“Kürt sorunu”nun çözümünde son dönemece girildiğinin sıkça tekrarlanmasına paralel olarak kırsal ve kentlerdeki olayların yoğunluğunda da bir artış görülmektedir. Suriye’deki Kürt halk hareketliliğinin Türkiye’dekilerle kesişen noktalarının bulunması dönemin göze çarpanları arasındadır.

 

Konuya kırsal tarafından bakarsak: Daha önce belirttiğimiz gibi terör örgütü için Hakkari kırsalında ve yerleşim birimlerinde alan denetiminin tümüyle ele geçirilmesi son derece önemlidir. Aynı ölçüde önemli bir diğer bölge ise Hatay ve kırsalıdır. Hakkari, sert coğrafyası bakımından, üç ülkenin sınırlarının birleştiği nokta bulunmasından ve tüm bu özellikleri nedeniyle PKK’nın ikmal ve irtibat kanalı olmasından ve üslenme alanlarına yakınlığından dolayı önemlidir. Bu bölgenin özelliği anahatlarıyla budur. Hatay’ın özelliği ise biraz daha farklıdır. Öncelikli olarak örgütün sınır geçişi için elverişli bir konumdadır. Üstelik bu, birbirine akraba bir halkı iki ayrı ülkede yaşama zorunda bırakan bir sınırdır. Hatay, Hakkari’dekine benzer olarak PKK birimlerinin hareketliliği, bölgeler arası bağlantıları için de ayrıca önemlidir.  Dahası Ermenistan’ın, Rusya’nın ve İran’ın derinliklerini K. Irak üzerinden Doğu Akdeniz’e bağlama üstünlüğü bulunmaktadır. Bu coğrafyadaki parçalar arasındaki irtibat ve ikmal kanallarının açık olmasının önemi PKK için büyüktür. Son günlerin öne çıkan bir önemi olarak da Suriye’deki Kürt halk hareketini Türkiye’dekine bağlama konusundaki PKK umut ve planlarını saymalıyız.

 

Kürtçülük konusunda son günlerin üzerinde durulmaya değer olaylarından birisi 7 PKK’lının öldüğü Hatay/Hassa Meşrepe Tepe mevkiinde çıkan çatışmadır. Terörist grubun üyeleri ve üzerlerinde ele geçen silah-mühimmat ve cihazlar, daha ilk bakışta dikkati çekmektedir. Ölenlerden birinin PKK’nın adlandırdığı şekliyle, “Amanos Eyalet” sorumlusu olması bunun kanıtıdır. Farklılığı bulunan bu olayda, güvenlik güçlerinin elindeki istihbarat bilgilerinin operasyondaki risk faktörünü en aza indiren mükemmellikte olduğundan, bu sayede operasyonun yapılan planlama doğrultusunda gerçekleştiğinden şüphe edilmemelidir. 

 

Basına verilen bilgilere dayanarak gruptan ele geçenler arasında; 7 ad. M-16, 5 adet roket, 6 adet roket sevk fişeği, 30 adet el bombası, 163 adet fünye, 10 adet el yapımı patlayıcı madde düzeneği, 4 adet dürbün, 5 adet telsiz, 40 adet M-16 piyade tüfeği şarjörü, 3 adet tabanca şarjörü, 3 bin adet M-16 piyade tüfeği fişeği, 60 adet mm tabanca fişeği, 2 adet GPS cihazı, 2 adet dijital fotoğraf makinesi, 1 adet ses kayıt cihazı, 2 adet cep telefonu, 1 adet akım ölçer, 41 adet 100’lük ABD doları, 4 adet radyo ve muhtelif askeri teçhizat bulunuyor.

 

Taşıdığı silah-mühimmat-teçhizat ve cihazlara bakarak bu grubun sıradan bir devriye ve denetim ekibi olmadığını düşünmek isabetli olacaktır. Aksi olsaydı, kırsalda sadece denetim görevi yerine getiren bir grubun hareket yeteneğinin yüksek olması için çok daha hafif ve daha basit donanımlı olması gerekirdi. Dolayısıyla bu grubun, hareket ve iletişim kabiliyeti yüksek, son derece önemli hedeflere yönelebilecek, uzun süre çatışabilecek, kopma yaşanması halinde birbirleriyle süratle irtibat sağlayabilecek, yerleşim birimlerindeki unsurlarla ilişkiye geçebilecek vurucu eylem gücü bulunan bir özelliğe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Yine aynı çerçevede ileri teknoloji ürünü cihazları kullanabilecek eğitimi almış olduklarını söylemek de mümkündür.

