“Putin’in Türkiye ziyareti son birkaç yıl içinde gerçekleştirilmiş olan en önemli dış ziyaretlerden biridir. Onlarca yıldır Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler yapay anlaşmazlıklar üzerine kuruluydu. Bugün bu modeli terkediyoruz.”[1] Bu sözler Başkan Putin üzerinde etkili birkaç isimden biri olan Dış Politika Danışmanı Sergey Prihodko’ya aittir. Prihodko’nun Türk-Rus ilişkilerini değerlendirirken kullandığı yukarıdaki ifadeler, Rusya’nın Türkiye politikasında geçirdiği evrimi ve bugün gelinen noktayı göstermesi açısından önemlidir.

 

Ana çerçevesi “Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı” üzerine inşa edilen Putin’in Türkiye ziyareti çok daha önceden hedeflenmekte ve 2002 yılı içinde gerçekleştirilmesi planlanmaktaydı. Ancak o dönemde Ecevit hükümetinin ani bir kararla erken seçime gitmesi ziyaretin ertelenmesine sebep olmuştur. Ardından, 2003 yılı başları için konuşulmaya başlanan ziyaret  AKP Başkanının Başbakan olmayışı sebebiyle yapılmamıştır. Daha sonra da Erdoğan’ın Başbakan olmasıyla Mavi Akım’ın fiyatının yeniden pazarlık masasına yatırılması Türk-Rus ilişkilerinde bir anda tansiyonu yükseltmiş ve 2003 yılı için planlanan ziyaret bir kez daha ertelenmiştir. En son 2004 yılı Eylül ayı için planlanan ziyaret ise malum Beslan trajedisi sebebiyle yapılamamıştır.

 

Leonid Brejnev’in Komünist Partisi Birinci Sekreteri olarak SSCB’ye hakim olduğu bir dönemde sembolik bir görev olan Yüksek Sovyet Başkanı Nikolay Podgorni’nin 1972 yılındaki resmî Ankara ziyaretini saymazsak, Türkiye ile Rusya arasında Devlet Başkanı düzeyinde ilk resmî ziyaret nihayet 5-6 Aralık 2004 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Çeşitli uluslar arası toplantılar çerçevesinde (1999 AGİT toplantısı gibi) Türkiye’ye gelen Boris Yeltsin’in ziyareti de resmî bir nitelik taşımadığı için Vladimir Putin, Türkiye’yi ziyaret eden ilk Rus devlet başkanı olmuştur. Putin’in Türkiye ziyaretine Savunma Bakanı Sergey İvanov, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Enerji Bakanı Viktor Hristienko, Federasyon’a bağlı Tatarsitan Devlet Başkanı Mintimenr Şaymiyev ve İnguşetya Devlet Başkanı Murat Zyazikov eşlik etmişlerdir.

 

Uzunca bir aradan sonra gerçekleştirilecek ilk ziyaret olmasına rağmen, kısa sayılabilecek bir zaman çerçevesinde Türkiye’ye gelen Başkan Putin’in ziyareti, Rus dış politikası ve Türkiye için bir çok açıdan büyük önem arzetmektedir. Hâl böyle olunca da, özellikle Rusya tarafı bu ziyarete son derece önem vermiş ve bu ziyaretin protokol gezisinden çok daha öteye geçerek somut anlaşmalara vesile olmasına çalışılmıştır.[2]

 

Putin’in ardından şimdi çeşitli ortamlarda ve Türk kamuoyunda bu ziyaretin muhasebesi yapılmaya çalışılmaktadır. Neler beklenmekteydi, hangi anlaşmalar yapıldı, elde kalan nedir? gibi sorular hararetle tartışılmaktadır. Kanaatimizce bu ziyaretin en önemli neticesi, böyle bir ziyaretin gerçekleşmiş olmasıdır. Zira, devletler arası en üst düzey ziyaretlerde zaten projeler bazında anlaşmaların imzalanması beklenmemektedir. Önemli olan “çerçeve” anlaşmalarının imzalanması idi ve netice itibarıyla da bu gerçekleşmiştir.

