PKK, ısrarlı ve programlı bir şekilde kamuoyunun gözünde meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Yumuşak güçler de bu çabaya tüm güçleriyle destek veriyorlar. Kullandıkları meşruiyet tezlerini sürekli olarak yeniliyorlar. Terörün en kalleş taktiklerine başvuran PKK’lıların Tokat’ta gerçekleştirdikleri pusu eylemini mazur gösterme taktiklerinin, Hakkari’deki eylemden sonra işe yaramadığını görerek derhal yenisine geçiyorlar. Bu alanda da sürekli olarak yer değiştirenlerin değiştirmedikleri tek nokta barış için iki tarafta da silahların susması iddialarıdır. Bir gün oluyor IRA modelini ortaya atıyorlar ve fikir özgürlüğüyle terör arasındaki farkı ayıramayanlar ile kasten ayırmayanlar basın-yayını kullanarak IRA’nın barış sürecinin PKK için de geçerli olacağını öne sürüyorlar. Bir kimseye elli santimlik tahta yutturur gibi gerçeği müthiş bir maharetle eğip, büküyorlar. Oysa, IRA’nın örgüt yapısı, arkasındaki katolik halk desteği, eylemlerinde dikkatle kullandığı terörün ölçüsü, bölgesel kalma özelliği gibi temel sadece birkaç bilgiye bakılması halinde bile bütün gaflet ya da sahtekârlıkları ortaya çıkacaktır.

 

Tarih bile bunların elinden yakasını kurtaramıyor. Yedi düvelle kazmayla, çıplak elle yapılan mücadele sonucunda Osmanlı yangınından kalan küllerden çıkarılan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunu bile tartışmaktan kaçınmıyorlar. Türkiye’nin etnik Türk milliyetçi özelliği nedeniyle Kürtlerin ikinci sınıf vatandaş olmaya tahammül edemeyerek ayaklandıklarını iddia edebiliyorlar. Gerçeği bırakıp yalan ve iftirayla meşgul olanlar diğer üç parçadaki Kürtlerin durumunu hep dikkatlerden uzak tutuyorlar. Resmi kaynakların açıklamalarına itibar etmeyebilirler ama Kürdistan Bölgesel Yönetiminin başkanı olan Mesut BARZANİ’nin, 15 Haziran 1993 tarihinde (lütfen tarihin 2000’li yıllar değil de 1993 olduğuna dikkat ediniz) İstanbul’da bir yemekte yaptığı konuşmasındaki sözlerini kulaklarına küpe yapmalılar. Türkiye’deki Kürtlerin sahip oldukları demokratik hakların kendilerine de verilmesi dileğinde olan BARZANİ; "Bugün Türkiye'de yönetime muhalif Kürt dergileri, Kürt gazeteleri var. Bizim Bağdat'ta Saddam'a muhalif tek bir kitap basmamız dahi mümkün değil. Bizde hiç bir zaman legal mücadele verme koşulları olmadı." demiştir.*

 

Terörle mücadelenin içte ve dışarıda yürütüleceği alanlar çeşitlidir. Devletin sosyal politikalarından, INTERPOL bağlantılarına kadar gider. Fazla uzağa gitmeden bakalım… Söylenecek sözün çok olmasına rağmen PKK’ya meşru bir kimlik kazandırma çabasında olanların dikkate almak zorunda oldukları birkaç husus bulunmaktadır:

 

– Terörle mücadelenin birinci kuralı terörist örgütün eylem gücünün yok edilmesidir. Eylem gücünden silahlı, mayınlı eylemler kadar taşlı-sopalı kitle eylemleri anlaşılmalıdır. İkinci kuralı ise paranın izinin sürülmesidir. Kimin elinden çıkıp, kimin cebine girdiğinin belirlenmesidir. Bugün PKK’nın ağırlığını hissettirdiği yerlerdeki altın ve döviz piyasalarının hangi kayıtdışılık altında döndürüldüğü unutulmamalıdır. İşyerinin büyüklüğüne göre terör örgütünün aldığı binlerce liralık haracın işletmenin muhasebe kayıtlarından kaçırıldığı aydınlatılmalıdır.

