak-Nisan 2009 tarihleri rakamlarına baktığımızda Rusya’nın en çok ihracat yaptığı ülkeler sıralamasında Türkiye’nin beşinci sırada yer aldığını görmekteyiz. Türkiye’nin bu ülkeden ithalatı 2008 yılının Ocak-Nisan dönemlerinde 10.590 Milyon $ iken, 2009 yılının aynı dönemlerinde yüzde 47.3’lik bir düşme ile 5.580 Milyon $’a gerilemiştir.

 

Ocak-Nisan 2009 tarihleri rakamları ile Rusya’nın en çok ithalat yaptığı ülkeler sıralamasında Türkiye’nin 15. Sıraya gerilediğini görmekteyiz. Türkiye’nin bu ülkeye ihracatı 2008 yılının Ocak-Nisan dönemlerinde 2.181 Milyon $ iken 2009 yılının aynı dönemlerinde yüzde 54.6’lık bir düşme ile 990 Milyon $’a gerilemiştir. Bu dönemde genel olarak dış ticaret hacmimiz yüzde 48,5        düşüşle 6.571 Milyon $’a gerilerken, Türkiye aleyhine dış ticaret açığı 4.590 Milyon $ olarak gerçekleşmiştir.

 

Ekonomik ve ticari ilişkilerimizdeki dramatik düşüş elbette ki görüşme konuları içerisinde ön sıralarda kendisine yer bulacaktır.

 

Gümrüklerde Yaşanan Sorunlar ve Bu Sorunlara Eklenen Çerkizovski Pazarı

 

Türkiye ile Rusya arasında Eylül 2008’de gümrük işlemlerinin basitleştirilmesini öngören protokol imzalanmış ve bu belge Kasım 2008’de yürürlüğe girmiştir. Ancak Türk ürünlerinin Rus gümrüklerinde yaşadığı sorunlar bugüne kadar tam olarak giderilememiştir. Gümrüklerde yaşanan sorunların çözümü için bir teknik heyetin kurulması kararlaştırılmış ve Rusya Federal Gümrük Servisi Müdürü Andrey Belyaninov 18-20 Şubat 2009 tarihinde davet üzerine Türkiye’ye gelmiştir. Bu ziyaretle gümrük sorunu bir nevi komisyonlara havale edilmiş ve komisyona havale edilen her sorun gibi tam olarak çözüme kavuşturulamamıştır.

 

Gümrüklerin yanı sıra her yıl Rusya ile sebze meyve ihracı konularında da sorunlar yaşanmaktadır. Rusya ilaç kalıntısı olduğu gerekçesiyle başta domates olmak üzere üzüm, şeftali ve kiraz gibi bitkisel ürünlerin girişini zaman zaman kısıtlamakta ve hatta geri bile göndermektedir. Hemen her yıl yaşanan bu sorunların giderilmesi için Putin ziyareti öncesinde, Rusya’dan teknik heyet Türkiye’ye davet edilmiş ve yapılan görüşmeler sonunda Rusya’ya ihraç edilecek tarım ürünleri için 15 laboratuvar yetkilendirilmiştir.

 

Türkiye ile Rusya arasında gümrüklerde yaşanan sorunlar tam olarak çözülemediği gibi bu sorunlara bir yenisi de eklenmiştir. Yahudi kökenli, Azeri asıllı Rus işadamı Telman İsmailov’un Antalya’ya yaptırdığı Mardan Otel’den sonra yaşananlar, sorunu giderek daha da ilginç boyutlara taşımıştır. Bilindiği gibi Telman İsmailov Rusya’nın Antalyası olarak bilinen Soçi yerine Antalya’ya 1.4 milyar dolar yatırım yaparak açtığı lüks otel ve Türk vatandaşlığını kabule hazır olduğu açıklamasından sonra Rusya’da İsmailov’a karşı bir kampanyanın yürütüldüğü iddia edilmiş ve bu çerçevede de Çerkizovski Pazarı’nın kapatıldığı ifadeleri basına yansımıştı. Çerkizovsi pazarının kapatılmasıyla da pazardaki tüm mallara el konulmuştur.