 

11 Eylül’ün ardından Orta Asya’da peş peşe Amerikan üslerinin açılmasına seyirci kalan, Haziran 2005’te tamamlanacak olan Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattı’nın (BTC) inşasına engel olamayan, Gürcistan’da devrimin kadifeleşmesini önleyemeyen, Abhazya’da güç kaybeden ve son olarak da Ukrayna krizinden kayıpla çıkan Rusya’nın, bundan sonra Avrasya coğrafyasında Türkiye ile daha iyi geçinmeye ve işbirliği yapmaya ihtiyacı vardır. Aynı şekilde AB ile zor bir sürece giren Türkiye’nin de; AB’ye alternatif olmasa dahi bölgesel düzeyde Rusya ile işbirliğine gitmesi AB ile zorlu mücadele döneminde Ankara’nın elini güçlendirebileceği için Rusya seçeneği Ankara’nın gündeminde giderek daha fazla önem kazanmaktadır.

 

Putin’in ziyaretinin 17 Aralık öncesine tesadüf etmesi AB ile ilişkilerin zaman zaman gerginleştiği bir dönemde dikkatleri bu konu üzerine çekmiştir. Öncelikle ziyaretin bu döneme denk gelmesinin bir tesadüf, ama hoş bir tesadüf olduğunu belirtmek gerekmektedir. AB ile ilişkilerimizin böylesine hassas bir döneme girdiği bu günlerde Başkan Putin’in Türkiye ziyaretiyle beraber Türkiye-AB ve Türkiye-Rusya ilişkileri yeni bir çerçevede değerlendirilmiştir. AB’den gelebilecek muhtemel olumsuz kararlar karşısında bir Avrasya seçeneği tartışılmaya başlanmıştır. Bu tür olguların aynı çerçevede değerlendirilmesi ve birinin ötekinin alternatifi gibi algılanması bizi yanlış sonuçlara götürebilir. Türkiye’nin AB ile Rusya arasında bir tercih yapması söz konusu olamaz. Bunlar farklı olgulardır ve ne AB Rusya’nın alternatifi olabilir ne de Rusya ile girişilebilecek bir Avrasya Birliği AB karşısında bir alternatif olarak sunulabilir.[3]

 

Diğer taraftan, Rusya’nın da Batı ile ilişkileri zaman zaman yaşanan sorunlara rağmen oldukça iyidir. AB ülkeleri içinde özellikle Fransa, Almanya ve İtalya ile Rusya arasında sağlanan yakınlaşma Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkilerinin çok daha ötesindedir. Dolayısıyla, her ne kadar Rusya’nın Avrasya bölgesinde bir birlik kurmaya çalıştığı ileri sürülse de, Türkiye gibi Rusya da Batı ile yakınlaşmayı temel hedef olarak seçmiştir. Bununla beraber Rusya, Çin ve Hindistan ile bölgede daha sıcak işbirliği kurma ve ABD ile AB’yi bölgede bir şekilde dengelemeyi hedeflemektedir.[4]

 

Rusya ile girişilen “derinleştirilmiş çok boyutlu ortaklığın” bundan sonra özellikle rekabet ettiğimiz Kafkasya ve Orta Asya’da yeni imkanlar ortaya çıkarması ve genelde Avrasya coğrafyasında ilişkilerin yeni bir anlayışla yürütülecek olması, bu ziyaretin en önemli neticelerinden sayılabilir. Bilhassa Rusya tarafında varolan, asırların oluşturduğu ve iki ülke arasındaki en önemli engellerden birisi olan algılama sorunu bu ziyaret ile aşılmak üzeredir. Rusya, bu ziyaret ile coğrafî olarak yanıbaşında olmasına rağmen algılama sorunu sebebiyle bilinçaltında mesafeli olduğu Türkiye’yi yeni keşfetmeye başlamıştır.

