Yunanistan’a düzenlediği ziyaretinde Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan, Türkiye ile İsviçre’nin Zürih kentinde 2009 senesinde imzalanan protokolleri iptal edeceklerini duyurdu.  Dün Atina’ya yaptığı ziyaret sırasında bir kez daha ülkesinin Türkiye ile yapılan ancak parlamentoların onayına sunulmayan Zürih Protokolleri’ni iptal etmeye hazırlandığını söyledi. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan Eylül ayında New York’taki Birleşmiş Milletler toplantılarında Ermenistan’ın 2018 ilkbaharında protokolleri iptal edeceğini açıklamıştı. Dün ise Nalbandyan, “Bu belgeler sonsuza kadar rehin kalamaz, bu nedenle Cumhurbaşkanı Sarkisyan BM’de Ermenistan’ın protokolleri iptal edeceğini açıkladı, 2018 baharını bunlar olmadan karşılayacağız” dedi.

 

Türkiye – Ermenistan arasında imzalanan Zürih Protokolleri’nin iki ülkedeki durumunu ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbandyan’ın açıklamalarını A. Gencehan Babiş, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Ermenistan ile Türkiye arasındaki protokollerin imzalanması sürecine genel olarak bakıldığında bunun iki ülke arasındaki ilişkilerden kaynaklanmadığı ilk olarak belirtilmelidir. Bölgede ABD’nin telkinleriyle başlatılan bu süreç İsviçre’nin arabuluculuğuyla devam etmiş ve Zürih kentinde tabiri caizse zor bela imzalanmıştır. Hatta imza seremonisinde Ermenistan Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan’ın imzaya yanaşmadığı ve o dönem ABD Dışişleri Bakanı olan Hillary Clinton’ın araya girmesiyle ikna edildiği, törenin de bu sebeple birkaç saat geç başladığı akıllardadır. 

 

"Nalbanyan'ın Açıklaması Ermenistan'ın Uzlaşmaz Tavrının Bir Çıktısı"

 

Ermenistan’da protokoller, ilk olarak Anayasa Mahkemesi’nin incelemesinden geçmiş ve burada kabul edilmiştir. Bu noktada Ermenistan Anayasası’nın 13 maddesinde Türkiye sınırları içerisinde yer alan Ağrı Dağı’nın devlet simgesi olarak tanımlandığı da ayrıca belirtilmelidir. Sonrasında ise Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, protokollerin askıya alındığına ilişkin 22 Nisan 2010 tarihinde açıklama yapmıştır. Dolayısıyla Nalbandyan’ın bu açıklamasının fiiliyatta herhangi bir değişikliğe yol açmayacağını ifade etmek gerekmektedir. Söz konusu demeç, Ermenistan’ın uzlaşmaz tavrının çıktılarından birisidir.  Bir diğer deyişle, malumun ilanıdır. Nalbandyan’ın açıklamasının yeniden gündeme getirilmesi aynı zamanda Türk tarafındaki tansiyonu ölçmek bakımından bir yoklama açıklaması olarak da değerlendirilebilir. Ne var ki, önceki sürece bakıldığında ABD’nin inisiyatifinin olduğu net şekilde ortadadır. Bugün ise Türk – Amerikan ilişkilerinde bir “Ermeni faktörü” gündeme gelmeden önce iki taraf için de asıl sorun kendi ilişkilerini normalleştirmektir. İlişkilerini normal rayına oturtamamış Türkiye ve ABD’nin Ermenistan ile bir normalleşme için konuşması olası şu an için zaten olası değildir.

