Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in son aylarda ABD’yi küresel düzeyde eleştiren söylemleri ve Rusya ile ABD arasında giderek ısınan rekabet ortamında gerçekleşecek Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) zirvesi bütün dikkatleri üzerinde toplamaktadır. Başkan Putin ile beraber çok sayıda devlet ve hükmet başkanının katılacağı KEİ 15. yıl toplantısı Türkiye'nin dönem başkanlığında 25 Haziran 2007 tarihinde İstanbul’da yapılacaktır. Doksanlı yılların başlarında Türkiye’nin öncülüğünde kurulan ancak daha sonra yeterli bölgesel ve küresel ağırlığı sağlayamayan KEİ son günlerde Karadeniz bölgesinin bir bütün olarak küresel rekabetin en önemli alanlarından birisi haline gelmesi sebebiyle de yeniden dikkat çekmektedir.

 

Türkiye, Rusya Federasyonu, Azerbaycan, Arnavutluk, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Romanya, Sırbistan, Ukrayna ve Yunanistan KEİ’ye asil üye olarak üye olan ülkelerdir. KEİ'nin faaliyetleri ABD ve Avrupa ülkeleri tarafından dikkatle izlenmektedir. Gözlemci ülkeler arasında, Almanya, Avusturya, Fransa, İtalya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Belarus ve Hırvatistan’ın yanı sıra Tunus, Mısır, İsrail ve ABD gibi bölge dışı ülkeler de bulunuyor. ABD’nin gözlemci üyeliği ancak çok ısrarcı girişimleri sonucunda 2005 Ekim’inde kabul edilmiştir.

 

Toplantıya Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yuşenko, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ve diğer üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları katılacak. Bu toplantıda Ermenistan yine oyunbozanlık ettmiştir. KEİ zirvesine Cumhurbaşkanı düzeyinde katılmayacağını açıklayan Ermenistan, Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan ile temsil edilecek. Türkiye toplantıyı Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in ev sahipliğinde gerçekleştirecek ve elbette Başbakan Tayip Erdoğan’da toplantıda hazır bulunacaktır. Toplantı esnasında konuk devlet ve hükümet başkanlarıyla çok sayıda ikili ve çok taraflı görüşmelerin gerçekleştirilmesi planlanmaktadır.

 

Toplantıyı Türkiye açısından önemli kılan etmenlerden birisi Rusya federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de bu toplantıya katılacak olmasıdır. Bu husus esasında bizim analizimizin de ana temasını oluşturmaktadır.

 

Zirve esnasında üçüncü defadır Türkiye’yi ziyaret eden Putin’le nelerin konuşulacağı konusunda Türk basınında abartılı haber ve yorumlar yer almaktadır. Başkan Putin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la ikili görüşmelerde bulunacaktır. Son günlerde enerji ağırlıklı bir dizi bölgesel ve uluslararası girişimlerde bulunan Rusya Devlet Başkanı, Türkiye ziyaretinden bir gün önce de Balkan'larda enerji işbirliği zirvesine katılmak üzere Hırvatistan'a gidecek.

 

Bu tür zirvelerde çok detaylı konulara girilmez. Daha çok mesaj verme amaçlı toplantı ve açıklamalar yapılır. Bu toplantıda da Putin'in vereceği mesaj dikkatle takip edilecektir. Bu ziyaret sebebiyle Türkiye’ye gelen Başkan Putin, KEİ çerçevesindeki ikili ve çok taraflı konuların yanı sıra Karadeniz’e adeta “sızmaya” çalışan ABD’ye karşı mesajlar vermesi ve  Moskova-Ankara enerji işbirliğinin güçlendirilmesi ile "İkinci Mavi Akım" hattının gerçekleştirilmesi konuları gündeme gelmesi ihtimal dahilindedir.

