Türkiye ile Ermenistan arasında 10 Ekim 2009 tarihinde imzalanan protokoller her iki ülkede ve hatta Azerbaycan’da değişik tepkilerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu süreç içerisinde her kesimden farklı tepkilerin gelmesi doğal bir süreç olarak kabul edilmektedir. Ancak protokoller imzalanmasının üçüncü gününde yetmişli yıllardan başlayarak Türk diplomatlara karşı giriştiği terör faaliyetleri sonucu 47 diplomatımızı şehit eden ve onlarcasını da yaralayan ASALA Terör Örgütü’nün (Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia (ASALA) – Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu) yeniden Ermeni basınında boy göstermesi pek hayra alamet olmasa gerek.

 

Ermenistan ile normalleşme sürecini yakından takip eden ve bu çerçevede Ermenistan basınını izleyen TÜRKSAM 13 Ekim’de ASALA’nın bu bildirisini Ermenistan basınında tespit etmişti. Ancak bu bildirinin yayınlanıp yayınlanmaması konusunda bir karara varamamıştık. Zira bu bildirinin Türkiye’de basında bu kadar yer alabileceğini de tahmin etmemiştik. Zira ASALA’nın bu bildirisinin yayınlanması dolaylı olarak bu terör örgütünün reklamını yapar duruma düşmemize sebep olurdu endişesi taşımaktaydık. Ancak bu haberin Türkiye’de basına yansıması bu konuyu yeniden ele alamıza sebep olmuştur.

 

ASALA’nın yeniden hortlaması ve/veya hortlatılmasının iki açıdan ele alınması gerekmektedir. İlk olarak ASALA’nın ortaya çıkmasının Kürt açılımı çerçevesinde ele alınması gerekmektedir. Zira ASALA’nın piyasadan çekilmesi sonrasında PKK terör örgütünün devreye sokulmasının bir tesadüf olduğuna biz hiçbir zaman inanmamış ve bu iki terör örgütü arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu düşünmüştük. Hala da bu şekilde düşünmekteyiz. Zaman zaman PKK terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlarda Ermeni milliyetine mensup teröristlerin de ele geçirilmesi, Ermenistan istihbarat servislerinin PKK terör örgütüne teknik ve lojistik destek vermesi, bazı Rus silahlarının temin edilerek PKK’ya iletilmesi ve bu silahların kullanımı konusunda eğitim verilmesi gibi hususlar hiç kimse için sır değil. Kaldı ki, bugün Ermenistan’da PKK terör örgütünün resmi temsilciliği Erivan’ın en işlek caddelerinden birisinde halen varlığını sürdürmektedir. İç içe geçmiş girift yapısı ve organik bağı her iki terör örgütü arasında bir görev taksimi ve devir teslimi akıllara getirmektedir.

 

ASALA seksenli yılların sonuna doğru terör faaliyetlerini askıya alırken PKK terör örgütü kurulmaya ve o görevi ASALA’dan almaya başlamıştı. Şimdi ise tersi bir sürece şahit olunabilir. Zira hükümetin “Kürt Açılımı” çalışmaları çerçevesinde PKK terör örgütünün bitirilmesi hedeflenmekte ve PKK’nın dağdan indirilmesi istenmektedir. Türkiye içerisinde PKK’nın siyasi kanadı gibi davranan DTP’nin yeniden meclise girmesi, Irak’ın kuzeyinde fiili bir Kürt yönetiminin ortaya çıkması ve ABD’nin artık Irak’tan çekilmeye başlaması sürecinde ve Iraklı Araplar ile Kürtler arasında sorunların da ön plana çıktığı bir zamanda Türkiye’ye bölgede daha fazla ihtiyaç duyulmakta, ama PKK’nın da Güneydoğu bölgemizde misyonunu önemli ölçüde tamamladığı görülmektedir. Böylesi bir ortamda PKK terör örgütünün üst düzey üç yöneticisinin ABD tarafından uyuşturucu ticaretiyle doğrudan ilişkilendirmesi ve malvarlığına el koyması da PKK’ya olan ihtiyacın giderek azaldığını göstermektedir. PKK’ya ihtiyacın azaldığı bir dönemde de ASALA’nın ortaya çıkmasının tesadüf olmadığını söylemek için yeterince sebep bulunmaktadır.

 

İkinci olarak bu konuyu Ermenistan iç dengeleri açısından değerlendirmek gerekmektedir. Ermenistan devlet geleneği çok eski olmayan, kurum ve kuruluşlarında geniş bir geleneğin oluşmadığı ve zaten bağımsızlığını da Sovyetler Birliği dağıldığı için 1991 yılında kazanan bir ülkedir. Bu sebeple Ermenistan her türlü gelişmeye açık bir ülkedir. 27 Ekim 1999’da Ermenistan Parlamentosu’na düzenlenen saldırı sonucu başbakan dahil önemli devlet adamlarının öldürülmesi, 1997 yılında Levon Ter Petrosyan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile barışma girişimlerinde bulunduğu için iktidardan bir saray içi darbeyle uzaklaştırılması ve ülkede diasporanın etkin imkanları dikkate alındığında Ermenistan’ı her türlü gelişmeye açık hale getirmektedir.

