İngiltere ve Rusya arasında yaşanan çifte ajan Sergei Skripal ve kızının zehirlenmesi krizinin ardından aralarında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerin de bulunduğu 22 ülke Rus diplomatları sınır dışı etme kararı aldı. Donald Trump yönetiminin, Londra ile dayanışma adına 60 Rus diplomatı sınır dışı edeceğini ve Seattle'daki Rusya Konsolosluğu'nu da kapatma kararını duyurmasının yanı sıra birçok ülkeden de tepki geldi. Böylece 100’den fazla Rus diplomatının ülkelerine döneceği anlaşıldı.

 

ABD ve Rusya arasındaki diplomat krizini TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, TRT Radyo Haber’de Bahadır Şerif Onaran, Elif Yeriğ, Erhan Yardımcı ve Fatih Dağdelen'in hazırladığı Radyo Ajandası programında değerlendirdi.

 

Gencehan Babiş’in değerlendirmesinden önemli başlıklar ve satır başları şöyle…

 

“Soğuk Savaş Sonrasında İlk Kriz Değil…”

 

Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD – Rusya ilişkilerine baktığımız zaman bu ilk yaşanan diplomat krizi değildir. 2001 yılında FBI bünyesinde çalışan Robert Hanssen’ın Rusya’yla bağlantılı olduğu tespit edilip ABD’nin 50 Rus diplomatın sınır dışı kararı ilk akıllara gelen olaydır. Bu konuda 2013 ve 2016 yıllarında yine birkaç kriz meydana geldi ve 2016 yılında ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlarının sonucu olarak 35 Rus diplomatının yine sınır dışı edildiğini ve buna 2017’de de Putin’in’ Moskova’daki Amerikan Büyükelçiliği’nde çalışan diplomatlarının sayısının azaltılmasıyla talimatıyla karşılık verdiğini görüyoruz. Putin, Moskova Büyükelçiliği’nde çalışan ABD çalışanlarının sayısını 755 kişiye indirmişti. Moskova’daki Amerika Büyükelçiliği’nde çalışan personel sayısı 1270 civarında olduğu ile ilgili bir rapor bulunuyor ve dolayısıyla burada ne kadar büyük bir düşüş olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla, Soğuk Savaş sonrası dönemde ilk sıkıntı değil; ama en büyük sıkıntılardan birisidir.

 

“ABD’nin Kendini Belli Etmeye Yönelik Bir Hamlesi”

 

Trump yönetiminin buna benzer böyle sert kararlar vererek kendini belli etmeye yönelik hamlelerine girdiğini görüyoruz. Biraz geriye baktığımız da benzer sert tepkileri birçok alanda görebiliriz. Trump seçildikten hemen sonra Suriye’ye çok büyük bir hava operasyonu düzenlemişti. Bu, aslında ABD’nin orada olduğunun hatırlatılmasıydı ve ABD’nin Suriye’deki operasyonları bu yoğunlukta devam etmedi. Yine, Kudüs konusunda Trump çok tartışmalı bir karar aldı ve bununla ilgili bir adım attı ama sonrasında ABD Kongresi’nde uzun yıllar görüşülen Amerikan Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınması konusuyla ilgili tasarıyı bir daha erteledi. İlerleyen süreçte büyük ihtimal devamı gelecek ama bu gerginlik son birkaç aydır bu seviyede devam etmiyor. Şimdi aynı tepkiyi aslında Rusya ile ilişkilerde görüyoruz.

 

“ABD – Rusya Arasında İlişkilerinin Gerildiğinin Göstergeleri”

 

Casuslarla ilgili konuların bu denli gündemde olduğu bir dönemde Rusya’da Putin KGB kökenli bir başkan olarak yeniden seçildi. Trump, çalışma ekibine Rusya’ya karşı daha sert tavırlarıyla tanılan isimleri aldı. Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale ettiğine ilişkin tartışmalar, İngiltere içerisindeki çifte ajan Skripal’in zehirlenme hadisesi, Rusya’nın NATO’ya yönelik hamleleri ilişkilerin gerildiğini gösteriyor. Burada ABD’nin son dönemde tarihi olarak da önem atfedilen İngiltere ile ilişkilerinde sorunlar olduğunu göz önüne alırsak, bu konuyla ilgili bir dayanışma sergileyerek İngiltere’ye de bir mesaj verilmek isteniyor.

 

“İyi Bir Diplomasi, Türkiye’yi Hem Irak Hem de Suriye’nin Kuzeyinde Kazançlı Çıkarır”

 

Mattis’in birkaç hafta önce PKK ve YPG’nin ayrılıp savaştırılacağına ilişkin açıklamasını hatırlamak gerekir. Türkiye’de birçok kimse tabii ki bunun imkânsızlığını vurgulayarak tepki vermişti. Şimdi Mattis’in PKK’nın Sincar’dan çekilmesi ile alakalı bir açıklamasını tartışıyoruz. ABD’nin planları açısından bakıldığı zaman artık, Irak’ın kuzeyinden ziyade Suriye’nin kuzeyine odaklanmayı düşünüyor. Türkiye’yi bir şekilde razı etmek için, Türkiye’nin PKK ile mücadelesini destekleyeceğini ifade ederek bir bakıma Kuzey Suriye’de kendisine alan açmaya çalışıyor. Türkiye’nin burada çok kararlı bir süreç ilerlettiğini görüyoruz ve bir taraftan da ABD ile Rusya ilişkilerinin de gerildiğini görüyoruz. Suriye özelinde baktığımız zaman bu Türkiye’nin kendi kozlarını hem ABD’ye hem Rusya’ya aksettirmek açısından bu Türkiye’nin avantajına bir gelişme olabilir. Türkiye, uluslararası alanda iyi bir diplomasi ağını tekrar devreye sokarsa hem Suriye’nin kuzeyinde hem Irak’ın kuzeyinde çok kazançlı çıkabilir. Türkiye’nin duruşundaki netlik Afrin’den sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklaması sonrasından sonra Türkiye’nin yoğun bir operasyon düzenlemesine gerek kalmadan oradaki terör örgütünün çekileceğine ilişkin beyanıyla perçinlendi. ABD’nin de artık Türkiye’yi oyun dışında bir aktör olarak değil, hesaplarının tam ortasında bulunan ve bunları en fazla etkileyen ülke olarak görmesi gerektiğini umarım anlamıştır diye düşünüyorum.