Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ilişkilerde ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne yapılan intihar saldırısı, gündemdeki yerini korumaktayken, bundan birkaç gün sonra ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin basın mensuplarına verdiği kahvaltı sırasında tutukluluk süreleri ile ilgili açıklamalar ABD’nin dışişlerinin Türkiye’nin içişlerine müdahalesi ile ilgili tartışmalara yol açmıştır. Açıklamaya müteakiben Ricciardone, Dışişleri Bakanlığı’na çağırılmış ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile 2 saat 15 dakikalık bir görüşme yapmış, haber kaynaklarında görüşme sırasında büyükelçinin uyarıldığı yer almıştır. Türkiye’deki tutukluluk süreleri ve yargı kararları böylece Türkiye içerisindeki eleştirilmesinin yanı sıra uluslararası ilişkilerde bir gerginlik kaynağı olarak karşımıza çıkmıştır.

 

Öncelikle, Ricciardone’nin açıklamasının nasıl bir ortamda yapıldığını değerlendirmek gerekmektedir. Genel anlamda, Fransız düşünür Baron de Montesquieu tarafından temelleri atılan kuvvetler ayrılığı ilkesine bakıldığında, dünyanın birçok yerinde yasama ve yürütme işlerinin geniş bir zeminde tartışılması, yeri geldiğinde sivil toplumun da görüşlerinin alınarak ülkede yaşayanlarla uyumlu politikalar üretilmesi bir gereksinim olarak görülmektedir. Bunun yanında, yargının kararlarının tartışmaya mahal vermeyecek kadar adaletli olması da bir diğer gerekliliktir. Bu iki erkten ayrı olarak kurgulanan yargının tartışmaya açılması, bazen kamu vicdanının yara aldığı bazen de yargının tarafsızlığının ortadan kaldırıldığı durumları beraberinde getirmekte ve bu da ister istemez yargının güvenilirliğine zarar vermektedir. Türkiye’de son dönemde ise bu durumun tersine işlediğine ilişkin birçok örnek karşımızdadır. Dış politikada önemli gelişmelerden biri olan Türkiye’nin NATO’dan Patriot füzelerini talebi kamuoyunda –özellikle yerleştirildiği illerde- hararetli tartışmalara neden olsa da konu Türkiye’nin yasama organı TBMM’de tartışılmamıştır. Bunun yanında yargının kararları üzerinde sıkça tartışılan bir konu haline gelmiştir. Ricciardone tutuklamalarla ilgili “ABD ve Avrupa Mahkemeleri'nin buna anlam vermesi zor olacaktır”[1] diyerek bu tartışmalara müdahil olmuş, bu durum ise Türkiye’nin içişlerine müdahale edildiği yönünde algılanmıştır. Böylece, uluslararası alanda Türkiye’nin son dönemde sıkça eleştirildiği ulusal yargının kararları bir kez tartışma konusu haline getirmiştir. Burada belirtmek gerekir ki, Türkiye’ye ilk eleştiri Ricciardone’nin açıklaması değildir. Son birkaç AB İlerleme Raporları incelendiği zaman, bu gibi durumların eleştirildiği görülecektir.

 

Obama’nın Cevapları: Cevaplanmayan Sorularda Saklı

 

Ricciardone’nin açıklamalarından sonra Türkiye’de en popüler gazetelerinin birinin 10 Şubat 2013 tarihinde yayınladığı ABD Başkanı Barack Obama ile yapılmış röportaj ise iki ülke arasındaki gerginliğin önünü almak ve Türkiye’de zaten yüksek seviyelerde olan anti-Amerikan bakış açısının artmasını engellemek adına bir girişimdir. Gazeteninin Washington temsilcisi tarafından yollanan sorulara Beyaz Saray Sözcüsü Caitlin Hayden’dan buna cevap gelmiş, Obama ile yüz yüze bir görüşme gerçekleştirilmemiştir. Röportajın mutlak anlamda ABD’nin resmi politikasını yansıttığı mutlaktır; ama diğer yandan bu röportaj bir bakıma “Obama” ile değil “Beyaz Saray” ile yapılmış da denebilir.

 

Obama röportajında suya sabuna dokunmayan cevaplar, aynı zamanda ABD’den duyulması istenen cevaplar olmakla birlikte önemli konular hakkında ABD tarafından herhangi bir söz söylenmemiştir. Önce çıkan noktalar; Türkiye’nin ABD’nin stratejik bir partneri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ise Obama’nın harika bir partneri olduğu, Türkiye’ye Patriot füzelerinin savunma amaçlı geldiği ve terörle müzakere sürecine verilen destektir. Cevaplanmayan soruların bir tanesi Avrupa Birliği, birisi İsrail, diğeri Kuzey Irak ve öteki de Ermeni meselesi hakkındadır. Bu dört nokta da Türk dış politikasında son derece önemli ana hatlar olduğundan aslında gelen cevaplardan ziyade bunların neden cevaplanmadığı önemlidir.