 

Bu pazarın kapatılmasından en çok zararı gören ülkelerden Moskova’ya çeşitli heyetler gönderilmiştir. Çerkizovski pazarına ürün sağlayan başlıca ülkeler olan Çin ve Türkiye pazarın kapatılmasından en çok zarar gören ülkelerin başında gelmektedir. Çin bu sorunu aşmak için anında Moskova’ya resmi heyetler göndermiş ve yeni bir Çin pazarı açma kararıyla sorundan neredeyse karlı bir şekilde çıkmıştır. Dolayısıyla Türkiye’nin de sorunu aşmak için Ankara’da gerçekleşen Putin ziyaretinde bu konuyu masaya yatırması bekleniyordu. Ancak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve Karma Ekonomik Kurul Eşbaşkanı Taner Yıldız, pazarın kapatılma konusunun Rusya'nın iç meselesi olduğunu, konunun ikili görüşmelerde gündeme gelmeyeceğini açıklamıştır. Ancak el konulan mallar arasında 5 bin Türk firmasına ait 2 milyar dolarlık mal da bulunması bu konuyu mecburen gündeme getirecek gibi gözükmektedir.

 

Moskova Belediye Başkanı Yuri Lujkov ise pazarın 2007 sonunda kapatılmasının planladığını, ancak bunun 2008 sonuna ertelendiğini, daha sonra da 2009 yılına kaldığını hatırlattı. Başkana göre çalışanlar, pazarın kapatılacağı ile ilgili gelişmeleri önceden biliyorlardı. Kapatılma ile ilgili resmi gerekçe listesi ise bir hayli uzun: Gümrüksüz mal bulundurma, kaçak işçi, yangın tertibatının yeterli olmaması ve sağlık açısından hijyen sorunları ve benzeri gerekçeler.

 

Çerkizovski pazarının kapatılmasının yankılarının daha uzun süre devam edeceği anlaşılmaktadır. Zira çeşitli ülkelerin bu pazarın kapatılmasını kendilerine göre yorumladıklarını görmekteyiz. Yaklaşık 15 yıldır faaliyet gösteren pazarın kapatılması sonrasında en çok zarar gören ülkelerden birisi olan Azerbaycan’dan herhangi bir yorum gelmezken Kırgızistan’da olay, ABD üslerinin açılmasına yeniden izin verdikleri için Rusya tarafından cezalandırıldıkları şeklinde yorumlamıştır. Zira Kırgızistan’da üretilen hafif sanayi ürünlerinin yaklaşık yüzde 40’ı bu pazarda satılmaktadır.

 

Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye ile Rusya arasında doksanların başlarında bavul ticareti ile başlayan ve bugün de tam olarak sistematize edilemeyen ticari ilişkilerimiz, Rusya’nın dört farklı şehrinde yapılan bavul ticareti heykelleriyle sembolize edilse de hala sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunların kısa vadede çözülmesi de beklenmemektedir. Her ne kadar Türkiye’nin uzun süreden beri üzerinde çalıştığı, Samsun-Kafkaz limanları arasında ro-ro üzerinden tren yolu yük taşımacılığı çalışmaları devam etse de bu soruna sadece kısmi bir çözüm getirebilecektir. Ticari ilişkilerimizin değişen şartlara uygunlaştırılamaması sorunların ana kaynağı olarak kalmaya devam etmektedir.

 

Ticari ilişkilerimize olumlu katkıda bulunması beklenen bir diğer gelişme de TL/Ruble konusundaki çalışmalardır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 12-15 Şubat 2009 tarihleri arasında Rusya Federasyonu’na gerçekleştirdiği “Devlet ziyareti” esnasında gündeme gelen ticarette TL/Ruble kullanımına geçilmesi kararının ardından birtakım düzenlemeler yapılmış ve hatta bazı bankalar bu konuda işlemlere dahi başlamışlardır. Bu ziyarette gündeme gelecek konulardan birisi de ticarette TL/Ruble kullanımının yaygınlaştırılması konuları olacaktır.

 

Nabucco ve Güney Akım Konuları

 

Türkiye ile Rusya arasında yaşanan sorunların en önemlilerinden birisi Nabucco ve Güney Akım projeleri arasında yaşanan rekabettir. Bilindiği gibi Türkiye daha önce Rusya’yı Nabucco hattına davet etmişti. Ardından da Türkiye’yi ziyaret eden Rusya’nın “en derin” bürokratlarından birisi olan Enerjiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı İgor Seçin, Türkiye’yi Güney Akım Projesi’ne davet etti. Her iki davet sonrasında da yapılan açıklamalarda “bakıyoruz, inceliyoruz” gibi diplomatik cevaplar basında kısmi bir heyecana sebep oldu. Ancak ilişkilerin doğasını bilenler şuna emindirler ki, ne Türkiye Güney Akım’a katılır ve ne de Rusya Nabucco’ya girer. Bugün ekonomik krizi en derin hisseden ülkelerin başında gelen Rusya’nın birkaç büyük projeyi aynı anda yürütme kapasitesi olduğunu düşünmüyorum. Rusya için Baltıklardan geçen Kuzey Akım Hattı daha önemlidir ve yürüyen bir projedir. Kanaatimce Rusya Güney Akım Projesini Nabucco’ya karşın bir pazarlık unsuru olarak elinde tutmaktadır. Mavi Akım 2 anlaşması aslında Rusya için içeriği ve kapasitesi değiştiği takdirde Güney Akım’ın yerini alabilir.