 

http://www.armtoday.info adresinde yer alan ve TÜRKSAM Ekim Dönemi Stajyeri Ferit TEMUR tarafından Türkçe’ye çevrilen “ASALA: Yeni Ermeni Özgürlük Mücadelesinin Üçüncü Etabı Başlamıştır” başlığı ile yayınlanan ve aşağıda verilen bildiride ASALA’nın yeniden terör eylemlerine el atacağı yönünde çok net ifadeler olmasa da özellikle de onuncu maddede protokolün batılı devletler tarafından imzalatıldığının söylenmesi, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine “Batı Ermenistan” denilmesi ve bu bölgelerde Batılılar tarafından bir “Kürdistan” devleti kurdurulmak istenmesi tespitinin yapılması ilginç bir nüans oluşturmuştur.

 

ASALA: Yeni Ermeni Özgürlük Mücadelesinin Üçüncü Etabı Başlamıştır

 

Elimizde ne var?

Prensip olarak; ‘her işte bir hayır vardır’

O halde, Ermeni – Türk protokolleri ve Madrid ilkeleri ifşa olduktan sonra ne yapmamız gerekiyor?

 

Önce olumsuz gerçekler üzerine

1.      Madrid ilkeleri Karabağ sorunun düzelmesinde gerçek tabloyu yansıtmamaktadır. Minsk grubu sadece bunca yıl boyunca çatışmanın normal, uluslararası hukuki ve yasal çözüm sürecini tıkamış, üstelik çözümü yanlış bir mecraya kaydırmıştır.

2.      Ermeni – Türk protokolü Batum, Gümrü ( Aleksandrapol ), Moskova ve Kars antlaşmalarının pek çok maddesinde tekrar edilen Türk önşartlarını içermektedir.

3.      Ermenistan Cumhurbaşkanı, Ermenistan Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı, Ermenistan egemen siyasi eliti Protokollerin onaylanması hususunda kararlılar ve bizde demokrasinin yokluğu gibi ciddi bir sorun olduğundan, onları Diaspora, Ermenistan, Dağlık Karabağ ve Cevahati Ermenilerinin bu sorundaki gerçek pozisyonları hiç ilgilendirmemektedir.

4.      Ermenistan Cumhuriyeti’nin Bağımsızlığı’na yönelik bir bildiri talebini ve Ermenistan Cumhuriyeti anayasasının durumunu hiçe sayan Ermenistan ulusal meclisi Protokolleri onaylamak için toplanmaktadır.

5.      Protokol konusunda üçüncü taraf olan Avrupa Birliği’nin özenle hazırladığı olayların gelişiminin bir grafiğine sahibiz. Türk ve Ermeni futbol takımlarının aynı gruba dahil edilmesi ve karşılaşmanın, projenin gerçekleştirilmesinin ilk aşamasına önce ‘futbol diplomasisinin’ koyulması, son aşamasına ise iade maçının, protokollerin onaylanmasından sonraki gün olan 14 Ekim olacak şekilde ayarlanması çok önceden kararlaştırılmıştır. Bursa’daki gelecek karşılaşmaya UEFA Başkanı Mişel Platini iştirak edecek.

6.      Nahçivan’da Türkçe konuşan altı ülkenin, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan, yetkilileri tarafından bir buluşma düzenlendi. Aliyev Ermenistan Zangezur Cumhuriyeti’nin ‘ele geçirilmesiyle’ ilgili önşartlar dile getirdi. Aslına bakılırsa Pan-Türkçülük projesi yeni bir yolla uygulamaya koyulmaktadır.

7.      Türkçe konuşan dört Orta Asya cumhuriyeti olan Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın birinci şahısları kuvvetle muhtemel ( ABD, İsrail, AB ittifakı ) Batının onayını alarak BDT’nin son toplantısının çalıştayına iştirak etmediler. Çağdaş Pan-Türkçülük uygulamaları İran, Suriye, Irak, Ermenistan, Rusya, Çin ve Hindistan’a karşı yönelmiştir.

8.      Protokollerin imzalanması törenine ABD, Fransa, Rusya ve AB’nin Dış ilişkiler teşkilatlarının temsilcilerinin katılması, Ermenilerin haklarının dünya devrimi adı altında yok sayıldığı 20. y.y. başındakine benzer şekilde, bu sefer küreselleşme adı altında tekrar ilk sırada Ermeni haklarının çiğnenmesi sorunu ortaya çıkmıştır.

