(Dr. Sinan OĞAN tarafından 3 Eylül 2008 tarihinde kaleme alınan bu analiz konunun güncelliği açısından tekrar yayınlanmaktır.)

 

Bölgemizde yaşanan gelişmeler hızlı diplomasi trafiğini de beraberinde getirmektedir. Önce Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov, temaslarda bulunmak üzere 29 Ağustos 2008 tarihinde Ankara'ya geldi. Ardından Gürcistan Dışişleri Bakanı Eka Tkeshelashvili 31 Ağustos 2008 tarihinde geldi ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüştü. Nihayet 2 Eylül 2008 tarihinde Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov İstanbul’a gelerek Dışişleri Bakanı Ali Babacan ile görüştü. Bu esnada Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ile görüşmek üzere Soçi şehrine giderken, Rusya Başbakanı Vladimir Putin ise İslam Kerimov ile görüşmek için Taşkent’in yolunu tutmuştur. Bu arada savaştan sonra ilk kez ABD’nin en yüksek düzeyli bir yetkilisi, Başkan Yardımcısı Dick Cheney Gürcistan, Azerbaycan ve Ukrayna’yı ziyarete gitmek için yola düşmüştür. Şüphesiz ki, bütün bu ziyaretlerde önemli gündem maddeleri görüşülmektedir. Önemli stratejik kararlar alınmakta ve bölgenin kaderini değiştirecek hamleler yapılmaktadır.

 

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov’un ziyaretinde Türk dış politikası açısından önemli bir sonuç çıkmadı. Gürcistan Dışişleri Bakanı Eka Tkeshelashvili’nin ziyaretinden Tiflis yönetiminin herhangi bir şekilde Rusya ile aynı platformda bir araya gelemeyeceklerini resmi ağızdan dinlemiş olduk. Dolayısıyla bu iki ziyaretin detaylarına girilmesine gerek görülmemektedir. Ziyaretine büyük anlamlar yüklenen ve büyük beklentilerin olduğu Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un ziyaretinin sonuçlarını aşağıdaki başlıklar altında değerlendirmekte fayda vardır.

 

Lavrov’un İstanbul ziyareti esnasında görüşmede masada birçok konu vardı. Birçok konu görüşüldü. Kapalı kapılar arkasında ne kararların alındığını bilemiyoruz ama basın önünde her iki Dışişleri Bakanının yaptığı açıklamalardan ve sorulara verdiği cevaplardan “Gürcistan cephesinde yeni bir şey olmadığını” anladık. Türkiye ve Rusya bulundukları mevzilerde kaldılar, yeni herhangi bir şey ifade edilmedi ve yeni bir anlaşma v.s. gibi bir belgeye de imza atılmadı.

 

Aslında bu tür ziyaretlerden de fazla bir şey beklememek gerekir. Danışma amacı taşıyan bu ziyaretten bir sonuç çıkacağını da ummuyorduk. Bu ziyaret en azından Türkiye ile Rusya arasında herhangi bir sorun olmadığını, bölgede her iki ülkenin dostluk ve işbirliği ilişkilerini sürdürmek istedikleri arzusunda olduklarını beyan etmeleri açısından önemli olmuştur.

 

Gümrüklerde Yaşanan Sorun: Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un ziyaretinden beklenilen en önemli sonuç belki de gümrüklerde yaşanan krize bir çözüm bulunması ümidiydi. Ancak Lavrov’un ziyaretinde bu konuya herhangi bir çözüm bulunamadığı anlaşılmaktadır. Lavrov’un basın toplantısında sorulara verdiği yanıtta ifade ettiği bu konuyu gümrük idaresine havale ettiklerini ve “Türkiye ile basitleştirilmiş gümrük sistemine geçmek istediklerini” belirtmesi basit bir çözüm bulunacağı şeklindeki yorumlanmaması gerekir.

 

Burada Rusya daha önceki mevzisini korumaktadır. Hadise aslında basit bir gümrük olayıdır. Maalesef birçok yorumcu bunu Gürcistan savaşı ve ABD gemilerinin Karadeniz’e girmeleriyle alakalandırmaktadır. Bu tamamen yanlıştır. Bu sorun savaştan çok önce çıkmış ve halen devam etmektedir.