 

– AB ülkelerinden çıkışta bir kimse beraberinde yalnızca 7 bin euro nakit para bulundurabilir ve bu denetimin uygulanmasında diğerlerinden çok daha hassasiyet gösterilir. Böyle olduğu halde PKK’nın nasıl olup da AB içerisinde ve AB ülkeleriyle K. Irak arasında bavullarla nakit para taşıyabildiğinin düşünülmesi gerekir.

 

– Diyelim ki Fransa’dayız… Herhangi bir derneğin kasasına giren para çok sıkı denetlenir. Bir derneğin mali durumunun soruşturulması için şüphe bile yeterlidir. Bu konuda Fransız Yargıtay’ının kararında kelimesi, kelimesine; “Bir dernek hakkında inceleme başlatılması için, yapılan bağışın niteliğinden şüphe edilmesi yeterli bir gerekçedir.” hükümü bulunmaktadır. Bir başka maddede; "derneğe verildiği ifade edilen paranın hangi amaçla bağışlandığı yargıçların büyük bir dikkatle üzerinde durdukları nokta olur." denilmektedir. Yine aynı konuda "Yardımın yıllık toplamı 153 bin Euro'yu geçmesi halinde bir hesap denetleyicisinin tayini zorunludur. Devlet her iki yılda Resmi Gazetede izin verdiği yardımların miktarını yayınlamak durumundadır." yargısı bulunmaktadır. * Bugünkü (20.08.2011) haber ajanslarında Avrupa’daki PKK’ya ait tabela derneklerinin sayıları hakkında bilgi veriliyor. Şimdi Fransa’dakinin aynıyla bunca sıkı denetimin altındaki derneklerin nasıl olup da büyük miktarlardaki parayı çevirebildiklerinin üzerinde durulmalıdır.

 

– Aynı yolla PKK’nın sınırlarımız içinde kurdurduğu derneklerin, yayın organlarının nasıl olup da ayakta kaldıklarına, her birinin aralıksız bir tempoyla konferansları, atölye çalışmalarını veya festivalleri hangi paralarla gerçekleştirdiklerine dikkat edilmelidir.

 

– Sabah evinden çıkan bir ortaöğrenim çocuğunun öğleyin elinde taşla polise saldırması karşısında okul yönetiminin, yerel ve mülki yöneticilerin neden ellerinin kollarının bağlı kaldığının nedenleri üzerinde kafa patlatılmalıdır.

 

– PKK güdümündeki kurumların izin alarak düzenledikleri açık hava gösterilerinin çatışmaya dönüştüğü olaylarda banka veya işyerlerine verilen zararın toplantıyı düzenleyenlerden tazmin edilemediğine bakılmalıdır. Hep örnek olarak önümüze sürülen batı demokrasilerinde bu işlerin böyle yürüdüğü göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca toplumsal olaylarda neden belediye gibi kurumlara saldırılmadığının, çok yaygın bir şekilde kaçak elektrik kullanılırken neden kaçak su kullanılmadığının üzerinden atlanılmamalıdır.

 

– Devletle sözde barış gerçekleştirme sürecini başlatan PKK’nın tek bir eylemde yüzlerce kilo plastik patlayıcıyı neden kullandığını, bunca büyük miktardaki patlayıcıyı nereden bulduğunu, barış ile gözünü bu kadar kan bürümüş olduğunu, özel görevlerin mühimmatı olan zırh delici mermiyi, optik ve termal alıcıları engelleyen son teknoloji ürünü olan nanoteknolojik askeri kıyafeti nasıl elde ettiğini görmek zorundadırlar.

 

* “Kürt Sorunu” mu Yoksa Örtülü İstihbarat Operasyonu mu isimli kitabımızdan