Almanya’da erken yapılacak olan seçimlere günler kala, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bu ülkeye resmî bir ziyarette bulunmuştur. Aslında bir ay sonra yapılması planlanan bu ziyaret, Almanya’da erken seçim kararı alınması üzerine Eylül başına alınmıştır. Zira, kamuoyu yoklamalarında Putin’in yakın müttefiki Almanya Şansölyesi Gerhard Schröder, rakibi Angela Merkel’in gerisinde bulunmaktadır. Başkan Putin ise oldukça önem verdiği enerji anlaşmalarını tehlikeye atmak istememektedir.

 

Ziyaretin ana gündem maddesini enerji projeleri oluşturmuştur. Bu manada Putin ile Schröder, Baltık Denizi’nin altından Rus doğal gazını Almanya’ya taşıyacak bir projeye imza atmışlardır. Bu projenin erkene alınması ve imzalanmasında iki ülke liderinin yakın kişisel ilişkilerinin büyük payı olduğu vurgulanmaktadır. Bu proje her iki lider açısından da önem taşımaktadır. Rusya lideri bu projeyle ülkesine yeni ihraç olanakları sağlayarak ülkesindeki konumunu sağlamlaştırırken, Schröder de anlaşmanın seçimde elini güçlendirmesini ummaktadır.

 

Her yıl 55 milyar metreküp gaz taşıyacak Grayazevets-Vıborg boru hattının, Baltık Denizi’nin tabanından geçmesi planlanmaktadır. Rusya’nın daha önce Karadeniz’in tabanından geçirdiği Mavi Akım Doğalgaz Boru Hattı tecrübesinden sonra, şimdi hazırlanan proje de Almanya’ya hiçbir ülkeden geçmeyen bir boru hattı döşemesine olanak sağlayacaktır. 1.200 km uzunluğundaki boru hattının 2010'da faaliyete geçmesi planlanmaktadır. Projede yüzde 51'lik hisseye Rus Gazprom şirketi sahip olurken, geri kala yüzde 49'luk hisseyi Alman BASF AG. ve E.On Ruhr Gas şirketleri eşit olarak paylaşacaktır.

 

Polonya, Baltık Ülkeleri, Beyaz Rusya ve Ukrayna'dan geçen halihazırdaki rotayı devre dışı bırakacak olan Baltık hattı, bu ülkeleri geçiş ücreti almaktan mahrum bırakacağı gibi, yine bu ülkelerin Rusya’ya karşı zaman zaman kullandığı bir baskı unsurunu da ellerinden alacaktır. Bu sebeple, söz konusu ülkeler Rusya’nın bu yeni projesinden duydukları rahatsızlığı gizlememişlerdir. Rusya’ya karşı siyasi bir ittifak içinde olan Ukrayna, Polonya ve Baltık ülkeleri bu yeni proje ile adeta cezalandırıldıkları kanaatindedir.

 

Polonya Başbakanı Marek Belka, projeyi Polonya için siyasi bir sorun olarak tanımlayarak memnuniyetsizliklerini dile getirmiştir. Rusya’nın proje yoluyla güç gösterisi yapmak istediğini belirten Belka, Baltık Denizi altında bir boru hattı inşa etmenin, Polonya’dan bir hat geçirilmesinden çok daha pahalı olacağını vurgulamıştır.

 

Polonya Devlet Başkanı Aleksander Kwaznievski de projeyi ortak Avrupa politikası kavramından sapma olarak nitelendirmiş, Polonya ve Baltık ülkelerinin proje nedeniyle kendilerini dışlanmış hissettiklerini ve Rus doğal gazıyla bağlantılarının kesilmesinden endişe ettiklerini söylemiştir. Kwaznievski, ayrıca Hristiyan Birlik partilerinin Başbakan adayı Angela Merkel’e seslenerek, seçimi kazanması durumunda anlaşmayı iptal etmesini istemiştir.