 

Türk Tırları ve ürünleri (Avrupa’dan gelse bile) Rusya gümrüğünde normal seyrine ters olarak tarife dışı bir şekilde “Kırmızı Hatta” alındığı için tırlardaki, konteynırlardaki ve diğer araçlardaki bütün mallar tek tek kontrol edilmekte ve sayılmaktadır. Bu durum uzun zaman aldığından gümrüklerde gecikmelere sebep olmaktadır. Gümrük süreçlerinde sarı, kırmızı ve yeşil olmak üzere üç farklı kontrol yapılıyor. Yeşil "kontrolsüz geçiş", sarı "döküman kontrolü" anlamına gelirken, kırmızı hat kontrolü ise fiziki kontrolü içeriyor.

 

Rusya Başbakanı Vladimir Putin Başbakanlığı devraldığı zaman ülkesinde yerli üretimi artırmak için bir dizi tedbirler paketi hayata geçirdi. Öncelikle Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri (KOBİ) destekleme programı hazırlattı. Putin’in KOBİ programını hayata geçirmek için ve KOBİ’leri destekleyebilmek için ithalata çeki düzen vermesi gerekiyordu. Putin’in destek kapsamına aldığı KOBİ’lerin önemli bir kısmı başta tekstil olmak üzere Türkiye’nin bu ülkeye ihraç ettiği ürünlerle paralellik göstermektedir. Diğer taraftan Türkiye doksanlı yılların başından itibaren Rusya’ya gerçekleştirdiği bavul ticaretini günümüzde daha geniş bir şekilde kargo ticaretine dönüştürmesi ve gümrüklerde ürün fiyatı yerine kilo üzerinden para ödemesi Rusya’yı rahatsız etmektedir. Rusya bu sebeple Türk ihraç mallarını tek tek sayarak gerçek değeri üzerinde hesaplama yapmaya çalışmaktadır. Bu durum aşırı zaman kaybına sebep olmaktadır. Neticesinde ise Türk tırları sınırlarda beklemektedir.

 

Sorunun tanımı bu olduğu için çözümünün de Lavrov’da olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sorunun çözümünün kolay olmayacağını ifade etmek gerekir. Rusya bu konuda Türkiye’den adım beklemektedir. Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki, Türkiye’nin Rusya gümrük idaresinin istediği şartları kabul etmesinin ciddi bir faturası olacağını da bilmek gerekir. Sorunun bu yılın sonunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Rusya ziyareti esnasında çözülebileceği tahmin edilebilir. Ancak ortada ciddi de bir süre vardır ve bu süre zarfında Türk şirketlerinin ciddi bir fatura ile karşılaşabileceğini söyleyebiliriz. Bu tarihe kadar beklenilmesin denirse de Başbakan Erdoğan’ın Başbakan Putin’e bir rica telefonu etmesi icap edecektir.

 

Toprak Bütünlüğü İlkesi: İkili görüşmelerde Türkiye Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne vurgu yaparken Rusya Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığından dem vurmuştur. Ancak iki ülkenin farklı düşünmesinin ilişkilere halel getirmeyeceği de vurgulanmıştır. Bu çerçevede Lavrov Türkiye’nin daha önce Kosova’yı tanımasının ilişkilerde sorunlar çıkarmamasına vurgu yapması önemlidir.

 

Aslında Batının Kosova’nın bağımsızlığını tanıması ve Rusya’nın da Abhazya ve Güney Osetya’yı tanımasından sonra BM’nin toprak bütünlüğü ilkesi önemli ölçüde zayıflamıştır. Ancak Rusya’nın 21 tane özerk cumhuriyet ve bölgeye sahip olduğunu düşündüğümüzde ve Çeçenistan gibi bağımsızlık düşüncesini silahlı eyleme, Tataristan gibi bağımsızlık düşüncesini fikriyata dönüştüren cumhuriyetlere sahip olan Rusya’nın kendisinin en çok toprak bütünlüğüne ihtiyacı olduğunu göstermeye yeterli örneklerdir. Bu çerçevede Rusya bölgede kısa vadede Kırım ve Dnyester Yanı bölgesinin bağımsızlıklarını destekleme arzusunda olabilir. Ama aynı şekilde Dağlık Karabağ bölgesinin bağımsızlığını tanıma ve/veya destekleme konusunda pek istekli olacağı da düşünülmemektedir. Rusya’nın bu kısa vadede bu tanıma kararlarından karlı gibi çıktığı gözükse de orta ve uzun vadede Rusya’nın kendisinin toprak bütünlüğüne ihtiyacı olacağından bu kararından en çok zararı kendisinin göreceği söylenebilir.

