Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu sene dördüncüsü düzenlenen Üst Düzey İşbirliği Konseyi toplantısı için Ankara'da buluştular. Konsey toplantısı, 2010'da belirlenen "2020’de 100 milyar dolar ticaret hacmi" hedefine ulaşmaya yönelik önemli bir adım olarak özellikle taşıdığı mesajlar bakımından tarihe geçecek bir adım olmuştur. Enerjiden ulaştırmaya, yaş sebze ihracatından nükleer santral inşasına, kültürel projelerden ortak yatırımlara birçok alanda görüşmelerin yapıldığı toplantıda özellikle enerji alanında alınan kararlarla uzun vadede stratejik işbirliklerin ve mesajların verildiği görülmektedir.

 

Batı’ya Rağmen

 

Putin’in Türkiye ziyaretinin diplomatik içeriği ekonomik gerekçelerden daha fazlasının da olduğunu göstermektedir.  Putin, Rusya Devlet Başkanı sıfatıyla 10 yıl önce gerçekleştirilen ilk resmi ziyaretinden sonra Putin’in toplantı öncesinde yaptığı bir açıklamada Türkiye’nin “birilerinin siyasi hırsları uğruna” kendi çıkarlarını heba etmediğini ve bunun ileriye dönük bir politika olduğunu belirtmesi, ziyaretin asıl hedefini ve asıl mesajını ortaya koymuştur.[1] Bu açıklamalar, ABD ve AB’nin Rusya’yı zorlayan yaptırımlarına Türkiye’nin katılmaması ile Moskova’nın takdirini kazandığını göstermektedir. Dolayısıyla toplantıdan çıkacak kararların Putin daha Türkiye’ye gelmeden yaptığı bu açıklamalarda da belirttiği gibi uzun vadeli işbirlikleri olacağının sinyali zaten önceden verilmiştir.

 

Türkiye ve Rusya arasında yapılan bu toplantı iki ülke arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koyarken, oluşan bu dengenin ilişkilere ivme kazandırdığını ortaya koymaktadır. İki ülke arasındaki benzerliklere bakıldığında, özellikle son dönemde uluslararası arenada sorunlar yaşadıkları ve nispeten 'yalnızlığa’ itildikleri gözlemlenmektedir. İki liderin yönetim anlayışlarının birbirine benzetildiği son dönemlerde, en belirgin ortak özelliklerinin başında Batı tarafından eleştirilmeleri ve Batı karşıtı sert eleştirileri gelmektedir. Dış politikadaki durumlarına bakıldığında ise; ‘komşularla sıfır sorun’ ideası çerçevesinde uygulamaların Türkiye’nin komşuları ile sorunların derinleşmesine engel olamadığı görülmektedir. Komşularıyla sorun yaşayan diğer ülke de Rusya’dır.  Ukrayna ile Rusya arasında 2005 ve 2009 yıllarında da yine enerji sorunları yaşanmış ve 2014’te gerçekleşen son krizin küresel bir boyut kazanması Rusya’nın sadece yeni bir transit ülke aramasına neden olmakla kalmamış, ülkeye karşı uygulanan ambargolarla yalnızlaştırmıştır.

 

Bu bakımdan zirvenin ve alınan kararlardaki işbirliğinin Batı’ya rağmen yapıldığı söylenebilecektir. İki devletin 2020 yılı itibariyle ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkarma hedefi, Rusya’nın ABD ile arasındaki dış ticaret hacminin 38 milyar olduğu dikkate alındığında Batı’ya karşı bir mesaj olarak yorumlanabilecektir.

 

Güney Akım

 

Putin’in Türkiye ziyaretindeki en önemli konulardan birisi de şüphesiz ki Güney Akım projesi olmuştur. Ukrayna güzergahını bypass etmek üzere tasarlanan Doğu Avrupa'dan geçecek 25 milyar Sterlin tutarındaki ‘Güney Akım’ boru hattı projesinin Bulgaristan’ın geçiş onayı vermemesi nedeniyle iptal olduğu resmi ağızlardan bir kez daha teyit edilmiştir. Ziyaretin basında büyük yankı yaratmasına karşın sonuçları bakımından sanki Türkiye’ye beklenmedik getirileri olmuş gibi bir izlenimin yaratılması da yanlış olacaktır. Zira Güney Akımı projesinin iptali ile Rusya’nın yeni bir güzergah olarak Türkiye’den başka bir alternatifinin kalmadığına da dikkat çekilmelidir. Dolayısıyla toplantıda Türkiye-Yunanistan sınırından güney Avrupa'ya doğalgaz sağlayacak yeni bir boru hattı önerisi şaşırtıcı olmamıştır. Rusya'nın doğalgaz monopolü Gazprom'un başındaki Alexei Miller’in Türkiye'den yıllık 63 milyar metre küp doğalgaz kapasiteli bir hat geçirilirse Avrupa'nın güneyine doğalgaz sağlayabileceklerini belirtmesi adeta tek mallı bir ekonomi olarak faaliyet gösteren Rusya’nın Avrupa’sız Avrupa pazarına ulaşmadaki kararlılığını da ortaya koymaktadır.