 

Şimdiye kadar iki ülke arasındaki resmî ilişkiler işadamlarının girişimlerinin gerisinde kalmıştır. Bu ziyaret ile, resmî ilişkilerde önemli bir canlanma olması beklenmektedir. İlk defa devletler arası ilişkilerde çok önemli olan kurumlar arası işbirliği mekanizmasına işlerlik kazandırılması imkanı ortaya çıkmıştır.

 

Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ziyaretinde aşağıdaki ana konular etrafında görüşmeler yapılmıştır:

 

·  Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı

·  Enerji alanında işbirliği

·  Boğazlara alternatif boru hatları inşası

·  Ekonomik işbirliği konuları

·  Rusya’nın enerji ağırlıklı yeni yatırım önerileri

·  Helikopter ihalesi ve askerî işbirliği

·  Kafkasya ve bölgesel konular

·  Terörizme karşı işbirliği

 

Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı

 

Avrasya coğrafyasının iki hükümran gücü olarak Türkiye ve Rusya Federasyonu; gerek Çarlık Rusya’sı döneminde gereksede Soğuk Savaş’ın baş aktörlerinden biri olan SSCB döneminde, sürekli birbirlerine karşı bir tehdit algılaması ve rekabet duygusu içinde olmuş; iki ülke ilişkileri hep rekabet ve mücadelelerle geçmiştir. İki ülke, bu mücadelelerinde imparatorluk döneminde sıcak, XX. yüzyılda soğuk savaşlar yaşamıştır. SSCB’nin dağılması bu mücadelenin sona ereceği yönünde umutlar doğurmuşsa da, bu umutlar çabuk tükenmiş ve iki ülke Avrasya bölgesinde üstünlük sağlama uğrun yeni bir çıkar mücadelesine girişmiştir.

 

2000’li yılların başlarına kadar devam eden bu mücadele aslında her iki ülkeye faydadan çok zarar getirmiştir. Diğer ülkeler ise bu mücadeleden faydalanarak bölgede önemli kazanımlar elde etmişlerdir. 11 Eylül saldırıları, Türkiye ve Rusya Federasyonu’nun bu durumu farketmelerinde önemli etkenlerden birisi olmuştur. Her iki ülkede de, rekabet yerine işbirliği yapabilecekleri alanları ön plana çıkarma yönünde yeni fikirler ve istekler ortaya çıkmıştır. Bu fikirler, ilk defa iki ülke arasında imza altına alınmış ve artık rekabet yerine çok boyutlu işbirliği benimsemiştir. Bu amaçla; 16 Kasım 2001’de Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı İgor İvanov tarafından New York’ta Avrasya’da İşbirliği Eylem Planı (İkili İşbirliğinden Çok Boyutlu Ortaklığa) isimli belge imzalanmıştır.

 

Bu belgenin imzalanma gerekçesi olarak şu hususlar ileri sürülmüştür: “Dünyada meydana gelen tarihî önemdeki köklü değişiklikler, Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkiler manzumesinde, verimli ikili ve bölgesel işbirliğini her alanda dostluk ve karşılıklı güven ruhuyla geliştirecek olanaklarla tanımlanan yeni bir dönem açmıştır. Rusya ve Türkiye, ilişkilerini güçlendirilmiş yapıcı ortaklık düzeyine taşımak amacıyla ilave çabalar sarf etmek hususunda kararlıdırlar.”

 

Dışişleri bakanları arasında imzalanan bu belge ne yazıkki zaman içinde bürokratlardan gereken ilgiyi görmemiş ve “Eylem Planı” daha üst düzey bir ziyarette yeniden ele alınmayı beklemiştir. İşte bu tarihî fırsat, Başkan Putin’in 5-6 Aralık tarihleri arasında resmî bir ziyaret için Türkiye’ye gelmesiyle yeniden yakalanmıştır.