 

Doğal gaz ve petrolden günde 550 milyon dolar, her dakika 380 bin dolar gelir elde eden Rusya, yaklaşık 300 Milyar dolar döviz rezervine sahip bir ülke olarak bölgenin süper enerji gücü olma yolunda ilerlemektedir. Bugün Rusya’nın bu kadar hızlı toparlanması ve küresel arenaya böylesi hızlı bir şekilde dönüş yapması şaşkınlıkla izlenmektedir. Aslında Başkan Putin 1999 yılının son günlerinde iktidarı Başkan Yeltsin’den devraldığında yapmış olduğumuz analizde, Putin’in Rusya’yı bölgesel bir enerji süper gücü haline getirmeye çalışacağı öngörüsünde bulunmuştuk. Bugün bölgenin en önemli enerji oyuncusu haline gelen, enerjiden aldığı güçle giderek bir küresel güç haline dönüşen Rusya konusunda yaptığımız analizlerin doğruluğu bugün ortaya çıkmaktadır. Enerji alanında yaptığı devletleştirme girişimleri ve en son Türkmenistan ve Kazakistan ile yaptığı anlaşmalarla adeta tekel haline gelen Rusya, eli son derece güçlü halde Türkiye ile masaya oturacaktır.

 

Türk-Rus görüşmelerinde iki liderin özellikle Karadeniz’de bölge dışı ülkelerin askeri güç bulundurmaması yönündeki fikir birliğinin altı çizilerek Çek Cumhuriyeti ve Polonya’da dinleme istasyonu kurma yönündeki ısrarlarından vazgeçmeyen ABD’ye buradan mesaj vermeleri de beklenmektedir.

 

Başkan Putin, KEİ zirvesinde özellikle de ABD’ye “Türkiye gerekirse bize doğru kayar” mesajı da vermek isteyecektir. Aslında Rusya özellikle Putin yönetimi döneminde Batıya karşı bir dış politika aracı olarak kullandığı enerji kozunu orta ve uzun vadede elinde tutabilmesi için enerji konusunda Türkiye ile rekabet eder bir konumdan işbirliği yapar duruma geçmesi gerektiğinin farkındadır. Zaten Batı, Rusya’nın enerji tekelini kırabilecek tek gücün bölgede ancak Türkiye olacağının farkındadır. Ancak maalesef Batı bu gerçeği itiraf edemediği gibi tarihsel önyargıları sebebiyle Türkiye’nin bu alandaki çalışmalarına da yeterli desteği sağlamamaktadır.

 

KEİ Hakkında

 

KEİ, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bölge ülkeleri arasında ekonomik işbirliğini artırmayı hedeflemiş ve dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın aktif girişimleri sonucu kurulmuş bir bölgesel işbirliği örgütüdür. Ancak zaman içinde bölgesel ve küresel düzeyde yaşanan gelişmeler sonucunda KEİ, fazla bir yaşam şansı bulamamış ve “danışma” nitelikli toplantılar yapan bir örgüt haline dönüşmüştür. KEİ daha çok Türkiye’nin öncülük yaptığı bir bölgesel ekonomik işbirliği girişimidir. Örgütün işlemesinde ve yaşamasında Ankara’nın önemli bir rolü bulunmaktadır. KEİ, doğuda Japon Denizi’nden batıda Baltık Denizi’ne, kuzeyde Kuzey Buz Denizi’nden güneyde Akdeniz’e kadar 19 milyon km2’lik bir alanı kapsamaktadır. KEİ bölgesi yıllık 309 milyar dolarlık dış ticaret kapasitesi ve 327 milyon üretici ve tüketici nüfusa sahiptir. Ayrıca bu bölge Körfez Bölgesinden sonra en geniş petrol ve doğal gaz kaynağına sahiptir.[1] Örgütün daimi sekreteryası İstanbul’dadır.

 

KEİ’nin halen faal durumdaki ticaret ve ekonomik kalkınma, bankacılık ve finans, ulaştırma, enerji, haberleşme, bilim ve teknoloji, çevre, koruma, turizm ve doğal afetler çalışma gruplarında çeşitli projeler görüşülüyor. Çalışma grupları faaliyetlerine etkinlik ve ivme kazandırılmasını teminen belirli alanlarda her üye ülke, en çok 2 yıllık dönemler halinde koordinatör ülke görevini üstleniyor. Örgütün ana hedefinin bölgesel stratejiler geliştirmek olduğuna işaret edilirken, bu stratejiler içinde bölgenin mukayeseli üstünlüklerini belirlemek, yatırım için öncelikli sektörleri ve bölgesel işbirliğinin maliyet ve yararlarını saptamak ve küresel düzeyde bölgenin oynaması gereken ekonomik rolü belirlemek gibi unsurlar yer alıyor.

