512 yıllık bir süreçten sonra nihayet Rus devlet başkanının Türkiye ziyareti gerçekleşmiştir. İki ülke arasında yaşanan 5 asırlık rekabet, bu ilk doğrudan temasla sona ermiştir.Putin’in ardından şimdi çeşitli ortamlarda ve Türk kamuoyunda bu ziyaretin muhasebesi yapılmaya çalışılmaktadır. 'Neler beklenmekteydi, hangi anlaşmalar yapıldı, elde kalan nedir?' gibi sorular hararetle tartışılmaktadır. Kanaatimizce bu ziyaretin en önemli neticesi böyle bir ziyaretin gerçekleşmiş olmasıdır. Zira esasen devletler arası en üst düzey ziyaretlerde zaten projeler bazında anlaşmaların imzalanması beklenmemektedir. Önemli olan “çerçeve” anlaşmalarının imzalanması idi ve netice itibariyle de bu gerçekleşmiştir. 11 Eylül’ün ardından Orta Asya’da peş peşe Amerikan üslerinin açılmasına seyirci kalan, Haziran 2005’te tamamlanacak olan Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattı’nın (BTC) inşasına engel olamayan, Gürcistan’da devrimin kadifeleşmesini önleyemeyen, Abhazya’da güç kaybeden ve son olarak da Ukrayna krizinden kayıpla çıkan Rusya’nın bundan sonra Avrasya coğrafyasında Türkiye ile daha iyi geçinmeye ve işbirliği yapmaya ihtiyacı vardır. Aynı şekilde AB ile oldukça zor bir sürece giren Türkiye’nin de AB’ye alternatif olmasa dahi bölgesel düzeyde Rusya ile işbirliğine gitmesinde fayda görülmektedir.Başkan Putin’in bu ziyareti sonucunda Türkiye ile Rusya arasında yeni bir beyaz sayfanın açılması ve her alanda işbirliğine gidilmesi beklentisi var idi. Nihayet bu beklentinin büyük oranda gerçekleştiği görülmektedir. Bu konu ile ilgili olarak Başkan Putin üzerinde etkili birkaç isimden birisi olan Dış Politika Danışmanı Sergey Prihodko’nun ifadeleri oldukça önemlidir. Prihodko’ya göre Putin’in Türkiye ziyareti son birkaç yıl içerisinde gerçekleştirilmiş olan en önemli dış ziyaretlerden biridir. Diğer taraftan Prihodko’nun Türk-Rus ilişkilerini değerlendirirken kullandığı şu ifadeler Rusya’nın Türkiye politikasında geçirdiği evrimi adeta özetler niteliktedir. “Onlarca yıldır Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler yapay anlaşmazlıklar üzerine kuruluydu. Bugün bu modeli terkediyoruz” Putin’in ziyaretinin 17 Aralık öncesine tesadüf etmesi AB ile ilişkilerin zaman zaman gerginleştiği bir dönemde dikkatleri bu konu üzerine yöneltmiştir. Öncelikle ziyaretin bu döneme denk gelmesinin hoş bir tesadüf olduğunu belirtmek gerekmektedir. Gerçekte Putin’in Türkiye ziyareti bu tarihten çok daha önce planlanmıştı. Ancak o dönemde Ecevit hükümetinin ani bir kararla erken seçime gitmesi ziyaretin ertelenmesine sebep olmuştur. Ardından 2003 yılı başları konuşulmaya başlamış ancak bu defa AKP Başkanının Başbakan olmayışı ziyaretin önünü kesmiştir. Daha sonra da Erdoğan’ın Başbakan olmasıyla Mavi Akım’ın fiyatının yeniden pazarlık masasına yatırılması, Türk-Rus ilişkilerinde bir anda tansiyonu yükseltmiş ve 2003 yılı için planlanan ziyaret bir kez daha ertelenmiştir. En son 2004 yılı Eylül ayı için planlanan ziyaret ise malum Beslan trajedisi sebebiyle ertelenmiştir.AB ile ilişkilerimizin böylesine hassas bir döneme girdiği bu günlerde Başkan Putin’in Türkiye ziyaretiyle beraber Türkiye-AB ve Türkiye-Rusya ilişkileri yeni bir çerçevede değerlendirilmiştir. AB’den gelebilecek muhtemel olumsuz kararlar karşısında bir Avrasya seçeneği tartışılmaya başlanmıştır. Bu tür olguların aynı çerçevede değerlendirilmesi ve birinin ötekinin alternatifi gibi algılanması bizi yanlış sonuçlara götürebilir. Türkiye’nin AB ile Rusya arasında bir tercih yapması söz konusu olamaz. Bunlar farklı olgulardır ve ne AB Rusya’nın alternatifi olabilir, ne de Rusya ile girişilebilecek bir Avrasya Birliği AB karşısında bir alternatif olarak sunulabilir. Bu iki olgu ancak birbirini tamamlayabilir. Elbette ki, AB Türkiye için temel