 

Enerji Alanında İşbirliği ve Doğalgaz Projeleri

 

Putin'in ziyareti sırasında imzalanması öngörülen “Enerji İşbirliği Protokolü”nün detayları konusunda çalışmalar yapılmıştır. Rusya’nın doğal gaz ihracını tek başına kontrol eden Rus enerji devi Gazprom, Türkiye’de çeşitli alanlarda yatırım projeleri ile ilgilenmiştir.  Gazprom’un ilgilendiği projeler arasında, doğal gaz dönüşüm istasyonları ve elektrik santralleri yapımı, yerel doğal gaz şebekeleri inşâsı, yer altı doğal gaz depolama istasyonları inşâsı (Tuz Gölü) gelmektedir. Rusya, aynı şekilde Ceyhan Limanına da bir doğal gaz depolama istasyonu kurma niyetini beyan etmiştir.

 

Mavi Akım Boru Hattı ile Avrupa ve İsrail’e doğal gaz ihracının gerçekleştirebileceği konusu da görüşülmüştür. Putin’in ziyareti esnasında Türkiye’de mahkeme engeline takılan Tatneft-Tüpraş konusu da gündeme gelmiştir. Putin, özellikle bütün görüşmelerinde bu konuya vurgu yapmıştır.

 

Türkiye’nin daha önce açıkladığı Nükleer Santral kurma planlarına Rusya oldukça sıcak bakmıştır. Rusya Enerji Bakanı Viktor Hristiyenko Rusya’nın bu alandaki tecrübelerinden bahisle bu santralin yapımına talip olduklarını açıklamıştır.

 

Boğazlar ve Alternatif Boru Hatları

 

Her ne kadar Türk – Rus ilişkilerindeki “enerji işbirliği” sadece Ankara’nın Rusya’dan doğal gaz alması olarak algılansa da, bu defa ilk kez iki ülkenin petrol sevkiyatı konusunda ortak bir boru hattı inşasına girmesi şansı ortaya çıkmıştır. Böylece, iki ülke arasında Çarlık Rusya’sı ve SSCB döneminde sürekli sorun olan boğazlar konusu proje bazında ele alınacak ve belki de sürekli sorun kaynağı olan boğazlar bu defa bir işbirliği alanı haline dönüştürülebilecektir.

 

Bu sebeple, ziyaretin en önemli gündem maddelerinden birisini boğazların by-pass edilmesi konusu oluşturmuştur. Bu konuda başından beri takınılan “kararsız” tavır, ilerleme sağlanmasının önüne geçmiştir. Öncelikle, önerilen Trans-Trakya hattına Ruslar başlangıçta sıcak bakmışlardır. Daha sonra Türkiye’de yükselen çevreci kaygılar (Türkiye’deki diğer ihalelerden daha büyük beklenti içinde olması sebebiyle bu tür tartışmalara girmek istemeyen) Rusya’nın bu hattan çekilmesine sebep olmuştur. Aynı zamanda hükümet çevrelerinden de alternatif bir hat önerisi gelmiştir. Samsun –Ceyhan Hattı olarak formüle edilen bu yeni hatta, Rusya jeopolitik gerekçelerle sıcak bakmamıştır. Aynı şekilde, Türkiye’de bazı kesimlerin bu hattın Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattı’na (BTC) alternatif olabileceği endişesi taşıdığı ortaya çıkmıştır.

 

Hazar bölgesi enerji kaynaklarının da işletime alınmasından sonra, Türk Boğazları’nın kaldırabileceğinin çok ötesinde bir tanker trafiğinin ortaya çıkması petrol ihracatını artırmak isteyen Rusya ve bundan endişe duyan Türkiye’yi bu konuda farklı seçeneklere yöneltmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki, Türkiye boğazların by-pass edilmesi konusunda tek alternatif değildir ve Rusya bu konuda 10 ayrı alternatif üzerinde çalışmaktadır. Geçtiğimiz ay Rusya Başbakanı Mihail Fradkov’un Bulgaristan ziyareti ve ardından Rusya, Bulgaristan ve Yunanistan arasında Burgaz-Dedeağaç hattı için bir ön anlaşmanın imzalanması, bu hattın Türkiye karşısındaki şansını artırmıştır. Son olarak Putin’in 6 Aralık’taki Ankara ziyareti sırasında Yunan Başbakanının. “Bu hat Yunanistan’ın en öncelikli konuları arasındadır” açıklamasını yapması ve ardından üç günlük Moskova ziyareti, Türkiye dışındaki alternatiflerin geldiği aşamayı göstermesi açısından önemlidir.[5]  Rusya Türk boğazlarını by-pass edecek hatlar konusunda kesin bir neticeye gelememiştir. Bu durumda Rusya’nın petrol ihracı için BTC’de dahil farklı seçenekleri önümüzdeki dönemde yeni bir değerlendirmeye tabi tutması beklenmektedir.