 

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesi, 19 milyon km2’nin üzerinde bir alana yayılmıştır. Bu bölge, 350 milyona yaklaşan nüfusu ile dünya ekonomisi için oldukça önemli bir yere sahiptir. Toplam 1 trilyon 200 milyar dolar seviyesinde milli gelire sahip olan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesi'nin ticaret hacmi, 400 milyar dolara yaklaşmaktadır. Dünya ticaretinde ilk sıralarda yer alan ürünlerin birçoğu bu bölgede üretilmektedir.

 

KEİ nin Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenterler Asamblesi (KEİPA), İş Konseyi, İstatistiksel Veri Ekonomik Bilgi Değişimi Koordinasyon Merkezi, Ticaret ve Kalkınma Bankası olmak üzere 4 bağlı kuruluşu bulunuyor. KEİ Dönem Başkanlığı, alfabetik sıraya göre belirleniyor. Türkiye, KEİ önem Başkanlığını 1 Mayıs 2007 itibariyle 6 aylığına Sırbistan’dan devralmıştır.

 

Türkiye’nin öncülüğünde kurulan 1992 yılında kurulan KEİ’nin dönem başkanlığının 1 Mayıs-31 Ekim 2007 tarihleri arasında altı ay boyunca Türkiye’ye geçecek olması son derece önemlidir. 2007 yılında 15. kuruluş yıldönümünü devlet başkanları zirvesi ile kutlamaya hazırlanan KEİ’nin Türkiye’nin dönem başkanlığında bu örgütü canlandıracak ve bölge dışı küresel güçlerin bölgeye girişini engelleyecek yeni politikalar üretilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

 

Bölge devletleri arasında KEI örgütünden başka 1993 yılında BM ve AB’nin desteği ile kurulmuş Karadeniz Çevre Programı (Black Sea Environment Programme) vardır. Yine benzer şekilde1993 yılında AB, Avrupa-Kafkaslar-Asya Geçiş Koridoru’nun (The Transport Corridor Europe-Caucasus-Asia) kurulmasını desteklemiştir. 1995’te kurulan Avrupa’ya Devletlerarası Petrol ve Gaz Aktarımı (Interstate Oil Gas Transport to Europe) da bir başka AB fonlu bölgesel programdır. Ancak AB genişleyen yapısı ve bunun sonuçlarını kontrol etmek için geliştirdiği YKP çerçevesinde daha geniş, şimdiye kadar yapılmış anlaşma ve ortaklıkları da içine alabilecek şemsiye anlaşmalar ve programlar yapmak istemektedir.[2]

 

Karadeniz Çerçevesinde Türk-Rus Askeri ve Siyasi İşbirliği

 

Karadeniz’de yabancı ve özellikle okyanus ötesi bir gücün istenmemesi konusunda hemfikir olan Türkiye ve Rusya Karadeniz çerçevesinde askeri alanda işbirliği yapmaktadır. Karadeniz Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin neredeyse (Türk sahillerini saymazsak) bir iç denizi konumundayken şimdi onun mirasçısın Rusya Federasyonu Karadenize Novorossisyki kıyılarından ve Azak iç denizinin sığ limanlarından ulaşabilmektedir. SSCB'nin dağılmasından önce Karadeniz Donanması Sevastopol, Odessa, Donuzlav ve Poti limanlarında üsleniyordu. Ayrıca donanmanın Nikolayev ve Kerç limanlarında da tesisleri vardı. Karadeniz’de varolan güçlü SSCB etkisi ABD’yi bu bölgeden uzak tutmaktaydı. Bugün Rusya Karadeniz'de hemen hemen bütün üslerinden yoksun kaldı. Yalnızca Sevastopol ve Novorossiysk limanları kaldı.[3] Böylesi bir durumda SSCB’nin siyasi ve askeri gücünün kısmen boşalttığı Karadeniz ABD askeri ve siyasi gücü tarafından doldurulmak istenmektedir. Diğer taraftan Karadeniz’e kıyıdaş eski SSCB üyesi ve/veya müttefiki ülkelerin bugün Rusya Federasyonu’ndan kısmen uzaklaşarak ABD ile işbirliğine yöneldiklerine de şahit olunmaktadır. Böylesi bir ortamda Karadeniz küresel güçlerin dikkat merkezine gelmiştir.