 

Burada aslında bir ara formülün bulunması gerekir. Bu ara formül daha önce Rus basınına yansıyan ve Rusya’da büyük yankı uyandıran TÜRKSAM’ın önerisi ile gerçekleştirilebilir.[1] Söz konusu öneriye göre; Nabucco ve Güney Akım projeleri nedeniyle rekabet yaşayan Türkiye ve Rusya’nın bu rekabeti işbirliğine çevirecek imkanlar mevcuttur. Rusya oldukça pahalı olan Güney Akım yerine Mavi Akım 2’yi yaparak Rus gazını Samsun’a getirmeli, Türkiye’de Hazar bölgesi gazını Trans Hazar Projesi ile yine Samsun’a kadar getirmelidir. Burada her iki hat birleşerek yeni ve daha güçlü bir hat ile Avrupa’ya gitmelidir. Böyle olunca her iki ülkenin de isteği önemli ölçüde gerçekleşecek ve AB de güvenilir enerjiye kavuşmuş olacaktır.

 

Burada, Türkiye ve Rusya’nın enerji politikalarında sürdürdükleri politikalardaki farklılığın da altı çizilmelidir. Türkiye kendi projesi olan Nabucco Projesi ile ilgili olarak önceliği pazar ülkelerine verirken, Rusya “nasıl olsa doğalgazın pazarı var” gerekçesi ile kendi projesi olan Güney Akım konusunda kaynak ülke ağırlıklı bir politika izlemektedir. Bu sebepledir ki, Nabucco konusunda en büyük sıkıntı kaynak temini olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Güney Akım için Bulgaristan’ın yeni yönetimi sorun çıkarabilir. Ayrıca Ukrayna’nın da karasuları sebebiyle sorun çıkarması ihtimali yüksektir. Bu sorunları aşmak için Moskova Türkiye’nin desteğine ihtiyaç duymaktadır.

 

Nükleer Enerji Santrali Konusu

 

Putin’in Türkiye ziyaretinin en kritik konusu hiç şüphesiz ki, Nükleer Santral konusudur. Bilindiği gibi yılan hikayesine dönen Nükleer enerji ihalesinde tek teklifi veren Rus JSC Atomstroyexport-JSC Inter Raoues-Park Teknik Ortak Girişim Grubu’nun önceki açıkladığı fiyat yüksek bulunmuş; Gül’ün Rusya gezisi esnasında da aynı şirket yeni bir teklif vererek fiyatı düşürdüğünü açıklamıştı. Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ (TETAŞ) firmanın 21,16 sent olarak önerdiği fiyatı, iyileştirme teklifinde 15,35 sent olarak revize ettiğini açıkladı. Ardından Enerji Bakanı Taner Yıldız ve ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Rusya ziyaretinde mesele yeniden görüşüldü. Ancak şimdiye kadar bu konuda son imzaya gidilemedi. Şimdi Putin’in ziyaretinde bu konunun gündeme gelmesi, son imza olmazsa bile bir protokolle düzenlenmesi, beklenmektedir. Hatta Putin’in ziyaret esnasında bir miktar daha fiyat düşürmesi ve teknoloji transferi konusunda bazı adımlar atması da gündemdedir.

 

Rusya’nın ABD’nin Türkiye üzerindeki bütün baskılarına rağmen Nükleer Santral Projesini gerçekleştirmek istemektedir. Zira daha önceki Erdoğan Saldırı Helikopteri Projesi, savunma sanayi ihaleleri, Tatneft’in Tüpraş hüsranı gibi konuları dikkate aldığımızda Rusya açısından elde kalan tek büyük ve stratejik proje Nükleer Santral Projesi olarak gözükmektedir. Bu sebeple de Rusya bu konuda Türkiye’yi de projeye dahil etme ve teknoloji transferi de dahil olmak üzere yeni tekliflerle sürpriz yapabilir.