 

“Eksen Kaymasından” Sonra “Eksen Değişmesi” mi?

 

Geçtiğimiz hafta Başbakan Erdoğan’ın Orta Avrupa ziyareti, AB’ye yönelik siyasi bir adım olarak değil Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Slovakya ile ikili ilişkilerin ekonomik boyutunun geliştirilmesi yönünde bir girişim olarak karşımıza çıkmıştır. Erdoğan’ın Orta Avrupa seyahatindeki demeçleri son Almanya ziyaretinden biraz daha sivri de olsa genel olarak bu seyahate benzer şekilde Kıbrıs sorunu, Türkiye’nin uzun süre AB kapısında bekletilmesi, terörün Avrupa’daki kaynaklarının kesilmesindeki isteksizlik gibi konular olmuştur. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB dönem başkanlığı sonrası İrlanda’nın başkanlığı devralmasının ardından ilişkilerde gözle görülür herhangi bir hareket görülmemiştir. Erdoğan’ın “Şangay Beşlisi” açıklaması birkaç yıl önce Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti’nin Orta Doğu’ya yönelik politikalarıyla gündeme gelen “eksen kayması” tartışmalarından sonra bu kez de “Türk dış politikasında bir ‘eksen değişimi’ mi olacak?” sorusunu akıllara getirmiştir. ABD açısından bakıldığında, Orta Doğu’da bu denli hareketli bir süreçte, NATO müttefiki Avrupa ülkelerinin yanında bulunması Rusya ve Çin’in bulunduğu Şangay İşbirliği Örgütü’nde (ŞİÖ) bulunmasından yeğdir. Burada belirtmek gerekir ki, ŞİÖ, henüz AB kadar entegre bir yapı ve kapsayıcı bir sistem oluşturamamıştır.

 

Türkiye ve İsrail: ABD’nin Birbiriyle Anlaşamayan Dostları

 

 Başkanlığının ilk döneminde ilk ziyaretini Türkiye’ye yaparak Müslüman dünyaya mesaj veren Obama, bu sefer ilk ziyaretini İsrail’e gerçekleştirecektir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu ziyarette gündemin başlıca maddelerinin İran’ın nükleer programı, Suriye’deki iç savaş ve İsrail – Filistin arasında hızı kesilen barış çabaları olacağını ifade etmiştir.[2] İlerleyen günler için Obama’nın, ilk dönemi gibi arabuluculuğa atıfla değil artık daha çok bir taraf olarak Orta Doğu’da faaliyetlerine devam edeceği söylenebilir. Nitekim Suriye ve İran konusunda ABD’nin İsrail’in yanında olması Obama’nın önceki başkanlık döneminde de net olarak görülmüştür. Filistin bağlamında ise İsrail ile ABD arasında yerleşim yerlerinin yapılması konusunda bazı anlaşmazlıklar yaşansa bile bu konuda da önümüzdeki aylar Barack Obama, her zaman İsrail’in yanında yer alan ABD’nin safını önceki döneminde daha net şekilde göstereceğe benzemektedir. Bu durum, Orta Doğu ve Kuzey Afrika konusunda ABD ve Türkiye, paralel hareket etse de Filistin’de benzer durumun ortaya çıkmayacağının sinyalleridir.

 

Ermeni Meselesi ve Kuzey Irak Muamması

 

Ermeni meselesi konusunda Obama’ya sorulan soru ise şöyledir; “1915 olaylarının 100’üncü yıldönümü yaklaşıyor. Ermeni Soykırımı’nı tanıyan bir kararı desteklemeyi ya da 2008 seçim kampanyanızda söz verdiğiniz gibi soykırımı tanımayı planlıyor musunuz?”[3] 2015 yaklaştıkça ABD içerisinde Ermeni diasporasının baskısı artarken öte yandan Türkiye’nin bölgedeki konumuna ABD’nin ihtiyaç duyduğu röportajın satır aralarından anlaşılmaktadır. Böyle tartışmalı bir konuda, ne Türkiye’yi ne de diasporayı küstürmemek adına Obama’nın sessiz kaldığı düşünülmektedir.