 

Öte yandan, Rusya’nın bu noktada gerçekleştirdiği politika değişikliği, Batı’nın enerji arzındaki Rus tekelini kırmak için destelediği fakat maalesef, Güney Akım Projesi’nin ortaya atılmasıyla hayata geçirilemeyen Nabucco projesinin farklı biçimde uyarlanması şeklinde de yorumlanabilecektir. Nabucco ile Rusya by-pass edilerek Hazar’daki doğal gazın Türkiye üzerinden Batı’ya taşınması hedeflenmişti. Fakat Putin’in Güney Akım projesiyle Ukrayna’yı ve Ukrayna ile olası krizleri bypass ederek Bulgaristan ve Türkiye üzerinden Avrupa’yı çevreleme projesi ile Nabucco’yu bitirmişti. Burada, bundan sonraki sürecin dikkatle izlenmesi gerektiğinin altını çizerek belirtilmelidir ki, kanaatimizce Türkiye ve Rusya arasındaki bu işbirliği Türkiye ile Azerbaycan’ın üzerinde çalıştığı TANAP’ın bu kez Rus engeline takılma riskini azaltmaktadır. Batı kaynaklarının Rusya’nın bu hamlesini “enerji savaşı” olarak yorumladığı dikkate alınırsa, Rusya’nın bu kez savaşı, Doğu ile değil, Batı ile yaşanmaktadır.

 

Buna ek olarak, Batı’nın yaptırımları ve petroldeki sert iniş yüzünden ekonomisi sarsılan ve rezervleri erimeye başlayan Rusya’nın yeni, güvenilir bir güzergah ihtiyacı ortadadır. Petrol geliri hariç tutulduğunda Rusya’nın bütçe açığının milli gelirine oranının yüzde 9 düzeyinde oluşu dikkate alınmalıdır.[2] Aynı gün rublenin 1998 ekonomik krizinden bu yana en büyük düşüşü yaşaması da Rusya’nın ekonomisinin kırılganlaştığını göstermiştir. Petrol fiyatlarının 114 dolardan 69 dolara gerilemesi ile yaşanacak olası ekonomik sorunların toplantı kararlarına, yani Türkiye’ye de indirim yapmasına, etki ettiği söylenebilecektir. Öte yandan, Rusya’nın savaşın eşiğinde olduğu Ukrayna’ya bile indirim yaptığı dikkate alınırsa, “stratejik işbirliği” içinde olduğu bir ülke olan Türkiye’ye yaptığı yüzde 6’lık indirim albenisini yitirmiştir. Kaldı ki, petrol ve doğal gaz fiyatlarının doğrudan ilişkili olduğu dikkate alınırsa, petrol fiyatlarındaki sert iniş nedeniyle Türkiye’nin gaz faturasının orta vadede zaten düşeceği görülmektedir.

 

İşbirliği Enerji ile Sınırlı mı?

 

Yukarıda belirtilen nedenler dikkate alındığında iki ülke arasındaki ilişkilerin özellikle son dönemlerde 'karşılıklı bağımlılık' halini aldığı söylenebilecektir. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler ve karşılıklı çıkarlar arttıkça, siyasi sorunların yönetilebilir ya da ertelenebilir hale geldiği görülmektedir. Bu toplantıda da liderler enerji başta olmak üzere ticari-ekonomik ilişkilere odaklanmışlardır. Aksi takdirde iki devletin siyaseten tamamen ayrı düştüğü ve belki de uzlaşmalarının mümkün olmadığı birçok husus vardır. Bunların başında da Suriye gelmektedir. Taraflar, Suriye’deki sorunun ne tarifi ne de çözümü konusunda uzlaşabilmektedir. Rusya'nın özellikle 2012 yılının son döneminden itibaren Suriye'ye sağladığı askeri desteğin muhaliflerin oluşturduğu Özgür Suriye Ordusu(ÖSO)'nun ve sahadaki etki alanının zayıflamasına neden olduğu görülmektedir. Türkiye’nin Esad yönetimine karşı tutumuna Rusya ve Çin, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nde konu ile ilgili hususlarda veto yetkilerini kullanması ve Moskova'nın Şam yönetimine koşulsuz siyasi ve askeri destek vermesi sorunu daha da içinden çıkılamaz hale getirmektedir.

 

Öte yandan, Ukrayna krizinden sonra tüm dünyanın gözleri önünde Türk soydaşlarımızın yaşadığı Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi ikili ilişkilerde önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye, bu ilhakı tanımazken, Kırım Tatarları ve Kırım konusundaki endişelerini her fırsatta dile getirmeye devam etmektedir. 4-5 Eylül 2014 tarihinde yapılan NATO Zirvesi'nde Rusya’nın ilhakına karşı alınan kararları da açık şekilde uygulamıştır. Buna ek olarak, Tatar Türklerinin lideri Mustafa Cemilev’e (Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu) Çankaya Köşkü’nde devlet nişanı takılmışken, Rusya ise Kırımoğlu’nu sadece sınır dışı etmekle kalmamış, ülkeye girişini yasaklamıştır. İlhaktan kısa bir süre sonra Kırım ve Sivastopol’a yapılan yatırımlar Rusya’nın Kırım konusunda da politikalarında herhangi bir değişim olmayacağını göstermektedir.