 

ABD’nin Putin’in Ziyaretine İlgisi

 

Bu ziyarette Nükleer Santral yapımı da gündeme geleceği için Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti ABD tarafından da dikkatlice takip edilecektir. Zira Türkiye ile Rusya arasında uzun süreden beri imzalanma aşamasına gelmesine rağmen Nükleer Santral anlaşması, ABD’nin siyasi baskıları sebebiyle bir türlü imzalanmamıştı. Daha önce Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in çok önem verdiği Erdoğan Saldırı Helikopteri Projesi de yine ABD’nin karşı lobi çalışmaları sebebiyle imzalanamamıştı. Bu sebeple de Putin’in Türkiye ziyareti bölgede diğer ülkeler tarafından yakından takip edilmekte ama bilhassa ABD bu ziyareti çok yakından takip etmektedir.

 

Mavi Akım-2 Anlaşması

 

Ziyaret öncesi en çok sorulan soru: “Bu ziyaretten ne çıkacağıdır”. Rus diplomasisinin klasik bir alışkanlığı vardır. Rus diplomasisine göre Başbakan Vladimir Putin önemli bir konuktur ve bir ülkeyi ziyaret ediyorsa mutlaka masadan bazı net sonuçlarla kalkmalıdır. Rus diplomasisi temenniler içeren veya davete icabet gerektiren bir ziyaret gerçekleştirilemeyeceğini ve bazı somut anlaşmaların imzalanması gerektiğini, ziyaret öncesi hazırlıklar aşamasında, Türk diplomasisine net bir dille aktarmışlardır. Bu sebeple de bu ziyaret sırasında bazı somut projelerin imzalanması gereği ortaya çıkmaktadır. Bu aşamada imzaya en yakın proje olarak Mavi Akım 2 Hattı Projesi karşımıza çıkmaktadır. Mavi Akım hattına paralel olarak çekilmesi planlanan, İsrail’e kadar uzanacak ve İsrail tarafından da desteklenen, Mavi Akım 2 hattı projesinin imzalanması ihtimali yüksektir. Rusya birkaç yıl önce benzer bir öneri ile gelmişti ancak o dönem Türkiye bu hattın Nabucco projesinin konumunu zayıflatabileceği gerekçesi ile kabul etmemişti. Şimdi bu proje yeniden masaya yatırılmıştır.

 

Görüşmelerde masada olacak bir diğer konu da 2011 yılında Rusya’dan batı hattından alınan doğalgazla ilgili anlaşmanın yenilenmesidir. Ankara ‘al ya da öde’ formülünde değişiklik yapılmasını istemektedir. Ayrıca bir diğer önemli konu da Karadeniz’de petrol ve doğalgaz aramalarının koordine edilmesidir.

 

Samsun-Ceyhan Boru Hattı’na Rusya’nın Petrol Vermesi Konusu

 

Putin’in ziyareti öncesinde iki ülke enerji bakanları bir araya gelerek özellikle de Samsun-Ceyhan Projesi konusunda protokol imzalamaya yakın olduklarını açıklamışlardır. Hem Rusya tarafında ve hem de Türkiye tarafında iktidara yakın özel şirketlerin yer aldığı bu projenin bu sebeple yürürlüğe girme şansı bir hayli yüksek bulunmaktadır. Çok büyük bir ihtimalle de Rusya’sız bir anlam ifade etmeyen Samsun-Ceyhan Projesi’ne Rusya’nın desteğinin sağlanması için Akkuyu Nükleer santrali üzerinden pazarlık yapılmıştır. Ayrıca Samsun-Ceyhan Projesi çerçevesinde Rus firmaların Türkiye’de rafineri yatırımı yapmaları da gündemdedir.

 

Dağlık Karabağ Sorunu ve Türk-Ermeni Açılımı

 

Türkiye ile Ermenistan arasında son dönemlerin moda tabiri ile yapılan açılımlar ve Dağlık Karabağ konusunda Moskova’nın önderliğinde gerçekleştirilen görüşmelerin de bu ziyaret esnasında masaya yatırılması beklenmektedir. Daha önce Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmesine soğuk bakan Rusya’nın artık bu politikasından uzaklaştığı ve Güney Kafkasya’daki müttefiki Ermenistan’ın özellikle de Ağustos 2008’de yaşanan savaş sonrasında bölgede acil çıkış imkanlarından mahrum kaldığını görmesinin de etkisiyle, Türkiye’nin bu savaşta tarafsız kaldığını da göz önüne alarak Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için Erivan yönetimini cesaretlendirdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca Rusya’nın Erivan üzerindeki ve Türkiye’nin de Bakü üzerindeki etkisini dikkate alarak Dağlık Karabağ sorununun çözümü için her iki tarafın da karşılıklı özveri göstermesinin gerektiği düşünülmektedir.