 

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ekonomik olarak Avrasya bölgesine yerleşen ABD’nin askeri olarak bu bölgeye yerleşmesi için gereken fırsatı 11 Eylül saldırıları sağlamıştır. Zira Afganistan operasyonları sebebiyle ABD Kafkasya ve Orta Asya’dan geçiş kolaylıkları ve askeri üsler elde etmeye başlamıştır. (Gerçi daha sonra Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) desteğini arkasına alan ve renkli devrimlerin kendisini de etkilemesinden korkan Özbekistan ABD üslerini ülkesinden çıkarmıştır.)

 

ABD’nin Karadeniz’e olan ilgisinin altında dünyada ABD donanmasının giremediği ender denizlerden birisi olan Karadeniz’e ABD savaş gemilerinin girebilmesi ve hatta mümkünse bu bölgede askeri üsler edinebilmesi için gerekli ortamın yaratılmasına dönük çalışmalar yatmaktadır. Karadeniz’de ABD’nin istediği ve/ya isteyebileceği deniz üsleri kısa vadede Türkiye (Trabzon),[4] ve Romanya ile Bulgaristan üsleridir. Ancak orta ve uzun vadede ABD’nin istediği üs şu an Rus üslerini barındıran Ukrayna’ya ait olan Sevastopol üssüdür. Bu üs 2005 yılına kadar Rusya’ya kiralanmıştır. Ancak Ukrayna Rus deniz gücünün bu üsten daha erken ayrılması için baskı yapmaktadır. Sevastopol’daki sorunlar nedeniyle Karadeniz’deki deniz üssünü kaybetme tehlikesiyle karşılaşan Rusya alternatif çözümler üretmeye çalışmaktadır. Bu amaçla Rusya’nın Karadeniz’e neredeyse tek çıkışı olan Korosnodor bölgesinde büyük bir deniz üssünün kurulması için çalışmalar başlatılmıştır. İnşaatın 2015 yılına kadar tamamlanması beklenmektedir.

 

ABD, terörle mücadele için Akdeniz’de NATO bünyesinde faaliyet gösteren “Aktif Çaba” adlı deniz gücü operasyonunun görev alanının, Karadeniz’i de kapsayacak şekilde genişletilmesini istemesi uzun süredir kapalı kapılar ardında süregelen Karadeniz’de yeni bir rekabetin de gündeme taşımasına sebep olmuştur. Zira SSCB’nin dağılmasıyla bu imparatorluğun sahip olduğu deniz gücünün Ukrayna ve Rusya arasında bölünmesinden sonra Türkiye Karadeniz’in en büyük askeri deniz gücü haline gelmiştir.

 

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu üst düzey yetkililerinden Kurt Volker, Washington’da yaptığı bir konuşmada, söz konusu NATO gücünün Karadeniz’de de görev yapmasını istediklerini, ancak Karadeniz’e kıyısı bulunan ülkeler arasında buna ilişkin görüş ayrılığı olduğunu söyledi. Volker, “Bu konuda özellikle Türkiye gibi bir NATO ülkesine karşı NATO üzerinden baskı yapmak istemiyoruz. İlgili ülkelerle bu işi nasıl çözebileceğimizi konuşuyoruz” dedi. Ancak ABD’nin asıl amacının Karadeniz’deki güvenlik işbirliğine fiilen katılmak ve bu işbirliğini NATO şemsiyesi altına sokmak olduğu bilinmektedir.

 

Ankara bu girişimin, Boğazlar ile ilgili Türkiye’ye haklar tanıyan Montrö Konvansiyonu’nu yeniden tartışmaya açmasından endişe duymaktadır. Türkiye, Karadeniz’deki önemli askeri güçlerden birisidir ve yabancı askeri güçlerin Karadeniz’e girmesi ve Montrö antlaşmasını yeniden tartışma konusu yapan gelişmeler Türkiye'nin çıkarlarına terstir. ABD'nin bu konuda önündeki en büyük engel olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin 'feshedilmesini' sağlamak için 'sözleşmeyi fesih hakkı' bulunan 'Montrö'ye akit devlet' sıfatına sahip Romanya ile dirsek temasını sürdürmektedir.[5]

 