 

Ekonomik İlişkiler

 

İki komşu ülke olarak birbirini tamamlar nitelikteki ekonomik yapıya sahip olan Türkiye ve Rusya federasyonu arasında büyük ekonomik potansiyele rağmen ekonomik ilişkiler istenilen düzeye ulaşabilmiş değildir. İstatistiksel rakamlar bunu açıkça ortaya koymaktadır. İki ülke arasındaki ticarette aynı şekilde bir dengesizlik de mevcuttur. Türkiye ile Rusya arasındaki ticarette sürekli Türkiye aleyhine büyüyen bir açığın söz konusu olması sebebiyle ziyaret sırasında Türk tarafı bu konuyu gündeme getirmiştir. Ancak, aslında böyle bir “dengesizliğin” söz konusu olmadığı, Rusya lehine gibi gözüken ticaret dengesinin Rusya’daki müteahhitlik işleri, bavul ticareti ve turizm ile dengelendiği bizzat Putin tarafından ifade edilmiştir.

 

2004 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 10 milyar Dolar olarak gerçekleştirilmesi planlanan dış ticaret hacminin üç yıl içinde 25 milyar Dolara çıkarılması planlanmaktadır.[6] Dış ticaret hacminde yaşanan bu gelişme dinamiği, aslında siyasî alanlarda yaşanan sorunların aşılmasını dikte etmektedir.

 

Askerî İlişkiler

 

Gelişen askerî ilişkiler ve Türk silah pazarında, özellikle de helikopter ihalesi Putin’in gündeme getirdiği bir diğer önemli konuyu oluşturmaktadır. Bu amaçla Rusya’nın iki numaralı adamı olan ve “Rusya’da en çok güvendiğim kişi” dediği Savunma Bakanı Sergey İvanov’u da Türkiye’ye getirmiştir. Ziyaret sırasında Türkiye’ye Rus yapımı silah, askerî teknik araç, malzeme ve cephane teslimi; ayrıca silah ve askerî teknik araçların ortaklaşa üretimi; bu arada Rusya ve İsrail’le birlikte geliştirilen Ka-50-2 Kamov, “Erdoğan” tipi taarruz helikopterlerinin ortaklaşa üretimi ve muhtemelen üçüncü ülkelere satımı konuları görüşülmüştür.

 

Kafkasya ve Bölgesel Rekabet

 

İkili görüşmelerde ele alınacak bölgesel konular Kafkasya ağırlıklı olmuştur. Bu çerçevede son günlerde Gürcistan’da artan tansiyon, Gürcistan-Türkiye ve Gürcistan-Rusya ilişkileri, Dağlık Karabağ sorunu, Ukrayna krizi, NATO’nun Kafkasya’daki faaliyetleri ve Irak’taki son durum görüşülmüştür. Irak Savaşı boyunca Ankara ile Moskova’nın benzer politikalar sergilemesi sebebiyle, bu konudaki görüşmeler “fikir teatisi” ve “fikir birliği” ile neticelenmiştir.