 

Rusya bu kararı biraz da SSCB’den kalma “pazu gösterme” alışkanlığı çerçevesinde Kosova’nın rövanşını alma psikolojisi ile hareket ettiği anlaşılmaktadır. Ama yukarıda da ifade edildiği gibi bu karar orta ve uzun vadede Rusya açısından olumsuz sonuçlar doğurabilir.

 

Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığının Rusya tarafından tanınmasından sonra bu iki cumhuriyetin kaderlerinin ne olacağı da tartışma konusu olmuştur. Kanaatimizce bu cumhuriyetlerden Güney Osetya bir süre sonra Rusya içerindeki Kuzey Osetya’ya ilhak kararı alacaktır. Dolayısıyla da Rusya’ya ilhak edecektir. Zaten nüfusunun tamamına yakınına Rusya vatandaşlık vermiştir. Abhazya’ya gelince bu cumhuriyetin bağımsızlığını sürdüreceği ve orta vadede KKTC gibi bir statüde kalacağı anlaşılmaktadır.

 

AB ülkeleri ve ABD’nin Türkiye ile berber Rusya’ya karşı Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün önemine vurgu yapması bu krizin Dağlık Karabağ konusunda Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne de vurgu yapıldığı anlamına gelmektedir. Bu çerçevede savaşın ilk zamanlarından ABD ve AB ülkelerinin Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne gerekli vurguyu yapmaması bu savaşın Dağlık Karabağ’ın pozisyonunun zayıfladığı şeklinde yorum yapmamıza sebep olmuştur. Ancak ilerleyen dönemlerde ABD ve AB’nin Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne vurgu yapması ve bu vurguyu etkili bir şekilde ifade etmesi Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’dan ayrılarak Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü bozması da Batı tarafından “kötü bir alışkanlık yapabileceği” endişesi ile desteklenmeyecektir.

 

Bu arada Lavrov İstanbul’da Babacan ile görüşürken Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç’da Rusya Federasyonu Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vladimir Visotskiy ile Karadeniz'in uluslararası sularında seyir halinde olan TCG Kemalreis Firkateyni'nde biraraya gelerek bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi.

 

Gül’ün Erivan Ziyareti: Lavrov’un ziyareti esnasında basına açıklanmasa da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün olası Erivan maç ziyaretinin de gündeme geldiği düşünülmektedir. Bizi böyle düşünmeye iten iki sebep bulunmaktadır. Birincisi Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu için Ermenistan ile görüşmeler Rusya üzerinden yürütülmektedir. Bu sebeple de Lavrov’un ziyareti sırasında Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu görüşülürken Ermenistan ile yürütülen görüşmeler de masaya yatırılmıştır.

 

İkincisi ise Ortak Güvenlik Örgütü üyesi olması sebebiyle Ermenistan dış sınırları Rusya tarafından korunmaktadır. Erivan’a uçakla indiğinizde havaalanında pasaportunuz kontrol eden memurları bile Rustur. Hal böyle iken Gül’ün Erivan ziyaretinde güvenliğinin sağlanması için Erivan yönetimi kadar Rus yönetimi ile de görüşüldüğünü düşünmekteyiz. Ancak kamuoyundaki hassasiyetler sebebiyle bu durum dışişleri bakanlıklarınca açıklanmamıştır.

 

Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un bölgesel konularda da fikrini açıkladığı bu ziyaret esnasında İran’a S-300 füzelerini satmalarının söz konusu olmadığını vurgulamıştır. Ayrıca bir diğer önemli endişe kaynağı olan Rusya’nın doğalgazı kesme olasılığının da olmadığı vurgulanmıştır. Kanaatimize göre Rusya bölgede Türkiye’yi sıkıntıya sokacak bu tür enerji silahını kullanmayacağı, kullanamayacağını daha önce olduğu gibi vurgulamıştık.