9.      Protokollerin imzalanmasında sonra Türkiye Dış işleri Bakanının yapması gereken konuşama önkoşullara haizdi.

10. Protokollerin onaylanmasıyla evvela, yeni bölgesel çatışmaların, ihtilafların, soykırım teşebbüslerinin ve ABD silahlı kuvvetleri emekli subayı Ralf Peters’in haritasıyla uyumlu olarak Orta Doğu’nun haritasını yeniden şekillendirme amacının temeli atılacaktır. Suriye, İran, Türkiye ve ‘89 yıldır Türkiye işgali altında olan Doğu’ ve Batı Ermenistan’ın toprakları koparılarak oluşturulan bu haritada Bağımsız Kürdistan adı altında yeni bir devlet gösterilmektedir. Ermenistan’ın, çoktan başlamış olan projenin gerçekleşmesine uluslararası hukuki yollarla müdahale edememesi için ABD-İsrail-AB ittifakı net bir planla Ermeni-Türk protokolleri paketini çıkarmakta, bu da son gelişmelerin önemini ortaya koymaktadır. 

 

Şimdi sürecin olumlu yönlerini saptayalım

1.      Protokoller ve altı haftalık müzakereler, gerçekten küçümsenmemesi gereken tüm Ermeni kuvvetlerinin dayanışması ve birleşmesi konusunda, Ermeni sosyo-politik fikir ve hareketleri namına güçlü bir etken oldu.

2.      Milli bağımsız ve egemen bir devlet kurup şekillendirmeden öyle ya da böyle önemli ulusal projelerin ortaya atılması ve kararlaştırılmasının mümkün olmadığı çok net ortaya çıkmıştır.

3.       Çekici gibi görünen ama gerçekte sömürü düzeninin kurduğu, siyasi süreç olan Avrupai entegrasyona dair buyruklar ve tavsiyeler dâhil her türlü dış baskıdan uzak olması gereken, kesinlikle milli, tamamen demokratik, adaletli, hukuki ve sosyal olarak güvence altında olan bir devlet iktidarı modelinin Ermenistan’da kurulması gerektiği belli olmuştur.  Bu istisnai olay ( son gelişme ) bunun için imkan tanımaktadır.

4.      Bu bahane, birleşmeleri mümkün gibi görünmeyen ve bu yüzden imkân verilmeyenler dâhil tüm Ermeni güçlerinin uzun vadeli önemli projeler etrafında birleşmeleri için parlak bir fırsat sunmaktadır.

5.      Ermeni evrensel medeniyetini savunma ve koruma teşkilatı ( oluşumu ) başlıca görevlerden birisi olarak durmaktadır.

6.      Başlıca diğer görev ise Ermenilerin potansiyellerine ve maneviyatlarına yeniden gerçek değeri vermek ve bu ruhu, ulusal projelerin gerçekleşmesi yoluna yönlendirmektir.

7.      Ermenistan’ın toprak bütünlüğünü yeniden kurma olan ihtimamlı ulusal proje, bize karşı diğerleri nasıl yapıyorsa aynı şekilde bizim günlük işimiz gibi gerçekleştirilmelidir. Evet, Batılı siyasetçiler ve yetkililer, propaganda yaparak, uluslararası nefreti yayarak, aynı zamanda dış devletlerin ve uluslararası kanunların sorumluluğuna düşen eylemler olan yeni savaşları ve soykırımları kışkırtarak gece gündüz çalışmaktadırlar.

8.      Protokoller üçüncü bir tarafın ( muhtemelen AB ya da ABD-İsrail-Türkiye ittifakı ) doğrudan katılımıyla düzenlendiler. Bunda, her bir taraf için olumlu ve olumsuz yönleri içerecek şekilde belirtilen maddelerin buraya dahil edilmesi etkeni vardır. Bu, planın kurgulanmasıyla uyumlu bir şekilde, ihtiyaç halinde taraflardan her birine ya da ayrı ayrı olarak eşit derecede baskı göstermek gibi yüksek bir amaçla yapılmıştır.

9.      Protokollerde Ermenilerin umutları, hedefleri ve çıkarlarıyla tamamen uyuşan madde ( formül ) vardır. Eğer protokoller parlamenterler tarafından onaylanırsa özellikle bu noktanın ( hususun ) gerçekleşmesi için çareler bulmak gerekecektir. Tez zamanda Türk tarafının dikkatini ona ( bu noktaya ) kaydırmamak için biz burada bu hususu açmıyoruz.

10. Bu doğrultuda, zaferle sonuçlanmak zorunda olan yeni Ermeni özgürlük mücadelesinin üçüncü etabı başlamıştır.

 

 Ermenistan Bağımsızlığı için gizli Ermeni savaşçıları ordusu teşkilatı (ASALA) ve eski siyasi yükümlüler.

 

Metnin Rusça orijinali için:

http://www.armtoday.info/default.asp?Lang=_Ru&NewsID=16218&SectionID=0&RegionID=0&Date=10/13/2009&PagePosition=1