 

Polonya Ekonomi Bakanı Jacek Piechota ise, kaygı duymayı gerektirecek bir durum olmadığını, müzakerelerin Polonya'ya doğalgaz kaynaklarını çeşitlendirme şansı sağlamasını umduklarını söylemiştir. Aslında Piechota'nın bu ifadeleri Türkiye’ye de yeni bir seçenek sağlayabilir. Zira, Türkiye bir doğal gaz ithalatçısı olmasının yanı sıra, bir geçiş ülkesi konumundadır. Rusya doğalgazına ek olarak İran, Azerbaycan ve ileride Türkmenistan doğalgazını Avrupaya ulaştırmak için projeler yürüten Türkiye’nin elini çabuk tutması ve siyasi açıdan da etkin bir şekilde politikalar uygulaması durumunda, Rusya’nın Avrupa’daki gaz tekelini bir ölçüde kırma şansı olabilir. Birkaç kanaldan Avrupa’ya gaz satan Rusya, bu yeni anlaşmayla Almanya’nın yanı sıra, gelecekte diğer Avrupa ülkelerine de doğalgaz satmayı planlamaktadır.

 

Bugün Almanya’nın doğal gazda Rusya’ya olan bağımlılığı yüzde 30 düzeyindeyken, eski Doğu Avrupa ülkelerinde bu oran yüzde 50’ye kadar çıkmaktadır. Avrupa Birliği ise kendi üyesi ülkelerde bu bağımlılığı yüzde 25 ile sınırlandırmaya çalışmaktadır.

 

Bu yeni projeden rahatsız olan ülkelerden biri de Litvanya'dır. Bu ülkenin Avrupa Parlamentosu Milletvekili Vytautas Landsbergis, “Almanya ile Rusya arasında bugün enerji ittifakı diye adlandırılan yeni ittifak, aslında Avrupa’nın siyasi haritasını değiştirmeye yönelik bir plandır“ diyerek, Baltık ülkeleri ve Polonya'nın kıyısından geçen hattın inşasının ardından Rusya’nın  gelecekte bir doğal gaz tekeline sahip olacağı ve dolayısıyla komşu ülkelerin politikaları üzerinde baskı kurabileceği uyarısında bulunmuştur.

 

Schröder, Rusya ile Almanya arasında imzalanan anlaşmanın enerji sektöründeki ekonomik iş birliği açısından tamamen yeni bir sayfa açtığını belirtmiştir. Almanya’nın enerji ihtiyacının büyük bölümünün Rusya ile doğrudan ortaklık yoluyla güvenceye alındığını vurgulayan Schröder konuşmasında, “Bu iş birliği kimseyi hedef almamaktadır” diyerek Baltık ülkeleri ve Polonya’nın dışlanma endişelerini de yatıştırmaya çalışmıştır.

 

Putin de Rusya’daki Alman yatırımlarından bahsederek, yatırımların artarak sürmesini umduğunu belirtmiştir. Rusya’nın enerji kaynaklarından kimseyi dışlamadıklarını vurgulayan Putin, “Ne kadar fazla transit ülke olursa, nakliye için o kadar fazla ödemek gerekecek, o zaman bu masraf da tüketiciye yansımak zorunda kalacaktır” diyerek ortağı Schröder gibi projenin siyasi değil ekonomik olduğunu ileri sürmüş; Polonya, Ukrayna ve Beyaz Rusya ile Litvanya’nın rahatsız olmaları için bir sebep olmadığını vurgulamıştır.

 

Buna karşılık, Baltık ülkeleri, Ukrayna ve Polonya’nın projeye ilişkin çekinceleri devam etmektedir. Projeye Alman muhalefetinden de tepki gelmiştir. Merkel’in seçim ekibinin dış politika sorumlusu Wolfgang Schaeuble, hükûmeti tek başına adımlar atmakla suçlayarak, “Projeyle ilgili olarak Baltık ülkeleri ve Polonya ile görüşülmesi gerekirdi“ demiştir. Schaeuble, Avrupa’yı bölecek ve güvensizlik yaratacak şekilde dış politika yapılamayacağını belirtmiştir. Hristiyan Birlik Partilerinin Dış Politika Sözcüsü Friedbert Pflüger ise doğal gaz boru hattı anlaşmasını memnuniyetle karşıladıklarını, ancak izlenen yöntemin yanlış olduğunu vurgulamış, Almanya ile Rusya arasında bu tür bir iş birliğinin, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle yeterince görüşülmeden gerçekleştirilmesini eleştirmiştir. Sonuç olarak, Putin ve Schröder’in aceleyle imzaladıkları bu anlaşma, Polonya ve Baltık ülkelerinde, Almanya ve Rusya’nın arkalarından iş çevirdiği yönündeki geleneksel korkuları yeniden günışığına çıkarmış görünmektedir. (ASAM)