Halen Karadeniz’de güvenlik işbirliği ile görevli kuruluşlar mevcuttur. Bunlar “BlackSeaFor (Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu) ve Ankara, terörle mücadelenin, kendi yürüttüğü Black Sea Harmony” “Karadeniz Uyum” dur. Bu sbeple de Ankara, Karadeniz ülkelerinin üyesi bulunduğu Karadeniz Gücü (Blackseafor) adlı teşkilatça yapılabileceğini ve ayrıca bir NATO girişimine gerek olmadığını belirtiyor. BlackSeaFor’a bütün kıyıdaş ülkeler üyedir.[6] Kıyıdaş ülkelerin kurdukları 'Blackseafor' arama ve kurtarma operasyonlarını, insancıl yardımı ve çevre korunmasını kapsamaktadır. ABD’nin asıl istediği 11 Eylül 2001’den sonra NATO güdümünde Akdeniz’de vücuda getirilen ve Türkiye’nin de katıldığı 'Active Endeavor' (Etkin Çaba) operasyonlarını Karadeniz’e taşımaktır.[7] Ekin Çaba’nın görevi, deniz ulaşım yollarını izleme altında tutmak ve gerekirse şüpheli gemilere karşı eyleme geçmektir Halen Karadeniz’de bu işlevi Türkiye tek başına 'Black Sea Harmony' adı altında yerine getirmektedir. Rusya da buna katılma kararı almıştır.

 

Rusya da, Türkiye gibi bu gücü Karadeniz’de istemiyor. NATO’nun yeni üyeleri Bulgaristan ve Romanya ise, ABD’yi destekliyor. Gürcistan ve Ukrayna da, ABD’nin pozisyonuna sıcak bakıyor. Yani Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler, ABD’nin önerisine ilişkin ikiye bölünmüş durumda.

 

Karadeniz Deniz İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR) Türkiye’nin girişimiyle, Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu, Ukrayna ve ülkemiz arasında 2 Nisan 2001 tarihinde İstanbul’da imzalanan “BLACKSEAFOR Kurucu Anlaşması” ile kurulmuştur. BLACKSEAFOR Anlaşması, 2 Kasım 2003 tarihi itibariyle tüm taraf ülkelerde yürürlüğe girmiştir. BLACKSEAFOR’a ilişkin çalışmalara 1997 yılında başlanmıştır. Oluşturulacak kuvvete Karadeniz’in Montrö konvansiyonundan doğan özel konumu dolayısıyla, sadece sahildar ülkelerin (Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Türkiye, Ukrayna ve Rusya Federasyonu) katılımı öngörülmüştür.

 

“BLACKSEAFOR”un oluşturulmasına yönelik ilk adım olan birinci uzmanlar toplantısı 20 – 21 Ekim 1998 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir. 25-27 Temmuz 2000 tarihlerinde Moskova’da yapılan görüşmelerde anlaşma ve ekleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Dışişleri bakanlıklarınca yapılan koordineli çalışmalar neticesinde söz konusu anlaşma 02 Nisan 2001 Çırağan Sarayı’nda imzalanmış ve TBMM tarafından onaylanarak 26 Haziran 2001 gün ve 2444 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.[8]

 

Karadeniz’de deniz güvenliği alanındaki ilk işbirliği mekanizmasını oluşturan BLACKSEAFOR’un amacı, sahildar ülkelerin deniz kuvvetleri arasında işbirliği ve birlikte çalışabilirliğin geliştirilmesi suretiyle, Karadeniz’de dostluk, iyi ilişkiler ve karşılıklı anlayışın daha da güçlendirilmesine katkıda bulunmaktır. İhtiyaç halinde göreve çağrılması öngörülen BLACKSEAFOR çerçevesinde, üye ülkelerin deniz kuvvetlerinin katılımıyla denizde arama-kurtarma operasyonları, insani yardım, çevre koruma operasyonları, mayın temizleme faaliyetleri, iyi niyet ziyaretleri ve üye ülkeler tarafından kararlaştırılacak diğer görevlerin gerçekleştirilmesi amaçlanmaktadır. Halihazırda BLACKSEAFOR’un yeni güvenlik ortamına uyum sağlaması ve görev tanımının terörizm ve kitle imha silahlarıyla mücadeleyi de kapsayacak şekilde genişletilmesi amacıyla bir dönüşüm sürecinden geçmesi üzerinde çalışılmaktadır. BLACKSEAFOR’un askeri faaliyet ve aktivasyonlarına paralel olarak siyasi istişare toplantıları da devam etmektedir. Siyasi diyalog süreci, Dışişleri Bakanları Özel Temsilcileri ve Yüksek Düzeyli Uzmanlar Grubu toplantılarını kapsamaktadır. BLACKSEAFOR’un komutası sahildar ülkeler arasında altı aylık dönemlerle paylaşılmaktadır.[9]

