Rusya Silahlı Kuvvetleri önümüzdeki yıllarda ‘diğer nükleer güçlerde olmayan ve önümüzdeki yıllarda da olmayacak olan’ iki yeni nükleer silah sistemiyle donatılacaktır.”

 

Bu sözler, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından 1925 yılından itibaren geleneksel hale gelmiş olan ve 17 Kasım 2004 tarhinde “Ordu Komutanları Toplantısı”nda açıklandı.

 

Uluslararası terörizmin, şu andaki başlıca tehditlerden biri olduğunun altını çizen Putin, “Diğer tehditlerle karşı karşıya kalmamamız için, savunmamızın nükleer füze kalkanını oluşturan bu donanımlar konusunda dikkatli olmamız gerektiğini biliyoruz.” diye de eklemiştir. Putin, “Bu nedenle, nükleer donanım da dahil olmak üzere, devamlılık ve sebat mantığına bağlı kalarak, genel anlamıyla silahlı kuvvetlerimizin yapılandırılması konusu üzerinde çalışmaya devam edeceğiz.” demiştir.

 

Rusya Silahlı Kuvvetler yetkililerine göre şu an aktif olarak deneme aşamasında olan bu “olağanüstü” silah sistemlerinin çok kısa bir süre içerisinde kullanıma hazır hale gelebileceği ifade edilmektedir. Aslında bu haber çok da yeni değildir. Daha önce de Rus askeri bürokrasisinin çeşitli kademelerinden buna benzer açıklamalar yapılmaktaydı. Bu fikri ABD’li yetkililer de desteklemektedir. Beyaz Saray Sözcüsü Scott McClellan, basın toplantısında “Bu haber yeni değil. Rusya, ordusunun modernizasyonu çerçevesinde nükleer silahlardan bahsetti.” şeklinde konuşmuştur. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli de, Rusya’nın elinde bulundurduğu nükleer silahları bir tehdit olarak görmediğini belirtmiştir.

 

Putin’in Gündem Değiştiren Açıklaması

 

Nitekim Rusya Genelkurmay Başkanı General Yuriy Baluyevskiy daha önce bu yönde bir açıklama yapmıştı ve yeni füze sistemleri denediklerini belirtmişti. O dönemde henüz Genelkurmay Başkan Yardımcısı olan Baluyevskiy, Şubat 2004’te gerçekleştirilen denemelerden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, “füzenin hem yüksekliğe göre, hem de yöne göre manevra yapma yeteneğine sahip olduğunun altını çizerek, bu yeni füze sistemleriyle mevcut bütün ‘füze savunma sistemleri’ni etkisiz kılabilecek bir silahı oluşturabileceklerini ispatladıklarını belirtmiştir. Daha önceden bilinmesine rağmen bu haberi bu denli önemli kılan, bunun bizzat Başkan Putin tarafından açıklanmasıdır.

 

İlginç olan Beslan trajedisinden sonra Putin’in “Nükleer gücünden korkanlar teröristlere yardım ediyor.” açıklamasından yaklaşık 1 ay sonra bu yeni “cehennem silahı”na sahip olduklarını açıklamasıdır. Zira Rusya’nın nükleer gücünü tehdit olarak algılayabilecek ülkelerin başında ABD gelmektedir. Eğer Putin’in Beslan trajedisi sebebiyle yaptığı açıklamayı dikkate alacak olursak, teröristlerin arkasından dolaylı olarak ABD çıkmaktadır. Şimdi bu açıklamadan bir ay sonra yapılan bu yeni füze sistemlerinin aslında ABD’ye karşı olduğu sonucu çıkmaktadır.

 

Putin iktidara geldikten sonra Rusya’nın, bakımının masraflı olması sebebiyle artık nükleer gücünden vazgeçmek zorunda olduğu, buna mukabil taktik füze sistemleri geliştirmesi gerektiği ordunun genç ve yenilikçi kesimleri tarafından ifade edilmekteydi. Dönemin Savunma Bakanı ve eski neslin temsilcisi Savunma Bakanı İgor Sergeyev ise bu fikre şiddetle karşı çıkarak Rusya’nın elindeki en önemli caydırıcı gücünün Nükleer güç olduğunu ileri sürmekteydi. Bu tartışmalar Sergeyev’i Savunma Bakanlığı koltuğundan etmişti. Ancak şimdi anlaşılan o ki, Rusya yeniden nükleer silahlara savunma politikası içinde öncelik tanımaya başlamıştır.

 

Putin’in bu açıklamasını değerlendirdiğimizde ortaya ilginç bir tablo çıkmaktadır:

 

Öncelikle ABD’nin dünyada artık tek güç olduğunu her fırsatta dile getiren, askerî gücünü abartıyla kullanmayı seven bir devlet başkanı yeniden seçilmiştir.

 

ABD kısa bir süre önce çok uzun menzilli füze sistemleri geliştirdiğini açıklamıştır.

 

Şahinler kanadının en etkili isimlerinden olan Rice, ABD Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmiştir ve neo-con’lar ABD yönetiminde ağırlık kazanmıştır.

 

NATO’nun doğuya doğru (eski Sovyet etki alanına doğru) genişlemesi Rusya’nın bütün itirazlarına rağmen devam etmektedir.

 

Bu hafta sonu Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün (APEC) doruğu yapılacaktır ve bu zirvede ABD Başkanı George Bush ile Putin bir araya gelecektir.