 

Kuzey Irak ile “Kürt petrolünün dünyaya Türkiye üzerinden dağıtılması” ile ilgili soru Obama’nın yanıtlamadığı diğer sorudur. Türkiye’nin Bağdat yönetimi ile değil Kuzey Irak’taki yönetimi muhatap alınarak enerji anlaşmaları yapması Bağdat’ta hoşnutsuzluğa neden olmuştur. Bunun bir yansıması olarak yakın zamanda Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın uçağı Irak’a indirilmemiştir. Bu da, Türkiye-Irak-İran üçlüsüne bakıldığında Türkiye’den uzaklaşan Irak merkezi yönetimi ister istemez İran’a yakınlaştığını göstermektedir.

 

Değerlendirme

 

Öncelikle, Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerin gerilmesinde Ankara’da patlayan bombanın herhangi bir etkisi olduğunu söylemek çok mantıklı gözükmemektedir; Türkiye içerisinde ABD’ye yönelmiş olan bu saldırı zaten iki ülke arasındaki ilişkilerin ortaklık içerisinde yürüttüğü politikalara ve işbirliği alanlarına tepki olarak yapılmıştır. Gerginlik Ricciardone’nin açıklamalarından çıkmış, Obama ise hemen bu duruma röportajıyla müdahale etmeye çalışmıştır. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Obama’dan uzun süredir randevu talebinde bulunduğu bilinmekteyken, Ricciardone’nin açıklamalarının hemen ardından gelen cevaplarla ABD’nin “sevimli yüzü” gösterilmeye çalışılmış, cevaplanmayanlar ise Türkiye’ye bir nevi mesaj olmuştur. ABD’nin Ricciardone’nin dediklerinin arkasında olduğu zaten ABD Dışişleri Bakanı Sözcüsü Victoria Nuland, “Ricciardone, Hillary Clinton'ın söylediklerini tekrar etti. Eminim yeni bakan Kerry de aynısını söyleyecektir” diyerek ABD’nin konuyla ilgili herhangi aksi bir tutumu olmadığını teyit etmiştir.

 

Obama’nın cevaplarında rahatsızlık yaratacak konulara değinmek yerine Türk tarafındaki huzursuzluğu giderecek bir üslup benimsenmeye çalışılmıştır. Suriye konusunda, Beşar Esad’ın gidiş kararının tasdiklendiği röportajda diğer yandan kritik sorular cevapsız bırakılmıştır.

 

Obama’nın ŞİÖ üyeliğinin gerçekleştirilebilir olup olmadığına ilişkin soruya vereceği herhangi bir cevabı Ricciardone’nin Türkiye’nin iç politikasına bir müdahale olduğuna benzer biçimde Türkiye’nin dış politika tercihlerine bir müdahale sayılabileceği yorumuna açık olduğundan cevap vermemek tercih edilmiştir. Öte yandan, ŞİÖ’nün AB kadar “birleşmiş” bir yapı olmaması ve Türkiye’nin ABD ile uzun yıllardır geliştirdiği ilişkileri nedeniyle Türkiye’li ŞİÖ büyük bir endişe değildir.

 

Kuzey Irak ve Türkiye arasındaki ilişkilerde Irak’ın toprak bütünlüğünü zedeleyeci bir anlayışın benimsenmesi ise ilerleyen süreçlerde Türkiye’nin başını ağrıtacak gelişmelere sebep olabilecektir. Bunun yanında, Irak’ın merkezi hükümeti Türkiye’den uzaklaşırken öte yandan ABD’nin direk tehdit algıladığı İran’a yaklaşması ABD’nin arzu etmediği bir durumdur.

 

Obama’nın Ermeni meselesi konusundaki sessizliği, yine 24 Nisan’da 1915 yılında yaşananların “Büyük Felaket” olarak değerlendireceğinin ipuçlarıdır. Bunun yanında, İsrail ile Türkiye arasında ABD, iki ülkenin ortak bir paydası olarak görülmeye çalışmakta ve bir denge noktası olarak hareket etmektedir. Sonuç olarak, cevaplar kadar üzerinde hassasiyetle durulması gereken noktaların Obama’nın cevaplamadığı sorularda saklı olduğu görülmüştür.

 

Dipnotlar

 

[1] Ricciardone'den Yargıya Eleştiri, http://www.ntvmsnbc.com/id/25419817/, Erişim Tarihi: 10 Şubat 2013.

[2] Iran, Syria, Palestinians To Top Agenda Of Netanyahu-Obama's Israel Meeting, http://www.haaretz.com/news/diplomacy-defense/iran-syria-palestinians-to-top-agenda-of-netanyahu-obama-s-israel-meeting-1.502614, Erişim Tarihi: 10 Şubat 2013.

[3] İlişkimize Zarar Vermek İsteyenler Başarısız Oldu, http://dunya.milliyet.com.tr/iliskimize-zarar-vermek-isteyenler-basarisiz-oldu/dunya/dunyadetay/10.02.2013/1666781/default.htm, Erişim Tarihi: 10 Şubat 2013.