hedef olmalıdır. Türkiye’nin bir bölge gücü olduğu ve başta Rusya olmak üzere komşuları ile farklı bölgesel işbirliklere girebileceği unutulmamalı ve AB ile müzakerelerde bu husus akılda tutulmalıdır.Ziyaretin en önemli gündem maddelerinden biri boğazların by-pass edilmesi konusuydu. Bu konuda başından beri takınılan “kararsız” tavır bir ilerleme sağlanmasını engellemiştir. Öncelikle önerilen Trans-Trakya hattına Ruslar başlangıçta sıcak bakmışlardır. Daha sonra Türkiye’de yükselen çevreci kaygılar (Türkiye’deki diğer ihalelerden daha büyük beklenti içinde olması sebebiyle bu tür tartışmalara girmek istemeyenlerin yaşadığı kaygılar) Rusya’nın bu hattan çekilmesine sebep olmuştur. Aynı zamanda hükümet çevrelerinden de alternatif bir hat önerisi gelmiştir. Samsun –Ceyhan Hattı olarak formüle edilen bu yeni hatta Rusya jeopolitik gerekçelerle çok sıcak bakmamıştır. Ancak, Türkiye’de bazı kesimlerin bu hattın BTC’ye alternatif olabileceği endişesi taşıdığı ortaya çıkmıştır. Bölgede Hazar bölgesi enerji kaynaklarının da işletime alınmasından sonra Türk Boğazları’nın kaldırabileceğinin çok ötesinde bir tanker trafiğinin ortaya çıkması petrol ihracatını artırmak isteyen Rusya ve bundan endişe duyan Türkiye’yi bu konuda farklı seçeneklere yöneltmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki, Türkiye boğazların by-pass edilmesi konusunda tek alternatif değildir ve Rusya bu konuda 10 ayrı alternatif üzerinde çalışmaktadır. Geçtiğimiz ay Rusya Başbakanı Mihail Fradkov’un Bulgaristan ziyareti ve ardından Rusya, Bulgaristan ve Yunanistan arasında “Burgaz Alexandropolus hattı için bir ön anlaşmanın imzalanması bu hattın Türkiye karşısındaki şansını artırmıştır. Son olarak Putin’in 6 Aralık’taki Ankara ziyareti sırasında Yunan başbakanının 'Bu hat Yunanistan’ın en öncelikli konuları arasındadır.' açıklamasını yapması ve ardından üç günlük Moskova ziyareti Türkiye dışındaki alternatiflerin geldiği aşama açısından önemlidir. Türkiye’de ise bizim dışımızda başka alternatif yokmuş gibi halen kısır tartışmalardan kurtulamamaktayız.Rusya ile girişilen “derinleştirilmiş çok boyutlu ortaklığın” bundan sonra özellikle rekabet ettiğimiz Kafkasya ve Orta Asya’da yeni imkanlar ortaya çıkarması ve genelde Avrasya coğrafyasında ilişkilerin yeni bir anlayışla yürütülecek olması bu ziyaretin en önemli neticelerinden sayılabilir. Hele bilhassa Rusya tarafında asırların oluşturduğu ve iki ülke arasındaki en önemli engellerden biri olan algılama sorunu bu ziyaretle aşılmak üzeredir. Rusya bu ziyaretle coğrafi olarak yanı başında olmasına rağmen algılama sorunu sebebiyle bilinçaltında mesafeli olduğu Türkiye’yi yeniden keşfetmeye başlamıştır. Şimdiye kadar iki ülke arasındaki resmi ilişkiler işadamlarının girişimlerinin geris
inde kalmıştır. Bu ziyaret ile resmi ilişkilerde önemli bir canlanma olacağı beklenmektedir. İlk defa devletler arası ilişkilerde çok önemli olan kurumlararası işbirliği mekanizmasına işlerlik kazandırılması imkanı ortaya çıkmıştır. Birbirini tamamlayan nitelikteki Türkiye ile Rusya ekonomileri ile ilgili görüşmelerin, Gazprom projelerinin, askeri ve teknik işbirliği ile Çeçenistan/PKK-Kongre Gel sorunlarının gündeme geldiği ve görüşmelerin beklentiler çerçevesinde geçtiği anlaşılmıştır. Uzun bir zaman diliminden sonra böylesine üst düzey bir ziyaretin gerçekleşmesi tabiatıyla iki ülke arasında gündeme getirilen konuların da sayı ve yelpaze olarak geniş tutulmasına sebep olmuştur. Ziyaret sırasında gündeme alınan konuların ekseriyetinde her iki ülke açısından ilerleme sağlanmıştır. Güncel konularda sağlanan ilerlemenin çok daha ötesinde bu ziyaretin gerçek önemi, iki ülke arasında en üst düzeyde sağlanan yakınlaşma ve ilişkilerin derinleştirilmiş çok boyutlu ortaklık statüsüne kavuşturulması olmuştur.