 

"3 Kez TBMM'ye Gelen Protokollere Nokta Koymanın Vakti Gelmiştir"

 

Türkiye ise protokoller TBMM’nin 23. yasama döneminde imzalanmış ve prosedür gereği meclis genel kurulundan önce TBMM Dışişleri Komisyonu’na gelmiştir. Ermenistan, askıya aldığını ifade etse de Türkiye’nin uzlaşmadan kaçmayan ülke olduğunu uluslararası kamuoyuna göstermek amacıyla gündeminden kaldırmamıştır. 2009 yılının 21 Ekim’inde Dışişleri Komisyonu’na gelen diplomatik ilişkilerin kurulması ve ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin protokoller, 24. yasama döneminde ise 1 Ekim 2011’de Dışişleri Komisyonu’na gelmiştir. 25. dönem zaten geçici hükümet olduğundan bu süreçte kritik işlemler yapılmamıştır. 26. yasama döneminde ise yine Dışişleri Komisyonu’na 18 Şubat 2016 tarihinde gelmiştir. Bu süreç içerisinde Ermeni diasporasının çabalarıyla Fransa parlamentosunda 2011’de sözde soykırımın inkarının suç sayılmasına ilişkin yasa tasarısı onaylanmış, sözde soykırımın yıldönümü olarak kabul edilen 24 Nisan tarihinde Ermenistan’da Türk bayrağı yakılarak Türkiye’ye yönelik büyük saygısızlıklar yapılmış, Ermeni temsilcilerin uluslararası toplantılarda Türkiye’ye karşı hasmane tutumları ve açıklamaları devam etmiştir. Bütün bunların yanında Ermenistan aynı zamanda Türkiye’nin kapıları kapatma sebebi olan Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki işgalini sonlandırmamış üstüne üstlük sivillere yönelik katliamlarını sürdürmüştür. Türkiye Ermenistan’a 1993’te zor durumdayken buğday satışı yapmış, ayrıca elektrik sağlanmasında önemli rol oynamıştır. 1995’te de hava koridorunu Ermenistan’a açan Türkiye’ye yönelik tavırda herhangi bir değişiklik olmamıştır. Sarkisyan’ın benzer sözlerinin ardından Nalbandyan’ın bu açıklaması sonrası Türkiye’nin açıklama bile yapmadan yetkili mercilerini toplayıp artık kendi açısından hiçbir kazanım getirmeyen bu anlamsız maceraya nokta koymasının zamanı gelmiştir.

 

"Protokollerden Sonra Türkiye – Azerbaycan İlişkileri Öncekinden Daha Yüksek Seviyeye Çıktı"

 

Türkiye’nin Ermenistan’ın ilişkilerini ilişkilerin yeniden sağlıklı düzleme oturtulma gayretlerinden ilki bu değildir. Daha önceki dönemlerde de birçok defa normalleşme adımları atılmıştır; ama 2008 – 2009 yıllarındaki “futbol diplomasisi”nden farklı olarak hayata geçirilmek istenen çabalarda Türkiye’nin yanında Azerbaycan, önünde de Ermenistan’a sunduğu şartlar olduğundan ötürü özellikle Azerbaycan ile ilişkilerde bir problem yaşanmamıştır. Bu süreçte yaşanan sıkıntılar da iki ülke arasındaki bağların sosyal, ekonomik, tarihi olarak güçlü olmasından ötürü kısa sürede aşılmış ve ilişkiler önceki sürece göre daha yüksek düzeyde seyretmiştir.

 

"Sıfır Sorun Polikasının En Kolay Testini Bile Geçemediğinin Göstergesi"

 

Türkiye’nin dış politikasında uygulanmak istenen “komşularla sıfır sorun politikası”nın en kolay test edileceği ülke Azerbaycan olmasına rağmen bu politika var olan iyi ilişkileri daha iyi bir noktaya çıkarmak bir yerde dursun olan iyi ilişkileri de bozmuştur. Tarihi, kültürel, sosyal alanlarda iki kardeş olarak tanımlanan hatta aralarındaki ilişki “iki devlet tek millet” şeklinde özetlenen Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler bu kavramın en kolay uygulanacağı yer olmasına rağmen burada bile sorunlara yol açmıştır. Kısaca komşularla sıfır sorun en kolay testini bile geçemediği anlaşılmıştır.