 

Türkiye’nin önderliğinde Karadeniz’e sahili bulunan devletler arasında işbirliğini güçlendirmek, Karadeniz Bölgesi’nde barışı ve istikrarı arttırmak amacıyla BLACKSEAFOR adıyla kurulmuştur. BLACKSEAFOR’un görevleri; arama ve kurtarma (SAR) harekatı, insani yardım operasyonları, mayın karşı önlemleri (MCM), çevrenin korunmasına yönelik harekat, iyi niyet ziyaretleri ve taraflarca belirtilen diğer görevler şeklinde özetlenebilir. Kuvvetin BM ve AGİT yönetimindeki diğer barış destekleme faaliyetlerinde de kullanılması öngörülmüştür. Ankara, terörle mücadele amacıyla, kendi yürüttüğü Black Sea Harmony” “Karadeniz Uyum” gücünü de kurmuştur.

 

BLACKSEAFOR Anlaşması bölgede RF ile Türkiye’nin istikrarını ve aradaki barışı güçlendirmenin yanı sıra bölgesel iş birliklerini geliştirmeyi, kıyı devletlerin deniz güçleri arasında operasyon yapabilme yeteneğini artırmıştır. BLACKSEAFOR, sadece bir askerî organizasyon olmadığından ve kural olarak yılda en az bir kez toplandığından dolayı iki ülke siyasî ilişkilerine de müspet etki edecek bir ilerlemedir.[10]

 

Karadeniz Uyumu Harekatı: Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı 1 Mart 2004 tarihinde “Karadeniz Uyumu Harekatı”nı (KUH) başlatmıştır. Amacı Karadeniz’de terörizm, kitle imha silahlarının yayılması ve diğer olası yasadışı faaliyetlere karşı caydırıcılık sağlamak ve bu risklerle mücadele etmek olan KUH’a katılmaya tüm sahildar devletler de davet edilmiştir. Rusya Federasyonu 27 Aralık 2006 itibariyle KUH’a dahil olmuştur. Ukrayna’nın da KUH’a iştirakine ilişkin Protokol 17 Ocak 2007 tarihinde imzalanmış olup, onay işlemlerini takiben yürürlüğe girecektir.[11]

 

1994’te kurulan BİO inisiyatifi, müttefikler ile ortak ülkeler arasında bir diyalog ve işbirliğine imkan sağlamakta ve merkezi ve doğu Avrupa’daki yeni demokrasilerle, Kafkasya ve Orta Asya’daki istekli ülkelerle gerçek ortaklıklar kurulmasını amaçlamaktadır.[12] BİO, Avrasya’da politik ve askeri işbirliğini arttırmaktadır. Katılımcı ülkeler belirlenen alanlarda NATO kuvvetleriyle etkin harekatta bulunabilmektedirler. BİO süreci, bir yandan ittifak üyeliğini hedefleyen ülkelerin üyeliğe hazırlanmasına yardımcı olurken, diğer yandan ittifaka yakın dönemde üye olamayacak ortakların, NATO ile daha sıkı güvenlik ilişkilerini kurmalarını sağlamaktadır.

 

Rusya Federasyonu ile Türkiye arasında çok taraflı askeri ilişkiler bağlamında Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler İndirim Anlaşması AKKA, ve Rusya-NATO forumu kapsamında ise NATO çerçevesinde işbirliği yapmaktadırlar. Türkiye ve Rusya’nın işbirliği içerisinde oldukları bir diğer alan ise Güven ve Güvenlik Artırıcı Önlemler GGAÖ protokolüdür. İki ülke’nin ekonomik anlamda Karadeniz’de yaptıkları işbirliğinin ekonomik ve siyasi çerçevesi ise Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü KEİ çerçevesinde ele alınmaktadır.