 

Başkan Putin’in de izlediği Kuzey Denizi’ndeki bir tatbikatta gerçekleştirilen füze denemelerinin hayal kırıklığı ile neticelenmesinden sonra bu yeni açıklama adeta Rusya’nın bir imaj düzeltme çalışması da olmuştur.

 

Diğer taraftan Rusya’nın geçtiğimiz günlerde Irak’a yönelik silah satışında bulunabileceklerini açıklaması ve uluslararası silah ticaretinden daha fazla pay almak istemektedir.

 

Rusya’nın etrafında önemli gelişmeler olmaktadır. Abhazya başarısız geçen devlet başkanlığı seçimlerinden sonra yeniden bir iç savaşın eşiğindedir.

 

Rusya iç politikada etnik bazda sınıktılar yaşamaktadır. Tataristan ayrı bir alfabe isterken, Karaçay Çerkez Cumhuriyeti’nde darbe denemesi yapılmıştır ve genelde Putin’in politikalarından özellikle de yerel yönetimler konusunda Kremlin’den atama kararından genel bir rahatsızlık duyulmaktadır.

 

İç politikada Çin ile yapılan sınır anlaşmasında bu ülkeye Rusya’ya ait olan bazı toprak parçalarının verilmesinin sancıları henüz geçmemişken şimdi de Japonya’ya Kuril adalarının bir kısmının verilebileceğinin açıklanmasının ardından çok ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.

 

Diğer taraftan Rus halkının önemli bir bölümü fakirlik sınırında yaşarken Rusya’nın savunma harcamaları her yıl giderek artan bir tempo içindedir. Nitekim 2000 yılında 205,81 milyar ruble olan Savunma Bakanlığı bütçesi 2005 yılı için 374, 46 milyar ruble (1 dolar = 30 ruble) olarak planlanmıştır. Bu rakama güvenliğe yönelik diğer kurumların harcamaları da eklendiğinde (yaklaşık 600 milyar ruble) Rusya bütçesinin yaklaşık yüzde 20’sini geçmektedir. Diğer taraftan sadece yeni silah sistemlerinin geliştirilmesi için 60 milyar rublenin de 2005 bütçesinde harcanması öngörülmektedir. Bu durum ise iç politikada huzursuzluğa sebep olmaktadır ve bu paraların nerelere harcandığının göstergesi olması bakımından bu açıklama “supap” rolü oynamıştır.

 

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra önemli bir beyin göçüne maruz kalan ve tanınmış nükleer fizikçilerini Batılı ülkelere kaptıran Rusya’nın içinde bulunduğu etnik ve ekonomik krizlere rağmen halen bu türden silah sistemlerini geliştirmesi anlamlıdır. Aslında Sovyetler Birliği döneminde de Rusya’da dünyanın birçok ülkesi için sıradan sayılabilecek tüketim mallarının üretiminde zorluklar yaşanırken, en gelişmiş ülkelerin dahi ulaşmakta zorlandığı teknoloji ürünü silah sistemlerini tasarlamaları ve üretmeleri garip bir tezat oluşturmaktaydı. Dolayısıyla da Sovyetler Birliği’nden alınan etkin bir silah sanayii altyapısını Putin’in Rusya’sı etkin bir şekilde kullanmasını bilmiş ve Putin’in açıklamasında da belirttiği gibi dünyanın hiçbir nükleer gücüne sahip olmayan ve gelecekte de orta vadede de olmasına imkan olmayacak silah sistemlerine sahip olmuştur.

 

Füzeler ve Özellikleri

 

Bütün bunlara rağmen teknik detayları hakkında henüz ayrıntılı bilgi sahibi olmadığımız bu yeni silah sistemleri konusunda Rusya Devlet Başkanı’nın biraz abartıya kaçtığını da düşünmekteyiz. Zira kanaatimizce Putin’in bahsettiği nükleer başlıklı roket sistemlerinin yeni bir silah sistemi olmasından ziyade daha çok önceden var olan füze sistemlerinin başarılı bir şekilde modernize edilmesinden sağlanan silahlar olduğu düşünülmektedir. Kanaatimizce bu yeni silah sistemleri öncekilerden farklı olarak şu özelliklere sahiptir: Uzun menzilli füzelerdir, hem yüksekliğe göre, hem de yöne göre manevra yapma yeteneğine sahiptir, mevcut hiçbir füze savunma sistemine takılmamaktadır ve büyük hacimlerdeki çok başlıklı nükleer başlıkları uzun mesafelere taşıyabilmektedir. Bu sistemlerin “İskender-M” ve “Topol-M” tipli konvansiyonel ve çok başlıklı nükleer füzeler olma ihtimali yüksektir. Soğuk savaşın resmen sona ermesinden yaklaşık 15 sene sonra yapılan ve adeta yeni bir soğuk savaş çağrışımları uyandıran bu açıklama genel olarak dış dünyaya yönelik Rusya’nın ekonomik olarak olmasa da askeri gücü bakımından halen ciddiye alınması gerektiğine yönelik bir hatırlatma ve iç politikada da bütçenin nereye harcandığını yönelik bir “pusula” açıklaması olarak değerlendirilebilir.

 

Bu makale 19.11.2004 tarihinde Zaman Gazetesi’nde yayınlanmıştır.