 

İki ülkenin ayrıştığı başka bir alan da Kıbrıs konusudur. Rusya’nın Kıbrıs’ta Rum kesimin tarafını tutuyor olması hatta BM Güvenlik Konseyinde Rum kesimini desteklemesi ve son olarak Rum kesimi ve İsrail ile ortaklaşa tatbikat yapması bu bakımdan Rusya’nın Kıbrıs’ta Türkiye’nin karşısında olduğunu göstermektedir. Rumlarla din ve egedeki hakimiyet alanları gibi temel konularda tarihi bir birlikteliklerinin olması, Türkiye ile ilişkilerin Kıbrıs konusunda Rusya’nın politikalarında herhangi bir etki yumuşamadan daha ileri gidebilecek bir etki yaratması beklenmemektedir.

 

Ermenistan konusunda ise Rusya, bölgedeki çıkarları dolayısıyla yine Türkiye’nin karşısında ve Ermenistan’ın yanında yer almaktadır. Özellikle Ermenistan’ın Azerbaycan toprağı olan Dağlık Karabağ’ı işgalinin çözümsüzlüğünde ve Ermenistan’ın Türkiye’ye karşı iddia ettiği “sözde soykırıma” verdiği destek gibi örneklerle Rusya’nın bölgedeki çatışma ortamlarını desteklediği ve Türkiye ile bu konularda çatıştığı görülmektedir. Rusya hala, bölgedeki devletlerarası ikili ilişkilerin normalleşmesi ile bölgedeki nüfuzunu yitirme endişesi taşımaktadır. Bu nedenle, Rusya’nın bu doğrultudaki çıkarlarının da değişmeyeceği dikkate alındığında, Rusya ve Türkiye’nin bu hususta da aynı tarafta olmalarının mümkün olmadığı görülmektedir. Buna karşın iki ülke arasında oluşacak uzun vadeli bir işbirliği, Rusya’nın Ermenistan konusunda biraz daha objektif ya da mesafeli olmasını sağlayabileceğinden umut vadetmektedir. 

 

Değerlendirme

 

Sonuç olarak, Putin’in Türkiye ziyareti günümüzün jeopolitik şartlarında, yapılması bile başlı başına önemli ve kendi içinde mesajlar taşıyan bir hadise olmuştur. Başka bir deyişle, Moskova ve Ankara siyaseten zor şartlarda bile diplomasinin çalıştığını kanıtlamıştır. Rusya, Avrupa’nın tüm engellerine karşın, alternatifsiz ve Avrupa’ya mecbur olmadığını tüm dünyaya duyururken, Avrupa’nın yorucu yollarında yürümeye çalışan Türkiye de stratejik önemini kullanarak Rusya’nın bu siyasetinden fayda sağlamaktadır. Netice olarak, bu zirve Türkiye’nin sadece Batı için değil, Doğu için de önemini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. TANAP gibi Hazar’dan Avrupa’ya gidecek enerji hattının önemli bir aktörü olan Türkiye, güvenilirliği ile Rusya’dan ve bölgeden gelen yeni ve artan taleplerle uzun vadede enerji piyasasının vazgeçilmezi haline gelmektedir. Buna ek olarak, Rus enerjisine halihazırdaki bağımlılığın Hazar ile kontrollü bir şekilde dengelenmediği takdirde artması kaçınılmaz olabilir.

 

Öte yandan Rusya ve Türkiye arasındaki söz konusu enerji işbirliği, Avrupa ve genel olarak Batı’nın Rusya’ya uyguladığı ambargo gibi uygulamalarının Doğu’daki işbirliklerine olumlu etki ettiği gözlemlenmektedir. Türkiye’nin bu süreci iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Bu nedenle, Türkiye’nin Rusya’ya ihracatında artış beklentilerinin şu ana karşılanmamış olması dikkate alınmalıdır. Siyaseten bakıldığında ise, Putin’in ziyaretinin en büyük kazanımları Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerde yakalanan bu ivmeyi iyi değerlendirmesi, yaklaşan Sözde Ermeni Soykırımının 100. Yılı ve Karabağ Sorunu hususunda kendi lehine kullanabilmesi olacaktır.

 

 


[1] Putin' den Türkiye' ye övgü!, http://www.sabah.com.tr/ekonomi/2014/11/28/putin-den-turkiye-ye-ovgu, Erişim Tarihi: 1 Aralık 2014

[2] Institute for Energy Research, Oil Shale http://instituteforenergyresearch.org/topics/encyclopedia/oil-shale/, Erişim Tarihi: 1 Aralık 2014