 

ÖCALAN ve KCK “demokratik barış” süreci konusundaki adımlarında samimi olsalardı sayısında artış gözlenen mayınlı ve başarısız kalan saldırı eylemlerinden kaçınırdı. Oysa durum tam tersine. Barış iddiasıyla attığı her adımda silahlı gücünü masada koz olarak tutmaktadır. Bu arada silahlı-mayınlı faaliyetlerinde gözlemlenen hareketliliği örgüt bünyesinde “barış süreci”nden hoşnut olmayan ve kendi başına hareket eden gruplara bağlamak doğru değildir. Adı ister TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri), ister HPG (Halk Savunma Güçleri) olsun tümü kayıtsız-şartsız KCK’ya bağlıdırlar. Ana karargâhın ve ÖCALAN’ın talimatlarına aykırı hareket etmeleri mümkün değildir.

 

Kırsaldaki eylemlerle eşgüdümlü olarak kentlerde de “sivil itaatsizlik” eylemleri sırasında kışkırtılan kitle güvenlik güçleriyle çatışmaya ve devleti temsil eden kurumlara saldırmaya zorlanıyor. Verilen eğitim sayesinde sokaklarda, meydanlarda kitleyi ustalıkla sevk ve idare edebiliyorlar. Kalabalıkların arasında gizledikleri militanların havai fişek ve molotof saldırılarıyla güvenlik güçleri müdahaleye zorlanıyor. Yapılan müdahaleler ise halka karşı yapılmış gibi gösteriliyor. Halkta örgütün gücünün devletin gücüne eş olduğu, devletin yaptırım gücünün kalmadığı izlenimi ve hemen ardından da özgüven duygusunun yaratılması amacıyla şal-şepikli adeta askeri disiplin içerisinde hareket eden militanları sergiliyor. Bu konuda da göze çarpan bir nokta olarak belirtmek gereklidir ki; şal-şepikli militanların gösterisi de bir Filistin taklitidir.

 

PKK’lıların Mısır’dakine benzer bir sanal dünya örgütlenmesi bulunuyor. Bir önceki yazıda da belirtmiştik; bu sanal dünya iletişimi güçlü bir PKK diasporasının bulunduğu batı Avrupa’dan çıkıp, Suriye’yi, Irak’ı ve tabii ki bizi kapsıyor. PKK’nın kırsal ve kent kadroları dijital teknolojiden olabildiğince yararlandıkları açıkça görülüyor. Aralarında haberleşmek için bloglardan ve diğer sanal paylaşım sitelerinden büyük ölçüde yararlanıyorlar. Kendi pencerelerinden gördükleri olayları, kurdukları ağ sayesinde en uç noktadaki yandaşlarına kadar aktarıyorlar. İddialarının inandırıcı olması için kendilerine yakın bazı batılı yazar ve yorumcuların görüşlerine de yer veriyorlar. 25 Mart 2011 tarihinde internet sayfasında David WILKINSON imzalı, “Kurds in Syria 'waiting to take to the streets,' academic says-Biliminsanı, Suriye’de Kürtlerin sokaklara çıkmak için beklediklerini söylüyor” başlıklı yorum bunun bir örneğidir.

 

PKK, her ne kadar dünyaya meşru dayanaklar üzerine inşa edilmiş kuruluşları olan, işleyen kuralları bulunan bir halk örgütü olarak sunsa da, uluslararası bir terörist ve organize suç örgütü olduğu gerçeğini dışa vurmaktan da kurtulamamaktadır. Çıkarı doğrultusunda günün gereklerine göre tutum izlemesinin son örneğini Suriye’ye olan yaklaşımında görüyoruz. Şam’da karargâh kurmasına izin veren baba ESAD’ın ölümünde yas tutan, yayın organlarında “Suriye Aslanına Ağlıyor” şeklinde başlık atan PKK, bugün destek görmediği için düşman olduğu oğul ESAD’ı devirmek için çaba gösteriyor. Bu çabasını ise Kürt halkının mücadelesinin arkasına gizliyor. Bugünkü iddia ettikleri dün de mevcut olduğu halde olayları çıkarlarına göre değerlendiriyor. Suriye ile sınırımız çizilirken Sykes-Picot etkisi altında kalan egemenlerin Kürt halkına değer vermeden kendi arzularına göre davranmaları bugünkü sorunların bir nedenidir. Yine ayrıca Suriye’nin topraklarında yaşayan Kürtleri vatandaş olarak tanımamasının gerekçesi ise; 1945 yılının küresel çaptaki kargaşa ortamından yararlanan bölge ülkelerindeki Kürtlerin Suriye’ye giderek yerleşmeleri ve buradaki nüfus yapısını lehlerine değiştirmeleridir. Baba ESAD zamanında aldırılmayan bu sorunlar bugün arası bozuk olduğu için oğul ESAD’ın ipini çekmekte kullanılmaya çalışılıyor.