Yakın tarihte savaşlar ve göçler yaşamış bir toplumuz. Savaşlarda kaybettiklerimiz nedeniyle acılarımız hala sıcaklığını korumakta. Yaşanılan savaşlar ve göçler nedeniyle hala travmalarımız mevcut.    

 

Uzun yıllardır ambargolar altında yaşıyoruz. Müzakere süreçlerinde her zaman çözümden yana olumlu tavır koymamıza rağmen ne yazık ki her zaman cezalandırılan taraf olmak bizleri mutsuz etmektedir. Görüşme süreçlerinin her defasında Rum tarafının katı ve uzlaşmaz tavırları nedeniyle bozulması çözüm umutlarının tükenmesine neden olmuştur.

 

Psikolojik durum özellikle son yıllarda ciddi anlamda uyarı veriyor. Boşanma oranlarında patlama yaşanıyor. Uyuşturucu, hırsızlık, kavga, kumar ve daha birçok adli konuda suç patlaması yaşanmaktadır. Trafikte işlenen suçlar ve kazalarda da çok ciddi oranda artış söz konusudur. Suç çeşitliliği ciddi anlamda artmış vaziyette. Şiddet olayları aldı başını gidiyor! Son dönemde siyasal, ekonomik ve sosyal alanda sıkıntılı günler geçiriyoruz.

 

Son olarak Gönyeli’de meydana gelen korkunç olayla birlikte hepimiz derinden sarsıldık. Etkilenmemek mümkün mü? Bir anne nasıl olur da kendi öz evladını iki gün boyunca defalarca bıçaklayarak yaşamına son verebilir? 

 

Boşanma safhasında olan kadın öyle anlaşılıyor ki, sırf eşine büyük bir acı yaşatabilmek için cinnet geçirdiği günlerde kendi öz oğlunun yaşamına son vermiştir. Bu olay öyle hafife alınarak ya da sadece uzmanların konusu denilerek geçiştirilecek bir konu değildir. Konu toplumsal bir mesele olarak ele alınmalıdır. 

 

Toplum içinde tahammülsüzlük arttı, kimsenin kimseye tahammülü yok. Herkes sabırsız, insanlar sadece kendi işini bitirmenin derdinde, geri kalan hiçbir şeyin önemi yok. Saygının, sevginin, hoşgörünün, ahlakın hiçbir önemi yok artık. 

 

Öyle ki toplum içerisinde başkalarının mutsuzluğundan (schadenfreude) beslenerek mutlu olanlar türedi. Schadenfreude literatürdeki ismi ile ‘başkalarının mutsuzluğundan mutlu olmak’ olarak ifade edilmektedir. Düşünebiliyor musunuz? Komşusunun, iş arkadaşının, akrabalarının, ya da kendisini potansiyel olarak tehlike gördüğü kişilerin mutsuz olması bazı kişileri mutlu etmektedir!

 

Komşusu, iş arkadaşı ya da bir akrabası evini yenilediği, boyadığı zaman, kendisi de evini yenileyerek boyamak zorunda hisseden.  Komşusu, iş arkadaşı ya da bir akrabası yeni bir ev eşyası aldığında kendisi de yeni ev eşyası almaya çalışan, araba almışsa araba almaya çalışan, arsa ya da ev almışsa oda aynısından almaya çalışan kişiler yok mu etrafımız da!

 

İş yerlerinde kendilerini potansiyel tehlike/rakip olarak gördükleri ya da kıskandıkları insanlara yüzlerine gülüp arkalarından her türlü kötülüğü yaparak kuyularını kazan insanlar yok mu aramızda? Ne yazık ki var…

 

Toplum içerisinde günümüzdeki en büyük sorunların başında kişisel hırs, ego, kıskançlık, haset, kin ve kibir gelmektedir. Gün içinde özel sektör ya da kamuda birçok kişi ile görüşerek muhatap olmak durumunda kalırız. İşte bu bağlamda örneğin özel sektör ya da kamuda kendisine en küçük bir sorumluluk verilen bazı kişiler dünyayı kendilerinin yarattığı düşüncesine kapılarak çevrelerindeki herkese hayatı çekilmez bir duruma getirebilmektedirler.

 

Psikolojik durum işte bu ve buna benzer durumlardan dolayı ciddi uyarı veriyor. Sorunların çözümü için öncelikle eğitim sisteminin bu amaca yönelik olarak yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Bunun için gerek yurt içinden gerekse yurtdışından, başarıları kanıtlanmış uzmanlardan hizmet alınmalı ve buna uygun politika, plan ve programlar geliştirilmelidir.

 

Fiziksel olarak sağlığımız ne kadar önemli ise psikolojik olarak da bir o kadar önemlidir. Psikolojik durumumuzu masaya yatırmanın ve devlet politikası olarak bu konunun üzerine gitmenin zamanı geldi de geçiyor! Sorunları görmezlikten gelerek, üzerlerini örterek, ya da halının altına süpürerek ortadan kaldıramayız.