 

Terörizme Karşı İşbirliği

 

Kafkasya’da yaşanan sorunlar ve Çeçenistan konusu, görüşmelerde tansiyonu zaman zaman yükseltmiştir. Çeçenler konusunda fazla başarılı olamayan Putin, bu konuda Ankara’dan “net” isteklerde bulunmuştur. Özellikle, Türkiye’deki Kafkas kökenli vatandaşlarımız tarafından desteklenen bazı Sivil Toplum Kuruluşları’nın faaliyetlerinin kısıtlanmasını ve Gürcistan üzerinden Çeçenistan’a savaşmaya gittiği ileri sürülen bazı aşırı gruplar konusunda Türkiye’den daha sert tedbirlerin alınmasını istemiştir. Türkiye de, buna karşılık PKK sempatizanlarının ve yandaşlarının Rusya’daki faaliyetlerinin kısıtlanmasını ve Duma’daki bazı grupların bu kesimlere verdikleri desteğin kaldırılmasını talep etmiştir.

 

Türkiye ile Rusya arasında aslında terörizme karşı işbirliği konusunda gerekli hukukî altyapı tesis edilmiş ve yeterli anlaşmalar imzalanmıştır. İki ülke arasında, bu alanda ilk olarak 1992'de “Rusya ile Türkiye arasında terörizmle ortak mücadeleye ilişkin anlaşma” imzalanmıştır. Ardından 1996'da “Terörizmle Mücadele Alanında İşbirliğine Dair Memorandum” ve Kasım 1999'da da “Terörizmle Mücadelede İşbirliği Ortaklık Deklarasyonu” imzalanmıştır.

 

Vladimir Putin'in Türkiye'yi ziyareti sırasında imzalanan ortak siyasî deklarasyonda, Rusya ve Türkiye'nin terörizm ve diğer tehditlere karşı işbirliği, çok yönlü ikili ortaklığın öncelikli konulardan biri olarak nitelendirilmiştir. Esasen ziyaret öncesi Türk polisinin giriştiği “Çeçen” operasyonları bu yönde yapılacak olan işbirliğine bir ön hazırlık niteliğinde yürütülmüştür.[7]

 

Kıbrıs/İKÖ/DTÖ

 

Türkiye, BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olan Rusya’dan Kıbrıs konusunda destek ve yakın işbirliği istemiştir. Kremlin, geleneksel olarak Kıbrıs politikasında sürekli Kıbrıs Rum kesiminden yana bir tavır sergilerken İstanbul’da yapılan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) toplantısı sırasında politika değişikliğine gitmiş ve ilk defa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile doğrudan temasa geçmiştir. Türkiye, Rusya’dan Kıbrıs konusunda daha aktif bir çaba isterken; Rusya da İKÖ çerçevesinde Türkiye’den, Rusya’nın gözlemci statüsü çabalarına destek talep etmiştir. Aynı şekilde uzun zamandır Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmak isteyen Moskova’nın bu çabalarına destek verilmesi de bizzat Başkan Putin tarafından görüşmelerde istenmiştir.

 

Bu ziyaret sırasında şu anlaşmalar imzalanmıştır:

 

“Türkiye Rusya Federasyonu arasında Dostluğun ve Çok Boyutlu Ortaklığın Pekiştirilmesi İçin Ortak Deklarasyon”

“Karasularının Ötesinde Tehlikeli Hadiselerin Önlenmesi İçin Askerî İşbirliği Anlaşması”

“Türkiye ve Rusya Arasında İkili Askerî Teknik İşbirliği Kapsamında Mübadele Edilen Fikrî ve Sinaî Mülkiyet Haklarının Karşılıklı Korunması Anlaşması”

“Botaş ile Gazprom Arasında Karşılıklı İşbirliği Çerçeve Anlaşması”

“Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi ile Rusya Diplomasi Akademisi Arasında İşbirliği Memorandumu”

“Türk Eximbank ile Rus Eximbank ve Güneş Ekonombank Arasında Üçlü İşbirliği Protokolü.

 

Sonuç

 

Putin’in ziyareti, tarihî niteliktedir. Zira bu ziyaret ile ilk defa Avrasya bölgesinde yeni açılımlar yaratma imkanı yakalanamış ve birikmiş sorunlar yeni bir yaklaşım ile ele alınmıştır. Ziyaretin ekonomik ağırlıklı olması Rus yatırımcıyı Türkiye’ye çekebileceği gibi, Türkiye’nin Rusya ile ekonomik ve ticarî ilişkilerinin de önünü açabilecektir.