 

Diğer Konular:

 

Putin’in Türkiye ziyareti bir güne sığdırılmış olsa da birçok konunun masaya yatırılması beklenmektedir. Bunları diğer başlıklar altında şu şekilde sıralayabiliriz:

 

* Türkiye’ye savunma sanayi ürünleri satılması. Bu konuda bizzat Başbakan Putin tarafından lobi çalışmaları sürdürülmektedir.

 

* Doğalgaz Depolama tesislerinin Rusya tarafından inşa edilmesi ve doğalgaz dağıtım ihalelerinde Rus firmaların katılımının sağlanması,

 

* 2014 yılında Soçi’de yapılacak olan Kış Olimpiyatları için bölgede yaptırılacak altyapı ve tesisler için Türk işadamlarına kolaylık sağlanması,

 

* Bu yıl rekor düzeyde gerçekleşen hububat rekoltesi nedeniyle kendi buğdayına Pazar arayan Rusya, bu çerçevede Türkiye’ye buğday da satmak istemektedir.

 

Turizm konusu iki ülke arasında belki de en sorunsuz görüşme konusudur. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yaptığı açıklamaya göre, Türkiye'ye gelen yabancı turistler sıralamasında bu yılın ilk yarısında Rusya 478 bin kişi ile Türkiye’ye en çok turist gönderen ülke olmuştur. Bu alandaki bazı detaylar da masaya yatırılacaktır.

 

Geçtiğimiz yıl yaşanan savaşın yıldönümüne sadece bir gün kala Türkiye’ye gelen Putin’in masaya yatıracağı bir başka konu da Gürcistan meselesidir. Özellikle yıldönümün yaklaştığı bu günlerde bölgede tansiyonun hızla yükseldiğine şahit olunmaktadır. Bu çerçevede bölgeden gelen haberlerden Gürcistan'dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya'daki Rus askerleri, olası bir çatışmaya hazır pozisyona geçirilmiştir. Türkiye hem Gürcistan ve hem de Rusya ile iyi ilişkiler içerinde olan bir komşu ülke olarak bölgedeki tansiyonu düşürücü bazı girişimler içerisinde olacaktır.

 

8.8.2008 tarihinde yaşanan Kafkasya Savaşı sonrasında Türkiye’nin önerdiği Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu da yine masaya yatırılacak konular arasındadır. Ancak adeta “dostlar alışverişte görsün” mantığı ile sürdürülen bu organizasyon konusunda çok ciddi ilerlemeler de beklememek gerekir.

 

Erdoğan ve Putin’in ele alacağı bir diğer önemli başlık da bölgesel sorunlar üzerindeki mütalaalar olacaktır. Rusya-NATO ilişkileri, deniz korsanlarına karşı ortak mücadele, Irak, İran ve Orta Doğu konuları da ele alınacaktır.

 

Türkiye ile Rusya "çok boyutlu güçlendirilmiş ortaklık" temelinde ilişkilerini geliştirmektedir. Putin’in Ankara ziyareti iki ülke ilişkilerini bir adım daha öteye götürecek altyapıya sahiptir. Türk-Rus ilişkiler her ne kadar sürekli gelişme dinamiğine sahip olsa da bazı temel noktaların gölgesinden de kurtulabilmiş değildir. Bunlardan ilki iki ülke ilişkilerinin gelişmesinde Erdoğan ve Putin arasındaki kişisel dostluk ilişkileridir. Bu aslında ikili ilişkileri pozitif bir şekilde etkilemektedir. İkinci önemli nokta ise ikili ilişkilerin ABD’nin etkisi altında sürdürülmeye çalışılmasıdır. Üçüncü önemli nokta ise özellikle ekonomik ilişkilerde giderek Rusya lehine büyüyen dış ticaret açığına yönelik herhangi bir eylem planının geliştirilememesidir.

 

Dipnotlar

 

[1] Турецкий эксперт предлагает объединить "Голубой поток-2" и Транскаспийский газопровод, http://xronika.az/main/2901-tureckij-yekspert-predlagaet-obedinit-goluboj.html, Дружба премьеров Турции и России помогает развитию двусторонних связей, http://www.rian.ru/politics/20090519/171514321.html, Турецкий эксперт предлагает объединить "Голубой поток-2" и Транскаспийский газопровод, http://www.k-r-g.ru/news/nov.php?nkat_in=3&nov_in=3829