 

KEİ formu için İstanbul’da toplanan liderler bir taraftan KEİ’nin canlandırılması için artık somut projeler üzerinde çalışacaklar, diğer taraftan ise küresel rekabete yeni açılan Karadeniz’den yine küresel rekabete yönelik mesajlar vereceklerdir. Türkiye önderliğinde doksanlı yolların başlarında kurulan bu örgütün bugün yeniden Türkiye önderliğinde canlandırılacağı yönünde ciddi umutlar doğmuştur. 25 Haziran 2007 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilecek olan KEİ’nin 15. toplantısında örgüt bazında artık fiili projelere geçileceği, ikili ilişkiler anlamında çok somut anlaşmalara imza atılması beklenmediği ve fakat küresel rekabete yönelik özelikle Başkan Putin tarafından verilecek mesajların dikkatli okunması gerektiği düşünülmektedir.

 

Dipnotlar

 

[1] Sinan Oğan, “The Black Sea: New Arena for Global Competition”, Turksih Policy Quarterly, Summer 2006.

[2] Sergiu Celac, “Five Reasons Why the West Should Become More Involved In The Black Sea Region, Ronald D. Asmus (der), A New Euro-Atlantic Strategy for the Black Sea Region ( Washington; The German Marshall Fund of the U.S., 2004,s.142.

[3] Vladimir İvanov, “Sivastopol Yerine Başka Yer Aranıyor… Rusya Deniz Kuvvetleri, Novorossiysk Yakınında Deniz Üssü İnşaatına Başlıyor”, Nezavisimaya Gazeta, 18 Şubat 2005.

[4] İncirlik üssüne sahip ABD bu üsse ilave olarak; İstanbul'daki Sabiha Gökçen, Diyarbakır, Gaziantep, Batman, Muş havaalanları; İzmir, İskenderun, Mersin, Trabzon ve Samsun limanları; İskenderun Limanı'ndan Irak sınırındaki Silopi'ye dek uzanan yol üzerinde bazı noktalarda kara lojistik üsleri ve Silopi'de taktik harekât üssü ABD’nin üs olarak kullanmayı talep etmektedir.

[5] 9 Kasım 1936'da yürürlüğe giren sözleşmenin, başlangıç yürürlük süresi 20 yıl olarak belirlendi. 9 Kasım 1956'dan itibaren akit devletlerin sözleşmeyi feshetme hakları doğdu. Ancak Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne taraf, eski SSCB, Romanya, Bulgaristan, Türkiye, Yunanistan, eski Yugosyavya, Fransa, İngiltere bu hakkı kullanmadı. Sözleşmenin başında Japonya akit devletti, ancak 1951 yılında, bu statüsünden kaynaklanan haklarından feragat etti. İtalya ise sözleşme Lozan'a taraf devletlerin katılımına açık tutulduğundan, 1938 yılında akit devlet statüsü almak istedi ve aldı

[6] Mevlüt Katık, “Na Cernom More Oboctrayetsya Geopolitiçiskoe Soperniçestvo”, www.eurasianet.org, 13.03.2006.

[7] Akdeniz’de görev yapan Aktif Çaba operasyonu, 11 Eylül terörist saldırılarının ardından, 2001 sonunda ABD’nin talebiyle NATO bünyesinde doğu Akdeniz’de kurulmuştu. ABD’nin yanısıra, Türkiye, İngiltere, İtalya, Yunanistan, Almanya, Hollanda ve İspanya’dan savaş gemilerinin yer aldığı operasyonda, bölgede seyreden ticari gemiler izleniyor ve teröre, silah kaçakçılığına ve suçlara karıştığından kuşkulanılan gemiler aranıyor.

[8] Bülent Uysal, “SSCB’nin Dağılmasından Sonra Türkiye İle Rusya Federasyonu İlişkilerinin Güvenlik Açısından Değerlendirilmesi”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı Yayınları, Yıl: 4, Sayı: 7, Şubat 2006.

[9] www.disisleri.gov.tr/MFA_tr/BasinEnformasyon/Aciklamalar/2007/Ocak/NO9_17Ocak2007.htm

[10] Bülent Uysal, “SSCB’nin Dağılmasından Sonra Türkiye İle Rusya Federasyonu İlişkilerinin Güvenlik Açısından Değerlendirilmesi”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı Yayınları, Yıl: 4, Sayı: 7, Şubat 2006.

[11] www.disisleri.gov.tr/MFA_tr/BasinEnformasyon/Aciklamalar/2006/Aralik/NO195_27Aralik2006.htm

[12] Bilge Buttanrı, Bölgesel Güç Karadeniz, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2004, s. 196.