 

Cumhurbaşkanı Sezer ve Başkan Putin arasında imzalanan “Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında Dostluğun ve Çok Boyutlu Ortaklığın Pekiştirilmesi İçin Ortak Deklarasyon” eylem planına işlerlik kazandırması açısından önemlidir. Esasında bu bildirge, 16 Kasım 2001 yılında, dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile dönemin Rus Dışişleri Bakanı İgor İvanov arasında New York’ta imzalanan Avrasya’da İşbirliği Planı’nı esas almakta ve hatta onun bir devamı niteliğini taşımaktadır. Şimdiye kadar Dışişleri bakanlıklarının tozlu raflarında kalmaktan ve zaman zaman bazı siyasî konuşmalarda atıfta bulunulmaktan öteye geçemeyen bu belge, belki de ilk defa bu ziyaret ile ciddi bir kişilik ve işlerlik kazanabilecektir. Bu ziyaret aynı zamanda iki ülke arasında aslında pek işlemeyen kurumsal diyalogların da yeniden canlandırılması için önemli bir fırsat olmuştur.[8]

 

Uzun bir zaman diliminden sonra böylesine üst düzey bir ziyaretin gerçekleşmesi tabiatıyla iki ülke arasında gündeme getirilen konuların da sayı ve yelpaze olarak geniş tutulmasına sebep olmuştur. Ziyaret sırasında gündeme alınan konuların ekseriyetinde her iki ülke açısından ilerleme sağlanmıştır.

 

Güncel konularda sağlanan ilerlemelerin çok daha ötesinde bu ziyaretin gerçek önemi, iki ülke arasında en üst düzeyde sağlanan yakınlaşma ile ilişkilerin derinleştirilmiş çok boyutlu ortaklık statüsüne kavuşturulması ve sağlanan doğrudan temas ile “algılama” sorununun aşılması olmuştur.

 

Dipnotlar

 

[1] “Vladimir Putin Soverşil Dva Vizita, Odin iz Kotorıh İstoriçeskiy, a Drugoy Strategiçeskiy”, Tribuna, 7 Aralık 2004.

[2] Zaman zaman görüştüğümüz Rus bürokratlar, Putin’in ziyareti sırasında önemli anlaşmalara imza atmak istediğini belirtmişlerdir. Bu sebeple de, Rus bürokratların bu ziyarete özel anlaşmalar hazırlamak için değişik alternatifleri gündeme getirdikleri görülmüştür.

[3] Bu çerçevede, son günlerde Türkiye’de tartışılan ve Batı tarafından empoze edilmeye çalışılan Ortodoks Kilisesi Ruhani Liderine Ekümenik sıfatının verilmesi konusuna Rus Ortodoks Kilisesinin soğuk baktığı ve bu konuda Rusya ile işbirliğine gidilebileceği hususu gözden kaçırılmamalıdır.

[4] Temeli Cemaleddin Afgani tarafından atılan ve zaman zaman Türkiye’de de taraftar bulan Batıya karşı Türk-Rus ve dolayısıyla da Müslüman-Rus ittifakı projesine Türkiye gibi Rusya da zaten sıcak bakmamaktadır.

[5] “Moscow, Athens Agree to Build Pipeline”, RIA Novosti, 10 Aralık 2004.

[6] Aydın Mehtiyev,  “Çerez 3 goda Tovarooborat Mejdu rossiey i turtsii Dostignet 25 Milyard Dollarov”, www.strana.ru, 30 Kasım 2004.

[7]  “12 Çeçensev v Stambule Nahodyatsya Pod Strajey”, Kommersant, 4 Aralık 2004.

[8] “Rossiya i Turtsiya Podpisali Deklaratsiyu o Druzhbe”, İtar-Tass, 6 Aralık 2004.